Makber

Oyuncuların mesleklerine saygı duymazken, sen neden onlara saygı duyuyorsun Advocaat?

Bu maçı kendi özelinde incelemeye çalışalım. Kayserispor’da Deniz Türüç-Varela eksenine saklanan özgüvenli oyun, ilk dakikadan itibaren rakibini baskı altına aldı. Özellikle Varela’nın, Lens’in olduğu kanatta bekinden kopuk oynaması, oyun planının buraya odaklanması anlamında bir kumardı. Ama zarlar düşeş geldi. Hesapta olmayan şekilde inisiyatif kullanan Deniz Türüç, bu bölgede hem Erkan’ın oyuna katılımını sağladı hem seri paslarla Şener’in ayaklarına tedirgin prangalar ördü hem de beraberinde taşıdığı Josef’in geri kalan görevlerini unutmasını sağladı. Yüksek enerjisini Varela’yla harmanlayarak elindeki kırık karbonu pırlantalaştırdı.

İlk golde şutu çeken Deniz’in 5 metre uzağında kaldı Josef. Varela’nın tesirinden kurtulup merkez savunmaya gelmekte de çok geç kaldı. Maç içinde büyük takıma karşı oynama psikolojisiyle de mücadele eden sarı-kırmızılarda kopma anlarının yıldızı ise Rotman oldu. Soğukkanlı kimliği, arkadaşlarının savrukluğunu bertaraf etti. Bu semptomların kendini göstermediği dönemdeyse Kayserispor sahanın tek hakimiydi. Güray’ı ters kanatta çok iyi unutturan ev sahibi ekip, uzun toplarla da rakip defansın hem dengesini bozdu hem de tabela yaptı.

Sarı-lacivert virane

Abdülhak Hamit Tarhan’ın eşi Fatma Hanım’ın ölümü üzerine yazdığı şiiri ne acayiptir! Fenerbahçe işte o yedi kıtalık “Makber”i yıllardır okuyor. Virane olmuş her tarafı. Hem geçmişinden utanıyor hem de kirli üstünden başından hicap duyuyor. Berduş, rezil bir hali var Fenerbahçe’nin. Onu bu hale getiren ise yine kendisi. Hiç doğrusuz, yanlıştan kaçılamaz. Yanlışı da kabullendi zamanla.

Ama hiçbir taktiksel izahı olmayan bir şey oldu Kayseri’de. Sarı-lacivert virane cesetleşti. Naaşını Anadolu’dan kaldırmak isterken cenazesine kendisi bile katılmadı. Ruhunu kim bilir nerede terk etmiş ki yanında, cebinde eser yoktu histen, arzudan. Hangi sporcu böyle bir yenilgiyi sineye çeker, kaç meslek böylesi saygısızlığı kendine reva bulur, kim yaptığı işe böyle sırt döner? Ki tonla para kazanırken. (Burada futbol arabeski yok!)

Fenerbahçe’nin kadrosu yetersiz olabilir, idari hatalar yapabilir, haksızlığa uğrayabilir ya da gök taşı da düşebilir. Fakat kıyametin sabahında da maça çıksa, derdi arşa kupa kaldırmak olanların takımı yerin yedi kat altına gömülemez. Dick Advocaat koca camiada futbola dair tek unsur. Çıkıp tek bir şey anlatmalı öğrencilerine: Başarı, tarih, takdir… Bu tabutun ön kolunu yönetim tutuyorsa arkasında futbolcular var. Cemaatte ise eski teknik direktörler ve taraftarlar. Buyrun cenaze namazına. Mefta beklemesin.

Advocaat’ın hiç mi suçu yok?

Maç 1-0 iken taktiksel laflar edilebilirdi. Neden bir türlü mesafesini kısaltamadığı takım boyu için daha radikal olup defans çizgisini orta alana çekmediği ya da çizgi kenar oyunu yerine sıkışık merkez desteğini tercih etmediği gibi. Ama insana el insaf derler. Sahadaki manzaraya laf anlatmak mümkün değil. Hangi gediğe dönsen diğeri su kaçırıyor. Hepsi bir yana, kimse diğerinin yardımına koşmak istemeyecek kadar kendi derdinde ve sorumluluktan uzak. Ortada birbirine tanış onbir adamdan takım olmasını, fedakâr olmasını beklemek insan aklına hakaret. Advocaat da kendine bu hakarette bulunmadı. Maçın hiçbir anına müdahale etmedi. İyi de etti Hollandalı. Lafın tamamı deliye anlatılırmış. O da sustu ve gözleri önünde yitip gideni seyretti.

Yazı Burak Kılıç

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir