Anadolu’nun devrimcisi: Abdullah Gegiç

Bir Anadolu kulübü ayaklarının üzerine basmayı, İstanbul’a meydan okumayı ondan öğrendi. Abdullah Gegiç sadece Eskişehirspor’un değil, Türk futbolunun da devrimcisiydi

Oysa 1965-66 sezonunda Avrupa’nın zirvesine kadar yükselmeyi başaran bir isim gelmişti Fenerbahçe’nin başına. Bir önceki yıl, Şampiyon Kulüpler Kupası’nda final oynayan Partizan’ın teknik direktörü Abdullah Gegiç’in Türkiye’den gelen teklifi kabul etmesi sadece Türkleri değil, tüm dünyayı şaşırtmıştı.

Ama sarı lacivertliler, böylesine iddialı bir teknik direktöre rağmen o sezon şampiyonluğu Beşiktaş’a kaptırmıştı. Gazetelerden biri “Gegiç, ye, iç, yat” başlığını atmıştı. Başarı gelmeyince bir şah daha mat olmuştu. Şampiyon Kulüpler Kupası finalisti Abdullah Gegiç artık işsizdi.image

Gegiç Fenerbahçe’ye sadece Partizan’daki işini değil, Yugoslavya Milli Takımı’ndaki görevini de bırakıp gelmişti. Ama bir başarı sızlığın ardından kolay kolay pes edecek biri değildi.

43 yaşına basmış, bu ince yüzlü, takım elbiseli, ufak tefek adam işsiz kalınca Milliyet gazetesinde tam dört gün süren bir yazı dizisi kaleme aldı. Önce hayatını anlattı, ardından Fenerbahçe’deki başarısızlığın sebeplerini aradı. Müslüman bir ailenin çocuğuydu.

Futbolcu olmak uğruna babasına nasıl karşı gelmiş ve dayak yemişti. Doğup büyüdüğü yer olan Yeni Pazar’daki futbolculuk ve teknik direktörlük serüvenini anlatıyordu. Annesi uzun süre İzmir’de yaşamıştı. Hem annesi hem de babası Türkçe’yi düzgün bir şekilde konuşuyordu ama o Türkiye’ye gelirken Türkçe bilmiyordu. Fenerbahçe’den gelen teklifi kabul etmesi için özel nedenleri vardı.

Kendimi ispat etmeye hazırım”
O sıralar Orhan Şeref Apak yönetimindeki Türkiye Futbol Federasyonu, Milli Lig’e Anadolu takımlarını kazandırmakla meşguldü. Ankara ve İzmir dışında henüz hiçbir Anadolu takımı yoktu bu ligde. İşte Eskişehirspor da 1965 yılında bu amaçla kurulmuştu. Ve takım kurulduğu yıl Milli Lig’e yükseldi.

“II. Dünya Savaşı’nın ardından Eskişehir, sporda dünya şampiyonları yetiştiren bir şehir haline gelmişti. Okçuluk, atletizm, bisiklet gibi sporlar yoğun olarak yapılıyordu ve bu dallarda üst düzey sporcular yetişiyordu. Ciddi bir taraftar kitlesi de onları takip ediyordu” diye o günleri anlatıyor Orhan Erpek, yani bildik adıyla Amigo Orhan. Ve Eskişehir halkı, yeni kurulan bu futbol takımını da hemen sahiplendi. Eski tip Volkswagen’lere 16’şar kişi doluşarak deplasmanlara gittiler, Ankara’yı Eskişehir’e çevirdiler, İstanbul’u 10 bin kişilerle fethettiler.

image

1967-68 sezonunun başında Eskişehirspor’dan teklif aldı Gegiç. İki gün şehri gezdikten sonra teklifi kabul etti. Kamuoyu bu kez Amigo Orhan’ın dediği gibi “Avrupa’nın zirvesinden sonra Anadolu’nun küçük bir şehrinde ne işi var?” sorusunu soruyordu. Gegiç ise yüreğinde Şampiyon Kulüpler Kupası finalinin ve Fenerbahçe’den gönderilişinin acısını taşıyordu. İlk çocuğunun adını Brüksel koymasının sebebi de finali Brüksel’de kaybetmesiydi. Zaten o acıyı hiç unutmak istemiyordu.

Ama Gegiç, geçmişle yaşayan biri değildi. Geçmişi sadece kılavuz yapıyordu kendine. Gözlemci ruhu da bunu gerektiriyordu. Yaşadıklarından ders almak için her şeyi analiz ediyordu.

Fenerbahçe macerası sona erip de Eskişehir’den teklif aldığında siyah kırmızılı takımın yöneticilerine ilk söylediği söz “Fenerbahçe bana haksızlık yaptı” oldu. İlk görüşmesinde “Kendimi ispat etmeye hazırım” demişti dönemin yöneticilerinden Aydın Begiter’e. Orada bunu başardı. 1967 ve 1971 yılları arasında İstanbul takımlarının egemenliğindeki Türk futbolunu temelinden sarstı.

O toplara en az 100 kere sıçrayıp kafa vururduk”
Abdullah Gegiç’in aradan yıllar geçtikten sonra “Eskişehirlilerle birlikte 10 bin kişi İstanbul’u istila ederdik” cümlesinin ardından gelen “Bir bardak bile kırmadan” sözü ve burada birinci çoğul şahıs kullanması boşuna değil. Eskişehir’de Amigo Orhan önderliğindeki meşhur halk hareketinin de destekçisiydi. “Biz o zamanlar çok acemiydik. İstanbul hegemonyasını yıkmak için yola çıkmıştık. Hedef Eskişehir’di. Devrimi yapan halktı. Bu halkın içinde Abdullah Gegiç de vardı, yöneticilerimizden Yalçın Kılıçoğlu da vardı” diye anlatıyor Amigo Orhan ve ekliyor:

“1961 Anayasası’ndan sonra Türkiye bir değişim içindeydi. O dönemde Türkiye’nin kapıları sanata, edebiyata ve dünya siyasetine açılmıştı. Bu kavramlarla yeni yeni tanışıyordu. Türkiye’ye bu dallarda pek çok yayın geliyordu. Eskişehirspor, işte bu değişim anında doğmuştu. Halk Anadolu’nun da futbolda var olduğunun bilincine varmıştı.”

Gegiç aynı zamanda iyi bir taktik düşünürüydü. Deplasman otobüslerinde en öne oturur, ellerini dizlerinin üzerine koyar, kafasını öne eğer ve gideceği yere kadar istifini bozmazdı. “Yol boyunca düşünürdü. İndiği zaman pantolonun hiç buruşmamış olduğunu görürdük” diyor Fethi Heper.

Futbolla ilgili kursları, seminerleri kaçırmaz, dönemin imkânlarını zorlayarak Avrupa’da maçlar izlerdi. Eskişehirspor 1970-71 sezonunda Fuar Şehirleri Kupası’nda Sevilla’yı eledikten sonra Twente ile eşleşmişti. Gegiç, Twente’yi izlemeye Hollanda’ya gitmişti. Nihat Atacan şöyle anlatıyor: “Hocaya rakibin nasıl olduğunu sorduk, ‘Hayda bre… Köy takımı bunlar’ dedi. Eskişehir’deki ilk maçı 3-2 kazandık. Ama rövanşta ağır bir mağlubiyet aldık. Yine de onları Eskişehir’de yenmek büyük başarıydı.”

Sadece Eskişehir’in değil, Türkiye’nin daha önce hiç bilmediği antrenman metotlarını uyguluyordu. Amigo Orhan’ın dediği gibi çağının çağdaşıydı.

“Peki nasıl başlamıştı?” sorusunu sorup kendisi cevaplıyor Fethi Heper: “İlk antrenmanlarda kâğıtlar hazırlayıp elimize tutuştururdu. Bu kâğıtlar hepimizin sahada ayrı ayrı nasıl hareket edeceğini anlatıyordu. Sonra antrenmana gelirdik, üçayaklı bir kara tahtaya nasıl oynayacağımızı çizerdi. İlhan topu alıyor, Nihat geliyor, ortaya kaçıyor, Kamuran’la paslaşıyor, o sırada Fethi içeri kaçıyor… Bir kere, iki kere, üç kere…  Tabii tüm takım üniversite mezunu, üç kerede bir daha unutmamacasına öğreniyor.”

“Dünya futbolunun 15 yıl gerisindeyiz”
Antrenmanların ardından Abdullah Gegiç söyler, yardımcısı Abdullah Matay yazıp çizerdi. İdmanların ve maçların verileri bu defterlerde tutulurdu. İsmail Arca bize bu defterlerden 1970-71 sezonuna ait olanını verdiğinde hocaya bir kez daha saygı duyuyoruz.

Defterde de gördüğümüz üzere Gegiç takımı 4-3-3 düzeninde sahaya diziyordu. İdeal kadrosunda kalede Mümin; geri dörtlüde sağdan sola İlhan, İsmail, Abdurrahman, Faik; orta üçlüde Vahap, Kamuran, Burhan İpek; ilerdeyse Nihat, Fethi ve Ender vardı. İdmanlarının ağır olmasının sebebi, öğretecek çok şeyinin olmasıydı.

Çabukluk ve kuvvet idmanlarından, kondisyona, çeşitli hücum varyasyonlarına kadar tüm çalışmaları kâğıt üzerinde raporlardı. 1971’de bir yaz kampının ardından futbolcularını belli kategorilerde (dikkat, anlayış, ritme uyma, tempo, pozisyon tekniği, istek) 10 üzerinden notlamıştı. Bu kategoriler, Gegiç’in disiplinin anlayışının odak noktalarını da ortaya koyuyor. Defterde top kazanma prensiplerini de sıralıyor ve presin, yardımlaşmanın, ferdi mücadelenin üzerinde duruyor.

1975 yılında Milliyet için kaleme aldığı bir yazıda futbolcuların koşu mesafelerini karşılaştırmıştı. “Türkiye’de 4.000 metre koşan oyuncu sayısı çok az. Dünya futbolunun 15 yıl gerisindeyiz. Bu sorunu çözmek için futbol okulu açmaktan başka çaremiz yok” diyordu. O dönem Batı Almanya’da düzenlenen 1974 Dünya Kupası’nda İskoç Billy Bremner 7.450 metre, Yugoslav Branko Oblak 7.350 metre koşmuştu. Elde istatistik olmasa da Gegiç’in gözlemlerine göre Türk futbolcular bu rakamın çok gerisindeydi.

Gegiç için Eskişehirspor yıllarının ilk perdesi 1971 yılında sona erdi. Yugoslav teknik direktör bu süre içinde A milli takımı da çalıştırdı ve çıktığı altı maçta üç galibiyet, üç mağlubiyet aldı. Yugoslavya, yurtdışında çalışan teknik direktörlerini geri çağırmıştı. Futbolcular ve yöneticiler Tepebaşı’ndan ağlayarak yolcu ettiler onu.

Gegiç’in Türkiye’ye tekrar gelişi çok uzun sürmedi. 1972-73 sezonuna bu kez Beşiktaş’la başlıyordu. Burada iki yıl kaldı. İkinci yılında şampiyonluğu kıl payı kaçırdı. Daha sonra sırasıyla Bursaspor, Fenerbahçe, Adanaspor, Eskişehirspor, Samsunspor, Diyarbakırspor’da görev yaptıktan sonra Türk vatandaşlığına geçerek sekiz yıl süreyle Türkiye’den uzak kaldı. Bu sırada Dereağzı’ndaki evini satarak Köln Spor Akademisi’ni bitirdi. 55 yaşında olmasına rağmen okulu bitirebilmek için günde 12 kilometre koştu.

1987 yılında Türkiye’ye yeniden döndüğünde 3. Lig takımlarından Pendikspor’da görev yaptı. Türk kamuoyu, onun bu kararına şaşırmıştı. Ama Gegiç, sadece babasının “Para pul ikinci planda olsun. Türk futbolunun kalkınması için uğraş” tavsiyesine uymakla meşguldü. Bu kez emeğini ve zihninin büyük bölümünü yeni futbolcular yetiştirmeye adamıştı.

Aslında bunu daha önce yapmak istemiş ve 1975 yılında Fenerbahçe futbol okullarının başına geçmişti. Ancak sezonun dördüncü haftasında Fenerbahçe hocasız kalınca A takımda göreve getirilmişti. Takımdaki baş sorumlu olmasına rağmen yardımcısından bile az bir ücret alıyordu. O sezonun son maçında Fenerbahçe, Trabzonspor’a kaybederek Anadolu’nun ilk şampiyonunu alkışlarken bordo mavililerin teknik direktörü Ahmet Suat Özyazıcı’yı ilk tebrik eden Abdullah Gegiç olmuştu.

Pendik’in ardından Gaziosmanpaşa’nın yolunu tuttu. Burada Cevat Güler ile birlikte iki tane beş yıllık kalkınma planı hayata geçirdi. Gaziosmanpaşa A Genç Takımı’nı İstanbul ve Türkiye şampiyonu yaptı. Türk futboluna sayısız oyuncu armağan etti. Daha sonra Altay’ın Yıldız Takımı’nı İzmir ve Türkiye şampiyonu yaptı. Yaşamının son yıllarında ise Çanakkale Dardanelspor altyapısında çalışmalarını sürdürdü.

2003 yılında Türk antrenörlere bir kitap armağan etti. Bu kitaptan bin adet bastırmıştı. Daha sonra verdiği bir röportajda kitabı kimsenin okumadığından yakınıyordu. 2003 yılında kaleme aldığı bu kitapta adeta bugün herkesin diline doladığı, forvette kimin oynadığı belli olmayan Barcelona’yı anlattı.

“Eski klasik hatlar kalmayıp, savunma, orta saha ve forvet orta alanda toplanacak, burada tüm bu oyuncularda oluşan ‘dev bir blok’ var olacaktır” diye yazmıştı. “Atakta sabit ve çakılı bir santrfor asla kalmayacaktır. Bu gerçek ihtilalci futbol olayı, savunma sisteminde büyük yankı yaratacaktır. O halde savunmada klasik defans oyuncu da kalmayacaktır. Böyleyken klasik savunma ve klasik hücum hattı da ortadan kalkacaktır. Ortada oluşan dev bloğun görevini antrenör ve taktik değil, oyunun ta kendisi tayin edecektir.”

4-3-3, 4-5-1 gibi sistemlerin tarihe karışacağını savunuyordu. Ama stratejinin ön plana çıkacağını söylüyordu.

image

“İnsanlar futbol için hiçbir zaman yaşlı kalmaz”
Fethi Heper, Abdullah Gegiç’i Eskişehirspor’un altyapısının başına getirmek için yıllarca uğraştı. “Her seferinde ‘Bu adam ihtiyar, bunamış’ dediler ve istemediler.” Abdullah Gegiç ise futbolun yaşı olmayacağını iddia ediyor; “Takvim yaşım yüksek ama biyolojik yaşım değil. İnsanlar futbol için hiçbir zaman yaşlı kalmaz” diyordu. Fethi Heper anlatmaya devam ediyor: “O dönem Gaziosmanpaşa’nın altyapısındaydı ve dünya kadar oyuncu yetiştiriyordu. Tek düşüncesi “futbolcu fabrikası” kurmaktı.

Öyle bir altyapı kuralım ki, her sene en az bir iki tane profesyonel takıma oyuncu yetiştirelim istiyordu. En son 2008 yılında Abdullah Gegiç vefat etmeden bir hafta önce Halil Ünal’a gittim, ‘Altyapının başına ben geçmek istiyorum, Gegiç’i de Altyapı Sorumlusu olarak getirmek istiyorum’ dedim. Halil Ünal kabul etti. Kaç para istediğini sordu. Hemen Abdullah hocaya telefon ettim haber verdim.” Aslında Gegiç o sıralar ekonomik sıkıntı içindeydi. Ama yine de çok para peşinde değildi. Heper’e “5 bin lira maaş verin yeter bre canim” dedi.

Fethi Heper o sırada Almanya’ya gitti geldi ve Abdullah Gegiç’i Eskişehir’e çağırmak için aradı. O sırada eşinden beyin kanaması geçirdiği haberini aldı. Amigo Orhan Eskişehirspor yönetimini vefasızlıkla suçluyor. “En azından cenazesine bir temsilci gönderebilirlerdi. Onu son yolculuğunda yalnız bıraktılar” diyor.

Gegiç bir röportajında Eskişehirspor’la futbol tarihinde yepyeni bir sayfa açtıklarını söylüyordu. “Göreceksiniz, önümüzdeki yıllarda Mersin İdman Yurdu, Bursa ve Samsunspor ile başarılar daha da büyüyecek ve İstanbul futbolu ile Anadolu futbolu arasında hiçbir fark kalmayacak.”

O devrim önce Trabzonspor’la ardından Bursaspor’la gerçekleşti. Bursaspor’un şampiyonluğunu herhalde yeşil gözleriyle gülümseyerek kutlardı ama ömrü buna vefa etmedi. Türkiye onun yapabileceklerinin çok azına müsaade etti; buna rağmen Anadolu devrimini miras bırakarak aramızdan ayrıldı.

Yazı Ahmet Yavuz ( @ahmetlyavuz )

Yorumlar

yorumlar

Ad

You must be logged in to post a comment Login

Yorum Yazın