10 Numara İşçi Futbolcular

Onlar belli yeteneklere sahiptiler, verilen görevileri harfi harfine yerine getirdiler. Koştular, yorulmadılar; sakatlandılar, geri döndüler; eleştirildiler, küsmediler. Huzurlarınızda, ligimizin en büyük işçi futbolcuları!

 

MUSTAFA SARP Mustafa Sarp
Sadece savaşçı ruhu değil onu bu listeye sokan, kariyerinin basamaklarını çıkış şekli bile yeter! Gaziosmanpaşa’yla 2. Lig, Mersin İdman Yurdu’yla 1. Lig’in tozunu yuttu; Ankaraspor’da Ümit Aydın, Erman Özgür, Musa Büyük, Murat Erdoğan gibi teknik orta sahaların arkasında, Erciyesspor’da Emre Toraman’la yan yanaydı. “Klasik bir önlibero değilim” diyor Sarp. “Güçlü bir oyuncuyum, birçok futbolcu yorulurken benim gerçek gücüm ortaya çıkıyor” diyerek oyun anlayışını anlatıyor. O gücü hem rakip 10 numaraların başına bir kâbus olmasını sağladı, hem de fırsat bulduğunda gol atmasını.

Serkan BalcıTRABZONSPOR - TOULOUSE MACI
Türkiye onun adını 2002-03 sezonunda Galatasaray filelerine bıraktığı topla öğrendiğinde gencecikti, 19 yaşındaydı. Tanıl Bora onun için “Büyükler istiyorlarsa Okan Koç’u, Ahmed Hassan’ı alsınlar ama Serkan Balcı bize kalsın” diyordu. Fişek gibiydi orta sahanın hamalı, 10 numaraların baş düşmanıydı. Fenerbahçe’de sağ bek oynadı ama kendini Zico’ya beğendiremedi. Ersun Yanal’ın çağrısıyla Trabzonspor’a geldiğinde üç mevkide de oynayabiliyordu. “En çok orta sahada oynayınca mutlu oluyorum, o zaman kendimi çok daha özgür hissediyorum. Bir futbolcu her mevkide oynayabilmeli” diyor Serkan.

HUSEYIN YAVUZMehmet Aurelio
Dört vatandaşıyla birlikte 2001-02 sezonunda geldiği Trabzonspor’da forvet arkası ve kanatlarda oynayarak 64 maçta 15 gole imza atıp Christoph Daum’un Fenerbahçe’sine, taraftar ve basın tarafından dudak bükülerek transfer olan Aurelio kısa süre sonra İstanbul’da kalıcı olması için ne yapması gerektiğini öğrendi: Koşmak! Aurelio, sarı-lacivertlilerde orta sahayı Selçuk Şahin, Deniz Barış ve Stephen Appiah gibi isimlerle paylaştı; Alex onun sayesinde gönlünce hücum etti. Ligin en çok top çalan oyuncularının başında geliyordu ama Türk futbolseverlerin alıştığı gibi her yere canhıraş koşan bir futbolcu değildi. Fizik gücünden çok beyniyle çalışıyor, pozisyon alma bilgisi, sezgileri ve oyun okumasıyla parlak işler yapıyordu. Bu tarzıyla birleşen tekniği de onu hem Fenerbahçe hem de milli takımda vazgeçilmez kıldı.

BESIKTAS - FENERBAHCE MACI

Fabian Ernst
Alman orta saha işçisi müthiş bir güçle oynuyor, rakip stoperlere hücum pres yaptığı gibi, kendi stoperlerinin önünde de rakip forvetlere sahayı dar ediyordu. “Bu benim oyun tarzım. Her zaman elimdekinin en iyisini vermeye çalışırım” diyen Ernst’in varlığı geçen sezon Tello ve Delgado’yu da rahatlattı; oyun kurucuların gözleri artık “arkada” kalmıyordu. Verdiği hızlı kısa pasları, oyunu kanatlara açışıyla takımının hücumuna da destek olan Ernst “Taraftarın gösterdiği ilgi ve beklentileri de beni ateşliyor. Onlar bana yakın davrandıkça elimden gelenin de fazlasını vermeye çalışıyorum” sözleriyle bitmek tükenmek bilmeyen futbol iştahını açıklıyor.

4.4.2-‹SC‹LER5Okan Buruk
Trabzonsporlu Soner Tolunguç’un onun bacağını kıran faulü olmasaydı Okan Buruk ya Arda’dan önceki Arda olacaktı ya da büyük takımlarda tutunamayan ufak tefek çalımcı kanat oyuncularından biri… 1992-93 sezonunun TSYD Kupası’nda futboluyla ağızları açık bırakan Okan Buruk, sahalara geri döndüğünde kesinlikle eskisi gibi değildi. Fatih Terim’in takımında savaşçı bir asker, yorulmak bilmeyen bir işçi olarak var olmayı başardı. Öyle ki Terim, orta sahayı oluştururken savunma yapmayacağını bildiği Hagi’nin arkasını toplama görevini gözü kapalı bir şekilde ona veriyordu. Suat Kaya ve Emre Belözoğlu’yla birlikte oluşturduğu “Muhteşem Bücürler” ekibinde oyuna sağ kanatta başlasa da Hagi’nin yarattığı boşlukları doldurdu, amansız presiyle rakibe göz açtırmadı, fırsat buldukça da kısacık boyuyla kafa golleri atmaktan geri kalmadı.

Suat Kaya
Onunki büyük kulüplerden uzaklaşıp geri dönmeyi başaran, sayısız kupa kazanan bir emekçi öyküsü… 19 yaşında Galatasaray’a katıldığında 1986-87 sezonu başlıyordu; o sezon 14 yıllık hasret bitirdiler. Genç Suat çok forma şansı bulamamış, üzerine sezon sonunda takımdan gönderilmişti; 1992’ye kadar Konyaspor forması giydi. Feldkamp bu küçük dev adamı geri çağırdı ve formayı verdi. Sonrasında kazanılan yedi şampiyonlukta, UEFA Kupası ve Süper Kupa’da başrollerden biri ondaydı. Galatasaray UEFA Kupası’nı kazanırken orta sahanın üç hamalından biriydi. Rolüyse rakibi karşılamak, orta alanda her topa basmak ve fırsat bulduğunda da ceza sahasına sızmaktı. “Hugo” asıl işini yaparken o kısacık boyuyla dev stoperlerin arasına sızıp durdu ve ağları 44 kez sarstı. Onca başarıya rağmen sadece 16 kez milli formayı giymesi de gösterişten uzak bir emekçi olmasındandır.

GAZIANTEPSPOR-BESIKTAS LIG KARSILASMASIEkrem Dağ
“Ona benzetildiğimi duyunca kendimle gurur duydum. Bir kişinin bile benim için böyle bir şey yazması çok güzel” diyor Ekrem Dağ. Benzetildiği isim Rıza Çalımbay. Benzetmenin temelinde Atom Karınca kadar çok koşması, verilen her görevi yerine getirmesi, hatasını telafi etmek için elinden geleni yapması geliyor. Mustafa Denizli “Beşiktaş’ın başına geçtiğimde aklımdaki kadroda Ekrem’in yeri yoktu ama yaptıklarıyla takımın vazgeçilmezlerinden olmayı başardı” açıklamasını yapmadan edemedi. Ekrem sol bek, sol açık, sağ bek, sağ açık ve ön liberoda oynayabildiğini gösterdi. Ligin belki de en çok pozisyonda oynayabilen futbolcusunun kıymetini Türkiye’nin değil de, Ekrem’i yetiştiren Avusturya’nın bilmesiyse halen işçilerimize gerektiği kadar özen göstermediğimizin bir kanıtı…

UCHE-3Metin Diyadin
Üç gün önce 31. yaşını kutlamıştı ama Samsun’da, bacağının kırılmasıyla gözyaşları içinde sahayı terk ediyordu. Hıçkırıklarının arasından “Her şey çok güzel gidiyordu ama şimdi her şey bitti” sözleri duyuluyordu. Zor bir serüvendi onunki; Fenerbahçe medyası transferine yaşlı olduğu gerekçesiyle dudak bükmüştü. Bu durum, Stuttgart’la UEFA Kupası finali oynamış Joachim Löw’ün değişmez adamı olmasını engellemedi.

Metin Diyadin duraksız bir şekilde çalışmış, koşan bir adam olmanın ötesine geçmiş, hem önlibero gibi hem de 10 numara kalitesinde oynamayı başarmıştı. Topu orta sahada aldığında ya hemen bir arkadaşını defansın arkasına kaçırır ya da güçlü adımlarıyla yaptığı driplinglerle ceza sahasının önüne kadar gelirdi. Top rakipteyken de oyundaydı; rakibi ilk karşılayan olur, icabında kendi kalesinin önüne kadar da kovalamayı bırakmazdı.

O uğursuz maçın ardından Atilla Gökçe ona şöyle sesleniyordu: “Yıllardır Türk futbolunda görünmez kahramanı oynardı çocuk. Geç keşfedildi, Fenerbahçe’ye 30 yaşından sonra geldi. Orta alanın mimarlığını üstlendi. Parayı, başarıyı, hedefi ve şöhreti yakaladığı en güzel sezonunda iş kazasına uğradı. Yapma be Godik! Umutsuzluğa kapılma… Sende o sorumluluk duygusu, spor felsefesi ve azim varken kim taş koyabilir yoluna!” Samsunsporlu Vural’ın tekmesini yiyen Metin Diyadin aylar sonra sahalara döndü ama yaşlanan vücudu artık güçten düşmüştü. Kaderinde Fenerbahçe tarihinin en büyük hezimetlerinden Pendikspor maçında sarı-lacivertlilerin tek golünü atmak, takımdan ayrılıp futboldan kopmak vardı.

Muhammet Altıntaş4.4.2-‹SC‹LER1
Eğer Galatasaray’a 7 Haziran 1987’de 14 yıl aradan sonra şampiyonluğu getiren golü Eskişehirspor ağlarına o değil de, bir başka sarı-kırmızılı futbolcu atsaydı, gerçekten de futbolun adaleti olmadığı kanıtlanırdı. Yıllarca orta sahada koşan, Cevad Prekazi’nin de yerine koşup büyük yıldızın arkasını toplayan Muhammet Altıntaş’ın hakkını Hıncal Uluç daha o günlerde vermişti: “Galatasaray önünü görüyorsa, aslan payı karanlıkta kalıp ‘Lambayı Tutan Adam’ındır”. O da biliyordu kendini; Monaco maçlarında yine deliler gibi koşmuş, her yere yetişmiş, ardından kendini “Türkiye’de kimse benim kadar koşamaz” diyerek mütevazı şekilde övmüştü.

Hikâye Almanya’da başladı ve genç Muhammet 1985’te Edirnespor’da görüldü. Trakya’nın ona dar geleceği belliydi. 1986’da transfer olduğu Cim Bom’da, Uğur Tütüneker’in, Yusuf Altıntaş’ın, İlyas Tüfekçi’nin, Cevad Prekazi’nin, Arif Kocabıyık’ın, Savaş Koç’un olduğu orta saha sahaya bir kere girmesi Jupp Derwall’in gözdesi olmasına yetti. Ne formdan düşüyor, ne de sakatlanıyordu. Her maça çıkıyordu. Son, otobanda geldi

12 Aralık 1993 günü arkadaşlarıyla Kumburgaz’da yemek yemiş, biraz alkollü bir şekilde dönüş yolu için arabasının direksiyonuna geçmişti. Öylesine büyük bir kazaydı ki, yetişenler öldüğünü düşünüp onu enkazdan çıkartmamayı bile düşündü. Kafatası ezilmiş, kaburgaları ve kolu kırılmıştı; henüz 28 yaşındaydı.

Son kez Roma karşısında takımının formasını giymişti bir daha kısmet olmadı. Bir yıldan uzun bir süreyi ameliyatlar ve rehabilitasyon çalışmalarıyla geçirdi. İyileşti, tekrar futbola döneceğini hissetti ama kimse ona bu şansı bir kez daha vermedi. Herkes onun vücuduyla futbol oynadığını biliyor ve artık ondan “geçtiğini” düşünüyordu. Direndi ama bir yere kadar. Galatasaray formasını resmi bir maçta giyme fırsatını son kez 21 Mayıs 1995’te 7-3 kazanılan Zeytinburnuspor maçında yedek kulübesinden çıkamayarak kaçırdı; gökten bir yıldız kaydı ama hiç kimse bunun farkına bile varmadı.

DSC_0007

Rıza Çalımbay
Çalışmak genlerinde vardı; Sivas’ta taş ocağında çalışırken ayağı sakat kalan, geçimini sağlamak için İstanbul’a gelip Bebek’te kapıcılık yapmaya başlayan bir işçinin oğluydu. Hiç utanmadı babasının kapıcılığından da kendisinin çocukken yaptığı bakkal çıraklığından da… Onun için utanılacak olan çalışmamaktı, tembellikti. Bu yüzden futbol işçilerinin takımının kaptanlığını o yapmayacak da kim yapacak?

Rıza Çalımbay 1980’den, 17 yaşından itibaren giydiği Beşiktaş formasıyla 16 yılda, 494 maça çıktı, sekiz yıl kaptanlık yaptı, altı şampiyonluk yaşadı. Dorde Miliç, Branko Stankoviç, Miloş Milutinoviç ve nihayetinde Gordon Milne ile Christoph Daum ondan hiç vazgeçemediler. Kısa boyu ve enerjisiyle lakabını o günlerin çizgi film kahramanlarından birinden almıştı: Atom Karınca!

Asıl görevi orta sahaya güç katmak, sağ kanattan atakları başlatmaktı. Gerçek bir işçi gibi yapabildiği en iyi şeylerin üzerine gitmiş, çalışmış ve bazı meziyetlerini kusursuzlaştırmıştı. Sağ kanattan yaptığı “muz orta”larla Feyyaz’ı, Ali’yi, Metin’i, Ferdinand’ı, Şifo Mehmet’i golle buluşturuyordu. Yeri geldiğinde orta sahanın göbeğinde, icap ettiğinde defansın sağında forma giydi. Son teknik direktörü Daum onu ön liberoda bile oynattı.

Rıza Çalımbay uzun bir süre Beşiktaş’ın penaltıcılığını yapacak kadar gol vuruşlarını da kusursuzlaştırmıştı. Samet Aybaba’nın jübile yapıp kaptanlık bandını onun koluna taktığı gün Toni Schumacher’e Türkiye’de ilk gol atan isim olmuştu. O gün iki gol atmıştı. Kariyerine 47 gol sığdırdı, ne kadar kalifiye bir işçi olduğunu ispatladı.

Ufak tefek sorunlar dışında ciddi bir sakatlık yaşamamasını şansla açıklayamazsınız. Rıza Çalımbay, profesyonelliğin olmadığı o dönem Türkiye’sinde gerçek bir profesyoneldi. Gece hayatı yoktu, antrenman kaçırmazdı, dinlenmesine ve beslenmesine özen gösterirdi, asfaltı “ağlatmaz”dı! Ayağında gereğinden fazla top tutup çalıma kaçmadığından aldığı darbe sayısı ve şiddeti düşük olurdu. Verilen işleri kusursuz yaptığı için sadece Beşiktaş forması giydi, bir emekçinin de futbol efsanesi olabileceğini ispatladı.

Yazı Erdem Kabadayı

İllüstrasyon Can Barslan

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir