“Derbi kaybetmemek, Fenerbahçe’nin büyüklüğünden kaynaklanıyor”

Metin Tekin’den nasıl transfer teklifi aldı? Arsene Wenger’den öğrendiği en önemli şey ne? Fenerbahçe’nin başında bütün derbileri nasıl kazandı? FourFourTwo sordu, Turhan Sofuoğlu anlattı…

Sakaryaspor A takımınında oynarken kendinizi göstermeyi nasıl başardınız?
10 yaşımda Sakaryaspor’da oynamaya başlamıştım. Ben altyapıdayken Süper Lig’de değildik ama A takıma alındığımda çıktık. O sezon Fenerbahçe’den futbolcular transfer edilmişti. Hatta futbolcularla birlikte Fenerbahçe’nin teknik direktörü Necdet Niş de gelmişti. Sakarya’da çok iyi bir takım kurdu.

O dönem yapılan transferler kadar Sakarya’nın altyapılarında yetiştirdiği futbolcular da etkili olmuş. Kimlerle birlikte oynamıştınız?
Sakarya altyapılar konusunda her zaman şanslıdır ama o dönem bir şans da hocamız Ekrem Karaberberoğlu’ydu. Beni de A takıma çıkaran o oldu. Benden önce Oğuz Çetin, benden sonra Hakan Şükür çıktı. Bülent Uygun da yine Hakan’ın kuşağındaydı. Genç takımlarda birlikte idman yapıyorduk.

Sakaryasporlu futbolcuların Süper Lig’deki takımlara transfer olmasını sağlayan 1987-88 sezonunda kazandığınız Türkiye Kupası mıydı?
Tabii ki. Kupada çok iyi maçlar çıkarmamızın da payı var. Ondan sonra hepimize transfer teklifleri geldi ama önceliğimiz Fenerbahçe’ydi çünkü kulüpler dost gibiydi. Hem Fenerbahçe’den gelen futbolcu abilerimiz de bizi takım için hazırlamışlardı. Oğuz, Aykut, Serdar ve ben birlikte gittik. Bu da bizim için kolaylık oldu.

Size Fenerbahçe’yi iyi tarif edebilmişler mi?
Hiç eksiksiz anlatmışlar. Tabii o zaman her yerde imkanlar aynıydı. Kulübe geldiğimde soyunma odasının ortasında bir tane odun sobası vardı. Antrenman yaptığımız toplar çok yıprandığı için maç topu ayrıydı. O topu da şut idmanlarında takım kaptanları kullanırdı. Soyulmuş topa kafa vurmak çok can yakar. O yüzden kaptana bize de o topu kullandırması için yalvarırdık. Sıcak suyu geçtim bazen duş almak için su bulamazdık. Tesisler ben geldikten iki yıl sonra yapıldı ama bu diğer kulüpler için de böyle. O zaman kulüplerin seyirci geliri, yayın geliri, reklam geliri filan yoktu.

Statlar şimdikine kıyasla daha dolu değil miydi?
Evet, öyleydi ama biletler çok ucuzdu. Orta gelirli bir taraftar şehir dışından gelip takımının maçını izleyebiliyordu. Şimdi öyle değil. Türkiye’nin her yerinden taraftar geldiği için “Fenerbahçe halk takımıdır” sözünü her hafta anlardık. Şimdi kombineler var, biletler pahalı…

Fenerbahçe’ye gelmeden önce çift yönlü orta saha olarak mı oynuyordunuz?
Sakarya’dayken dörtlü defansın ortasında stoper de oynadım ama Fenerbahçe’ye geldiğimde sürekli önliberoydum. Önümde Oğuz’la Hakan, ilerde Aykut, Hasan, Rıdvan oynuyordu ama ben her atakta onların önüne geçerdim. Bazen kızıyorlardı, geri geliyordum (gülüyor). Topu aldığım zaman 40-50 metre götürürdüm. Melo’nun şimdiki hali gibi düşünün. Onun kadar güçlü olmasam da oyun anlayışım onunki gibiydi. Hoca da bana dur demiyordu.

Fenerbahçe’de 1988-89 sezonunda ligde dokuz, kupada beş gol attığınız için olabilir mi?
Galiba (gülüyor). Veselinovic herkesin kapasitesini çok iyi analiz eder, ona göre görevler verirdi. Toni Schumacher kalede, önünde de Nezihi ve Müjdat kalırdı. Veselinovic geriye kalan bütün oyuncuların hücuma çıkmasını isterdi. O sezon bütün oyuncular gol attı. Sürekli tempolu oynadık. Aykut ve Hasan rekor kırdı o sezon, biz de onlara destek verdik.

rıdvan

Sizin attığınız gollerde Rıdvan Dilmen’in payı ne kadardı? Onun hızına yetişmek zor olmuyor muydu?
Rıdvan’ın hızına yetişmek mi! Öyle bir şey olamaz. O hızını bize göre ayarlıyordu. Rıdvan’a saha dışında da yetişemezsiniz. Bir koltukta 5 dakika oturması bile çok zor. Hızlı düşünür, hızlı konuşur, hızlı hareket eder… Onun için adı Şeytan! Futboldan en çok Rıdvan’la oynadığım zaman zevk aldım. Defansların kilidini o açardı. Özellikle Galatasaray maçlarında Rıdvan’ı çok yıpratırlardı. Biz de her şeyi bırakıp onu korumaya başlardık. Yoksa yerden kalkamıyordu.

O zaman da derbilerde ciddi kavgalar çıkar mıydı?
Arada bir çıkardı ama kardeş kavgası gibi olduğu için sonunda yine aramız düzelirdi. Futbolcuların çoğu saha dışında da görüşürdü, aynı evde kalanlar vardı. Rıdvan, Rıza Çalımbay’la kalıyordu mesela. Yakın arkadaş olduğun zaman karşındaki futbolcunun en çok neye gıcık olduğunu da biliyorsun. Mesela bazılarının tiki vardı, onları maç içinde delirtirdik! Saha içinde olduğu zaman bir şey de yapamıyorlar (gülüyor). Mesela Yaşar Duran kedilerden korkardı. Kedi sesi çıkardığımız zaman yerinden zıplardı (gülüyor).

Metin Tekin sizinle çarpışıp kafatasını çatlattığı zaman kendinizi nasıl affettirmiştiniz?
Onu hiç hatırlatmayın! Bütün genç kızlar beddua etmişti bana. Metin o zaman hem Beşiktaş’ta oynuyor, hem milli takımdan tanınıyor, hem yakışıklı. Sakaryaspor’da oynuyorum, kim olduğumu da bilmiyorlar, “Turhan diye biri Metin’i sakatlamış” diyorlar. Sakaryapor’la Beşiktaş Türkiye Kupası için oynuyordu. İkimiz aynı anda bir kafa topuna çıktık. Metin benim önümdeydi, beni görmedi, kafasını alnıma vurdu. Düştü, kalktı, oynamaya devam etti. Maçtan sonra fenalaşmış. İstanbul’a gelir gelmez de hastaneye yatırmışlar. O zaman Metin hem nişanlımın komşusu hem de milli takımdan arkadaşım. Genç takımlarda da sürekli karşılıklı oynadık. Haberi duyar duymaz İstanbul’a gittim. “Kendini affettirmek istiyorsan Beşiktaş’a gel” dedi (gülüyor).

Metin Tekin’e rağmen Beşiktaş’a gitmediniz ve Fenerbahçe’de 103 gollü şampiyonluğu yaşadınız. Takımın golcülerinden biri olmamanıza rağmen 100’üncü golü atmayı bekliyor muydunuz?
Haftalarca ben attım, sen attın diye birbirimize takıldık. Aslında 100’üncü gol umurumuzda bile değildi ama gazeteler ve taraftarlar bunu bir ay evvelden konuşmaya başladı. O ara ben sakatlanıp, tedavi olmak için Almanya’ya gitmiştim. Giderken “Ben gelene kadar atamazsınız” demiştim. Atamadılar, ben attım (gülüyor). Atana kadar bütün takımın kaleye çektiği şutların haddi hesabı yok! Benim atmam mucizeydi tabii. Aradan 25 sene geçti, hâlâ hatırlanıyorum.

100’üncü gol için hediye edilen arabayı da trafik kazası geçiren Samsunspor’a hediye etmiştiniz. Üç gol de onların hükmen mağlubiyetinden gelmişti…
Öyle ama oynasak kaç gol atacaktık bilmiyoruz! O kaza hepimizi çok üzmüştü. 100’üncü golü kim atarsa atsın arabayı Samsunspor’a verecekti. Maça çıkmadan önce öyle kararlaştırmıştık.Ben de hemen devre arasında verdim.

Süper Lig’de herhangi bir takımın yeniden 100’ün üzerinde golle şampiyon olmasının mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?
Zayıf bir takım yakalayıp farklı bir skor elde ettiğin zaman işin kolaylaşıyor. Biz Malatyaspor’a, Eskişehirspor’a, Ankaragücü’ne karşı altı, yedi farklı maçlar kazanmıştık. Tabii şimdiki sistemlerde korkunç bir defans anlayışı var. Fiziki şartlar artık çok iyi, takımlar gol atmaktan çok gol yememeyi düşünüyor. Eskiden hücum oyunu oynanırdı, ilerideki oyuncular pek geri çekilmezdi. Rakip de bize gol atardı ama biz daha çok atardık. Oyunlar daha zevkli olurdu, çok pozisyon olurdu. Şimdi oyun kilitleniyor. O rekor kırılsın isterim ama zor.

Adam adama oynanan oyunda futbolcular rakiplerini atlatmak için neler yapardı?
Rakibin Hagi gibi bir oyuncusu varsa hoca takımı kurarken sadece onu tutması için bir oyuncusunu feda ederdi. Ben Sakaryaspor’da ilk maçıma çıktığımda Çelebiç’i tutmuştum. Baktı nereye gitse ensesindeyim, “Ne istiyorsun benden! Git başımdan!” dedi bana (gülüyor). Tabii gitmedim. Çelebiç’i tuttum, maçı kazandık. Şimdi artık takımlar bir futbolcu üzerine kurulmadığı için adam adama markajla oyunu kilitleyemiyorsunuz. Futbol artık 10 numaralar üzerinden yürümüyor; Beşiktaş’ta, Fenerbahçe’de, Galatasaray’da Hagi gibi, Alex gibi bir futbolcu yok.

turhan22

Sizin zamanınızın en sağlam stoperleri kimlerdi?
Rahmetli Samsunsporlu Muzaffer çok iyi oynardı, Beşiktaş’ta Ulvi ve Samet vardı, Galatasaray’da Yusuf vardı. Çok iyilerdi ama bugün olsa her maçta kırmızı kart görmekten oynayamazlar. Onlar savaşan stoperlerdi, hakemler sertliğe ses çıkartmadığı için başarılı oluyorlardı. Şimdi sert girmeye teşebbüs bile etsen kart çıkıyor. Bizim dönemin bir farkı da kimsenin hakeme itiraz ederek kart görmemesiydi.

Fenerbahçe’de “Sakarya Çetesi” meselesi ne zaman çıkmıştı? Gerçekten böyle bir çete var mıydı?
Keşke çete olabilseydik! Böyle söylenmesinin tek sebebi Fenerbahçe’ye Sakarya’dan çok oyuncunun gelmesiydi. Başarısızlık olunca bunun adı çete oldu. Ben ayrıldım, Serdar ayrıldı, geriye Oğuz’la Aykut kaldı. Fenerbahçe’de çok uzun süre oynadıkları için takımdaki her sorunu onların üzerine yıkmaya başladılar. Adları çıktı. Bir dönem de Brezilyalılar çetesi çıkmıştı. İyi giderken bir sıkıntı yok, kötü gidince hemen bu yakıştırma yapılır.

Siz hem “çete”ye karışmadınız hem de futbolu bıraktıktan hemen sonra Arsenal’de eğitim alma şansı buldunuz. Kulüple nasıl bağlantı kurmuştunuz?
O dönem Fenerbahçe’nin başkanı Ali Şen’di. Müjdat’ı, Şenol’u ve beni o gönderdi. “Yurt dışındaki kulüpleri gezin, hem dil öğrenin hem de tecrübeniz olsun” dedi. Biz de Şenol’la Arsenal’e gittik. O zaman da takımın başında Arsene Wenger vardı. Düşünsenize hâlâ orada! Beş ay boyunca Arsenal’in bütün çalışmalarını takip ettik. Daha çok kalacaktık ama Fenerbahçe’den çağırdılar. Gelir gelmez de altyapıları çalıştırmaya başladım.

Arsene Wenger sizi en çok hangi konuda etkilemişti?
Bir kere bize bir antrenman programı hazırlatmıştı. Biz de kendi takımlarımızdaki antrenmanları düşünerek sürekli tempo yaptırmayı planladık. Baktı olmayacak, bizi yanına çağırdı. Yaşı 30’un üzerinde olan yedi kişiyi ayırdı. “Bu oyuncularıma sizin yaptığınız programı uygulatırsam mahvolurlar” dedi. Herkesin birbirinden farklı olduğunu söyledi. “Bütün takımı yarım saat koşturalım, bütün takıma aynı şeyleri yaptıralım diyemezsiniz” dedi. Biz öyle görmedik ki! Hep beraber koşardık da koşardık (gülüyor).

turhan

Şanslı olduğunuz konulardan biri olarak genç yaşta Fenerbahçe’yi çalıştırmış olmanızı da söyleyebilir miyiz?
Bence öyle değil. Futbolu 29 yaşımda sakatlıktan dolayı bırakmıştım, çok üzüldüm. Ne antrenörlük ne başka bir şey; futbolculuk gibisi yok! Fenerbahçe’yi çalıştırmış olmakla tabii ki gurur duyuyorum, orası ayrı. İngiltere’den geldikten sonra Fenerbahçe’de iki yıl boyunca hem A2’nin hem de altyapıların teknik direktörlüğünü yaptım. Rıdvan Dilmen A takımı alınca beni de yardımcılarından biri olarak seçti ama takım iyi giderken ayrılma kararı verdi. Hızlı düşünmesi ilk defa o zaman zararımıza oldu! Ondan sonra da Zeman geldi. İkisinin oyun anlayışı birbirinden farklı olduğu için toparlanmadık. Zeman gidince bir nevi sezon sonuna kadar boşluğu doldurdum.

Boşluğu en iyi derbilerde doldurmuştunuz. Altı ay boyunca derbilerde kaybetmemenizin bir sırrı var mıydı?
O, Fenerbahçe’nin büyüklüğünden kaynaklanıyor. Ben sadece yol gösterdim. Bir Galatasaray maçımız var mesela, Fenerbahçe’nin ismiyle kazandığımızı düşünüyorum. O maçtan önce derbinin bütün tarihini çıkarttım. “Geçmişimiz bu” dedim. Galatasaray için taktikler de çalışmıştık ama asıl önemli olan oydu.

Röportaj Hilal Gülyurt

Yorumlar

yorumlar

Ad

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply