Röportaj: Oktay Derelioğlu

Sizin kuşağın anneleri futbola genellikle karşıdır. Babanızdan ayrı büyüdüğünüz için annenizi aşmanız zor olmadı mı?

Babam ben çok küçükken annemi terk edip ABD’ye gitmiş. Yaklaşık 30 yıl orada yaşadı. O yüzden benim için bir ölüden farkı yok. Ona karşı hiçbir duygu beslemiyorum. 39 yaşımdayım, babamı en fazla beş defa görmüşümdür. Annem benim kıymetlim. Beni hiç kırmadı.

Anneniz aileye maddi olarak yetebiliyor muydu? Siz de ek işler yaptınız mı?

Bir matbaada çalışıyordum. Hatta ustam bana “Futbol oynamazsan sana iki katı para veririm” diyordu. Para harcamamak için Sultanahmet’ten Karagümrük’e yürüyerek giderdim ama yine de antrenman kaçırmazdım. Bir gün ustamı Karagümrük’teki maçıma çağırdım. O maçta da beş gol attım. Bana “Sen futbola devam et” dedi (gülüyor). Sokaklarda limonata sattım, su sattım. Olduğu kadar yemenin ne demek olduğunu bilirim.

Futboldan ilk paranızı ne zaman kazandınız?

16 yaşımdaydım. Karagümrük’ten aldığım parayla anneme Fatih’ten ev almıştım. Gücüm ona yetti ama Fatih karışık bir yer. Biraz yırtık olsam her türlü suça karışabilirdim. Oralarda büyüdüğüm için hayatım boyunca hiçbir şeyden korkmadım.

Karagümrükspor’da sizi yetiştiren hocanız Abdülkerim Durmaz’ın anlata anlata bitiremediği Lağım Osman’mış. Niye Lağım Osman derlerdi ona?

Ağzı çok bozuktu. Küfür ettiğinde yanında durulmazdı. Çok iyi hocaydı ama! Beni görünce hemen annemi çağırmıştı. Annem de o zaman sigara fabrikasında çalışıyor, izin alıp geldi. Ona “Bu çocuk, bu işten ekmek yer” demiş.

Karagümrük’ten Trabzon’a nasıl gittiniz?

1990’lı yılların başında Karagümrük’te hem A takımda hem genç takımda oynuyordum. 14 yaşımda 2. Lig’de oynamaya başladığım için özgüvenim vardı. Çok fazla da gol atıyordum. Bir de aynı dönemde genç milli takımda da oynuyordum. Serpil Hamdi Tüzün bana çok şey öğretti. Benim için Türk futbolunun “Tek Adam”ıdır. O sayede Trabzonspor da gördü beni işte.

Trabzon’dan neden hemen ayrıldınız?

Tesisler bana çok soğuk geldi, sekiz ay dayanabildim. Şota’yla, Hami’yle, takım arkadaşlarım çok iyiydi ama şehre alışamadım. Kulüp beni alıp tesise bıraktı. Ben de kaçtım.

Cidden kaçtınız mı?

Ciddi ciddi kaçtım. Gerekirse kariyerimi bitirecektim, gözümü kararttım.

Kaçak bir oyuncu olarak Beşiktaş’a nasıl transfer oldunuz?

Aslında Beşiktaş beni Karagümrük’te fark etmişti ama çok ağırdan aldılar. Kulübe benim karşılığımda malzeme önerdiler. Onlar eveleyip geveleyince Sadri Şener araya girip, 100 bin dolara beni almıştı. Döndüğümü duyunca da yeniden geldiler. O zamanın parasıyla da çok iyi bir para verdiler. Gordon Milne’le Serpil Hamdi Tüzün beni çok istemişti. 17 yaşımdaydım o zaman. Fenerbahçe de bana çok iyi bir anlaşma önerdi ama gitmedim. Sonra da Beşiktaş’ta neredeyse üç yıl bedava oynadım.

Neden? Başka bir takıma transfer olamıyor muydunuz?

Olurdum ama olmadım. Tek istediğim Beşiktaşlı Oktay olabilmekti.

Beşiktaş-Fenerbahçe TSYD Kupası maçı sizin forma giydiğiniz ilk maç ve bu derbide bir de gol atmışsınız…   

O maçtan bir sonraki maç da yine TSYD Kupası’nda Galatasaray’a karşıydı. O maçta da gol atmıştım. Yine kazanmıştık.

Aynı sene 30’dan fazla maçta oynadınız… 17 yaşınızda Beşiktaş’a gelir gelmez Gordon Milne size nasıl güvendi? 

O bana daha hazırlık kampında güvenmişti. Trabzonspor’da oynadığım ve milli takımlarda Serpil Hamdi hocayla çalıştığımdan rahattım. Genç milli takımla Avrupa’da şampiyon olmuştuk. Kendimden başka kimseden korkmazdım.

Kendinizden neden korkuyordunuz?

Soğuk görünürüm, herkesi sevmem. Sevmediğim insana da bunu belli ederim. Hatta pat diye söylerim ya da kalkar giderim. Benim için “Eli ayağı düzgün ama çok itici bir adam” derler. Bence herkes Hilal’e “Çok iyi biridir” diyorsa Hilal’de bir yamukluk var! Bak işte teknik direktör olmak için bütün belgelerimi yıllar önce aldım ama yapamıyorum.

Bu kafayla da yapamazsınız zaten…

Onu bilemem! Birilerinin gönlünü hoş etmek için sahtekârlık yapmayacağım. Şu an en çok istediğim şey antrenörlük yapmak ama bunun için birilerini aramam.

Beklediğiniz kahraman da ayağınıza biraz zor gelir…

Bir gün birinin çıkacağına inanıyorum. Bu ülkenin en iyi teknik direktörü olacağıma inanıyorum. Hedefimde Premier Lig var. Futbolculuk kariyerim teknik direktörlüğümün gerisinde kalacak.

Futbolculuk günlerinize geri dönersek sizce Metin-Ali-Feyyaz dönemi biterken Sergen, Ertuğrul, Nihat ve Oktay dönemi başlayabilir miydi?

Olabilirdi. Benim zamanımda Galatasaray dört yıl üst üste şampiyon oldu. Ben bir kere bile gol kralı olamadım; çünkü Hakan Şükür gibi bir adam vardı. Takımı ona top yağdırıyordu. Onu çok kıskanırdım. Tabii mecazi anlamda. Attığım gollerin hepsini daha çok kendi çabamla attım. İki maç gol atamasam beni üçüncü maçta kulübede oturturlardı. Belki de yanlış ülkede oynadım. Ben burada istedikleri “yırtıcı santrfor” olmadım. Onu da bir Türkiye’de istiyorlardı.

Yine de Beşiktaş için kıymetliydiniz. Hatta Toshack sizin için Genelkurmay’a kafa tutmuştu. Ne söylediniz de o kadar sinirlendi?

Toshack’ın ne yapacağını tahmin edemezsin. Aklına ne gelirse söyler. Beşiktaş tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi’ne gidiyor ve ilk defa galip geliyoruz. Göteborg’u 1-0 yenmişiz, golü de ben atmışım ama sabah 7.30’da içtima var! Takım eğlenmeye gitti, ben gidemedim. Sabah önce içtimaya gideceğim, oradan da 10.30’da idmana yetişmem gerekiyor. Maçta darbe yediğim için dizim şişmişti, sabaha kadar buzlarla bile uyuyamamıştım. Komutana söyledim ama beni dinlemedi. “Topuna, futboluna başlatma!” dedi. Ne diyeceksin komutana? “Alçak sürün!” dedi, süründüm. Dizim oldu iki kat! Toshack beni görünce kafası attı. “Burası komünizm Rusya’sı mı!” diye bağırmaya başladı. O hafta Fenerbahçe derbisinde oynayamamıştım. Sonra Genelkurmay açıklama yaptı, bizimkiler açıklama yaptı, ortalık karıştı!

Sonra ne oldu? Sizin askerliğinizde bir sorun oldu mu?

Ne olacak, benden sonrakiler yırttı! Futbolcular 33 yaşından sonra askerlik yapmaya başladı. Bosman Kuralları gibi Oktay Kuralları’mız oldu (gülüyor).

Unutulmayacak anlarınız biri de Belçika’ya attığınız gol. Nasıl bir bir devrildiler sizin karşınızda?

Aslında yanımda kimseyi bulamadığım için kendi başıma devam etmiştim! Ben daha çok tek vuruşlarla gol bulan bir futbolcuydum. O gün başka bir şey oldu! Şimdi bir Messi var, bir Maradona var, bir ben varım. O gol sayesinde hâlâ unutulmuyorum. 200’e yakın golüm unutuldu, o unutulmuyor.

O golden sonra Arsenal’den transfer teklifi aldığınız doğru mu? 

Arsenal geldi, Valencia geldi ama Beşiktaş vermedi. Benim de gitmek konusunda bir hırsım olmadığı için Beşiktaş’ın istediği paraya tepki göstermedim.

Yeniden böyle bir şans yakalayacağınıza mı inanıyordunuz?

İnanıyordum. Oldu da ama büyük kulüpler olmadı. Kendimle ilgili ciddi planlama hataları yaptım. Çok yanlış yaptım. En büyük yanlışım Beşiktaş’tan ayrılmaktı, ikincisi de çok fazla kulüp değiştirmem.

Rahmetli Cenk Koray sizden Beşiktaş’a dönmenizi istemişti ama siz kararınızı verdiğinizi söylemiştiniz. Neydi bunun sebebi? Tamamen Serdar Topraktepe ile tartışmanız mı?

Bir menajerin söylediklerine takılıp inat yaptım. Sonra dönmek istedim ama olmadı. Gaziantepspor’dan sonra Serdar Bilgili bana verdiği sözü tutmadı.

Beşiktaş’tan sonra neden başka bir kulüpte başarılı olamadınız?

Beşiktaş’tan ayrıldıktan sonra kendimi hiç evimde hissetmedim. Kulüp değiştirdikçe Beşiktaş’ın kıymetini daha çok anladım. Beşiktaş taraftarını çok aradım. Beşiktaş’ta kralmışım ben. Son pişmanlık fayda etmiyor. 200’e yakın resmi golüm var. Bunu 400 yapabilirdim. Beşiktaş’ta kesintisiz 14 sene forma giymek isterdim. Bir gün teknik direktör olarak Beşiktaş’a döneceğim.

Fenerbahçe’de neden kadro dışı kalmıştınız? Daum’la mı anlaşamıyordunuz?

Daum her zaman benim hata yapmamı bekledi ama ona o fırsatı vermedim. Beni oynatmak zorunda kalıyordu. Kadro dışı kalmamda da hiç suçum yok. Aziz Yıldırım ne isterse onu yapıyordu.

Almanya’da neden olmadı? Hazır Türkiye’den uzaklaşmışken yeniden başlayamaz mıydınız?

Olmadı işte. Uyum sağlayamadım. Gittiğim takımlarda hep kısa kısa kaldım. Bu benim arayışımdan kaynaklanıyordu. Huzuru arıyordum ama huzursuzluk belki de bendeydi. Daha iyisini hak ettiğini düşünüp, altında kalabiliyorsun bazen. Beşiktaş’ta gol atmakla Samsunspor’da gol atmanın arasında çok fark var. Olsa İspanya’da olurdu ama orada da olmadık işler oldu.

Apar topar dönmüştünüz oradan. Kiminle kavga etmiştiniz?

Kaptanla. Reha Muhtar’a çıkmıştım ondan sonra!

Tartışmanızın sebebi neydi?

Onunla aynı odada kalıyorduk. Televizyonda yüzme yarışlarını izliyordu. Benimle durmadan iddiaya girmek istiyordu. Ben de gönlü olsun diye kırmıyordum. Bir günde deli gibi para kaybettim, hep o biliyor! İddiaya girmek istemiyorum, zorluyor. Parasının bir kısmını verdim, kalanını da verecektim. O arada bir baktım, benimle iddiaya girdiği yayın canlı değil! Bu hıyar sonuçları zaten biliyormuş! Ben lanet olsun dedim, kavga etmemek için paramı da istemedim ama adam yakama yapıştı; paranın geri kalanını istiyor. Bir ağız dalaşı yaşadık. Buna çok sinirlendi, kafama demir çamaşır sandığını geçirdi. Elimi son anda araya koymasam beni öldürecek! Sonra bizi barıştırdılar güya. Bir gün yine sırf bana dalmak için antrenmanda karşı takıma geçti. Ben de vurdum kafayı indirdim! Marca gazetesi bunu an be an çekmişti. Adım İspanya’da Rocky Balboa’ya çıktı (gülüyor).

O nasıl karşılık verdi?

Unutmadı tabii. Kimse unutmadı ki. Şimdi bile İspanyollar beni görse “Oktay bum bum!” diyor. Ben oldukça haşat ettim bunu. En son millet bizi ayırmadan önce suratına tekmeyi yapıştırdım! Adamın mafyayla ilgisinin olduğunu sonradan öğrendim. Eşimle çocuklarımı daha güvenli olsun diye otele taşıdım. Eşimden İstanbul’a dönmesini istedim ama beni bırakmadı. Ben de mecburen Türkiye’ye döndüm. Kulüp bile korkuyordu bu heriften. UEFA bana geçici lisans verdi de ayrıldım.

Ondan sonra da Trabzonspor’a mı gitmiştiniz?

Gitmez olaydım ama gittim. 14 maçta 13 gol attım ama hakkımı alamadım. Özkan Sümer beni bedavaya alıp Fenerbahçe’ye sattı.

Fenerbahçe’de de olmadı zaten ama oradan sonra gittiğiniz Hazar Lankaran Beşiktaş haricinde tek başarılı olduğunuz takım oldu diyebilir miyiz?

Öyle. Orada gol kralı oldum, yılın futbolcusu seçildim. Beni orada hâlâ çok seviyorlar. Ben de teknik direktör olarak oraya dönmeyi düşünüyorum. Mustafa Denizli’ye başarılar diliyorum. Azerbaycan’da güzel bir yapılanma var.

Kariyeriniz boyunca ikili ilişkilerinizde problemler yaşadınız, hatalar yaptığınızı siz de kabul ediyorsunuz. Bütün bunlarda özel hayatınızda yaşadığınız şanssızlıkların da payı var mıydı? Eşinizin intiharından sonra nasıl toparlandınız?

Benim yaşadığım şeyler herkesin başına gelebilecek şeylerdi. Eşim eline silahı alıp kendini vurdu. Ne yapabilirdim ki? Dört aylık oğlumla bir başıma kaldım. Çok düşündüm her şeyi. Bu zamanlara kolay gelmedim. Şimdi 15 yıllık evliyim, dört çocuğum var. Eşimi kaybettikten sonra benim için “Arkadaşının nişanlısını elinden aldı” dediler. Öyle anlatıldığı gibi olmadı hiçbir şey.

Absürt şeyler de geldi başınıza. Ankaralı bir aile sizin gerçek aileniz olduğunu iddia etmişti. Magazinciler bu konuyla çok eğlendi ama siz neler yaşadınız?

O dönemde bir kanal benim evimin önüne canlı yayın arabası koydu, gidip ABD’de babamla görüştüler. DNA testi yaptırmam için parayı bile televizyon verecekti. Kanallardan biri bana günde 50 bin dolar teklif etti. Ben çıkacaktım, yalandan konuşacaktım. Dediklerini yapsam çok rahat 2 milyon dolar kazanırdım. Şimdi düşündükçe “Ne aptalım!” diyorum (gülüyor). Aptallık değil mi yahu?

Gerçekten ailenizden hiç şüphe ettiniz mi?

Yok ya olur mu öyle şey! Annemi çok ağlattıkları için kızıyordum. Her haber çıktığında bana bebeklik fotoğraflarımı gösteriyordu kadıncağız. Eşimi yeni kaybetmiştim. Daha kafamı toparlayamamışken bir de bu saçmalık çıktı. O aileye de yazık. Onları da kandırmış birileri işte.

KANKA SORUSU

Şenol Yavaş: Abi Eto’o ne zaman bitecek?

Eto’o da bir gün bitecek kardeşim. Yine aklıma getirdin, gülüyorum. Bir Belçika’ya attığım gol, bir de bu zaten. Hâlâ Oktay deyince insanların aklına “Eto’o bitmiş” geliyor. Ne futbolcuymuş arkadaş! Bitse de ben de kurtulsam.

 

Röportaj Hilal Gülyurt Fotoğraf Barış Tekin

Yorumlar

yorumlar

Ad

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply