“Mavi gözlü dev” ile gelen puan

Soğuktan ellerimizi cebimizden çıkaramadan izlediğimiz maçta yüreklerimizi Beşiktaş’ın “mavi gözlü dev”inin attığı şiir gibi gol ısıttı

Maç günü Yeşilköy’den Sheremetyevo Havalimanı’na Rus Devlet Havayolları Aeroflot’la geçiyoruz. Firmanın hâlen “orak ve çekiç” kullandığı logosu, sizi daha yolculuğun başında nostalji tüneline sokuyor. Bir gün önce Aeroflot’un uçağında tezahürat yaptıkları için Beşiktaşlı taraftarların pilotu sinirlendirdiklerini ve pilotun uçağı İstanbul’a geri götürdüğünü öğreniyoruz. Tekrar böyle bir şeyin olmasından endişeleniyoruz; çünkü maç günü uçtuğumuz için en ufak bir rötar için bile vaktimiz yok. Neyse ki uçağımızdaki Beşiktaşlılar tezahüratlarını maça saklıyorlar, biz de zamanında Moskova’ya varıyoruz.

Moskova’ya iniş yapmadan, gökyüzünden uçsuz bucaksız ormanları görmek mümkün. Havalimanına indiğimizde, Avrupa’nın en muazzam metro hattına bağlanmak üzere trene geçiş yapıyoruz. 35 dakikalık tren yolculuğu sonrası alabildiğine Kiril alfabesi yazılı, tek bir İngilizce kelimeye yer verilmeyen tabelaların ve büyük bölümü sizinle Rusça hariç herhangi bir dilde iletişim kuramayan insanların bulunduğu bir yerdesiniz, Moskova’ya hoş geldiniz!

METRO: ÖRÜMCEK AĞI

11 ayrı hat bulunan ve örümcek ağını andıran metroyla Kızıl Meydan’ın yolunu tutuyoruz. Metro hatlarını renklere göre değil, numaralarına göre zihinde tutmak en önemlisi. Hızlıca gidilen 4-5 durağın ardından Kızıl Meydan’dayız. Moskova metrolarının yeryüzüne çıkışını çevredekiler aracılığıyla aramanızı ise tavsiye etmeyiz; çünkü sorarak bulamıyorsunuz!

Moskova'da hemen her metro istasyonunda Lenin'le ilgili bir şeylerle karşılaşmanız mümkün.

Moskova’da hemen her metro istasyonunda Lenin’le ilgili bir şeylerle karşılaşmanız mümkün

Bunun yerine yürüyen merdiven gördüğünüz yerde (normal merdivenler sadece hatlar arası geçişlerde kullanılıyor) ona sarılın ve bırakmayın! Sürekli anonsların yapıldığı metro istasyonlarında sosyal açıdan öyle bir tekdüzelik (eşsiz mimari ve süslemeler hariç) söz konusu ki, o anonslar bir süre sonra George Orwell’in 1984’ündeymişsiniz gibi hissetmenize yol açıyor. Aynı yankılanan ses, Kızıl Meydan’da da tüm gün (propaganda radyosu gibi) uzun bilgilendirmeler yapıyor.

BEŞİKTAŞ SENİNLE DONMAYA GELDİK!

Kızıl Meydan’da yer üstüne çıktığımız an ince bir soğuk yüzümüzü okşuyor. Ortak yorumumuz, “Bahsedildiği kadar da soğuk değilmiş” şeklinde oluyor ama Moskova, çok değil, bir yarım saat sonra kadar bizi utandırmayı başarıyor. Moskova deplasmanı denildiğinde aklınıza üç şey gelmeli: Soğuk, çok soğuk ve etkileyici soğuk! Soğuğu etkileyici yapan ise Moskova’nın kendisi… Şehir kendisini “gece moduna” alınca bambaşka bir görünüme bürünüyor. Gündüzleri gri olan bu şehir, geceleri benzersiz ışıklandırmalarla bir masal şehrine dönüşüyor.

12200479_1082675905085669_570668144_n

Tabii öncelikle yetişmemiz gereken bir maç olduğu için, bu gece güzeli şehri keşfetmeyi biraz erteleyerek bir an önce otelimizi bulup, eşyalarımızı bırakıp, Lokomotiv Stadyumu’na doğru yol almamız gerekiyor. Moskova’nın trafiği, ciddi anlamda İstanbul’u katlayabilir. 10-12 şeritli yollarda, şehrin çevresini üç ayrı çember gibi çeviren devasa otobanlarda sadece şehirde kayıtlı olan 4 milyon araç kol geziyor. Dolayısıyla bize gözüken yine yer altı oluyor.

DERSİMİZ: MOSKOVA METROSU

Kızıl Meydan’dan geçen kırmızı metro hattından kuzeybatı yönüne doğru Cherkizovskaya durağına 20 dakikada varıyoruz. Moskova’ya gidiyorsanız dersinize, yani sizi şehirde her yere götürebilecek olan metrolara iyi çalışın. “Savaştaymışsınız da sizi sığınağa götürmeye gelmiş” izlenimi veren vagonların içinde atkı ve formalı Lokomotiv taraftarlarını görünce, iyiden iyiye maç havasına giriyoruz.

12212429_1082674488419144_1996384322_n

Metrodan çıkıyoruz, stada 3-5 dakikalık yürüme mesafesindeyiz. Akreditasyon kartlarımızı almak için az çok İngilizce konuşabilen birkaç polise danışıyoruz, ancak bizi yönlendirdikleri her yer yanlış oluyor. Daha sonra el yordamıyla basın girişini buluyoruz, ama bizden kartlarımızı göstermemiz isteniyor. “Kartımız yok. Nereden alabiliriz?” diye sorduğumuzdaysa İngilizcesi bittiği için cevap veremeyince siniri bozulup gülmeye başlayan, bir nevi bilmediği dili oksitleyerek yok etmeye çalışan görevli kızla tanışıyoruz. Bizi polislerin olduğu yere geri gönderiyor. Polisler de gerisingeri bizi görünce yine gülmeye başlayan görevli kıza yolluyor. Böylece polislerle bize durmadan gülen görevli kız arasında seyahat etmeye başlıyoruz. Neyse ki en sonunda Türk olduğumuzu anlayan Azeri bir polis bizi yakalıyor ve Türkçesini üzerimizde kullanma fırsatını bulup bülbül gibi şakımaya başlıyor da akreditasyon kartlarımızı nereden alabileceğimizi öğrenip stadyuma girebiliyoruz.

ÇİMLER BİLE FUTBOLA AÇTI

Futbol oynanacak sahanın çimleri büyüleyici ve ardı arkası kesilmeyen bir koku yayıyorsa, o saha üzerinde top oynanması için sabırsızlanıyor, heyecanlanıyor demektir. Demir yolu işçilerinin kurduğu Lokomotiv’in güzel sahasının çimleri de Beşiktaş maçı öncesi en az bizim kadar heyecanlılar! Tribünlerde 3 bin Beşiktaşlı ve özellikle diğer kale arkasında yoğunlaşan Lokomotivli çılgın taraftarlar var.

12200813_1082668858419707_176092322_n

İlk yarısı orta saha mücadelesi şeklinde geçen maçta, ikinci devreye Lokomotiv Moskova golle giriyor. Sosa, “Bana faul yapıldı” deyip “çevreye uyunca” ve üstüne duraksayınca topu kaptırıyor. Devamında ise bir anda Tolga topu ağlarında görüyor. Moskova’nın soğuğu sanki daha da artıyor.

VE “MAVİ GÖZLÜ DEV” SAHNEDE!

Sosa’nın yaşadığı anlık konsantrasyon eksikliği, az kalsın Beşiktaş için çok şeye mâl olmak üzereyken neyse ki Gomez sahneye çıkıyor. Topu Lokomotiv ceza sahası önünde kendi şiirinin kafiyelerini derinden vurgulayan bir şair gibi önce sağa, sonra sola çekiyor. Sol ayağıyla yaptığı gol vuruşu ise, benzerine az rastlanır incelikte oluyor.

Eşitlik sonrası 10 kişi kalan rakip karşısında (hatta ilk yarıda da) Beşiktaş galibiyete ulaşacak pozisyonlar yakalıyor. Ama futbol işte, hayat gibi; olmayınca, olduramıyorsun! Yine de maç üç ihtimalden hangisiyle biterse bitsin, son ana kadar mücadele etme dürtüsü yerleşmiş siyah beyazlı takımın içine… Mücadeleyi bırakmayan Beşiktaş’ın “mavi gözlü dev”i Mario Gomez de soğuğun ana vatanında 1 puanı Lokomotiv’in bağrından söküp alarak yüreklerimizi ısıtıyor.

Yazı Fatih Saboviç & Onur Özgen

Yorumlar

yorumlar

Ad

You must be logged in to post a comment Login

Yorum Yazın