Bir aforoz hikayesi!

Harald “Toni” Schumacher önce Fransızların nefret ettiği adam oldu, ardından ülkesi Almanya’dan sürgün edildi. Türkiye’ye geldikten sonra ikinci baharını yaşamakla kalmadı, futbolseverlerin gönlüne bir kez daha girmeyi başardı

Batı Almanya ile Fransa arasında oynanan 1982 Dünya Kupası yarı final maçında ceza sahasından açılmış, üzerine doğru hamle yaparak topu üstünden aşırtmak isteyen Patrick Battiston’u sert bir müdahaleyle yere sermişti. Tribünler ıslık ve küfürlerle ortalığı inletirken, hakem kart çıkarmamış; o da kalenin içinde, elindeki topla oynayarak oyunun yeniden başlamasını beklemişti. Bu dakikadan sonra Almanya maçı bırakmadı ve bitiş düdüğüyle birlikte finale çıktı.

Schumacher, maç sonu kendisine mikrofon uzatıp, “Battiston’un iki dişini kaybettiğini biliyor musun?” diye soran muhabire “Hepsi buysa dişine tel taktırırım!” diyerek cevap verdi. Bundan sonra kutlama yapan arkadaşlarının arasına karışmıştı. Belki faulü değil ama sonrasında yaptıkları, herkesin ondan nefret etmesi için yeterli sebepti. Dünyanın en popüler kalecisinin kaderi işte bu şekilde birkaç saat içinde değişti. Turnuvadan sonra Fransa’da yapılan anketlerde Hitler ve Mussolini’yi geçerek “En nefret edilen kişiler” listesinde 1 numarayı kapmıştı!

Fußball-Weltmeisterschaft - Spanien 1982

Kendisi o günü, “Battiston’un topu üzerimden aşırtmak istediğini hissettim. Havaya sıçradım. İnsan havadayken kendini frenleyemez. Artık hiçbir şey yapamazdım. Sadece biraz dönebildim ve yukarı çektiğim dizlerimle ona çarptım. Yere düştük. Ayağa kalkıp kaleme yöneldiğimde yerde yatıyordu. Yanına gitmek istiyordum ama Jean Tigana’nın küfür ve tehditlerini duyunca gidersem kavga çıkacak diye düşünerek vazgeçtim. Bir korkak gibi davrandım ve dünyaca tanınmış bir domuza dönüştüm” diyerek anlatıyor.

Anne-oğul arasındaki ilişkiden çok daha kuvvetli bir bağı olan annesi bile maçtan sonra onu arayıp “Mide bulandırıcıydı” dedi. Daha kötüsü olamazdı! Bu olay, onda çocukluğundan da kötü izler bırakmıştı…

“Kız kardeşimle çekmece kadar küçük bir odayı paylaşırdık. Klostrofobim o günlerden kalma”

Schumacher, Almanya’nın 2. Dünya Savaşı’ndan en kötü etkilenen şehirlerinden biri olan, her gün karınlarını nasıl doyuracağını düşünen insanların yaşadığı Düren’de doğdu. Çocuklar savaş yıkıntılarının arasında oynuyor, her öğünde mutlaka patates yeniyordu. Gerisi, teneke evlerde hayatta kalma mücadelesi… Kalesini sıklıkla terk etmesi de o günlerden kalma. “Kız kardeşimle çekmece kadar küçük bir odayı paylaşırdık. Klostrofobim o günlerden yadigar. Sahadayken kalenin içinde duramıyorum. Her fırsatta mümkün olduğunca kalenin dışına çıkarım.”

toni6

Sürekli eleştirildiği bu konu, belki biraz da eski bir forvet olmasından. Bu mevkide devam edememişti çünkü maç içinde nefesi kesilene kadar koşmaya devam ediyor, ikili mücadelelerde kendini hiçbir sertlikten geri çekmiyordu. Sonunda annesi futbola devam edebilmesi için bir şart koştu: Ya kendine daha sakin bir mevki bulursun, ya da futbolu bırakırsın!

Profesyonel futbola başladığı FC Köln’deki lakabıyla “Zıpzıp”, ilk mukavelesini 1973 yılında imzalamıştı. Buradaki ilk yıllarında kendisinden pek hoşlanmayan antrenörü Hennes Weissweiler’le sorunlar yaşasa da 15 yıl boyunca oynamaya devam etti. Köln formasıyla 422 resmi maçta oynayıp, kaldırdığı dört kupayla kırılması güç bir rekora imza atmıştı. Bu performansı, yıldızının bir türlü barışmadığı Jupp Derwall’i onu milli takıma davet etmeye mecbur bırakmıştı ancak onun liderliğindeki milli takımda yeri hiçbir zaman sağlam olmadı. Derwall onu takımdan birkaç kez uzaklaştırılmaya çalışsa da başarılı olamadı. 1980 Avrupa Şampiyonası finalinden sonra da çekişme farklı bir boyut kazandı.

Turnuva için yapılan çalışmalardan birinde sol elinin üzerine düşmüş, yüzük parmağı kırılmış ve elini kullanamaz hale gelmişti. Derwall’in ya da kulüp doktorunun bunu duyması halinde kadroya giremeyeceği aşikardı. O da dişini sıkıp bunu sakladı. Kendisine gizlice yaptırdığı eldivenlerle hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Almanya Milli Takımı finale parmaklarından biri kırık olan kalecisi ve Bernd Schuster, Hansi Müller, Karl-Heinz Rummenige gibi genç yeteneklerle çıktı. Bu kadroyla kupayı kazanmışlardı. Maçtan sonra işin aslı ortaya çıktığında Schumacher, yeni kral ilan edildi!

“Bir Prusya albayı kadar sert!” 

Derwall’in daha sonra kendisinden “Hayatımda gördüğüm en büyük deli!” diye bahsettiği Shumacher’le arasındaki buzlar bir süre sonra erimişti. 1984’teki hayal kırıklığından sonra “Almanya’yı çalıştıramayacak kadar dünya iyisi bir insan” olarak nitelendirdiği Derwall’in görevine son verilmesi, onun adına işleri zorlaştırdı. Alman futbolunun kurtarıcısı olarak gösterilen Franz Beckenbauer’in gelişi de sorunları çözemeyecek, hatta daha da büyümelerine sebep olacaktı. Tüm bunlar Schumacher’e göre “Bir Prusya albayı kadar sert!” olmasından kaynaklanıyordu.

toni13

Milli maçlardaki motivasyonunu kendi yöntemine borçluydu: “Marşlar okunurken gözlerimi kapatıp kendimi sonsuz bir kumsalda, palmiyelerin arasında, Pasifik’te masmavi sularda yüzerken hayal ederim. Yolculuktan geri döndüğümde kendimi tamamen hafiflemiş ve konsantrasyonumu sağlamış hissederim. Artık kafamda tek bir düşünce vardır: Sen en iyi kalecisin. Top geldiğinde tutacaksın. Sen bir pantersin, top da senin avın!” Bu çoğu zaman işe yarasa da yetmediği zamanlar da vardı. 1984 Avrupa Şampiyonası bunlardan biri. Oysa o, önüne iki seçenek sunulsa o kupayı kaldırmak için sağlığını kaybetmeyi tercih ederdi. Hatta bir daha sahaya çıkmama pahasına!

Schumacher, Battiston’la yaşadığı olaydan sonra hızla popülerliğini kaybetti. Kimse bir “vahşi”ye reklam vermek istemiyordu. Sadece spor markalarından biri “Herkes hata yapabilir” diyerek anlaşmalarını devam ettirdi. Olaydan bir süre sonra Battiston’la buluşmuştu. Battiston, gazeteci bir arkadaşını da çağırmak istediğini söylediğinde itiraz etmedi ama olay büyüdü ve buluşmaları şova dönüştü. Konuştukları masanın altından bile mikrofonlar uzanıyor, her saniye flaşlar patlıyordu. Durumun rahatsızlığına rağmen Battiston’dan her zaman “Hayatımda tanıdığım en güzel insanlardan biriydi” diyerek bahsetti. Daha sonra görüşmeye devam etseler de insanların nefreti dinmedi.

Toni Schumacher

Aynı yıl Strasbourg’da Almanya ile Fransa arasında oynanan dostluk maçı için statta 50 bin kişi vardı. Tel örgüler ve polis olmasa Schumacher’i parçalamaları işten değildi. Kendi yöntemiyle maça konsantre oldu ve karşılaştıkları bir pozisyonda dostça Battiston’un omzuna vurdu. Yine bir şova dönüşmesinden korktukları için formalarını soyunma odasında gizlice değiştirmişlerdi. Çıkardığı müthiş oyun, maçın başında kulakları sağır eden ıslıkları bir nebze azalttı. Lig maçlarında da zamanla unutulan olaydan sonra çocuklarının, eşinin ve kendisinin öldürüleceğini yazan mektupların arkası kesildi. Ta ki 1987 yılında yazdığı, Anpfiff adlı kitap basılana kadar…

Türkçeye “Ve Maç Başlıyor” olarak çevrilen kitapta Almanya Milli Takımı futbolcularının gruplaşmalarından ve hırsları uğruna takımı tehlikeye attıklarından; milli maçlar öncesi yapılan ve yasal olmayan kimyasal yüklemelerden, futbolcuların bilmedikleri maddeleri vücutlarına zarar verecek dozda kullanmak zorunda bırakılmasından, Köln’de oynadığı dönemde takım halinde doping içeren maddeler kullandıklarından bahsetmişti. Gazetecilerin görünmeyen yüzünü, röportaj vermesi için aba altından sopa göstermelerini ve futbola yatırım yapan markaların çirkin çekişmelerini de anlatınca kendisine Almanya sınırları içinde sığınacak hiçbir kapı bırakmamıştı. Ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

“Çantamın içinde Türkiye’den muskalar vardı” 

Almanya’dan aforoz edilmesi Türkiye’deki hayranlarını hiç mi hiç ilgilendirmiyordu. Zamanın en yüksek maliyetli transferi, Türkiye’de forma giyecek en parlak kariyere sahip adamdı ve Fenerbahçeli taraftarlar onu Atatürk Havaalanı’nda şaşaalı bir organizasyonla karşıladı. Fenerbahçe’nin 103 gol atıp ligin en az gol yiyen takımı olarak şampiyonluk kupasını kaldırdığı efsanevi sezonda takımın kaptanlık pazubandı onun kolundaydı. Kadrodaki tek yabancı, aynı zamanda takımın ilk Türk olmayan kaptanı olmuştu. Şampiyonluk kutlaması için adına bir şarkı bile yazıldı:

“Kalemizde bir dev var

Onun adı Schumacher 

O bir insan değil ki

Yedi canlı bir panter!”

Ağzında sakızı, kafasındaki şapkası ve sahada bile kolunun altından eksik etmediği beyaz renkli çantasıyla Türkiye’de yeni bir sayfa açtı. Kalenin içinde duran çantada neler olduğunu herkesin merak ettiği kulağına gelmiş olacak ki kitabında buna da yer vermişti: “Çantamın içinde yedek eldivenlerim, şapkam, Türkiye’den muskalar ve hayranlarımdan aldığım hediyeler var. Dikilmiş bir bebek, küçük bir domuzcuk… Bunları güzel bulduğum ve biraz batıl inançlı olduğum için yanımda taşıyorum.”

toni5

Alman eldiven, Türkiye’de başına gelen talihsizlikler başlayana kadar domuzcukları ve muskalarıyla müthiş maçlar çıkardı. Tembelliğe alışmaktan korktuğu için tatil günlerinde bile günde iki idman yapıyordu. Acıya ne kadar dirençli olduğunu göstermek için eşinden sigarasını üzerinde söndürmesini istemiş, eşinin bayılmasıyla birlikte iddiayı kazanmıştı! Türkiye’de topu oyuna elle sokma akımını başlattı ve kaleciler için yer tutma becerisinin ne kadar önemli olduğunu neredeyse tüm topların kucağına gelmesiyle öğretti. Bir de fazla midye dolma yemenin civa zehirlenmesine neden olup günlerce hastanede yatırabileceğini!

“Bari dini bayramımızda rahat bıraksınlar”

1989-90 sezonunda, Eskişehirspor deplasmanında çıktığı maçta kafasını kale direğine çarpıp hafıza kaybı yaşadı. Maçtan çok sonra verdiği röportajda kime karşı oynadığını 10 dakika boyunca hatırlayamadığını, gülünç duruma düşmemek için de kimseye sormadığını söylemişti. Aynı sezon Müjdat Yetkiner’le maç içinde kavga edip, soyunma odasında gözüne sağlam bir yumruk yedi! Son darbeyi indiren, Dereağzı Tesisleri’nde musluk suyuna karışan lağımdan kaptığı sarılık hastalığı oldu…

Tedavi görmek için gittiği Köln’de de Türklerin ilgisinden kurtulamamıştı. O kadar ki; taburcu olduğunda, gelen telefonlardan ve ziyaretçilerden huzur bulamadığı için arkadaşının evine sığınmıştı. “Bari Noel’de rahat bıraksınlar!” çağrısına karşılık alamasa da bezdiren bu ilginin semeresini jübilelerinde gördü.

Milliyet Gazetesi, 15 Nisan 1992 tarihinde Köln’de yaptığı jübile için “Toni futbolu bir kez daha bıraktı” yazıyordu. Almanya Milli Takımı ile FC Köln arasında oynanan maçtan önce Türk folklor ekibi gösteri yapmış; maçta Selçuk Yula, Hamza Hamzaoğlu ve Tayfun Hut da oynamıştı. Ondan önce İzmir’de Bayern Münih’e karşı; daha da önce İnönü Stadı’nda Atletico Madrid’le yapılan maçta bir jübileye çıkmış; “Geliriyle Türkiye’de bir çocuk hastanesi yaptıracağım” diyerek Şişli’nin o dönemki belediye başkanı Fatma Girik’ten Semra Özal’a kadar herkesi ziyaret edip bilet satmıştı. Jübilelerden sonra bir hastane yaptırmaya yetecek kadar para toplayamadığını, projenin bir süre askıda kalacağını söyledi.

Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra 1991-1996 yılları arasında Bayern Münih ve Borussia Dortmund formaları giydi. 1991’de futbolu bırakacağını söylese de Borussia Dortmund’la ikinci Bundesliga zaferini yaşadıktan sonra 42 yaşında bıraktı.

toni10

“Kaleciler daima kaybetmeye mahkumdur” 

Futbola üç kez veda ettikten sonra onu artık farklı bir hayat bekliyordu. Futbol oynadığı 19 yıl boyunca beş kez beyin sarsıntısı geçirmiş, iki kez burun kemiği kırılmış, sarılık ve ülsere yakalanmış, dizlerinden dört kez ameliyat olmuştu. Teknik direktörlükse onda başka hasarlar bıraktı. Schalke 04’te, Bayern Münih’te, Borussia Dortmund’da ve Bayer Leverkusen’de kaleci antrenörlüğü yaptıktan sonra Fortuna Köln’ün başına geçti. Bundesliga 2’deki takımla iyi bir başlangıç yapsa da bahar kısa sürmüş, mağlup durumda oldukları bir maçın devre arasında soyunma odasında kovulmuştu. “Devre arasında kovulan teknik direktör” olarak Almanya futbol tarihine geçtikten birkaç yıl sonra, 2003 yılında artık bu işi bir daha yapmayacağını açıkladı.

Kitabına başladığı cümle aslında tüm kariyerini özetliyordu: “Kaleciler daima kaybetmeye mahkumdur. Çünkü golsüz bir maç; sefaletin, iflasın olmadığı bir kapitalizm, hatta cehenneme inanılmayan Hıristiyanlık gibi bir şeydir.”

Yazı Hilal Gülyurt

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir