İstatistik dost mu, düşman mı?

Artık sayılara bakmadan futbolu yorumlayamaz hale geldik. Peki bu ne kadar sağlıklı? Rakamlar bize her zaman doğruyu mu söyler, yoksa bizi yanlış yola soktukları durumlar da olur mu? FourFourTwo, bipolar bozukluk rahatsızlığından mustarip “istatistik” kavramını sorguladı!


Arsenal menajeri Arsene Wenger, resmi kulüp dergisine verdiği röportajda şöyle diyordu: “İstatistikler sizi aldatabilir. Mesela bir maçta üç gol atan oyuncuyu dünya çapında bir futbolcu zannedebilirsiniz ancak belki de çok kötü stoperlere karşı oynamıştır! Öte yandan, oyuncu bunu 100 maçta tekrarlarsa rakamlar artık sizi kandıramaz çünkü 100 kere kötü savunmacılara karşı oynayamazsınız!” Wenger’in istatistik konusunda Aristoteles’in “Bir kırlangıçla bahar gelmez!” sözünü benimsediği aşikar!

BARCELONA-BAYER LEVERKUSEN

Benzer bir şeyi Ömer Üründül, Barcelona’nın 7 Mart 2012’de Leverkusen’i Şampiyonlar Ligi ikinci tur rövanşında 7-1 yendiği maçta beş gol atan Lionel Messi için söylemişti. Duayen yorumcunun “Messi beş gol atmasının dışında sahada yoktu” sözleri, o dönem özellikle sosyal medyada ciddi alay konusu olmuştu. Elbette Arjantinli oyuncunun kalitesinden hiç kimsenin şüphesi olamaz ancak o maç özelinde bu istatistiğin yanıltıcı olabileceğini düşünmek pek de mantıksız değil. En azından Wenger böyle düşünüyordur! Peki istatistikler gerçekten de bu kadar yanıltıcı olabilir mi? Başka bir deyişle; efsane İskoç menajer Alex Ferguson’un söylediği gibi, gerçekten de çok şey gösterirler ama en önemli şeyi göstermezler mi?

Mesela Süper Lig’de geçen sezon ilk yarının belki de en ilginç maçlarından biri, Akhisar Belediyespor’un Beşiktaş’ı deplasmanda 2-0 yendiği karşılaşmaydı. 90 dakika boyunca rakibine her anlamda üstünlük kuran ve bunu istatistiklere de yansıtan siyah-beyazlılar, 3 puanı rakibinin alıp gitmesini engelleyememişti. Demek ki sayılar her şeyi açıklamaya yetmiyor.

akhisar

“İstatistik oynanan oyunu anlatır, skoru değil” diyor, NTVSpor’da yayınlanan 90+ programının sunucusu Nebil Evren. “Mesela rakip yarı sahaya hiç geçmeden maç kazanabilirsiniz. Rakip oyuncu bir geri pas verir, kaleci ayağının altından kaçırır ve gol olur. Ne var ki bir takım topa diğerinden daha fazla sahip olmuşsa, daha fazla gol girişiminde bulunmuşsa ve hücum alanında daha fazla pas yapmışsa, oyun anlamında gözle görülür bir üstünlük kurmuş demektir. Yani sayılara bakarak oyunun nasıl cereyan ettiğini tahmin edebilirsiniz. Zaten bu tarz istatistiksel dengesizliğin olduğu maçlarda, üstün olan taraf genelde istediğini alamamıştır!”

Her şeye rağmen, istatistik biliminin futbol alanında her geçen gün daha da yayıldığını gözlemlememek imkansız. Artık teknik direktörler sayısal veriyle daha fazla haşır neşir oluyor, yayıncı kuruluş maç esnasında izleyicileri bilgilendirmek için sürekli anlık istatistik sağlıyor, televizyonda maçlar yorumlanırken rakamlara çok daha sık başvuruluyor… “İstatistik sadece Türkiye değil, Avrupa futbolu için de yeni bir şey” diyor Evren. “Hâlâ taze ve gelişiyor. Ülkemizde az olan ancak artık daha fazla talep gören ‘saha içi’ yorumlarına çok büyük katkı sağladığını düşünüyorum. Bu yüzden de futbolda istatistiğe olan ilgi artıyor. Ayrıca neredeyse her kulübün analiz ekibi var ve bu hizmeti veri sağlayıcılarından alıyorlar. Örneğin; bir oyuncusuna bir şey anlatmak için maçtaki performansının sayısal dökümünü kullanan teknik adamlar var. Böylece mesaj daha net ve anlaşılır bir şekilde futbolcuya iletilmiş oluyor.”

ersun-aziz2

Tabii herkes Evren’le hemfikir olmayabilir. Örneğin; Türk futbolunda “bilgisayar devrimi” yapmasıyla meşhur teknik direktör Ersun Yanal, 2013-14 sezonunda Fenerbahçe’yi 9 puan farkla Süper Lig şampiyonluğuna taşımıştı. Ne var ki kulüp başkanı Aziz Yıldırım, ertesi sezon başlamadan Yanal’ın görevine son verirken, çalışma metotlarından etkilenmediğini şu sözlerle ifade etti: “Bir bilgisayardır tutturmuş gidiyor! Benim de önümde bilgisayar var. Bilgisayarla falan şampiyonluk olmaz!” Yıldırım’ın istatistik bazlı çalışma metodunu ciddiye almaması, elbette bu biliminin değerini düşürmüyor!

Yanal’ın bir röportajında sarf ettiği “Bilgisayar taktiği belirlemez, sadece taktikte etkili olur. Nihai kararı ben veririm” sözleri, bilgisayar ve istatistiğin günümüz futbolunda teşkil ettiği yeri daha iyi anlamamızı sağlayabilir. Modern futbolun son yıllarda geçirdiği evrimi ve istatistiğin bu derece öne çıkışını en yakından tecrübe eden isimlerden biri olan Wenger de Yanal’a paralel bir görüşe sahip. “Bu işe başladığımda, sahada sadece ben ve oyuncularım vardı” diyor Fransız menajer. “Artık 20 kişilik bir ekibim var. Bana sürekli istatistik hazırlıyorlar, videolu maç analizleri yapıyorlar ya da oyuncuların performanslarını dijital ortamda değerlendiriyorlar. Elbette herhangi bir oyuncu ya da takımla ilgili karar mekanizması yine benim ancak bu tarz istatistiklerin de faydası oluyor.”

Slovenia Iceland Soccer WCup

Peki 90 dakika sonrası herhangi bir konuda detaylı bilgi sunan sayılar, maç öncesi hazırlık sürecinde bize nasıl ışık tutabilir? Örneğin; Steven Spielberg’ün 2002 yapımı Azınlık Raporu filmindeki gibi, bir olayın gerçekleşeceğini öngörüp önlem almamızı sağlayabilir mi? Türkiye Milli Takımı’nda Fatih Terim, Şenol Güneş ve Ersun Yanal gibi isimlerle çalışmış Gürkan Kubilay, bu alanın Türkiye’de yayılmasını sağlayan isimlerden. Kubilay’ın muadillerinden en büyük farkı, istatistikleri maç önü analizi için kullanıyor olması. “Ben bu işe 1999 senesinde başladığımda Türkiye’de tutulan tek istatistik, iki takımın son 15-20 yılda yaptığı maçlarda alınan sonuçlardı” diyor Kubilay. “Türkiye’de benden başka maç önü analizi yapan yoktu çünkü hiç kimse buna yanaşmadı. Maçtan sonra ahkam kesmek daha kolay geliyor tabii! Biz maçlardan önce program yapar, o karşılaşmada neler olabileceğini ortaya koyardık.”

Maç öncesi tahmin yapmak, doğal olarak maç sonrası yorum yapmaktan çok daha zor. Hatta yanılmanın cezasız kalmadığı bir toplumun bireyleri olduğumuzu düşünürsek, bu işin ne kadar riskli olduğu daha iyi anlaşılır. Mesela Galatasaraylı eski futbolcu Hasan Şaş’ın İzlanda-Türkiye maçından önce yaptığı “İzlandalılar topu elle taşısa rakip kaleye anca üç kere götürürler!” yorumunun videosu, aldığımız 3-0’lık yenilgi sonrası sosyal medyada paylaşılma rekoru kırmıştı! O halde bu kadar riskli bir işe kalkışırken sayılara sonsuz güveniniz olmalı! “Öncelikle ‘istatistik’ ile ‘analiz” kavramlarını birbirinden ayırmak gerek” diyor Kubilay. “Analiz olmadan istatistiklerin pek bir anlamı kalmıyor. Sokağa çıkmadan önce hava durumuna bakarsınız ve yağmur yağacak diyorsa yanınıza şemsiye alırsınız. Bu illa da yağmur yağacağı anlamına gelmez ama sizin tedbir almanız açısından önemlidir. İstatistik analizi de size bunu verir; yani maçı etkileyebilme ihtimali olan etkenlere karşı hazırlıklı olmanızı sağlar.”

Peki teknik adamından yorumcusuna kadar birçok başrol oyuncusunun bu derece ilgi gösterdiği, futbolun içine artık bu kadar işlemiş istatistikler hangi konularda eksik ya da yetersiz kalıyor? En nihayetinde, sayısız terimin bulunduğu ve 90 dakika boyunca insan beyninin hesaplayamayacağı kadar fazla eylemin gerçekleştiği bir oyundan bahsediyoruz. Her şeyi açıklamaya yetiyor olsalar, kulüp başkanları da büyük ihtimalle takımın başına bir makine getirip arkalarına yaslanırdı! “Futbol, basketbol gibi istatistik ile ilgili kavramlarını oturtmuş bir spor değil” diyor Evren. “Bazı verilerin tanımında hâlâ tartışma var. Böyle olunca da istatistik takipçilerinin kafası karışabiliyor. Mesela en temel verilerden biri olan asist kavramı Türkiye’de yaklaşık 15 yıldır kullanılıyor ve hâlâ üzerinde tartışma söz konusu. Gol girişimi ve gol pozisyonu bile aynı şekilde. Son dönemde bu göreceliği ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yapılıyor.”

Evren’in altını çizdiği “gol pozisyonu” tartışması şöyle özetlenebilir: 30 metreden çekilen bir şutta topun yavaşça kaleciye gitmesi, istatistiklere “isabetli şut” ve “gol girişimi” olarak geçerken; altıpasta müsait pozisyonda bir oyuncunun topu ıskalaması ya da tam vuracakken rakibin araya girmesi, istatistiklerde yer almıyor. Böyle olunca da daha fazla şut çeken takımın daha fazla gol pozisyonuna girdiği; aynı mantıkla topa daha fazla sahip olan takımın daha iyi oynadığına yönelik bir algı oluşuyor.

Bu tür ofansif etkinlikler söz konusu olduğunda gözlem yoluyla çıkarım yapmak gayet mümkün. En nihayetinde, kaleye çekilen şutları ya da kimin topa daha fazla sahip olduğunu görmek için bilgisayara gerek duymayabiliriz. Peki oyunun diğer bölümünde, yani savunma alanında veri sağlama konusunda istatistik bilimi tam olarak ne durumda? Evren, bu işin en büyük zaaflarından biri olarak bunu gösteriyor. “Özellikle topsuz oyunda yeterli olmadığını düşünüyorum. Top rakipteyken oyuncunun veya takımın performansını açıklama konusunda gelişme kaydedilmesi gerekiyor. Mesela doğru pozisyon alma, istatistiklerle açıklanamıyor. Bazen oyuncu öyle bir yerde duruyor ki pas arası yapmasına gerek kalmadan pası engelleyebiliyor ama bunun şu an istatistiki karşılığı yok.”

LUGANO MAC (MANISA)

Kubilay’a göre istatistiklerin yanıltıcı olabileceği konuların başında pas başarı yüzdesi geliyor. Özellikle stoperlerin bu alanda etkileyici rakamlara ulaşması, bazen işin aslını yansıtmıyor ya da daha önemli şeyleri kaçırmamıza sebep oluyor olabilir. “Bir dönem Süper Lig’de sürekli Diego Lugano bu alanda zirvede çıkardı. Bunun nedeni ne? Yanındaki stoperle, beklerle, önündeki orta sahayla pas yapması! Böyle olunca hem çok pas yapmış oluyor, hem de hiç riske girmediğinden isabet oranı yüksek gözüküyor. Halbuki Lugano’nun Edu’ya verdiği yan pas mı daha değerli, üç kişinin arasından Alex’e yolladığı mı? İşte istatistik bu konuda bizi yanıltabiliyor. Bunun ayrı değerlendirilmesi gerek.”

Evren’in dikkat çektiği bir diğer nokta da bireysel istatistik analizi. Özellikle günümüz futbolunda ciddi biçimde öne çıkan koşu mesafesi, pas isabet oranı, ikili mücadele kazanma sayısı gibi alanlarda bazı eşitsizlik çıkması olası. Nasıl mı? “Elbette her maç 90 dakika sahada kalan oyuncu ile oyuna sürekli sonradan giren oyuncu arasında yapılacak karşılaştırmalarda karışıklık yaşanabilir” diyor Evren. “Biz oyuncu performansını değerlendirirken ‘eşit süre’ kavramını esas alıyoruz. Mesela sahada 1.000 dakika kalan bir oyuncu ile 1.500 dakika oynamış bir oyuncuyu kıyaslarken sayıların toplamına bakarak sağlıklı bir değerlendirme yapılamaz. Bu süreleri 90’a bölüp, oynadığı gerçek maç sayısını bulduktan sonra verileri hesaplıyoruz. Ekrana gelen sayıların güvenilir ve anlaşılır olması için de büyük hassasiyet gösteriyoruz.”

Futbolu sayılar üzerinden doğru anlamaya ve ortaya nesnel bir analiz koymaya yönelik bu hassasiyet, istatistik biliminin yanıltıcı taraflarına maruz kalmama mücadelesinde en büyük silah. Cephanesinde bu silahı bulundurmayanlar, tek maç üzerinden bir oyuncuya değer biçip hatalı transfer yapmaya ya da karşılaşacakları rakibi eksik analiz edip ters köşeye yatmaya devam edecek. Bu silahı doğru kullanmayı başaranlar da şampiyonluklar yaşamaya ya da Lionel Messi, Cesc Fabregas gibi yetenekleri keşfetmeye…

Yazı Recep Özerin

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir