“Samantha” olduğu zamanlarda Fatih Terim

Kalecinin bile kademesine giren bir libero olarak kendini kanıtlamıştı ama saha içinde ve dışında karıştığı olaylardan yakasını bir türlü kurtaramadı, huzur bulamadı, şampiyonluk göremedi…


Anadolu köylerinde adettendir; ismi biricik olsa da herkese mutlaka bir lakap bulunur. 1953 yılının Adana’sında da böyleydi. Ceyhan ilçesinin Gökseliye kasabasında “Topal” lakabı, Talat Terim’in peşine çocukluğunda takıldı. Sağ bacağını dört yaşındayken geçirdiği çocuk felci sonucu yapılan yanlış bir iğneyle kaybetmişti. Düzenli bir işte çalışamadığından evini geçindirebilmek için kunduracılığı seçmişti ve bu işin geliri tek başına yetişmediği için de ek iş olarak haşlamacılık yapıyordu.

İlk çocuğu Fatih hızlı büyüdü. Altı yaşında babasının yardımcısı olmuş, köşe başlarında ve yazlık sinemalarda sırtına vurduğu şişeden haşlama (meyan kökünden yapılan bir içecek) satmaya başlamıştı. Talat Terim ondan bu şekilde faydalanmak yerine düzenli bir iş sahibi olabilmesi için okumaya teşvik etti. İlkokul, ortaokul derken oğlu artık motor sanat enstitüsü öğrencisiydi. Okul takımını Adana şampiyonu yapmıştı. Böylece talipleri çoğaldı. Ceyhanspor’dan sonra Adana Demirspor’un futbolcusu olmuş; idmanlar, maçlar derken dersleri iyice boşlamıştı. Kulübü maaş da teklif edince daha fazla uzatmadan eğitim defterini kapattı. Genç takımlardaki yaşıtları harçlık bile alamazken o, babasından fazla kazanmaya başladı!

33333
“Oğlumu Adana’dan kurtar”
17 yaşında A takım oyuncusu, 19 yaşında takım kaptanıydı. Hırsı ve hırçınlığı daha o zamanlarından başlamıştı. Kaptanlık pazubandına layık görülmesi, delikanlılığını daha da kamçıladı. Bir işçi çocuğundan bekleneceği şekilde takımı için ne istenirse yaptı. İlk 11’de olabilmek için santrfordan liberoya kaymaya bile razıydı; ki öyle de oldu. Liberoluğun altından kalktığında Adana Demirspor 1. Lig’e (günümüzün Süper Lig’i) çıkmıştı. Şampiyon takımda onu diğerlerinden ayıran, ters toplardaki uzmanlığıydı. Daha çok savunmanın gerisinde oynar, arkaya düşen topları oyuna sokardı. Gol pozisyonu hazırlayan bir futbolcu olmasa da onun için “süpürücü” denebilirdi. Deplasmandaki Galatasaray maçında rakip hücumcular Metin Kurt ve Engin Verel’e top göstermedi. Galatasaray’ın o dönem tam da buna ihtiyacı vardı!

Sezon bittiğinde Galatasaray’ın transfer işleriyle ilgilenen temsilcisi Mustafa Yürür evine kadar gidip, Fatih’i İstanbul’a getirdi. Transfer için el sıkışıldı ama imza için transfer döneminin beklenmesi gerekti. Sözler verildi ama kulüpten uzun süre ses çıkmadı. Tam umudunu kesmişti ki transferin son günü devreye Metin Oktay girdi. Adanalı’nın alamet-i farikaları Taçsız Kral’ın da kulağına gelmişti. Futbolcunun babasından icazet alma işi ona düştü. Şartları konuşmak, pazarlık yapmak söz konusu olmadığı gibi, Talat Terim “Oğlumu Adana’dan kurtar” demişti. “Para falan istemiyoruz.”

21 yaşında İstanbul’a gidip Galatasaray’a ikiletmeden imza atsa da rüya başladığı gibi devam etmedi. Adana’dan ilk defa ayrılıyor, İstanbul’u ve etrafındaki kalabalığı ürkütücü buluyordu. Babasını arayıp “Transfer parasını geri ver, ben burada yapamıyorum” demesi fazla uzun sürmedi. Tabii babasının bu teklifi reddetmesi de!

İlk yılında İslam Çupi’nin dediği gibi bir neon gibi parlamamıştı, TSYD Kupası’nda forma şansı bulup ilk golünü Beşiktaş’a attı. İkinci yılında kendini toparlayıp Coşkun Özarı tarafından Milli Takım’a davet edildi. Kaptanlığa kadar yükselmesi bir yılını almamıştı. Tabii bu işte tecrübesi vardı; zira ilk kaptanlık deneyimini 17 yaşında Adana Demirspor genç takımında yaşamış; daha sonra da Genç ve Ümit Milli Takımların yanı sıra Galatasaray’da liderliği ele almıştı.

İlk yılındaki ürkekliğinin yerini, zamanla altın kolye, künye, saat ve üst düğmeleri açık gömlekler aldı. Artık kimseye “Eyvallah”ı olmayan bir adamdı! Her maçta ilk 11 oynuyor, kendisinden yaşça büyük futbolcuların olduğu takımlara liderlik ediyor, basının hakkında ne yazdığını umursamaz görünse de kendisini kabadayılıkla eleştiren gazetecilerin isimlerini daha sonra intikam almak üzere belliyordu. 1970’te Galatasaraylı yöneticilerle de anlaşmazlık yaşadı. Beşiktaş ve Fenerbahçe’den gelen astronomik tekliflere karşılık Galatasaray’a 1 milyon lira ücret istediğini, tek kuruş pazarlık yapmayacağını söylemişti. “Kabul edildiği takdirde kalırım, edilmezse başka bir kulübe, daha iyi şartlarda transfer olmama anlayış göstereceklerini düşünüyorum.”

Çekişme de bundan sonra başladı. Yönetici Turgan Ece, gazetecilere “1 milyon 200 bin lira teklif ediyoruz ama kabul etmiyor” demişti. Bunun üzerine Terim, “Vergileri de bana yıkıyorlar ama!” diye veryansın etti. Neyse ki gündem bu tartışmayla günlerce meşgul edilmedi. Kaptan istediğini aldı, konu kapandı!

“Ayaklarını topla, ben Türkiye’nin Allah’ıyım!”
Transfer meselesi kapansa da içinde Fatih Terim isminin geçtiği haberler bugün de olduğu gibi basın için geçer akçe olmaya devam etti. Bunlardan birinin başlığı şöyleydi: “Fatih, Gündüz Aktuğ’u dövdüğü iddiasıyla aranıyor!” Emniyet müfettişi ve Galatasaray yönetim kurulu üyesi Aktuğ önce darp raporu almış, sonra da Emniyet Müdürlüğü’ne gidip “Kabadayı” hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

“Bir işimi halletmek için Galatasaray Kulübü müdüriyet odasındaydım. O sırada odaya yakası bağrı açık ve ayakta duramayacak kadar sarhoş bir genç girdi. Bana ‘Ayaklarını topla, ben Türkiye’nin Allah’ıyım’ dedi. 32 yıllık kulüp üyesi ve yaşça ondan büyük olmama rağmen dediğini yaptım ama tatmin olmadı. Kavga çıkarınca yöneticilerden birini aradım, ‘Aman onu affet, hafta sonu maçımız var’ dedi. Kendisini şikayet ettiğimi duyunca iki arkadaşını daha yanına alıp beni öldüresiye dövdü. Dayak sırasında yüzüğüm ve üzerimdeki yüklü miktarda para da kayboldu. Sonra arabaya binip kaçtılar.”

Tutuklama kararından sonra Fatih maç kadrosundan çıkarıldı. Yöneticilerin devreye girmesiyle ilk mahkemeden sonra olay, yerini yenilerine bıraktı. Milli formayla çıktığı Malta maçında rakibine tokat atmış, Bursaspor’la oynanan lig maçında muhabirleri tartaklamaktan hakkında bir dava daha açılmıştı.

4444
“Galatasaray’ın tek sorunu benim”
1980 uğursuz bir yıldı. Takım şampiyonluktan uzun süre uzak kalmış, 1979-80 sezonunda olmadık mağlubiyetler alınmıştı. Tüm bunlar da kaptanı her zamankinden daha gergin hale getirdi. Teknik direktör Turgay Şeren’in kulağına, futbolcusunun kendisini eleştirdiği gelmiş, güven problemi yaşanmaya başlamıştı. Ne dediyse hocasını kendisine inandıramadığı için sonunda gemileri yaktı!

“Galatasaray’ın tek sorunu ben olduğum için aradan çekiliyorum. Bir daha antrenmanlara çıkmayacağım. Tatile gidiyorum. Galatasaray’ın huzura ihtiyacı var. 20 arkadaşımın iki günde bir toplanmasına gönlüm razı olmuyor Bugüne kadar hocamızla anlaşmazlığım olmadı. Dost meclislerinde biraz hissi kararlar aldığını söylemiştim. Bu basına yansıyınca bana iki günde bir bu konuyu sormaya başladı.”

Dediğini yapıp birkaç gün ortadan kayboldu. Şeren gazetecilere “Bu, Galatasaray’ı içten çökertmeye yönelik bir davranıştır” diyordu. “Fatih beğendiğim bir futbolcu ama adıyla anılan dedikoduları açıklamakla yükümlü.”  Bir sonraki açıklama ikisinin birlikte verdiği “Galeyana gelmeyeceğiz, kulübe zarar vermeyeceğiz” oldu. Küme düşme söylentileri ayyuka çıksa da Fatih Terim tam idmanlara başlamıştı ki Turgay Şeren görevinden ayrıldı.

Gelen gideni arattı… Brian Birch önce onu izin almadan Adana’ya gittiği için para cezasına çarptırdı. Kaptan, “5-0’lık Fenerbahçe yenilgisinden sonra moralim bozuldu ve izinsiz gittim. İstedikleri kadar ceza vermekte haklılar, suçum büyük” diyerek boynunu uzatmıştı. “Birch antrenmana alırsa kaldığım yerden devam ederim, etmezse Belgrad’a gider tek başıma çalışırım. Her önüme çıkan nasıl bu kadar fark yediğimizi soruyordu, dayanamadım.”

Bu açıklama Birch’ü tatmin etmemiş olmalı ki futbolcusunu antrenmana almadı. Terim, amatör takımla da olsa çalışmaya devam etmek istemişti ama o da kabul olmadı. Burada devreye yöneticiler üzerinde bıraktığı “Olmazsa olmaz” izlenimi girdi ve her zamanki gibi işe yaradı!

11111
“Futbolu bırakmak istiyorum”
Lig bittiğinde sıra Milli Takım’a geldi. 27 yaşındaki Fatih, 50’nci maçına çıktıktan sonra ilk kez kesik yemişti. Teknik direktör Özkan Sümer kadroyu Trabzonsporlu oyunculardan kurmuştu, beş Trabzonlu daha alıp kadroyu tamamlayabilirdi, ne de olsa Beşiktaş ve Galatasaraylı futbolcuların yüzüne bakmamıştı! Bu sitem işe yaramadı ama birkaç ay sonra yeniden kadrodaydı.

Galatasaray’da durum rutindi. Şampiyonluk bir türlü gelmiyor, Fatih’in gerginliği sürüyordu. Onu körükleyen şeylerden biri de Galatasaray’ın Fenerbahçe’ye karşı Kadıköy’de maç kazanamıyor olmasıydı. Aralık 1980’de oynanan maçın ilk yarısında Galatasaray 1-0 öne geçti. Fenerbahçe kötü bir sezon geçiriyordu ve bu fırsatı kaçırmamak gerekti. Sinirler gerildi. Devre arasında Fatih ile Ali Kemal Denizci birbirine girdi. Onları ayırmak için devreye giren polisler de kavgadan nasibini almıştı. Fatih’ten yumruk yiyen polis memuru şikayetçi olduğu için olay mahkemeye taşındı. Fatih 75 günlük hapis cezası aldı. Daha sonra şikayet geri çekildiği için ceza 7.500 liraya çevrilmişti. Bu hengame devam ederken 1981 yılının sonunda “Fatih” markalı spor mağazasını açtı. 25 kişinin çalıştığı atölyesinde eşofman üretip kulüplere satıyordu. Bir yıl sonra Fulya Aksu’yla evlenip hayatını düzene sokmuştu ama yine de her şey güllük gülistanlık değildi.

1983 yılında Raşit, Eser, Öner, Haydar, Ahmet ve Fatih, kampta alkol aldıkları gerekçesiyle para cezasına çarptırıldı. Fatih, arkadaşlarından farklı olarak Özkan Sümer tarafından kadro dışı bırakılmıştı çünkü Samsunspor’la oynayacakları maç öncesi kampı izinsiz terk etti. Sonrası malum, affedildi… Ancak fazla uzun sürmeden eski takımına karşı oynadığı maçta rakibi Erol Togay’ı kafayla yere serip dişini kırdı. 86’ncı dakikada 3-0 mağlup durumdaki Galatasaray 10 kişi kalmıştı. Aynı sezon oynanan bir Fenerbahçe maçından sonra rakip futbolcu Suad Karalic’i tokatladığı için iki maç ceza aldı; Galatasaray Lisesi’nin pilav gününde arabasını okulun önüne park etmesine izin vermeyen polise saldırdığı için karakolluk oldu. Ve sonunda Şubat 1984’te Antalyaspor’la oynanan maçta hakeme tükürüp sahadan polis zoruyla çıkarıldı. Cezası beş maçtı.

A0009

Galatasaray yönetimine mektup yazıp “Futbolu bırakmak istiyorum” dediğinde 32 yaşındaydı. Ona kalsa 37 yaşına kadar oynardı ama bırakmak zorunda kaldı ve futbol kariyeri boyunca lig şampiyonluğu yaşayamamasını tesadüflere bağladı. Bundan sonra tek istediği, Fenerbahçe’yle bir jübile maçına çıkmaktı. Olmadı. Ağustos 1985’te oynanan Trabzonspor maçına Türkiye’de daha önce görülmemiş şekilde helikopterle gelip 15 dakika oynayarak futbola veda etti. Galatasaray formasıyla çıktığı 327’nci maç, İbrahim Tatlıses’in şarkısıyla bitti ve yeni hayat böylece başladı!

Yazı Hilal Gülyurt 

Yorumlar

yorumlar

Ad

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply