Akın Sel giremez!

Televole’nin çılgın muhabiri, Beşiktaş kulübü bu yazıyı kapıya asıncaya dek; vinçle futbolcunun evine, futbolcularla kodese, ayı kostümüyle göle girmişti!


Beşiktaş’ın kötü gittiği bir dönem, futbolcuların konuşma yasağı var. Benim de Televole için bir şeyler yapmam gerekiyor. Mehmet Özdilek Ataköy’de bir sitenin 11’inci katında oturuyor. Bir vinç ayarlayıp sabahın köründe siteye soktuk. Vinçte bindiğimiz yerin etrafında güvenlik için sadece iki çelik halat var, iki kameramanla üstüne binmişiz. Şifo’nun evini aşağıdan biliyoruz da yakından bakınca hangi kat olduğu anlaşılmıyor. Nerede olduğumuzu anlamak için camları tıklatmaya başladık. Biri atletle çıkıp bizi kovaladı, biri “üst kat” dedi! Sonunda Şifo’yu bulduk. Şaşkın şaşkın, şortuyla röportaj verdi. Yasak olduğu için idareciler kızmış, o da “Adam 11’inci kata çıkmış, üzerine su mu dökseydim!” demiş.

***
Bir iş için topun kralı ile popun kralını buluşturdum. Popun kralı Tarkan, topun kralı Hakan Şükür. Hakan “Abi topun kralı deyince yanlış anlaşılır” dedi, zor ikna ettim.

***
Christoph Daum futbolcuları ormanda 8 kilometre koştururdu. Kendime bir ayı kostümü diktirdim. 4’üncü kilometrede futbolcuların önüne atlayacağım! Sorun yaşamayalım diye bunu Daum’a söyledim. Takım beşli gruplar halinde koşarken Recep Çetin’in olduğu grubun önüne atladım! Korkudan altlarına işediler ama o adrenalinle bana giriştiler! Bayağı dayak yedim! Kimdi göremedim ama biri taş atıp kafamı yardı. Arkalarından gelen diğer gruplar da dövdü. Son darbeyi Daum’dan yedim. Beni sırtına vurup göle attı!

***
Süleyman Seba, benden çektiği kadar kimseden çekmemiştir. Bunu üzülerek söylüyorum ama işim gereği ona sürekli musallattım. Başkan kızmaya başlayınca Şansal Büyüka bana “Gitme” diyordu ama duramıyordum. Yine konuşma yasağının olduğu bir gün ağzıma çapraz siyah bant yapıştırıp, futbolcuların tepkilerini çektim, onu yayınladık. En sonunda tesisin girişine “Akın Sel giremez!” yazdılar.

***
Çok da şanslı bir adamımım. Bir gün Adana derbisine gittim. “Ne yapalım?” diye düşünürken aklıma Adanalılara kendi şiveleriyle maçı anlattırmak geldi. Bizim kameraları görünce yüzlerce kişi başımıza toplandı. Ben de aralarından birine mikrofonu uzattım. Adam kekeme çıkmasın mı!

***
Beşiktaş’ın bir şampiyonluğundan önce Rıza’ya “Son haftaya kalmadan şampiyon olacaksınız” dedim. Çok hoşuna gitti, “Olursak ne istersen yaparım” dedi. İki hafta önceden şampiyon oldular. Rıza’ya “Takımı topla canlı yayına gidiyoruz” dedim. Tabii takımı oradan çıkarabilmek için polisleri bile ayarlamıştım. Stattaki taraftarlar şampiyonluk turu beklerken biz kanala gittik. Dansöz Asena ortada, futbolcular etrafında göbek atıyoruz! Daum da geldi ama karşılığında para istedi. Onu da tek kuruşunu almadan Lösev’e bağışlattı.

***
Oktay Derelioğlu yeni bir araba almış ama daha önce Türkiye’de o kadar büyük araba yok! TEM o zaman yeni açılmış, ben de bir tekne buldum, başka bir arabanın arkasına bağladık. İki şeritli yolda yan yana giderek çekim yapıyoruz, benim üzerime su atıyorlar filan; babamızın yoluymuş gibi gidiyoruz. Meğer arkamızdaki arabalar İstanbul il sınırına varmış, trafiğin içine etmişiz! Oktay bastı gitti, motorlu bir trafik polisi bana gelip güzel bir ceza kesti.

***
Bir idmandan önce Rıza, Feyyaz ve Metin bana “Abi maç primlerimiz yatmış, bize araba bulursan gidip alalım” dedi. Üzerlerinde eşofmanlarıyla arkadaşımın arabasına bindik, biri paraları bankadan gazete kağıdının içine sarılı bir şekilde alıp döndü. Arabanın içinde eğleniyoruz, fotoğraflarını çekiyorum ama yayınlamak için değil. O dönem de sıkıyönetim var. Fulya’ya inerken iki polis elinde kocaman silahlarla önümüzü kesip bizi arabadan indirdi. Meğer benim flash patlayınca önünden geçtiğimiz karakolun fotoğrafını çektiğimizi sanmışlar. Bizi alıp karakola götürdüler Aralarında konuşurken bizden “Şüpheliler” diye bahsediyorlar. Sonra futbolcuları tanıdılar, iş tatlıya bağlanacak derken “Biri kaçmış!” dediler. Rıza sen kaç! Bu sefer “Beşinci şahsa ulaşılmadan bırakmayız” diye tutturdular. Kodese attılar bizi! Süleyman Seba, Rıza’yı bulup getirdi de kurtulduk.

Röportaj Hilal Gülyurt

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir