O derbi unutulmazdı: 8 Aralık 2002

Bundan yaklaşık 15 yıl önce…  İnsanın yüzünü kesen bir İstanbul ayazı eşliğinde, zirveyi şekillendirecek bir derbi akşamıydı…


Bir tarafta Fatih Terim’in geri dönüşüyle müthiş bir hava yakalayan lider Galatasaray; diğer tarafta 100. yılında bir nevi “feda” diyerek oluşturulan düşük bütçeli kadrosuyla, eski dostlar Nouma ve Sergen dışında Beşiktaşlıyı heyecanlandırmayan bir yaz dönemi geçirse de zirveye ortak olan bir Beşiktaş…

Ali Sami Yen’de “I love you Luce!” sesleriyle karşılanan Lucescu’nun planı hazırdı: Kalabalık orta saha, yalancı hedef İlhan Mansız ve sürpriz bir koşuyla golü bulma… Nam-ı diğer Müslüm Baba Amaral, sanki sadece bu maç için transfer edilmişti… Zira o gün savunma önünde orta sahaya enerji katan Brezilyalıyı, bir daha gören olmayacaktı…

İlk yarıda rüzgarı arkasına alan Galatasaray, Beşiktaş kalesini baskı altına alıyordu. Ancak kısa zamanda pozisyon almayı öğrenen Luce’nin Beşiktaş’ı, o baskıyı “yalan” kılıyor, ataklar pek fazla tehlikeli pozisyona dönüşmüyordu… İkinci yarıda bu kez rüzgar destekli yüklenen Beşiktaş’tı… O planlanan “sürpriz koşu” önce sol stoper Zago’dan geliyor, arka direkteki dokunuşu direkten dönüyordu. Sonra ise…

Ahmet Yıldırım’ın ara pası, İbrahim’in çalımı ve sağ ayağıyla -kendisinin de inanamayacağı şekilde!- köşeyi bulmasıyla birlikte Fatih Terim’in “var mı böyle bir şey!” serzenişi… “100’üncü yılımızda şampiyonluk için en önemli rakibimiz Galatasaray’dı ve yanlış hatırlamıyorsam kendi sahalarında 24 maçlık bir yenilmezlik serisi yapmışlardı.” diyor İbrahim Üzülmez o maçı anlatırken. “Kariyerim boyunca çok gol atan bir adam olmadım, zaten sağ ayağımı da pek kullanmazdım. O maçta hem dripling yapmam, hem de sağ ayağımla şut çekip topu kalenin köşesine yollamam benim için de mucize gibi bir şeydi. Maçtan önce hazırlıklarımızı yaparken teknik direktörümüz Mircea Lucescu bana topla ilerleyerek rakibi zorlamam gerektiğini söylemişti. Maça çıkarken aklımda hep bu vardı.

Fırsatını bulunca topsuz bir şekilde ileriye doğru koşmaya başladım ama o koşudan önce Ahmet Yıldırım’la göz göze gelmiştik. Ahmet tanıdığım en teknik oyunculardan biridir. Top onun ayağındaydı ve bana çok ince düşünülmüş bir pas verdi. Topla ilerlediğimi gören Emre Aşık karşıma çıktı ama bunu yaptığına pişman ettim! Öyle bir çalım attım ki, ona “çalım yedirmek” desek daha iyi!

Emre’yi geçtikten sonra aklımda sadece şut çekmek vardı. Sağ ayağımla çekmeyi de kafama koymuştum çünkü pozisyon öyle gerektiriyordu. Şutu çektim ve top Mondragon’un solundan kalenin köşesine gitti. Herkes gibi ben de çok şaşırmıştım, nasıl sevindiğimi hatırlamıyorum bile! Maçı o golle 1-0 kazanmıştık. O maç şampiyonluk yolunda bize hem ciddi bir puan avantajı sağladı, hem de moralimiz düzeldi. O golü izleyen kimse unutamıyor.”

Beşiktaş -o sezon boyunca çoğu kez yapacağı- gibi bulduğu tek golle maçı kazanacak ve yükseleceği liderliği, şampiyonluğa kadar bırakmayacaktı…

Yazı Mustafa Demirtaş

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir