Hücumcu doğan: Şenol Güneş

“Transferden anlamıyor”, “Oyuncu değiştirmeyi bilmiyor”, “Demode kıyafetler giyiyor”… Şenol Güneş, kariyeri boyunca farklı gerekçelerle yerden yere vurulmuş olabilir ama eleştiriden muaf bir tarafı var: O tam bir hücum ustası! 


23’üncü haftada Beşiktaş’ın Fenerbahçe’ye 2-0 yenildiği maç öncesi iki takımın kadroları açıklandığında, NTV Spor yorumcusu Rıdvan Dilmen “Şenol Güneş ‘Benim takımım bu. Rakip umurumda değil!’ demiş” sözlerini kullanmıştı. Siyah-beyazlıların sahaya sürdüğü kadro, belki de ülke sınırlarındaki en zorlu deplasmanda birçok teknik adamın tercih etmeyeceği türdendi. Güneş, şampiyonluk yolundaki rakibine karşı önlem almayı değil, kendi bildiğini okumayı seçmişti. Dilmen’in tespitinin ne kadar isabetli olduğu, iç saha ve deplasmanda toplanan puanlara bakıldığında daha iyi anlaşılıyor. Beşiktaş, ilk 28 haftada cebine koyduğu 66 puanın 37’sini kendi sahasında, 29’unu deplasmanlarda aldı. Dahası; rakip filelere yolladığı 61 golün 21’ini içeride, 30’unu dış sahada attı. Bu dengeli tablo gösteriyor ki; Güneş’in sadece rakibi değil, maçın oynandığı atmosferi de arka plana atarak kendi felsefesini kabul ettirmeye yönelik düşüncesi, şu ana kadar başarıyla işlemiş durumda.

Slaven Bilic’in “önlem öncelikli” stratejisinden Güneş’in “oyuna hükmetmeyi” temel alan planına geçen Beşiktaş, bu yeni kimliğini beklenenden çok daha çabuk benimsedi. Daha önce maçın herhangi bir anında öne geçtikten sonra skoru korumaya yönelik önlemlerini artıran siyah-beyazlılar, bu sezon taraftarına unutulmaz “1, 2, 3 gol yetmez! 4, 5, 6 olsun…” tezahüratını hatırlatan bir görüntü sergiliyor. Kariyeri boyunca çalıştırdığı her takımda bu anlayışı tercih eden Güneş, kaç farklı önde olurlarsa olsunlar oyuncularına sürekli rakip kaleye gitmeleri emrini veriyor.

SKORDAN BAĞIMSIZ OYUN ANLAYIŞI

Güneş, kariyeri boyunca oyuncu tercihleri, yaptığı transferler, şampiyonluk yaşayamaması, hatta saç stiliyle eleştirilmiş bir teknik adam. Ne var ki en azılı muhalefet liderinin bile karşı argüman üretemeyeceği bir özelliğe sahip: Ofansif oyundan hiçbir zaman vazgeçmemesi… 1995-96 sezonunda Avni Aker’deki unutulmaz maçta Fenerbahçe’ye karşı 1-0 öne geçtikten sonra sanki averaja ihtiyacı varmışçasına tempoyu düşürmeyip rakibin üzerine gitmeye devam etmesi ve şampiyonluğu kaybetmesi de bu yüzden!

Bu sezon Avrupa Ligi’ndeki son grup maçında Sporting deplasmanında 1-0 öndeyken savunma hattını yarı sahaya kadar çıkarmaktan vazgeçmeyip takımını prese devam ettirmesinin arka planında da bu karakteri yatıyor. Belki o da daha kontrollü bir oyuna yönelse 3 puan alacağını biliyordu ama DNA’sında öyle bir kodlama olmadığından, bu alternatif o an aklına gelmiş olsa bile varlığını fazla sürdüremeden yok olup gitti. Zaten FourFourTwo’ya verdiği röportajda “Önceliğim, seyirciyi güzel hareketlerle şaşırtan bir oyun oynamak” diyen bir teknik adamdan da aksi beklenemezdi! “Monoton bir oyun hiç kimseye bir şey katmıyor. Ben heyecan isterim, hareket isterim. Bu yüzden futbolcularıma ‘Sahada oynadığın oyundan keyif alırsan, izleyenlere keyif verirsen başımın üstünde yerin var!’ diyorum.”

Güneş’in hücumu ön plana çıkaran oyun anlayışının temelinde, kadrosunu kurarken tercih ettiği oyuncu profilleri yatıyor. Trabzonspor’da Selçuk İnan-Gustavo Colman, Bursaspor’da da Ozan Tufan-Fernando Belluschi orta saha merkeziyle sahaya çıkan Güneş, Beşiktaş’ta bu anlayışı Atiba Hutchinson-Oğuzhan Özyakup ikilisiyle sürdürüyor. En yakın rakibi Fenerbahçe’nin Mehmet Topal ve Souza gibi savunma yönü ağır basan iki oyuncuyla, hatta bazen onları da Ozan Tufan’la destekleyerek göbeği tutmaya çalıştığı bir ligde farkı yaratan tercihlerden biri de bu. Klasik “6 numara” profiline yer vermemesinin yanı sıra, o kimliğe en yakın gözüken Kanadalı oyuncuyu da hücuma katılması için teşvik ederek maçın her anında golü düşündüğünü ortaya koyuyor.

“Şenol hoca hücum futbolunu çok seviyor, sahada sürekli pas yapmamızı istiyor” diyordu Oğuzhan, FourFourTwo Aralık sayısında verdiği röportajda. “Göreve gelir gelmez kendini belli etti. Pas, pas, hücum! Sahadaki her oyuncu, hücuma katkı vermek zorunda. Rakibi önde karşılıyoruz ve oyunun kontrolünün bizde olmasını istiyoruz.” Oğuzhan’ın bu sözleri, aslında Güneş’in futbol felsefesinin ne kadar geliştirici olduğunu ve tabii ki temelinde “insan” kavramının yattığını ortaya koyuyor. 2012’de Türkiye’ye gelen ancak Samet Aybaba ve Slaven Bilic yönetiminde bir türlü beklenen seviyeye ulaşamayan 23 yaşındaki milli futbolcu, bu sezon oynadığı oyundan keyif almaya başlayınca verimliliği de arttı.

Oğuzhan’ın geçen sezon gösterdiği çıkışın benzerini, geçen sezon Bursaspor formasıyla Volkan Şen gerçekleştirmişti. Kariyeri boyunca sadece teknik değil, psikolojik olarak da dengesiz bir görüntü sergileyen Volkan, Güneş’in sihirli dokunuşlarından faydalanma fırsatını kaçırmadı. Süper Lig’de oynadığı 30 maçta 12 gol ve 10 asistlik tabela katkısı yapmasının yanı sıra, milli formayı da giyme başarısı gösterdi. Kariyerinin ikinci baharını yaşayan 28 yaşındaki kanat oyuncusu, geçen sezon başında Fenerbahçe’ye transfer olarak bir ödül daha almış oldu.

İTİNAYLA GOL KRALI ÜRETİLİR!

Güneş’in Süper Lig tarihinde Şota Arveladze, Fatih Tekke, Burak Yılmaz, Fernandao’yu gol kralı yapan ofansif anlayışından geçen sezon faydalandığı kişi Mario Gomez’di.Sezon başında Fiorentina’dan alınan Alman golcüyü Türkiye’de bekleyen iki zorlu görev vardı. İlki; bir süredir boğuştuğu sakatlıklardan kurtulup, “daha ölmediğini” herkese kanıtlamak. İkincisi de; önceki sezon başında Chelsea’den alınan ve siyah-beyazlı formayla tüm kulvarlarda çıktığı 44 maçta rakip fileleri 27 kez havalandıran Demba Ba’yı Beşiktaş taraftarına unutturmak! Gomez, ikisini de başarmıştı!

Gomez, Alman fabrikalarından çıkmış herhangi bir ürüne yakışırcasına bu iki görevin de zorlanmadan üstesinden geldi! 15 Mart 2016’da Trabzonspor’la oynanan ve 2-0 kazanılan erteleme maçında attığı golle rakibin kilidini açmakla kalmadı, Beşiktaş formasıyla lig tarihinde en çok gol atan (19) yabancı futbolcu unvanını da Pascal Nouma ve Ba’dan devralmış oldu.

Serie A’da geçirdiği iki sezon boyunca birçok sakatlık yaşayan ve ligde sadece yedi gol atabilen bir santrforun diriliş hikayesinde de Güneş’in imzası vardı. “Onun gibi teknik adamları kolay bulamazsınız” diyen Gomez, performansında en büyük payı yeni hocasına ayırıyordu. “Antrenmanlarda çok çalıştırıyor ama oynattığı oyundan o kadar keyif alıyoruz ki yorulduğumuzu hissetmiyoruz bile! Şenol Güneş benim için büyük bir şans. Bir ara sakatlıklarla boğuştum ama onun sayesinde şu anki formuma kavuştum.”

Gomez geçen sezon Süper Lig’de en çok gol girişiminde bulunan ve en fazla isabetli şut çeken oyuncu konumundaydı. En şaşırtıcı nokta ise; daha statik oynaması ve kendisine yapılan servisleri yüksek yüzdeyle skora çevirmesi beklenen Alman golcünün, Beşiktaş formasıyla daha mobil bir profil sergiliyor oluşu. Rıdvan Dilmen, 20’nci haftada Beşiktaş’ın 4-0 kazandığı Gaziantepspor maçını yorumlarken “Mario Gomez, sözleşmesinde 50 gol atarsa para alacakmış gibi oynuyor!” derken tam da bu gol iştahından bahsediyordu. Güneş’in oyuncularına özgürlük veren ve sürekli gol aramaya teşvik eden oyun anlayışı, zaten fileleri havalandırma arzusuyla yanıp tutuşan Alman golcüye ekstra motivasyon kaynağı yaratıyordu!

Evet, Şenol Güneş’in bu topraklarda geçen sezona kadar henüz resmi bir şampiyonluğu yoktu. Hatta takımlarıyla oynadığı birçok finalden de mağlup ayrıldı, önemli maçlar kaybetti. Yine de kendini başarılı görmesi için bunların hiçbirine ihtiyaç duymaması, onu birçok meslektaşından farklı bir yere koyuyor. “Ligde 18 takım varken biri şampiyon olacak. Peki diğer 17’si başarısız mı? Doğru işleri yaparsanız bir takım şampiyon olur ama hepsi çok güzel futbol oynar, oyuncu yetiştirir, az para harcar, itibarı artar… Bence bu da başarıdır. Başkaları kabul etmeyebilir, bu da benim farkım! Kulüplerin başarısı borç yapmak değil, futbolcu üretmek ve ürettiğiyle sportif başarı kazanmaktır.”

Üretmek, üretmek, üretmek… Şenol Güneş’in sadece futbol anlayışını değil, hayata yaklaşımını da özetlemek için daha uygun bir kelime olamaz! Tabii biz futbolseverler olarak, çalıştırdığı takımların saha içinde ürettiği gol pozisyonlarını daha yakından takip ediyoruz. Rıdvan Dilmen’in “Biz 103 gol attığımız sezon ‘Aslında 150 atardık’ derdik. Ben bunu Beşiktaş’ta da görüyorum” sözleri, Güneş’in siyah-beyazlılara yaptığı dokunuşu tarif etmeye yeterli. Belki bu sezon o sayıyı geçemeyecekler ama Şenol Güneş, Şenol Güneş olmaya devam ettiği müddetçe bir gün neden olmasın?

Yazı Recep Özerin

FourFourTwo Arşiv

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir