Meçhule giden gemileri Tudor batırdı

Beşiktaş maç boyunca karşı kaleye sadece Quaresma’nın meçhule giden gemileriyle varmayı istedi. Ama daha iyi planı olan Tudor ise bütün gemileri batırdı 


Igor Tudor, kariyerine ligin ilk haftasında Türk Telekom Arena’da çıktığı Galatasaray maçıyla başlamıştı. O maçı Karabükspor son saniyede yedikleri golle 1-0 kaybetse de, buldukları pozisyonları değerlendirebilselerdi maçı 4-5 farkla kazanabilirlerdi. Daha ilk maçtan, üstelik ilk defa çalıştığı bir ülkede oyun geometrisi düzgün bir takım yaratabilmiş olması, onu başarılı bir sezonun beklediğini ve büyük takımların da canını çok yakacağını göstermişti aslında. Ardından ilk yarıda çıktığı Beşiktaş ve Fenerbahçe maçlarını da kaybetse de ikinci yarının başında önce Galatasaray’ı 2-1 yendi, dün akşam da aynı tarifeyi Beşiktaş’a uyguladı. Şimdi de Advocaat’ın talebelerinden rövanşı almayı bekliyor.

Peki dün akşam neyi doğru planladı Tudor da, bu kadar övgümüzü aldı? Öncelikle Beşiktaş’ın ligin ikinci yarısıyla birlikte daha da ağırlık kazanan Quaresma’ya bağımlı ve tek yönlü hücum planını Osmanlıspor, Alanyaspor, Konyaspor ve hatta Fenerbahçe’nin aksine çok iyi çözmüş. Sakatlıktan dönen Talisca’nın da orta alana katkısının zayıf olduğunu görmüş olacak ki, genellikle 4-4-2 ya da 4-2-3-1 oynayan takımını 3-5-2’yle çıkardı.

Üçlü sistem Avrupa’da artık yeniden revaçta. Euro 2016’da diğer turnuvalara göre kendilerinden daha az şey beklenen İtalya’yı 3-5-2’yle çıkartan Antonio Conte, turnuvanın favorilerinden Belçika ve İspanya’yı geçerken; çeyrek finalde karşılaştıkları Almanya’ya Löw’ün de üçlü sisteme dönmesiyle elenmişti. Ardından başına geçtiği Chelsea’yle lige kötü bir giriş yapmasına rağmen, 3-4-3’e döndükten sonra 13 maç üst üste kazandı, şu anda da Premier League’in açık ara bir şekilde zirvesinde duruyor. Aynı şekilde Tottenham da Mauricio Pochettino’nun 3-4-2-1’e döndüğü 5 maçı da kazanıp 16 gol attı. İtalya’da Juventus sık sık 3-5-2 oynuyor, Gian Piero Gasperini Atalanta’yı 3-1-4-2 oynatarak hayli iz bırakan bir sezon geçiriyor. Fransa’da Ligue 1’in flaş ekiplerinden Nice’de Lucien Favre takımını sık sık 3-5-2 ve 3-4-3 dizilimiyle oynatıyor. Almanya’da ise 3-5-2 oynayan Julian Nagelsmann’ın takımı Hoffenheim geçtiğimiz haftaya kadar Avrupa’nın tek namağlup takımıydı, bir başka 3-5-2 takımı Eintracht Frankfurt ise Niko Kovac yönetiminde Bundesliga’da an itibarıyla üçüncü sırada.

Tudor da Beşiktaş’a karşı doğru zamanda üçlü sisteme döndü ve kazandı. Sağ kanadı Kerim Zengin’le, sol kanadı da Latovlevici’yle çok iyi doldurdu. Beşiktaş hücum ederken karşısında daima 5’li, hatta Ceyhun ve Skulason’u da eklersek 7’li bir savunma hattını buldu, top Karabükspor’a geçtiğindeyse Kerim ve Latovlevici’nin de katıldığı Tanase, Seleznyov, Yatabare üçlüsünden oluşan (ikinci yarıda Zec’in de dahil olduğu) yine 5’li bir hatla karşılaştı. Ve özellikle top Beşiktaş’tayken bu ne yaptığını çok iyi bilen, pozisyon almaları ve kaymaları kusursuza yakın yerine getiren rakip hatlara karşı neredeyse sürekli yanlış hücum etmeye kalktı.

Penetrasyonun olmadığı, Quaresma’ya atılan diyagonal paslara, en sonunda da Quaresma’nın içeriye şişirdiği toplara, bir başka deyişle meçhule giden gemilere dayalı hücum planında başarısız olmasına rağmen tuhaf bir şekilde sürekli ısrar etti Beşiktaş. Tribünde oturan Şenol Güneş’in içinde bulunmadığı teknik ekip ise faturayı bu ilkel oyun tarzı içerisinde doğal olarak silikleşen Oğuzhan’a kesti ve Oğuzhan’ın yapamadıklarını Tolgay’dan yapmasını istedi. Haliyle Tolgay da yapamadı. Quaresma’nın ortalarından başka hiçbir hücum planı olmayan Beşiktaş da topa %67 oranında sahip olup nasıl aciz bir futbol oynanır göstermiş oldu.

Oysa maç boyunca tek pas istasyonunu birkaç pozisyonda Adriano’yla birlikte kurabilen Babel ve bu ikiliyi besleyebilecek yegane oyuncu Oğuzhan’ı oyundan almak yerine, hiçbir şekilde bir oyun kurulmasına yardımcı olmayan Talisca ve sağ çizgide kendi kafasına göre takılan Quaresma oyundan alınıp, Tolgay ile Aboubakar bu iki oyuncunun yerine girmiş olsalardı, belki 87’de gelen gol çok daha erken gelecekti. Zira Quaresma’nın içeri top şişirmeyip kısa ve dikine pasla önündeki Atiba’yı gördüğü ilk pozisyonda gol geldi. Ama sanki o golü atmamış gibi, Beşiktaş kalan 5-6 dakikayı da yeniden yüksek top tercihiyle heba etti. Ve ne teknik ekipten sahadaki bu saçma oyun düzenine bir ikaz geldi ne de saha içerisinden bir itiraz geliştirilebildi. Beşiktaşlılar adına saha içine dair en umut kırıcı durum da buydu.

Kulübün maç analistlerinin hafta boyunca dün akşamki tek yönlü hücum plansızlığını Şenol Güneş’in gözüne sokması gerek. Takımın Quaresma’nın tahayyülleri dışında da bir öz gücünün olduğunun hatırlatılması ve bu öz güce geri dönülmesi lazım. Aksi takdirde bu şekilde Beşiktaş’ın oyunu gelişemez, yerinde sayar ve bir süre sonra gerilemeye başlar. Siyah-beyazlılar bu sene de şampiyon olabilir. Ama Süper Lig’in kalitesizliği yüzünden bir şekilde sonuç alınıyor diye, takımın geçen seneki oyunun üzerine koymamaya hakkı olmamalı.
Yazı Onur Özgen

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir