İKON: OĞUZ ÇETİN

Sahadaki duruşuyla farklıydı. Kimilerine göre “Matmazel,” çoğunluğa göre “İmparator”du. Fenerbahçe’nin oyununu yönlendirdiği yedi yıla iki şampiyonluk ve dünyaları sığdırdı!

Gittiğim ilk maç, bir Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşmasıydı. Bayrampaşa Stadı, hazırlık maçı olmasına rağmen tıka basa doluydu. Babam, maça giden herkesin kendi tribünlerinde benzerini görebileceği, “teknik direktör gibi takılan adam”dı. Bir eli cebinde Aykut’u övüyor, öbür eliyle Rıdvan’a koşması gereken yerleri gösteriyordu. Arada bir de presi nedeniyle Turhan’ı alkışlıyodu ama maçın aslında başka bir kahramanı vardı. Kıvırcık saçları, göğsü önde, karnı içeride duruşu ve ilginç koşu tarzıyla sahadaki diğer herkesten ayrılan biri… Formasının arkasında 10 yazıyordu. Bu sırada yan taraftan gelen bir ses de dikkatimi dağıttı. Bir taraftar ellerini ağzına götürmüş bağırıyordu: “Biraz yürü be…” Azıcık duruyor ve ekliyor. “Matmazel! Kız gibi oynuyorsun!”

Biraz geçiyor, aynı oyuncu sahaya hâkimiyetini koyuyor, arkadaşlarını attığı paslarla pozisyonlara sokmaya başlıyordu. Bir sağa, bir sola enfes paslar… Topa basıyor, rakibini ekarte ediyor, pasını arkadaşına yolluyordu. Bu sefer başka bir ses geliyordu tribünlerin biraz daha uzak köşesinden. “İmparator bu be! Allah’ıma imparator!”

MBT_6028+İşte Oğuz Çetin çoğu zaman bu ayrımların insanı oldu. Birilerine göre matmazeldi, kız gibi oynuyordu; başkasına göreyse imparatordu, sahanın her yerini gören şahin gözleri vardı. Bazısı için Türkiye’nin en efendi futbolcusuydı, bazısı içinse içten pazarlıklının tekiydi. Kimine göre etliye sütlüye karışmazdı, kimine göreyse Sakarya Çetesi adlı “paralelcilerin” gizli lideriydi…

Tartışmaları ateşleyen de Oğuz Çetin’in ketumluğuydu. “Günümüzün yıldızları başkan Aziz Yıldırım’dan da aldıkları feyz ve cesaretle esip gürlüyorlar ama Oğuz öyle değildi” diyor spor yazarı Atilla Gökçe. “Sakin, herkesle belli ölçüde bir diyaloğu olan, hakeme saygılı bir futbolcuydu. Bu sessizlik zaman zaman onun aleyhine de yorumlanmıştır, doğrudur. Rakipleriyle itişip kakışmayı bağırıp çağırmayı çok sevmezdi. Bu anlamda günümüzde Fenerbahçe taraftarlarının çok alışmadığı bir kaptan profili ortaya çıkıyor.”

Oğuz Çetin, kariyeri boyunca hep sessiz kalan tarafta olmayı, efendiliğini bozmamayı tercih etti. Sakaryaspor altyapısında onu yetiştiren hocası Ekrem Karaberberoğlu, onun efendiliğini Türkiye Futbol Federasyonu’nun dergisi Tam Saha’ya “Oğuz çok efendi bir çocuktu. Hiç etliye sütlüye karışmazdı. Arkadaşları ona hep takılırdı ama o, onlarla asla muhatap olmazdı” diyerek anlatmıştı.

Oğuz Çetin ilk defa A takıma alındığında Karaberberoğlu, âdet yerini bulsun diye ensesine ufak bir tokat atmış çünkü ondan dayak yemeden A takıma çıkılmazmış! Bülent Uygun da eski takım arkadaşının karakterini “Kaleciyi üzmemek için, attığı gole sevinmeyen başka bir futbolcuya rastlamadım” diyerek anlatıyor.

“Espri yapılınca gülerdi ama onun espri yaptığını gören yok!”
Oğuz Çetin altyapı eğitimini Karaberberoğlu’ndan almış olsa da onun kariyeri aslında Sakarya’da başlamadı. Babası Nihat Çetin, gençliğinde Gençlerbirliği ve Ada Şekerspor gibi takımlarda forma giymiş eski bir futbolcuydu. O zamanlar futbolda ekmek olmadığından o da ticarete atılmış, oğlu Oğuz dokuz yaşındayken ailesini de alıp Almanya’nın yolunu tutmuş. O yaşa kadar Sakarya’nın sokaklarında top peşinde koşturan Oğuz, daha Augsburg’taki ilk haftasında parkta top oynarken keşfedilmiş, derhal Bobingen adlı amatör bir kulübe davet edilmiş. Altı yıl boyunca genelde orta sahada, bazen de liberoda olmak üzere Alman altyapısında eğitim görmüş. Lise çağına geldiğinde ailesi Türkiye’ye dönme kararı almış ve Sakarya’ya gelmiş. Oğuz da bir yandan liseye yazılmış, bir yandan da Bülent Uygun’un babası aracılığıyla Sakaryaspor altyapısına girmiş.

Sonrası unutulmaz bir hikaye… Takım arkadaşları Aykut Kocaman, Turhan Sofuoğlu ve Serdar Şenkaya gibi isimlerle önce takımı 1. Lig’e taşıdılar, sonra da Oğuz Çetin’in deyişiyle “Güzel futbol eşittir güzel netice” felsefesiyle Türkiye’yi salladılar. Necdet Niş’in talimatıyla A takıma çıkan Oğuz bir sezon sonra, 1981 yılı itibarıyla takımın değişmez oyuncusu haline geldi. O dönemden başlayarak stili Franz Beckenbauer’e benzetilse de onun örnek aldığı isim Bursaspor’un kaptanı Sedat 3’tü.

Bu sırada okumaya da devam etti. İTÜ Sakarya İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü kazandı ve takıntısız dört senede bitirdi. Atilla Gökçe onun ihtisası ve genleri arasında bağlantı kuruyor. “Mühendislik okuduğu için futbolunun da her zaman geometrik, bilimsel bir yanı vardı. Temel tekniği ve yaklaşımı olağanüstüydü. Mühendislik ve tanrı vergisi birleşince, saha içinde çok farklı işler yapan, yaratıcı, disiplinli, sakin bir güç haline geldi.”

sakarya_2

Ona formayı ilk kez Gürcan Berk vermişti. Adeta bir orta saha mühendisiymişçesine oyun kurmayı başardığı yedi sezonun sonuncusunda, Türkiye Kupası’nı da takımın kaptanı olarak ellerinde kaldırıyordu. Özellikle Sakaryaspor’un Fenerbahçe’yi 5-0 yendiği maçta o ve takım arkadaşları dikkat çekmiş, yöneticilerin kendilerine göz koymasına sebep olmuşlardı. Kaptan Oğuz, 25 yaşındaydı ve hiç milli olmamıştı ama Fenerbahçe’ye gelir gelmez bu değişecekti…

“Oğuz Çetin futbol sahasında nasılsa soyunma odasında da öyleydi” diyor Turhan Sofuoğlu. “Ateşli konuşmaları yoktu ama sahada olduğu gibi takımını yönlendirmeyi bilirdi. Hep saygılı, sakin, sessiz ve konsantreydi. Özel hayatında da aynı sahadaki gibiydi. Ciddi bir insandı, espri yapılırsa gülerdi ama espri yaptığı pek görülmemiştir!” Sofuoğlu, buna ek olarak “Necdet Niş’in üçüncü döneminde Sakaryaspor’da beraberdik. İkisinin karakterleri bir hayli benziyordu, sükunetli insanlardı” diyerek hoca ile kaptan arasındaki uyumu da gözler önüne seriyor. Oğuz Çetin hiçbir zaman hocalarıyla sorun yaşayan bir oyuncu olmadı.

“Tanju’yla oturup çay içtim mi? Hayır! O, karakterime uygun bir kişi değil!”
Sakaryaspor’un bu dört efsane oyuncusu bir sonraki sezon Fenerbahçe’ye transfer oldu. “Beşiktaş dışındaki tüm takımlardan teklif aldım” diyordu Oğuz Çetin verdiği röportajlarda. Üstelik Galatasaray, Fenerbahçe’nin iki katı ücret teklif etmişti ama o, arkadaşlarıyla beraber olmak adına sarı-lacivertlileri seçti.

OGUZ 02İlk sezonundan itibaren Fenerbahçe’nin bankosu oldu. Ondan önce Kadıköy’e gelen Rıdvan Dilmen onun oyun stilini anlatırken “Savunmadan başlayan hücumlarda bir liderdi. Forvet oyuncuları için çok etkili ara pasları atardı” diyor. Ama söz onun özelliklerinden bahsetmeye geldiğinde en güzel tanımı başka bir takım arkadaşı, Saffet Sancaklı yapıyor: “Top ayağındayken kafası sürekli bir radar gibi sahayı tarar, takım arkadaşlarına en uygun pozisyonları yaratmaya çalışırdı.” Fenerbahçe o sezon 103 golle rekor kırarken Oğuz da 10 gol attı. Sarı-lacivertlilere 103 golü getirenlerin sadece forvetteki üçlü olduğu yanılgısı hâkim olsa da Hakan Tecimer ve Turhan Sofuoğlu’yla beraber kurulan müthiş bir üçlü orta sahanın payı da büyüktü…

Sonrasında Sakaryaspor’da beraber oynadıkları arkadaşları Bülent Uygun, Engin İpekoğlu ve İlker Yağcıoğlu da onlara katıldı. Fakat aralarına katılan başka biri daha vardı; o dönemlerin en büyük golcüsü Tanju Çolak… Ve Türk futbolu yeni bir kavramla tanıştı: “Sakaryalılar Çetesi”. Daha sezon başında takımda 10 numara krizi patladı. “Siz imza töreninde özellikle 10 numarayı giyip, foto muhabirlere arkanız dönük bir şekilde sürekli top sektirip ‘Bu formayı ben alacağım’ derseniz bir çatışma olur” diyordu Oğuz o günleri anarken. “Ki bizde de oldu. Hayatta içine düşmeyeceğim bir duruma düştüm, hata yaptım.”

Bu tartışmayla birlikte Fenerbahçe içerisinde olduğu iddia edilen “Sakaryalılar Çetesi”nin de lideri olmakla suçlandı. İddiaya göre, yedisi de milli takımda oynayan bu oyunculara liderlik eden Oğuz, Tanju’ya kasten pas atmıyordu. Eurosport’un internet sitesinde verdiği röportajda “Forma meselesi yüzünden problemler çıkmıştı” diyordu. “Gerçi onun tutumu ve davranışlarından kaynaklanan başka problemler de vardı ama en çok ben zarar gördüm bundan. Onun gelişiyle takım içinde birkaç oyuncu basına demeçler vermeye başladı. Bu çete söylemini çıkarttılar.”

Pas atmadığı iddialarına ise istatistiklerle cevap veriyor. “Tanju’yla bir buçuk sene yan yana oynadım, 22 gol pası verdim. O takımdan ayrılana dek Aykut’a sadece 19 gol pası verdim. Ama bana şunu sorarsanız, Tanju’yla oturup çay içtim mi? Hayır, içmedim. Saha dışında görüştüm mü? Hayır, görüşmedim. Benim karakterime uygun bir kişi değil.”

“Trabzonspor’a yenilseydik bizi dönüşte uçağa bile almayacaklardı”
1993 yılının sonunda Tanju disiplinsizlik sebebiyle takımdan ayrılırken, Sakaryalılar mevzusu kısa bir süreliğine kapandı. Diğer taraftan Oğuz’un kariyerindeki en önemli olaydan biri gerçekleşti: Teknik direktör Holger Osieck takımın başına geçti. Şenol Güneş’in jübilesi sırasında bir kısım taraftarın “Hadi kızım oyna biraz!” diyerek tepkide bulunduğu Oğuz, Osieck’le beraber bir komando formuna girdi. Kondisyon ve dayanıklılık takıntılı Alman teknik adam, tartışmalı bir kraldan, mutlak bir imparator yarattı. “Fenerbahçe’de oynadığım ilk dönemlerde sarı kart bile görmüyordum” diye anlatıyor o günleri Çetin. “Bu da ‘İkili mücadelelere girmiyor’ anlamında basında kullanılmaya başlandı. Osieck döneminde fizik gücümü daha da artırarak, sadece oyunu çözen kişiden ziyade, mücadeleye daha fazla giren kişi oldum.”

holger-osieckAtilla Gökçe de “İkili mücadelerden kaçındığı için takım arkadaşları ona ‘Ayşe Kadın’ lakabını takmıştı” diyor. “Fakat Osieck’le beraber daha rafine bir futbol oynamaya başladı. Futbolculuğu çok çağdaş bir yapıdaydı. Bugünkü endüstriyel futbol dünyasında yer alsa, yurt dışına transfer yapardı.” 1995 yılına gelindiğinde tribünlerden “Ali Şen başkan, Fenerbahçe şampiyon” tezahüratları yükseliyor ve Şen, kulübün başına geçiyordu. Takım altı sezon boyunca şampiyon olamamıştı. Bu, kulüp tarihinde görülmüş bir şey değildi. Cannes ve Van faciaları da bu dönemde yaşanmış, artık sabırlar tükenmişti…

Ali Şen’in gelişiyle bu rüzgarın kasırga olarak vurduğu isimler Oğuz ve Aykut oldu. Sezon ilerledikçe Ali Şen’in aklına takımdaki otoritesini artırma ve “Sakaryalılar Çetesi”ni bitirme fikri düştü. Takımı çalıştıran Carlos Alberto Parreira ise Oğuz ve Aykut’a güveniyordu. 5 Mayıs 1996’daki efsane maçta, Trabzonspor karşılaşması öncesinde Brezilyalı çalıştırıcı o güne dek hiç yapmadığı bir şey yaptı ve Oğuz’a özellikle serbest vuruş çalıştırdı. “Oğuz” diyordu tecrübeli teknik adam, “Kaleye yakın bir yerden serbest vuruş olursa sen kullanacaksın, uzaktan olursa Boliç kullanacak.”

4x4x2-DOVMA6

İlk yarıda bir pozisyon oldu, topa Oğuz yerine Boliç vurdu. Parreira devre arasında babacan bir tavırla tekrarladı: “Yakın olursa sen, uzak olursa Boliç vursun demedim mi Oğuz? Neden böyle yapıyorsunuz?” İkinci yarıda, Oğuz’un frikiği Fenerbahçe’ye beraberliği getirirken, Aykut’un golüyse 3 puanı kazandırıyordu. Parreira mutluydu, Oğuz ve Aykut ise başlarına gelecekten haberdardı… Yine de boyunları dikti.

“Yenilseydik bizi dönüşte uçağa bile almayacaklardı” diyor Çetin o maçın sonrasını hatırlarken. “Biz yine de kendi duruşumuzu sergiledik. Yaşananları hocamız Parreira da biliyordu.” Bu maçın sonunda Aykut Kocaman, ikilinin daha önceden planladığı o meşhur açıklamayı yaptı. “Sevineceğiz ama ölçüyü kaçırmak yok. Üzülen arkadaşlarımızın yerinde biz de olabilirdik.”

OGUZ AYKUTİki maç sonra takım şampiyon oldu ama Ali Şen kararında ısrarlıydı. Özellikle de Aykut Kocaman’ın sözlerini kendi üstüne alınmıştı. Mukaveleleri devam etmesine rağmen “Fenerbahçe’yi kaosa sürükleyemezdik” diyerek İstanbulspor’a transfer oldular. İstanbulspor ile Fenerbahçe’nin ilk maçında sekiz sezon boyunca Fenerbahçe futbolcusu, altı sezon boyunca takım kaptanı olan İmparator, Fenerbahçe tribünleri tarafından “İmparator Oğuz” tezahüratlarıyla karşılandı. Ali Şen’in öfkesiyse, bu dönemde Bülent Uygun’un üzerindeydi. Sebep, Oğuz ve Aykut’la görüşüyor olmasıydı. Bir sene sonra o da bu dostluk için Fenerbahçe’den uzaklaştırıldı. Oğuz Çetin yine de bugün Ali Şen’in hatasını anlayıp kabul ettiğini ve aralarında bir küslük olmadığını söylüyor.

Çetin, İstanbulspor’daki iki buçuk yıllık deneyiminin ardından “kardeş kulüp” Adanaspor’a gitti ve bir buçuk yıl da burada hünerlerini gösterdi. Kariyerini tamamladığında ardında 541 maçta attığı 74 gol, 70 milli maç vardı fakat daha Adanaspor’da oynarken bir telefon gelmişti. Arayan Aziz Yıldırım’dı.

“En büyük hatam Fenerbahçeli olmamdı!”
Yıldırım, Nisan 2000’de onu aradığında, yeni sezon için teknik direktör olarak Parreira’yla anlaştığını ve kendisini de yardımcısı olarak görmek istediğini söylemişti. İmparator bu görevi ve Fenerbahçe’ye geri dönme fırsatını kabul etti. Son anda vazgeçen Parreira yerine Mustafa Denizli takımın başına getirildi ama Oğuz için değişen bir şey olmadı.

LORANT-OGUZ ÇETİN2

Şampiyonluğun da kazanıldığı bir buçuk yıllık Denizli döneminin ardından Werner Lorant’la anlaşıldı. Almanca bilmesi Çetin’i yardımcı olarak yine ilk seçenek haline getirdi. Lorant’ın ömrü de uzun olmayınca bu kez sıra ona geldi. Camia, Fatih Terim’le coşan Galatasaray karşında kendi evladından çok şeyler bekliyordu. Fakat yanlış zamandı; yıpranmış bir oyuncu grubu, basınla camia arasındaki kavgalar derken, Çetin ancak üç ay görev yapıyor ve istifa ediyordu.

“En büyük hatam başkanla olan abi-kardeş ilişkimiz, dostluğumuz, Fenerbahçeli olmamdı” diyor Çetin. “Bana öyle bir görev verildiği zaman ‘Hayır, yapamam’ diyerek işin içinden sıyrılabilirdim ama bunu yapamadım. O gün o teklifi kabul etmek kesinlikle yanlış bir karardı. Onun ceremesini uzun süre çektim.”

OGUZ ÇETİN TAKIM ELBİSELİ KARLI6Sonrasında Kayseri Erciyesspor, Diyarbakırspor ve Gençlerbirliği’yle de kimilerine göre başarısız, kimilerine göre şanssız deneyimler geçirdi. Fakat 2006 yılında Türk futbolunun “İmparator” lakaplı başka bir hocasının; Fatih Terim’in yardımcılarından biri olarak milli göreve davet edildi. Terim dört buçuk senenin ardından görevi bıraktığında Oğuz Çetin de istifa etti ama eğitimi ve tecrübesiyle bir kez daha tercih edildi. Milli takımın yeni teknik direktörü Guus Hiddink de Oğuz Çetin’i yanında istiyordu. Birçoklarına göre milli takımda Hiddink tatil, o kadro yaptı! Oğuz Çetin tabii ki bu iddiaları her zaman reddetti. Hiddink sonrasında farklı görevler aldı, yolu Azerbaycan’a kadar uzandı.

Her şeye rağmen Oğuz Çetin bir teknik direktör olarak bıraktığı izlenimden memnun. “Geriye baktığım zaman, yaptıklarım, ardımda bıraktıklarım, hakkımdaki izlenimler açısından son derece memnunum ama çok daha fazlasını yapabilirdim” diyordu Nisan 2008’de FourFourTwo’ya verdiği röportajda. Atilla Gökçe ise “Onun futboluna eşlik eden bir antrenör kariyeri edinmesini bekliyoruz, bana bu konuda biraz gecikti gibi geliyor” diyor. Galiba doğru… Oğuz Çetin’in için henüz yol bitmiş değil.

OGUZ FB

Yazı Kaan Kavuşan

Yorumlar

yorumlar

Ad

You must be logged in to post a comment Login

Yorum Yazın