1863 Boğaziçi: Şampiyonlar Ligi’ne Sekiz Kala!

Onlara “Futbol oynayandan bir halt olmaz!” dendi; önce bir halt, sonra futbolcu oldular. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri üniversite maçlarını yeterli bulmayıp amatör kümeye atıldı!

Tam da maç havası denilecek bir hava, Bahçeköy Orman Fakültesi Sahası’nda oynayacakları maçtan 2 saat kadar önce bir grup gençle buluşuyoruz. FourFourTwo’nun radarına girmelerini sağlayan şey profesyonel futbolcu hayali kurmadan, para kazanma amacı gütmeden, hatta üzerine para vererek futbol oynamaları ve üstelik bir de Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri olmaları. Aralarında inşaat mühendisliği, işletme, bilgisayar mühendisliği öğrencileri var; kimi uzatmalı, kimi daha yolun başında… Takımlarını 2012 yılının sonunda kurmuşlar. “Kurduk çünkü Üniversite Ligi çok yetersizdi. Yılı birkaç maçla bitiriyorduk, geriye kalan aylarda sadece antrenman yapıp, maçlara çıkamıyorduk” diyor, turizm işletmeciliği öğrencisi ve takımın kalecisi Erdi Sürücü. Takım kurmanın ne demek olduğunu anlamaları da bundan sonra oluyor.

Lige katılmak için önce bir dernek kurmaları gerekiyor. Prosedür böyle, dernek kurmadan kulüp olamıyorsun. Tabii bunun da vergi ödeme, gelir-gider defteri tutma, genel kurul düzenleme gibi başka sorumlulukları var. Neyse ki herkes kendisine bir iş bulmuş; biri formaları yıkıyor, biri su işlerine bakıyor, biri esame hazırlamakla ilgileniyor. Bunlar çok da büyütülecek işler değil ama ilk yıllarında birçok meşakkatli işle uğraşmışlar.

x_mbt_6815

“Lige geç katıldığımız için yerimizle ilgili bir sorun oldu” diyerek anlatmaya başlıyor Erdi. “Sarıyer bölgesinde yer olmadığı için Hadımköy üzerinde gösterildik. İç saha maçlarımızı yaklaşık 60 kilometre mesafedeki Hadımköy’de oynuyorduk. Ona da razıydık ama sorun gerçekten deplasman maçlarıydı. Çatalca’nın bütün köylerini gezdik!”

Takım arkadaşı Muratcan Karacabey, “Yalıköy diye bir takımla maça gitmiştik” diyor. “Berabere kaldık, sonra bize mangal yaktılar. Maçı kazansak ya da yenilsek ne olurdu bilmiyorum ama berabere kalmamız iyi olmuştu. Saatlerce yol hiç çekilmiyor.”

Tabii deplasmanlar her zaman eğlenceli değil, çoğu zaman “zorlu”. “Geçtiğimiz hafta Nurtepe Stadı’ndaydık” diyor Furkan. “Takımın namını çok duymuştuk ama futbolcuları gayet düzgün insanlardı. Maç başlayana kadar da her şey normaldi. Sonra bir patlama oldu, dumanlar çıkmaya başladı. Göz gözü görmüyor! Sahaya tribünden maytap gibi bir şey atmışlar. O şekilde oynamaya devam ettik. Tamam, korktuk ama belli etmedik. Her zaman böyleyiz. Yenilsek de dağılmayız, öyle çok farkla yenilmiyoruz bu sayede.”

x_mbt_6725

TAKIMIN DİNAMİĞİ: BOĞAZİÇİ MEZUNLARI

Oynadıkları maçlardan para kazanamasalar da bu, yılda birkaç gün Antalya’da kamp yapmalarına engel değil. Okulun mezunları kendi aralarında para topluyor ve sezonu iyi bitirirlerse öğrencilerin kamp masraflarını karşılıyor. Aralarında banka müdürleri de var, büyük şirketlerin yöneticileri de…

Okulun eski futbolcularından Cenk Erden de onlardan biri. 2003 yılında mezun olmuş ancak futbolun peşini hiç bırakmamış. Gelecekte bir futbol okulu kurma hayallerini üç yıldır takımın teknik direktörlüğünü yaparken sürdürüyor. Mezun olduktan sonra kendi sigorta şirketini kurmuş ve biraz bu yüzden, biraz da futbolcuların okul programlarından dolayı antrenmanları akşam saatlerinde yapıyorlar. Haftada en az dört gün birlikteler ve bu beraberlik sadece sahayla sınırlı değil; zira takımdaki gençlere diğer destekçileri gibi o da staj ve iş bulma konusunda yardımcı oluyor, hatta bazılarını kendi şirketinde iş hayatına hazırlıyor. Takımın bunun dışında aldığı yegane destek Sarıyer Belediyesi’nden. Deplasman yolculuklarını belediyenin otobüsleriyle yapıyorlar.

x_mbt_6830

Cenk Erden’in hedefleri şampiyonlukla sınırlı değil

Boğaziçi mezunları, takıma maddi destek sağlayarak katkıda bulunmakla da kalmıyor. Mesela takımın abisi İsmail Yakıcı, 22 yıllık tecrübesiyle takıma desteğini attığı gollerle veriyor. Bilgisayar programcılığı mezunu, yıllarca Amerika’da yaşamış ve araba alım-satımı yapan bir şirketin sahibi ancak bu kazanımlarının hiçbiri futbol oynamaktan aldığı mutluluğun yerini tam olarak karşılamıyor. “Takımın kurulacağını öğrendiğimde çok mutlu oldum ve ben de elimden geleni yaptım. Kondisyonlarına yetişebilmek için sporumu hiç aksatmıyorum. Gençlerle birlikte olmak yaşıtlarımla vakit geçirmekten çok daha iyi. Etrafımda bırakmamı söyleyenler oluyor ama bırakmaya hiç niyetim yok. Fena da sayılmam.”

İzlediğimiz maçta yaptığı konuşmalarla takımını yönlendirdiğini, sürekli pozisyon ürettiğini ve hatta rakip takımın başkanının kendi futbolcularını yanına çağırıp “20 numara fena, 20 numaraya dikkat edin, kaçırmayın” diye uyardığını gördükten sonra bize anlattıklarında mütevazı davrandığını söyleyebiliriz.

x_mbt_6671

“OYNAMA DEMİYORUM, HOBİ OLARAK YİNE OYNA!”

“Bir maçtan sonra bir çocuk yanıma gelip ‘Nasıl hem Boğaziçi’de okuyup, hem de futbol oynuyorsunuz abi? Nasıl kazandınız ki?’ diye sordu” diyor Erdi. Hikayeyi anlatırken gururlular, bunu nasıl yaptıkları da onların sırrı! Kolay olmadığı kesin. Dert yanma sırası Furkan Aydın’da: “Artık takımdaki dördüncü yılım ama hâlâ antrenmanlara gittiğimi söylediğimde annem ‘Bu iş hiç hoşuma gitmiyor oğlum’ diyor. Kendimi boşa yoruyormuşum. Çocukken ‘Fen lisesini kazan, hiçbir şeyine karışmayacağım’ derdi. Sonra bu ‘Üniversiteyi kazan, hiçbir şeyine karışmayacağım’ oldu ama böyle diye diye bugüne geldik çünkü onlara göre futbol oynayandan bir halt olmaz!” İşletme öğrencisi adaşına göreyse çözüm basit: Önce bir halt ol, sonra oyna! Yani onun ailesinin söylediği gibi; “Oynama demiyorum, hobi olarak yine oyna!”

Bilgisayar öğretmenliği bölümünden yeni mezun sağ açık Veli Akdeniz’e göre bu konuda kimse eline su dökemez çünkü yaşadığı şanssızlıklar ellerine sürekli koz veriyor! “Takımın amatör ligdeki ilk yılında ayağımı kırdım, sonraki yıl da kol bileğimi ve ayağımı. Babam sürekli ‘Bu boş beleş işleri bırak’ dese de sargılarımla bile maçlara gitmeye devam ediyorum çünkü üniversiteyle ilgili bütün güzel anılarım bu takımda.”

Arkadaşları da onu doğruluyor. “Yoksa hiçbirimizin futbolcu olmak gibi bir niyeti yok” diyor Muratcan. “Boğaziçi öğrencisi olmanın getirdiği bir durum belki, bilmiyorum ama futbolla ilerlemek gibi bir düşüncemiz yok. O kafada değiliz.”

x_mbt_6671

Bu “kafa” tam olarak ne olursa olsun, antrenmanlara ve maçlara gelmelerini sağlayan şey olduğu aşikar. Çoğunun okuldaki derslerini vermekten başka yapmak zorunda olduğu işler var. Veli, bir radyoda çalışıyor; Furkan, özel dersler veriyor ve okulun tanıtım ofisinde çalışıyor; Muratcan bugüne kadar bursuyla idare etmiş ama okulu uzattığı için iş arıyor… Büyük paralar kazanmak gibi bir dertleri yok, amaçları sadece kendilerini çevirebilmek. Onları diğerlerinden ayıran da bu. Çünkü rakiplerinin arasında ayda 1.000 liraya kadar kazanan futbolcular var. İşin maddi yönü bir tarafa, manevi olarak da kendi gruplarının haricinde pek popüler sayılmazlar. “Boğaziçi gibi bir okulda Amerikan futbolu, basketbol, tenis gibi bir sporla ilgilenmiyorsanız, kimsenin çok da umurunda olmuyorsunuz. Bizi manevi olarak tatmin eden, bu geleneksel yapıya katılmış olmak” diyor Muratcan.

Tabii işin bir de “goygoy”u var. Diktirecekleri takım eşofmanlarının arkasına yazılacak yazıyı ve kullanılacak görseli günlerce tartışıp, kalıpları küçük gelince günlerce gülmesi; olmadık bir yerde genel kurulu toplayıp ciddili konuşmanın eğlencesi ve tabii olmazsa olmaz gelecek planları var. Lige başladıkları 2. Amatör Küme’den 1. Amatör’e yükselince yaşadıkları sevinç, sonra yine bir in-çık ve yapılan hesaplar… Muratcan’a kalırsa “Buradan Süper Amatör, sonra Bölgesel Amatör, 3, 2, 1. Lig, sonra Süper Lig ve ver elini Şampiyonlar Ligi! Çok da uzak değiliz aslında.”

FourFourTwo’nun da seyirciler arasında yer aldığı Araphanspor maçını 2-1 kaybetmiş olsalar da Boğaziçili gençlerin hesap basit: Şampiyonlar Ligi’ne sekiz var!

Yazı Hilal Gülyurt

Yorumlar

yorumlar

Ad

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply