Unutulmaz 1988-89 Sezonu

Türkiye Süper Ligi, aynı sezon içinde bir 103 gollük rekor, bir de Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı final görmüştü. Les Ferdinand’ın ve milli takımın estirdikleri fırtınaları da unutmayın!

Başkan sıkıntılıydı.  Koltuğundan kalkamıyor, yeni sezonda böylesine kötü futbol oynayan bir takım seyretmek istemediğinden dert yanarak söyleniyordu: “Bu yıl da işimiz zor. Bu takım bizi yine hasta edecek.” Takım bir önceki sezon ligisekizinci bitirmiş ve şampiyon olan en büyük rakibinin 35 puan gerisinde kalmıştı. Böylesi bir tablonun ardından başkan 15 milyar lira harcayıp 13 transferle yeni bir takım kurmuştu. Takımın yıldızı Rıdvan Dilmen’in yanına Federasyon Kupası’nda kendilere 5, Beşiktaş’a 4 gol atan Sakaryaspor’un dört yıldızı Oğuz, Aykut, Turan ve Serdar alınmış; Trabzonspor’dan Şenol, Rizespor’dan Hakan ve Bursaspor’dan Taygun transfer edilmiş; en büyük bomba da Almanya’nın efsane kalecilerinden Harald “Toni” Schumacher’le patlatılmıştı. O takım hazırlık maçında sıradan bir 2. lig ekibine gol atamıyor, başkan stat gişelerine 15 milyon lira hasılat bırakan seyirciye bakarak “Bu takımın nesini seyrediyorlar? Bu futbolcular, bu seyirciden de mi utanmıyor?” diyerek maç bitmeden, arkasına bakmadan çekip gidiyordu.

aDSC_0063

Fenerbahçe 1988-89 sezonunda, PTT ile oynadığı hazırlık maçında ortaya koyduğu futbolu tüm sezona yaysaydı, Tahsin Kaya belki de kulüp tarihinin en başarısız başkanı olarak kabul edilecekti. Bir önceki başkan “Büyük” Fikret Arıcan zamanında takım bir lig şampiyonluğu, ikişer de TSYD ve Donanma Kupası kazanmış; Fransız devi Bordeaux’yu eleyerek büyük bir başarı elde etmişti. Eğer Fenerbahçe o unutulmaz 1988-89 sezonunda 103 golle rekor kırarak şampiyon olmasaydı bugün kimse Tahsin Kaya’yı hatırlamazdı; hatırlayan da onu hiç iyi anmazdı!

Fenerbahçe’de sadece saha içinde değil, de işler karışıktı, büyük bir idari kriz yaşanıyordu. Kaya’nın Melih Âşık’ı tekrar futbol şubesi sorumlusu yapması ve Özer Kanra, Ahmet Erol ve Melih Ilgaz’ın buna karşı çıkması sorunun temelinde yatıyordu. Önce başkan istifa etti ardından aralarında Fikret Arıcan, Cihat Arman ve Halit Deringör’ün de olduğu yedi kişilik “Başkanı İstifadan Caydırma” ekibinin çalışmaları olumlu yanıt verdi ve Kaya tekrar koltuğuna oturdu; böylece Fenerbahçe’de istifa edip geri dönen başkan modeli başlamış oldu!

Ziya Şengül, Hürriyet gazetesinde sezon başı takım değerlendirmesi yaparken 30 Temmuz günü Fenerbahçe için şöyle yazmıştı: “Soranım çoktur… Sokakta, lokantada ve statlarda: ‘Fenerbahçe nasıl bu sene? Ne yapar?’ diye. Geçen sezon başında soranlara cevabımda yanılgı içinde olduğumu hatırlatmak isterim. ‘İyi’ dedik, kötü bitti. Bu sezon başında soranlara ‘İyi ve bu kez yanılacağımı sanmıyorum’ diyorum. Çünkü bana soranlara, ben de ‘Sizce nasıl?’ diye sorar olduğumda, ‘Çok çok iyi’ yanıtını aldığımı belirtmek isterim.”

aferdinand

Çok değil sadece 12 gün sonra Şengül’ün yeni yazısının başlığı şaşırtıcıydı: “Bu Fener, deli eder!” Sadece eski kaptan değil tribünlerde hem sıkıntılı hem de kızgındı. Schumacher ve Turan dışındaki yeni transferlerden şüphe etmeye başlamışlar, Rıdvan ve Aykut’u seyredememekten dolayı da öfkelenmişlerdi. O gün Fenerbahçe TSYD Kupası’nda Beşiktaş’a 3-2 yenilmişti. Üstelik rakip 2-1 yenikken, yeni yıldızı Les Ferdinand’ın Nezihi Tosuncuk’a tekme atması nedeniyle 43. dakikada 10 kişi kalmışken…

“Buyurun! İşte Schumacher!”

Milyarlık takımdan şüphe edilmesi doğaldı, zira hazırlık maçlarında PTT ve Sarıyer’le de golsüz berabere kalan takım, kupanın diğer ayağında da Galatasaray’a 1-0 yenilmişti. O gün otoritelere göre daha iyi oynayan Fenerbahçe’yi Tanju Çolak avlamıştı. Bu gole en çok sevinenlerin başında Schumacher gelene kadar ligin en iyi kalecisi olan Zoran Simoviç geliyordu. Golde Yugoslav kaleci, hemen arkasındaki foto muhabirlerine dönmüş ve “Buyurun, işte Schumacher” diyerek gülmüştü. Ardından Rıdvan’ın aşırtma vuruşunu muhteşem bir şekilde kurtarmış, düştüğü yerden yaylanıp havaya sıçrayarak kalkmış ve “Ben büyüğüm! En büyük Simoviç!” diye bağırmıştı.

aprekazi-simovic

Toni Schumacher’in Fenerbahçe’ye transfer oluşu o günlerin bir numaralı haberiydi. Schumacher’in 200 milyon liralık peşinatından kulağındaki küpesine, Suadiye’deki havuzlu evinden Muğlaspor-Fenerbahçe hazırlık maçına Alman turistler için tur düzenlenmesine her şeyi haber oluyordu. Alman efsanenin takıma ve Türkiye’ye ne kadar uyum gösterebileceği de büyük merak konusuydu. Almanya Schönwald’daki kamptan gelen haberlerin bunun bir sorun olmayacağını ortaya koydu.

Haberlere göre Toni’nin en yakın arkadaşı Abdülkerim’di. Fenerbahçe’nin deneyimli ve delişmen savunmacısı Alman kaleciyle samimiyetini “Şampiyon olalım, Schumacher’i sünnet ettireceğim” diyerek ortaya koyuyordu. Toni’nin yanıtı olumluydu. Sezon ortasında Toni’nin Türk olacağına dair haberler çıksa da Alman yıldız daha sonraki yıllarda sadece sarılık olarak memlekete pek de uyum göstermediğini ispatladı.

Fenerbahçe gibi yıldızları  barındıran bir takımda egolar savaşı yaşanacağı kesindi ve ilk çarpışma teknik direktör Todor Veselinoviç’le Alman kaleci arasında oldu. Konu takıma transfer edilecek liberoydu. Toni “Oyun içinde liberoyla konuşmam lazım. Bu yüzden libero Alman olmalı. Bir Yugoslavla nasıl anlaşacağım?” demesi Veselinoviç’i çıldırtmıştı. “Yöneticiler bana Yugoslav bir libero dediler, ben de Yugoslavya’nın en iyi liberosu Zavko’yu getirdim. Şimdi de Almanın sözüne uyup vazgeçiyorlar. Takımın patronu kim?” diyen tecrübeli hocaya destek “Patron Veselinoviç” diyen başkandan çıksa da libero mevkisi Müjdat Yetkiner’e kaldı!

Yaşananlar Fenerbahçelilerin içini karartırken Galatasaray’ı 14 yıl sonra şampiyon yapan ve koltuğunu Mustafa Denizli’ye bırakan Jupp Derwall, Bahri Havadır’a verdiği röportajda Schumacher’e takılmadan edemedi: “Schumacher’e selam söyleyin. Şampiyonluğu hiç düşünmesin. İkincilik bile onlar için gayet iyi bir sonuç. Yine Galatasaray şampiyon olacak.” Lig bu tartışmalarla başladı.

2012-03-13_o4Ligin ilk maçının ilk 45 dakikası Rize’de 0-0’a bağlanmıştı; Veselinoviç bir değişikliğe gitti ve askerliği nedeniyle takımla beraber kamp dönemi geçirememiş Aykut Kocaman’ı sahaya sürdü. Genç futbolcu attığı 4 golle maçı 5-0’a getirdi ve muhteşem sezonun açılışını yaptı. Kocaman takımla beraber tek antrenman yaparak çıktığı maçtan sonra şöyle konuşmuştu: “Hâlâ kendimde değilim, sersem gibiyim. Böyle bir başlangıç benim için hem avantaj, hem de dezavantaj. Taraftarlar benden her maçta gol bekleyecekler. Onları mahcup etmeyeceğim.”

Fenerbahçe sonraki haftayı 4-0’lık Altay galibiyetiyle geçse de arkasından iki hafta golsüz beraberlik yaşandı. 4. haftadaki Samsunspor maçında başkan Tahsin Kaya’nın kötü futbolu şikâyet ederek maçı 65. dakikada terk etmesi, karşılaşma sonrası Rıdvan’ın taraftar yumruklarına hedef olması ve Dereağzı Tesisleri’ne sığınarak canını kurtarması hayal kırıklığının boyutunu ortaya koyuyordu.

“Şampiyonluğun en güçlü adayları Fenerbahçe ve Trabzonspor’dur”

Aynı Rıdvan çok da değil iki hafta sonra aynı taraftarların omuzlarında yükselecekti. Şeytan, muhteşem bir futbol oynamış, Oğuz’dan aldığı topu Galatasaray ağlarına yollamıştı: “Allah’a sığınıp solumla vurdum” diye golünü anlatıyordu Rıdvan maçtan sonra muhabirlere: “Bir de baktım top tavana asılıp kalmış!” Veselinoviç oyundan memnundu: “Yazık, fark kaçtı. Aynı oyunu sezon sonuna kadar sürdürmeliyiz.” Schumacher de “Bu maçı bir aile olduğumuz için kazandık” diyerek takım ruhlarının olgunlaştığının altını çiziyordu. O gün Fenerbahçe, liderliği Galatasaray’dan geri almıştı.

ridvandilmen_eski

Bir sonraki hafta Trabzon’dan yine 0-0’la dönülmesi bile moralleri bozmadı. Dahası Yugoslav hoca “Trabzon deplasmanından puan çıkaran ekip şampiyonluğu kovalar. Şampiyonluğun en güçlü adayları Fenerbahçe ve Trabzonspor’dur. Galatasaray ile Beşiktaş bu yarışı zor sürdürürler” diyerek iddiasını ortaya koydu. Ancak herkes onun gibi düşünmüyordu. Trabzonspor teknik direktörü Şenol Güneş “Bu mu şampiyonluğa oynayacak Fenerbahçe?” diyordu. “Eğer Fenerbahçe bu futboluyla şampiyonluğun favorisi, Trabzonspor da zirveyi zorlayacak takımsa bu Türk futbolunun utancıdır.” Karadenizliler her şeyi yapmışlar ama Schumacher’i geçememişlerdi. Galatasaray’sa 20. golünü atmış ve liderliğe yükselmişti.

Pastırma yazının güneşini barından 5 Ekim Çarşamba günü Galatasaray ve Sakaryaspor Avrupa kupalarında rakiplerini elediler ve bir üst tura çıktılar. Beşiktaş’ın payınaysa garip bir penaltı veren Bulgar hakem ve Dinamo Zagreb’e elenmek düşmüştü. Yeni rakipler Neuchatel Xamax ve Eintracht Frankfurt’tu. Avrupa kupalarında oynayamayan Fenerbahçe’yse hıncını Ankaragücü’nden çıkartmış ve rakibine 5 atmıştı. Başrollerde üç gol atan Aykut ile üç asist bir golle oynayan Rıdvan vardı.

aDSC_0052 Bir sonraki çarşambaysa hava yağmurluydu ve milli takım İzlanda’yı İnönü’de yenemiyor ve 1-1’lik skorla İtalya 1990 Dünya Kupası’na gitme yolunda hayal kırıklığı yaratıyordu. Bir başka kapalı havada, 16 Ekim günü Beşiktaş, 2F formülüyle, Ferdinand-Feyyaz ortaklığıyla Fenerbahçe’ye ilk yenilgisini tattırıyordu. Galatasaray’ı 2-1 yenen, Sercan’lı, Mustafa Yücedağ’lı, Feridun’lu Sarıyer ligin zirvesine kurulmuştu!

Şenol Güneş’in Trabzonspor’u bir sonraki hafta lider Sarıyer’i 2-1 geriden gelip yendi, koltuğu Fenerbahçe’ye geri verdi. Karadenizlilerin bir başka hediyesi daha vardı Kadıköylülere: Rizesporlu Hasan Vezir artık Fenerbahçeliydi. Beşiktaş Bursa’da tökezlerken, Galatasaray Derwall’in “Neuchatel, Rapid’den iyi değil” sözüne güvenmiş, rakibin teknik direktörü Gilbert Gress’in “Biz çikolota değiliz” açıklamasına saygı göstermemiş ve İsviçre’de 3-0’lık yenilgiyle almıştı.

xamaxO sezon heyecanlı çarşambalar yaşanıyordu. Kasım ayının ilk haftasında Türkiye, 3-0 geriye düştüğü maçta Avusturya’ya 3-2 yenilirken, karşılaşmanın son dakikalarında İtalyan hakem Tullio Lanese, Rıdvan’ın yerde kaldığı pozisyonda penaltı düdüğünü çalmamıştı. Herkes kızgındı, yüzleri güldürense bir hafta sonraki 5-0’lık unutulmaz Neuchatel Xamax maçı oldu. Sonrası malum; UEFA sahaya atılan yabancı maddelerden dolayı İsviçre ekibinin yedeklerinden birinin yaralanmasından dolayı maçı iptal etmiş ve tarafsız sahada seyircisiz tekrarlanmasına hükmetmişti. İtirazlar edildi, hayatımıza “ünlü” avukat Reinhard Rauball girdi. Fırtınalı geçen iki haftanın ardından 27 Kasım günü Rauball dediğini yaptığı ve UEFA’yı dize getirdi. Galatasaray çeyrek finaldeydi.

“İnsanın adı çıkacağına, canı çıksın!”

Sadece üç gün sonra milli takım Dünya Kupası yolunda Doğu Almanya’yı İnönü Stadı’nda 3-1 yenmeyi başardı. Gençlerbirliği teknik direktörü Thomas Doll, o gün ikinci yarıda oyuna girmişti. Ligdeyse Fenerbahçe ve Beşiktaş kayıpsız ilerlerken, sarı lacivertliler rakiplerine üçer beşer gol atmayı alışkanlık haline getirmişti. Rıdvan, Aykut, Oğuz ve Hasan’a, orta sahadan Hakan Tecimer ve Turan Sofuoğlu da katılıyordu. İlk devreyi Beşiktaş’ın bir puan gerisinde 2. sırada kapatan Fenerbahçe 18 maçta 44 gole ulaşmıştı; o günlerde kimsenin aklında 100 gol barajı yoktu.

samsunspor_1988_89_v2

“İnsanın adı çıkacağına, canı çıksın” demişti bir keresinde Samsunspor’un “Kasap” lakabından şikâyetçi oyuncusu Muzaffer Badalıoğlu. 20 Ocak günü TRT ekranlarında “Ajans haberlerini” izlemek için oturanlar onun, takım arkadaşı Mete Adanır’ın ve Samsunspor’un antrenörü Nuri Asan’ın ölüm haberini aldılar. İkinci devrenin ilk maçı için Malatya’ya gittikleri otobüs bir kamyonla çarpışmış, şoförler de hayatını kaybetmiş, kaleci Fatih, Emin, Tomiç, Burhanettin, Erol, Sanver, Nasır, Yüksel, Orhan kısacası neredeyse tüm takım hastanelik olmuştu. Cenazeler gözyaşlarıyla kalktı, tüm takımlar Samsunspor’un yardımına koştu, federasyon kırmızı beyazlıları maçlarını iptal etti ama onları ligde tutma kararı verdi. Geriye de Samsunspor’un kaza nedeniyle renklerine eklediği siyahın unutturmadığı yas hali kaldı.

Kazanın ve kayıpların  üzüntüsüyle başlayan ikinci devrede her takım Samsunspor’u 3-0 mağlup etmiş kabul edildi. Fenerbahçe’yse galibiyetlerine ve gollerine Rizespor’u yenerek devam etti. Hasan golleri, Rıdvan penaltıyı kaçırmış, maçı Oğuz iki golüyle kurtarmıştı. Rizespor’dan Muharrem, Fenerbahçe’de oynayan ağabeyi Hasan’a attığı tekmeden sonra sarı kart görmüştü!

rıdvan-(12)Penaltıyı kaçıran Rıdvan, bir sonraki hafta yılın golünü attı. Fenerbahçe 83. dakikasına golsüz girdiği maçta son anlarda coşmuş ve Altay’a da Rizespor tarifesi uygulamıştı: 3-0. Kilidi Turan açmış, Hasan galibiyeti garantileyen golü atmıştı. Dakikalar 86’yı gösterirken kaleci Schumacher, Türk futbolseverlerin hayranlıkla seyrettiği el degajını yapmış ve topu orta sahadaki Rıdvan’a ulaştırmıştı. Rakibe şöyle bir bakan Rıdvan aniden hızlanmış ve adeta slalom yaparak üç Altaylıyı çalımlayarak kaleye yaklaşmış, ceza sahasının hemen dışından çok yumuşak bir plase yapmıştı. Kimse bu topun gol olacağını sanmıyordu ama Rıdvan “Şeytan”lığını yapmış, Altay kalecisi Zafer Öger’i ters ayakta yakalamış ve golünü atmıştı. O gün hem gişe hem de seyirci rekoru kıran 62 bin seyirci bu golü ağzı açık izlemişti.

DSC_0003aSırasıyla Boluspor’a dört, Adana Demirspor’a altı, Trabzonspor’a beş gol attılar. Trabzonspor maçını Doğan Koloğlu anlatıyordu: “Dünkü hücum futbolu düşüncesindeki Fenerbahçe’yi kimse kolay durduramaz. Galibiyetten öte ‘açık farklı sonuca’ gittiler ve hareketlerine, tribünü coşturan ‘şov’larını eklediler. Hakan, Rıdvan ve Aykut’un imza attığı bu bitici çabukluğun ‘hep toplu, hem de topsuz’ oluşu, karşı kalede 10’dan fazla gol tehlikesi yarattı.”

feyaz-Ankaragücü’yle 1-1 berabere kaldılar ve bir anda liderliği yine Beşiktaş’a kaptırdılar. Siyah beyazlılar da Kadıköylüler kadar golcüydü ve Feyyaz, Ferdinand, Ali, Mehmet, Zeki ve Halim rakiplerine acımıyordu. 25. maçlar sonunda Beşiktaş 19 galibiyet, 6 beraberlik ve 62 gole imza atarken, Fenerbahçe’den bir beraberlik öndeydiler. Sarı lacivertlilerin gol sayısı 69’u bulmuştu. Sırada bu iki rakibin karşılaşması vardı.

Galatasaray’sa artık ligi bırakmış, daha ciddi işler peşindeydi. Öyle ki Arsene Wenger’in Monaco’sunu deplasmanda, Tanju’nun muhteşem kafa golüyle 1-0 yenmişler ve bir ilke imza atmanın eşiğine gelmişlerdi. O imzayı da 15 gün sonra attılar ve Hoddle’lı, Fofana’lı ve George Weah’lı Monaco’yu, cezaları nedeniyle maçı oynadıkları Köln’de elediler. Prekazi’nin 35 metreden attığı frikik golü, bir elinde Türkiye bayrağı bir eli sıkılmış yumruğuyla koşan Simoviç ve altı gündür uyumadığını söyleyen Mustafa Denizli’nin maç sonunda, kabul edilen duaları nedeniyle Allah’a uzattığı elleri o günü unutulmaz kılan diğer güzelliklerdi.

nezihi_ridvan_hasan
İki rakip Fenerbahçe Stadı’nda karşı karşıya geldiler. O sezon oynanan üç maçta da Beşiktaş rakibini yenmeyi başarmıştı ve ilk golü de 14. dakikada Ali’nin ayağından buldu. Ancak bu sefer dersini iyi çalışmıştı Fenerbahçeli futbolcular ve yanıt için gecikmediler; Aykut sadece 11 dakika sonra eşitliği sağlamıştı bile. Kıyamet, dakikalar 64’ü gösterirken koptu. Fenerbahçe atağında top Beşiktaş ceza sahasındayken bir kargaşa yaşandı, topu önünde bulan Hakan Tecimer golü attı. Ulvi, Recep, Kadir, Gökhan, kısacası tüm Beşiktaş defansı hakem Erman Toroğlu’nun düdük çalıp penaltı verdiğini, bu yüzden durduklarını söylerken, Toroğlu “Düdük çalmadım. Sadece penaltı noktasını gösterdim, ardından atağı devam ettirdim” diye açıklama yapacaktı.

“Kavgayı kaybettik, savaşı değil!”

Veselinoviç maçtan sonra çok mutluydu. Soyunma odasında şampanya patlatıyor, elinde purosuyla Schumacher’in yanağını okşayan Tahsin Kaya’nın yanından kameralara gülücükler saçıyordu. “Beşitaş’ı yeneceğiz demiştim. İşte oldu. Tüm futbolcularım dediklerimin hepsini yaptı. Biraz daha şanslı olsaydık, fark daha fazla olurdu” derken Gordon Milne soğukkanlılığını koruyordu: “Kavgayı kaybettik, savaşı değil. Bu mağlubiyetle dünyanın sonu gelmedi. Daha ligin bitmesine çok zaman var. Zirve her an değişebilir. Beşiktaş olarak sakin düşünüp sağlıklı karar vermeliyiz.”

Bu mağlubiyet Beşiktaş’ı, Milne’in düşündüğünden de fazla etkileyecekti. Fenerbahçe Eskişehirspor’a hem de deplasmanda yedi gol birden atarken, Kara Kartallar, kendi evlerinde 2-1 yenik duruma düştükleri Bursaspor maçında galibiyeti son dakikalarda ulaşacaktı. Buna rağmen bir sonraki hafta Konya’da kazanırken günü 90. dakikada Şifo Mehmet sayesinde kurtaracaklar ve Milne “Artık saçlarım ağarmaya başladı. Bu gidişle kafamda bir tek saç kalmayacak” diyerek kötü oyunlarından yakınacaktı!

aDSC_0039Sonraki iki çarşamba “milli”  günler yaşandı. Önce Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finalinde Galatasaray, Romanya’da Hagi’li, Lacatus’lu, Dan Petrescu’lu Steaua Bükreş’e 4-0 yenildi. Sonraki hafta yüzümüz gülüyordu; unutulmaz maçta Tanju ve Rıdvan’ın birbirlerine asist yaparak Doğu Almanya’yı, deplasmanda 2-0 yenmemizi sağlamışlardı. Türkiye artık Dünya Kupası coşkusuna kapılmıştı.

aDSC_0005“Her hafta yeni bir şov, yeni bir sevinç!..” üst başlığı atmıştı Hürriyet gazetesi; spot yazısı haberi açıklıyordu: “Sakarya’da yenik duruma düşen lider, hemen toparlandı ve golleri ardı ardına sıraladı.” Fenerbahçe deplasmanda dört golle kazanırken, Beşiktaş’ta günü kurtarma görevi kaptan Rıza’ya verilmişti. Hafta arasında Galatasaray, İzmir’de Steaua ile 1-1 berabere kalarak Avrupa yürüyüşünü noktalarken hafta sonu Fenerbahçe 23 Nisan’da Malatyaspor’a bayram çocuğu muamelesi yapmamış, yarım düzine gol atmış ve toplamda 90 gole ulaşmıştı.

Beşiktaş’sa bir kez daha sıçrayamamış ve Rize’de beraberliğe razı olmuştu. Puan farkı dörde çıkmış, Gordon Milne’ye yönelik istifa çağırıları artmıştı. Rıdvan Yelekçi gazetesinde durumu net bir şekilde özetliyordu: “Bir deyim vardır: Asılacaksan İngiliz ipi ile asıl. İşte Beşiktaş da öyle yaptı!” Süleyman Seba bile ağır eleştirilerden payını alıyor ama muhalefetin ve taraftarın yıldırıcı baskısına karşı sağlam duruşunu bozmuyordu: “Yaptığım işlerin huzuru içindeyim” diyordu Seba. “Yenmek ne kadar güzelse, yenilgiyi kabullenmek de bir o kadar şereftir.”

“Fenerbahçe arşive, Galatasaray tarihe geçti!”

Fenerbahçe’de artık şampiyonluk konuşulmuyordu; gündem artık takımın 100. golünü kimin atacağıydı. Futbolcular kalan altı maçta 10 gol atacaklarına inanıyorlardı. Onları kamçılayan bir şey daha vardı: Futbol Şubesi sorumlusu Metin Aşık 100. golün atıldığı maçtan sonra futbolculara özel ödüller vereceğini söyleyip “Hele o güzel günü bir görelim” diye konuşmuştu.

3mayis1989

O güzel günden önce büyük bir gün yaşadılar ve Federasyon Kupası yarı finalinde Ali Sami Yen Stadı’nda 3-0 geriden gelip Galatasaray’ı 4-3 yendiler. Maçtan sonra konuşan Veselinoviç devre arasında yenileceklerini hiç düşünmediğini söyledi. “Biz inandık ve kazandık. Bu maç nesilden nesile anlatılmalı. Fenerbahçe bugün destan yazdı.” O ve futbolcuları belki devre arasında inançlarını koruyorlardı ama bir kişi onlar gibi düşünmüyordu. Başkan Tahsin Kaya stadı yine ilk yarı sonunda terk etmişti. Galibiyeti duyunca apar topar Mecidiyeköy’e döndü ama kendisi kaybetti, o muhteşem ikinci yarı performansını göremedi. Maçtan sonra Fenerbahçe’yi kutlayan Mustafa Denizli, haftalar sonra istifa ettikten sonra şu açıklamasını yapacaktı: “Yıllar sonra Fenerbahçe’nin şampiyonluğu belki hatırlanacak ama Galatasaray’ın Avrupa kupalarındaki başarısı asla unutulmayacak. Biz ihtilalci bir kadroyduk. Fenerbahçe arşive, Galatasaray tarihe geçti.” O sezon Şampiyon Kulüpler Kupası’nı Rijkaard’lı Milan kazandı.

Takımlar son düzlüğü  koşarken milli takım da Türkiye İnönü Stadı’nda Sovyetler Birliği’ne tek golle kaybetti. Önce Fenerbahçe, ardından Beşiktaş berabere kalınca ligin bitimine iki hafta kala puan farkı dörttü. Veselinoviç “Şampiyonluğu yakalamış gibiyiz” derken oldukça neşeliydi. Zaten yedi gün sonra Konyaspor’u 4 golle yenip gerçekten de şampiyon oldular. Aykut üç, Hasan bir tane atmış ve Fenerbahçe 99 gole ulaşmıştı!

turhan-sofuoğlu_531762“Rıdvan, Oğuz’un ara pasına atak yaptığında bir anda kaleci ile karşı karşıya kaldı. Gol deyip orta sahaya yöneliyordum ki topun üstüme doğru geldiğini gördüm. İçgüdümle kafa vurdum. Sanırım güzel bir gol oldu” diye anlatıyordu Turan Sofuoğlu 100. golü. O beklenen gol, ligin son maçında, üçüncülük için Fenerbahçe’den puan almak için sahaya çıkan Sarıyer’e karşı henüz 5. dakikada gelmişti. Kutlamaları çığırından çıkan gol 86’da yılın transferi Hasan’dan gelmiş ve Fenerbahçe şampiyon olmuştu.

Maç sonrasında bir görüntü vardı ki belki de bütün sezonu anlatıyordu. Taraftarlar sahaya girmişler, Schumacher’i omuzlara almışlardı; onun omuzlarındaysa Rıdvan yükseliyordu! Fenerbahçe gol rekoru kırmış, Aykut Kocaman 29 golle kral olmuştu. Birkaç gün sonra oynanan Federasyon Kupası maçlarının ilkinde Les Ferdinand’ın dört Fenerbahçe savunmacısını çalımlayıp attığı golü yemek ve kupayı da Beşiktaş’a kaptırmak hiçbir sarı lacivertliyi üzmedi. Rüyaların en güzelini görmüşler, dahası o unutulmaz 1988-89 sezonunda onu gerçek kılmışlardı. Daha başka ne isterlerdi ki?TONI-1

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir