GAZZA : Bilinmeyen hikâyeler

Neslinin en yetenekli İngiliz oyuncularından biri olan Gascoigne hakkında bazısı doğru, bazısı abartılı birçok hikaye anlatılır. Biz de en yetkili ağıza, yani Gazza’nın kendisine hem bunları, hem de unutulmuş bazı hikayeleri sorduk…


Genç Gazza kupa kazandı
Newcastle United genç takımı, 1985

Gazza “O akşama dair çok güzel anılarım var. Bırakın kaptan olmayı, o gün sahaya çıktığım için bile kendimi çok şanslı hissediyordum. O dönem futbol oynamaktan ziyade çikolatalarla ilgileniyordum ama Jack Charlton kulübe geldiğinde sahaya odaklanmaya başladım. St James’te oynanan maçta Watford’la 0-0 berabere kalmamıza rağmen rövanşa hiç çekinmeden çıktık. Karşılaşma sonrası Elton John soyunma odamıza girip hepimizi tebrik etmişti. O sırada çırılçıplak dans ediyordum! Onu görünce hemen ‘Elton, Elton, bize bir şarkı söylesene’ dedim. Daha sonra Jack yanıma gelip ertesi gün beni A takımda görmek istediğini söyledi. Norwich deplasmanına takımla birlikte gittim ama oynamadım. Sanırım gözlerime bakıp henüz hazır olmadığımı fark etmişti!”

Pastaya olan düşkünlüğü nedeniyle uyarı almasıyla başlayıp, hamburger yemesiyle biten bir sezondu. A takımla ilk maçına çıkmış, FA Youth Cup’ta inanılmaz bir performans sergilemiş ve dünyaca ünlü bir pop yıldızına çıplak yakalanmıştı! 1984-85 sezonu, Paul Gascoigne’in “Gazza”ya evrildiği sezondu… Takım arkadaşı Joe Allon’ın deyişiyle; o sezon “çirkin ördek yavrusu, bir kuğuya” dönüşmüştü!

Sezon başında 17 yaşındaki genç oyuncu için tüm bunlar çok uzak bir hayal gibiydi. “Tek istediğimiz, Newcastle United forması giymekti” diyor, Gazza’yla birlikte etkileyici performanslar sergiledikten sonra Chelsea ve Hartlepool formaları giyen Allon. “Her sabah birlikte metroya biner, otobüse aktarma yapar, Benwell’deki antrenman tesislerine giderdik. Newcastle uzun yıllardır başarılı olamıyordu ama 1982’de Kevin Keegan’ın transferiyle her şey değişti. Bir anda takıma Terry McDermott, Chris Waddle, Peter Beardsley gibi yıldızlar gelmişti ve onları izlemek, Newcastle’ın yaşadığı değişimi yakından görmek inanılmaz bir tecrübeydi. O takımın bir parçası olmak için her şeyimizi verebilirdik!”
Newcastle taraftarı Dave Craggs, Gascoigne’i 14 yaşında gördüğünü anlatıyor: “O yaşta bile inanılmaz bir pas becerisi vardı. Takımın en fazla ön plana çıkan oyuncusuydu.” Menajeri Arthur Cox ve altyapıdaki diğer hocaları da onunla hemfikir olsa da, Gazza’nın teşkil ettiği olası sorunların da farkındaydılar. Yazın oynanan önemli bir turnuvayı kaçırmasına sebep olan motosiklet kazası, Keegan’ın kramponlarını otobüste unutması… Tabii sürekli pasta ve kek yemesinden ötürü aldığı kiloları da es geçmeyelim! “Herkes ona ‘tombul bebe’ derdi” diyor Allon.

Keegan’ın Mayıs 1984’te bırakmasının ardından Cox da sözleşme konusunda anlaşmazlık yaşayıp ayrılınca, Gazza’nın A takıma yükseliş süreci sekteye uğradı. Göreve gelecek Jack Charlton’la görüşmeye davet edilen Gazza’ya aşırı kilolu olduğu (hatta Charlton bunu söylerken birkaç kez Gazza’nın göbeğine vurdu) ve böyle giderse genç takımdan atılacağı söylendi. “Sana iki hafta süre veriyorum” diyordu Charlton. “Bu sürede istediğimiz kiloya gelmezsen bu kapıdan içeri giremezsin!”
Bu uyarı sonrası Gascoigne, 10 gün boyunca antrenman sonraları koşu bandına çıktı ve nihayetinde genç takım kaptanlığına getirilecek kiloya ulaştı! “Daha önce sürekli gol attığımız için zaten herkesin dikkatini çekmiştik” diyor Allon. “Ama Paul adeta seviye atladı. Özellikle kupa maçlarında inanılmaz performanslar sergiliyordu. Gözümüzün önünde dünyanın en iyi oyuncularından biri olma yolunda ilerliyordu ama karakteri asla değişmedi. Bazen aptallıklar yapar, bazen utanır, bazen çenesi düşer ama her zaman cömert ve sıcakkanlı biridir. Cebinde tek kuruş para kalmasa bile etrafında buna ihtiyacı olan insanlara yardım ederdi.”

Kaleci Gary Kelly, savunmacılar Kevin Scott ve Jeff Wrightson, kanat oyuncusu Paul Stephenson, orta sahalar Ian Bogie ve Brian Tinnion gibi daha sonra A takımda isim yapacak gençlerin bulunduğu takım, yarı finale gelene kadar Everton, Manchester City, Leeds United ve Coventry’yi toplamda 13-1’lik skorla alt etmeyi başardı. Finale çıkmak için Birmingham City’yi yenmeleri gerekiyordu ve sazı eline alan Gazza, takımını 7-2’lik zafere taşıdı. Finale çıkana kadar rakip filelere yedi gol bırakan genç yetenek, A takımla ilk maçına da 13 Nisan’da QPR’ye karşı çıktı.

Kupa finalinde rakipleri, 1982 şampiyonu Watford’du. 30 Nisan’da 7 bin kişi önünde oynanan ilk maçta gol sesi çıkmadı. “İlk maçta çok kötü oynadık” diyor Allon. “Büyük hayal kırıklığı yaşamıştım çünkü tribünlerde bizi desteklemeye gelen birçok taraftar vardı. İlk tur maçımızı sadece üç kişi ve bir köpek izlemişti!”  Gascoigne, 6 Mayıs’ta A takımla bu kez Tottenham karşısına çıktı ve attığı paslar sayesinde Tottenham başkanı Irving Scholar’ın dikkatini çekti. Genç takım dört gün sonra Vicarage Road’daki rövanşa giderken kafilede Charlton ile yardımcısı Maurice Setters’ın yanı sıra, antrenörler Colin Suggett ve Jimmy Nelson da yer alıyordu. “Yolculuk boyunca kağıt oynadık” diyor Allon. “Charlton kazanırsak bizi yemeğe çıkaracağını söylemişti.”
7.097 kişi önünde oynanan karşılaşmada Watford kalecisi Derrick Williams’ı zor anlar bekliyordu. “Rövanşta onları resmen dağıttık” diyor Allon. “Genel olarak çok iyi bir takım olduğumuza inanıyordum ama o akşam sahada Gazza’nın şovu vardı. Bizi yöneten bir orkestra şefi gibiydi!”  Gazza, ilk düdükle birlikte nefes kesmeye başlamıştı. “O dönem Watford’un stadında saha kenarındaki banklarda otururduk” diyor Nelson. “Watford’u çalıştıran Tom Walley, birçok iyi oyuncu yetiştirmesiyle ün yapmıştı. O gün maçı izlerken Gascoigne hemen önümüzde bir oyuncuya bacak arası yaptı, sonra dönüp aynı şeyi tekrarladı. Aniden ‘Kendine gel!’ diye bağırdım. Bana bakıp göz kırparak güldü ve Allon’a 50 metrelik inanılmaz bir pas attı. Bunu gören Walley de hafifçe sırıtarak ‘Bu çocukta iş var’ dedi.”  Tabelada Allon ve Malcolm Allen’ın isimleri yazıyor olsa da o günkü şovun gerçek kahramanı hakkında hiç kimsenin şüphesi yoktu. “Gascoigne rakip oyuncunun gözünün içine öyle bir bakış atardı ki karşısında durmaktan korkardınız” diyor Dave Craggs. “Güçlü fiziği sayesinde topu rakip oyunculardan saklar, oyun zekasıyla da başkası için çok zor gözüken pasları kolayca atardı. Karşısına geçen savunmacılara çalım attıktan sonra sırıtır, maçı izlemek için tribüne gelenlerin keyif alması için sürekli uğraşırdı.”

4-1 kazanılan karşılaşmayı izleyen herkesin aklında onun performansı kalmıştı. “Önüne gelen herkese bacak arası yaptı” diyor Craggs. “O seviyede görmediğim ve bundan sonra da göreceğimi düşünmediğim şeyler yaptı.” Allon ekliyor: “25 metreden attığı golü unutamam. Bir forvet olmama rağmen ben bile o şekilde vuruş yapılabileceğini bilmiyordum! O maçta sahadaki diğer 21 oyuncudan çok farklı bir seviyedeydi. Maç sonrası dönüş yolunda Charlton bize verdiği sözü tuttu ama lüks bir restoran yerine Burger King’e götürdü!”  Charlton, daha otobüsten inmeden Gascoigne’e iki yıllık kontrat önerdi. Haftalık 25 poundluk kazancı 120’ye çıkarken, A takımla oynadığı her maç için de 120 pound ekstra alacaktı. Buna ek olarak da Charlton, Gazza’yı balığa çıkarma sözü verdi. Genç oyuncu bunun heyecanıyla ilk maaşını bir olta setine harcadı. “Bir kutu bira açıp nehre döktü” diyor Gascoigne. “İnanması güç ama etraf bir anda balıkla dolmuştu!” Gazza’nın öğrenecek çok şeyi var!

Bir gol ve üç asist sonrası: “Bekle beni İtalya 90!”
İngiltere-Çekoslavakya: 4-2, 1990 

Gazza “Çekoslovakya maçından önce, Dünya Kupası kadrosunda yer alamayacağımdan korkuyordum. İsrail’e giderken Bobby Robson bana ‘Bu şansı iyi değerlendir’ demişti ama felaket bir performans sergilemiştim. Birçokları bu seviyede oynamaya hazır olmadığımı söylüyordu ama Çekoslovakya maçında onları haksız çıkarmak için sabırsızlanıyordum. Kendi kendime ‘Kaybedecek neyim var ki?’ diyordum. Maç başladığında sahada bambaşka bir Gascoigne vardı. 90 dakika sonrası soyunma odasına giderken turnuva kadrosunda yer alacağımdan emindim. O performansım sonrası bütün gazeteler beni övmek için sıraya girmişti!”

25 Nisan 1990 sabahı, Dünya Kupası’nın başlamasına 45 gün kala, gazeteler Bobby Robson’ın Gascoigne’i kadroya almasının doğru bir tercih olup olmadığını sorguluyordu. Bu durum, nedense İngiliz oyuncuyu ya etkilememişti, ya da etkilemişti ama Gazza bunu göstermek için farklı bir yol seçmişti! Robson eline Daily Mirror’ı alınca Gascoigne’in palyaço kıyafetiyle yer aldığı bir fotoğrafa rastladı.

Robson bundan yaklaşık bir hafta önce Gascoigne’i “biraz pasaklı” olmakla suçlamış, İngiliz oyuncu da Çekoslovakya’yla oynanacak hazırlık maçından önceki antrenmana tozluklarının altına bir tarak koyarak çıkmıştı! O karşılaşmada Gazza’nın ortaya koyduğu performans, Robson’ın onu kadroya almasının delilik olduğunu düşünenleri ters köşeye yatırdı. “Gascoigne gerçekten de Robson’ın dediği gibi ‘biraz pasaklı’ olabilir ama en azından sahada tam bir futbol dehası gibi hareket ediyor” diye yazıyordu The Guardian’dan David Lacey.  Gascoigne’in milli takımda oynama isteği, 1988’de Tottenham’a transfer olmasının da başlıca sebeplerindendi. O dönem kendisini Manchester United da istiyordu ama yakın gelecekte büyük ihtimalle İngiltere menajerliğine getirilecek Terry Venables’ın çalıştırdığı Tottenham’ı seçmemesi, kariyeri adına büyük bir hata olarak değerlendiriliyordu.

“Gascoigne” belgeselinin yapımcısı Nick Taussig şöyle diyor: “Milli takım en büyük tutkusuydu. Venables ona ‘Buraya gelirsen milli takıma seçilirsin’ demişti.” Spurs’e imza attıktan sadece iki buçuk ay sonra bunu başardı. Milli formayla ilk maçına Eylül 1988’de Danimarka’ya karşı çıktı ama takip eden 19 aylık süreç, Gascoigne için pek parlak geçmedi. Wembley’deki karşılaşmada sahada kaldığı 23 dakikada ortaya koyduğu oyun, tribüne gelenleri memnun etmişti ama Robson bu performanstan etkilenenler arasında değildi ve genç oyuncuyu taktik disiplinden uzak olmakla eleştirdi. Çok geçmeden basına verdiği demeçte de Gascoigne’in Bryan Robson, Trevor Steven, Steve McMahon, David Rocastle, Neil Webb, Steve Hodge ve bir başka genç yetenek David Platt’in olduğu orta saha rotasyonunda forma şansı bulabileceğinden emin olmadığını açıkladı.

Takım arkadaşları ve gazeteciler, Robson’ın bu açıklamayı yaparken samimi mi olduğuna, yoksa Charlton’ın yaptığı gibi Gascoigne’i motive etmek mi istediğine karar veremiyordu. “Bunun bir akıl oyunu olduğunu düşündüm çünkü Gazza tam da Robson’ın seveceği tipte bir oyuncuydu” diyor, efsane kaleci Peter Shilton. “Ipswich’i çalıştırırken Muhren ve Thijssen gibi pas yeteneği ve dripling becerisi yüksek oyuncular transfer etmişti. Gascoigne gibi bir oyuncuyu kadroya almama ihtimalinin olmadığını düşünüyordum.”  Muhabir Rob Shepherd şöyle düşünüyor: “Gazza’nın konsantre olmasını sağlamak için uyguladığı bir yöntemdi. Yani milli takımı sirke çeviremeyeceğini anlatmaya çalışıyordu. Tabii tüm o yeteneklerine rağmen Bobby’nin ona güvenmediği tarafları da vardı.”

Basında Gascoigne’in iyi ve kötü yanları tartışılırken, milli takım kadrosundaki oyuncular onu gerçekten de seviyordu. “Takımın önde gelen oyuncularından Bryan Robson ve Chris Waddle, onun kadroda olmasını istiyordu” diyor Shepherd. “Herkes onu severdi çünkü farklı bir karakteri vardı. Bir keresinde havaalanında çantalarımızı beklerken bavulların geldiği yerden çıktı!”  Shilton ekliyor: “Derby’yle oynadıkları maçta beni etkilemişti. Milli takım antrenmanlarında harika goller atardı ve takımın moralini yükseltmek için sürekli şakalar yapardı. Uzaktan şut çeker, öldürücü paslar verir, sahada basmadık yer bırakmazdı. Takımda birçok iyi oyuncu vardı ama onun gibisine sahip değildik. Bobby de onu en iyi şekilde idare etti. Zaten takımda Waddle, Terry Butcher ve Bryan Robson gibi, onu gözlerinin önünden ayırmayacak tecrübeli oyuncular vardı.” Buna rağmen Robson kararını verememişti ve turnuvaya kısa süre kala kadrodaki son yer için Platt ile Gazza arasında bir yarış olduğunu açıkladı.
Çekoslovakya’yla oynanacak karşılaşma zamanı Gascoigne formunun zirvesindeydi. “O kadar hiperaktif olmasının gayet mantılı bir açıklaması vardı: Çok formdaydı ve İtalya’da yer almak istiyordu” diyor, “All Played Out” kitabının yazarı Pete Davies. “Sahaya çıkarken bir çocuk gibi neşeliydi, adeta yerinde duramıyordu. Maç bittiğinde de turnuva biletini kaptığının farkındaydı.”

Karşılaşmanın ilk dakikalarında oyuna girmekte zorlansa da, maça ısındı ve sahanın kontrolünü ele geçirdi. İlk golde Steve Bull’a 25 metrelik harika bir pas attı; daha sonra kullandığı kornerde topu Butcher’ın kafasıyla buluşturdu; Bull’un ikinci golünü hazırladı; takımının son golünü de kendi attı. “İngiltere’nin en iyi performanslarından biriydi” diyor Shepherd. Shilton ise Robson’ın zekasını övüyor: “Milli formayı giymek için yetenekten çok daha fazlasının gerektiğini gösterdiği için Bobby’yi alkışlamalıyız.”
Karşılaşma sonrası soyunma odasında Robson, Gazza’ya kornerden yaptığı asisti saymadığını çünkü topa başka bir oyuncunun daha vurduğunu söyleyerek şaka yaparken, muhabirlere de “Testi geçti ama tek maçla futbolcu olunmaz!” dedi.
Gascoigne’in harika performansının ve bunu süslediği golün ödülü, İngiliz oyuncu otel odasına dönünce belli oldu. “Maçın özetini izledim” diyordu Gazza. “Attığım golde top filelerle buluştuğunda Bobby’nin Don Howe’a dönüp ‘İnanılmaz bir gol!’ dediğini gördüm. İşte o an başardığımı anlamıştım.”

Tottenham’ı Wembley’e taşıyor
Tottenham, 1991 FA Cup 

Gazza “Final maçında başıma gelenlere rağmen, turnuva boyunca harika performanslar sergilemiştim. Dünya Kupası sonrası formumum zirvesindeydim; sahada yapamayacağım şey yokmuş gibi hissediyordum. Takımı Wembley’e çıkarmak için çok savaştım ve bir sürü gol attım. Belki de kariyerimin en iyi dönemiydi. Finalde üzerimde büyük bir baskı vardı çünkü insanların beklentisi artmıştı. Yine de hiçbir şeyi umursamıyordum. Oxford, Portsmouth ve tabii ki Arsenal maçlarında çok iyi oynamıştım. Final maçından önce ise iyi uyuyamamıştım ve açıkçası o gün maçtan önce biraz aşırı konsantreydim!”

Irving Scholar, Paul Gascoigne’i 1985’teki FA Youth Cup finali rövanşından birkaç gün önce görüp beğenmişti ama başkanın içgüdüleri her zaman bu kadar isabetli çıkmıyordu. 90’ların başında takımı boştaki oyuncularla takviye eden Scholar, bu tercihi sonucunda yüklü bir borç ve sportif başarısızlıkla karşı karşıya kaldı. Yatırımcılar bu durumu düzeltmesi için City’den Nat Solomon’u göreve getirirken, Scholar’ın bu borcu ödemek için öne sürdüğü çözüm yolu, Gascoigne’i satmaktı! FA Cup üçüncü turunda 1-0 kazanılan karşılaşma sonrası dedikodular artık ayyuka çıkmıştı.

“Gary Lineker, Paul Stewart, Gary Mabbutt, Paul Allen gibi isimlerin bulunduğu iyi bir takımdık ama maddi olarak zorlu bir süreçten geçiyorduk ve herkes Gascoigne’in satılacağına kesin gözüyle bakıyordu” diyor, yorumcu ve Spurs taraftarı Danny Kelly. “FA Cup’taki performansı da İtalya’ya transfer olmadan önce bize verdiği son hediye gibiydi.”  Terry Venables yönetiminde kariyerinin en formda dönemini geçiren Gazza, oynadığı oyunla herkesi büyülüyordu. “Tek başına maç kazandıracak seviyeye gelmişti” diyor Mabbutt. “Sezon sonunda takımdan ayrılacağına dair söylentiler vardı ama kesinleşen bir şey duymamıştık. Yine de bu dedikodulardan hiç etkilenmedi.”

Gascoigne, takımı Wembley’e taşırken altı gol kaydetti. Bu goller arasında en unutulmazı, Fratton Park’ta oynanan ve Kelly’nin de tribünden izlediği karşılaşmada gelmişti. “İlk golünü kafayla atmıştı ama ne kafa!” diyor Kelly. “Ceza sahasına koşu yaptığını gördüm. Yerden öyle bir yükseldi ki az sonra gökyüzüne dokunacağını hissettim! Diğer golü de rakip savunmacılar kolayca eksilterek atmıştı. Çok güçlü ve enerjik bir oyuncuydu. Değil 90 dakika, bütün gün koşacak coşkuya sahipti.” Gascoigne’in bu performansı, bir önceki gece yedek takım oyuncusu John Moncur’la üst üste 11 squash maçı oynadığı düşünüldüğünde saygıyı daha fazla hak ediyor.  “Futbolda tek başına maç kazanmak mümkün değil ama Gascoigne bunu başarmaya ne kadar yaklaşılabilirse o kadar yaklaştı” diyor Mabbutt. “Beşinci turda Portsmouth’a karşı galip gelmemizi sağlamıştı. Bir önceki turda da Oxford United maçında gerçekten inanılmaz oynamıştı.”

Gascoigne, çeyrek finalde Notts County önünde Tottenham’ı yarı finale taşıyan golü attı ve ezeli rakipleri Arsenal’le eşleşmelerini sağladı. Kelly şöyle diyor: “Tüm ülke bizim kazanmamızı istiyordu çünkü Arsenal’in oynadığı oyunu hiç kimse beğenmiyordu. Ayrıca bizde top ayağındayken sürekli gülen, attığı çalımdan sonra taraftara göz kırpan, seyircilere keyifli anlar yaşatmaya çalışan bir ‘deli’ vardı!” 14 Nisan 1991’de Tottenham, Arsenal’i 3-1 yendi. “Onları resmen bozguna uğrattık” diyor Mabbutt. “Tabii ki sahanın yıldızı Gazza’ydı. Kaleye o kadar uzaktan şut çekecek kadar cesur başka kim var ki? O golde bana asist yazılmamasına çok üzülmüştüm. Görüntüleri izlerseniz, barajın arkasına yalandan bir koşu yaptığımı göreceksiniz. Top tam üzerimden geçerken de kafamı eğdim. Zaten daha sonra Gazza’ya ‘Ben eğilmiş olmasam o frikik bu kadar efsane olmazdı!’ dedim.” Beş hafta sonra Tottenham bir kez daha Wembley’e çıkıyordu. Tıpkı bir yıl önce Çekoslovakya maçında olduğu gibi, Gazza yine aşırı motiveydi (bir önceki gece uyumak için yatıştırıcı almıştı) ve maça çıkarken tünelde yerinde duramayan yaramaz çocuklar gibi hareketliydi. Venables’ın santraya 10 dakika kala yaptığı maç konuşması bile onu sakinleştirmeye yetmedi. Sonuç: 17 dakika dayanabildi… “Belgeselde doktorların ona ‘Bir süre sahalardan uzak kalacaksın’ dediğini anlattığı bir sahne var” diyor Nick Taussig. “O da ‘Üç ay mı? Altı ay mı?’ diye soruyor. Bu ikisinden biri olsa belki kabul edebilirdi ama tabii ki çok daha fazla bir süre sahalardan uzak kalacaktı.” Mabbutt ekliyor: “Önünde sonunda sahalara geri döndü ama o meşhur FA Cup zamanı yakaladığı forma bir daha kavuşamadı. Turnuva boyunca her maç inanılmazdı. Kariyeri boyunca daha formda bir Gazza göremezsiniz.”

Paul Gascoigne’in inişli çıkışlı İtalya macerası
Lazio, 1992-95 

Gazza “Lazio’da kaldığım dönem biraz garipti. O kadar sık sakatlandım ki sadece 30 küsur maça çıkabildim. Antrenmanlar daha önce görmediğim kadar yoğundu; daha topu görmeden sizi yere seriyorlardı! Ciddi bir kültürel şok yaşadığımı söyleyebilirim. Birçokları orada başarılı olamadığımı söylüyor ama taraftarlar beni çok sevmişti. Roma derbisinde gol attım, Marco van Basten ve Maradona gibi efsanelerle karşılıklı oynadım… Benim için çok özel bir deneyimdi. Herhangi bir pişmanlığım yok.”

Derdini anlatamayan bir sanatçı
Bir dönem Lazio’yu çalıştıran Dino Zoff, birçokları tarafından antipatik bulunurdu ama nedense Gazza’yla arası çok iyiydi. Efsane kaleci, 2013’te katıldığı bir programda şöyle demişti: “Gascoigne beni delirtirdi ama onu çok severdim çünkü tam bir sanatçıydı. İçgüdülerine kulak vermekten çekinmeyen, çok iyi bir çocuktu. Birçok maçta felaket oynadı ama zaten sanatçılar da biraz böyle dengesiz değil midir?” Belki de Gazza’nın ona böyle güvenen bir teknik direktöre ihtiyacı vardı. Bu isim Zoff olabilir miydi? Ne yazık ki bunu test edemedik çünkü Zoff koltuğunu bırakıp yöneticiliğe geçiş yaparken, yerine sempati açısından çok daha zayıf Zdenek Zeman getirildi.

Dil sorunu ve ıstakozlar
Şair Lord Byron, bir keresinde İtalyancanın öpüşmek kadar romantik olduğunu söylemişti. Neyse ki Gascoigne’i İtalyanca konuşurken görmedi! “İtalyancası felaketti” diyor, bir dönem Lazio ve Chelsea formaları terleten Pierluigi Casiraghi. “Takımdaki her oyuncuya İngilizce lakap takmıştı.” Anlatılan bir hikayeye göre; bir restoranda ıstakoz sipariş vermeye çalışan Gazza, derdini anlatamayınca bizzat kendi gidip, kolunu ıstakozların bulunduğu akvaryuma sokup bir tanesini yakalayarak garsonlara “İşte bunu istiyorum! Görüyor musun? Bunu!” diye bağırmış.

Gazza’nın çıplaklık takıntısı
Farklı bir mizah anlayışına sahip olmasıyla tanınan İtalyanlar, Gazza’nın halk arasında çıplak gezmeye olan düşkünlüğünü görünce bundan bir hayli keyif almış olmalı! Casiraghi şöyle anlatıyor: “Çocuk karakterli bir adamdı. Bir keresinde takım otobüsünde Zoff’un arkasına oturmuştu. Otobüs tünele girdiğinde üzerindeki her şeyi çıkardı ve Zoff’un arkasına dönmesini beklemeye başladı.” Başka bir olayda da Gazza’nın takımın kaldığı otelden kaçmasına sinirlenen Zoff, teknik direktör Maurizio Manzini’ye İngiliz oyuncuyu derhal yanına getirmesini söyledi. “Akşam yemeğini bitirmiş, takım halinde otelde toplanmıştık” diyor Zoff. “Bir anda yemek odasının kapısı açıldı ve Gazza çırılçıplak bir vaziyette içeri girdi! İşin ilginci, durumunda anormal hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu! Yanıma gelip ‘Beni çağırdığını duyar duymaz geldim patron!” dedi. Ona söyleyecek bir şey bulamayınca kahkahayı patlattım.”

Fit ve düzgün adam
Manzini’nin anlattığına göre; Gazza, İtalyan kulüplerinin oyuncuları sıkı disiplin altında tutmasıyla (özellikle de beslenme konusunda) ilgili ciddi problemler yaşamış. “Zoff tatil dönemlerinde Gascoigne’e göz kulak olmamı isterdi. Bir keresinde Miami’ye gitmişti ve ben de her gün telefonla onu aramak zorundaydım. Bana sürekli herhangi bir sorun olmadığını söylüyordu. Döneceği gün onu karşılamak üzere havaalanına gittim. Biraz uzakta, elinde hamburger olan şişman bir adam gördüm ve yanımdaki arkadaşa ‘Baksana, ne kadar da Gazza’ya benziyor’ dedim. Yaklaşınca fark ettim ki gerçekten de oymuş!”

İyi kalpli hayırsever
Lazio’daki takım arkadaşları, Gascoigne hakkında kötü şeyler söylemez. Giuseppe Signori bir keresinde şöyle demişti: “O kadar nazik ve cömert biriydi ki herkes onu severdi. Mesela kolundaki saati gösterip ‘Çok güzelmiş. Nereden aldın?’ diye sorduğunuzda hemen çıkarıp size verirdi.” Gazza en çok da takımdaki gençlere hediyeler verirmiş. Marco Di Vaio’ya bir hayli pahalı bir kamera alırken, antrenmanda yaptığı müdahale nedeniyle İngiliz oyuncunun sakatlanmasına neden olan Alessandro Nesta da Gazza’nın cömertliğinden bir an bile mahrum bırakılmamış. Yaşanan o talihsizliğin Nesta’nın suçu olmadığını söyleyen orta saha oyuncusu, takım arkadaşına bir olta seti bile hediye etmiş.

Bizden biri!
Gascoigne’in Lazio formasıyla çıktığı 47 maçın sadece 17’sinde 90 dakika sahada kalması çok şey anlatıyor. Derbideki kutlaması ve İtalya Kupası’nda Pescara’ya attığı gol haricinde elle tutulur bir başarısı olmasa da, burada da ciddi iz bıraktığını belirtmek gerek. “Roma’ya ayak bastığı ilk andan itibaren farklı biri olduğunu belli etmişti” diyor Lazio taraftarı Luca Pasqualini. “Şaka yapmayı seven, eğlenceli, bir o kadar da güvenilir ve sözüne sadık biriydi. Lazio’da bulunduğu dönemde bu formaya bir kez bile hakaret etmedi. Taraftarla arasında bir sürü ortak nokta vardı; o da bizim gibi coşkuluydu ve varını yoğunu bu takıma adamıştı.”

Ibrox kralı
Rangers, 1995-98

Gazza “İtalya’da geçirdiğim dönemle ilgili herhangi bir pişmanlığım yok ama sonlara doğru biraz zorlandım. Hocayla aram iyi değildi. Futbolu çok seviyorum ve antrenmana isteksiz gitmenin doğru olmadığını düşünüyordum. İşte bu yüzden Rangers benim için en doğru kulüptü. Orada futbola yeniden aşık oldum ve zaten oynadığım maçların her saniyesinden nasıl keyif aldığımı yüzümden anlayabilirdiniz. Aslında birçok üst düzey kulüpten teklif almıştım ama Rangers’ı seçtim. Doğru kararı verdiğime inanıyordum ve Aberdeen’le oynadığımız maç ve ligde kazandığımız şampiyonluk, pastanın çileği olmuştu.” Karşılaştığınız herhangi bir Rangers taraftarına “Paul Gascoigne” deyin, yüzünde aniden kocaman bir tebessüm belirdiğini fark edeceksiniz. 1995 ile 1998 yılları arasındaki süreçte İskoç ekibinin formasını giyen Gazza, ortaya koyduğu performans sayesinde Ibrox ahalisini adeta kendine hayran bıraktı.

Elbette kimi zaman “istenmeyen manzaralarla” da karşılaşıldı ama özellikle espri anlayışı, takım arkadaşları tarafından olumlu karşılandı. “Galiba kariyerinin en iyi dönemini burada geçirdi” diyor İskoç golcü Ally McCoist. “Hayatım boyunca aynı takımda yer aldığım, tek başına maç kazanabilecek yegane oyuncuydu. Saha dışındaysa tanıdığım en komik adamlardan biriydi. Özellikle sakat olduğunda antrenmana gelirken giydiği kıyafetlerle bizi keyiflendirirdi. Bir keresinde Gordon Durie’nin arabasının bagajındaki yedek tekerleğin içine kocaman bir balık saklamıştık. Daha sonra Gazza bu olayı abartıp balığı arka koltuğun altına koydu. İçeri sinen o kokunun haftalar boyunca arabadan çıkmadığını söylemem gerek yok!”
Gazza saha içinde göz kamaştırıcı bir profil sergiliyordu. Old Firm derbisinde Celtic’e karşı çıktığı ilk maçta takımına galibiyeti getiren golü atarak Rangers taraftarının sevgili olmuştu bile! İskoçya’da attığı 39 gol arasında belki de en etkileyicisi oydu. Tabii en önemlisi ise, Rangers’a üst üste sekizinci İskoçya Ligi şampiyonluğunu getiren hat-trick’iydi.

Nisan 1996’da iç sahada oynadıkları Aberdeen karşılaşmasında 1-0 geride olan Rangers, Gazza açılışı yapana kadar maçtan galibiyetle ayrılacak bir görüntü vermiyordu. İlk golde  Danimarkalı oyuncu Brian Laudrup’un pasında rakip ceza sahasının sol çaprazında topla buluştu, iki savunmacıyı çalımladı ve kalecinin yanından topu filelerle buluşturdu. İkinci golünde kendi yarı sahasında topu aldı, rakip kaleye doğru yaklaşık 50 metre dripling yaptı ve şık bir vuruşla tabelayı değiştirdi. Yetenek, güç ve oyun zekasının birleşimi bu gol, Gazza’nın oyun tarzını bire bir anlatıyordu. Hat-trick’i tamamladığı son golde de Gordon Durie’nin düşürülmesiyle kazanılan penaltıyı gole çevirdi. “Hayatım boyunca gördüğüm en olağanüstü bireysel performanslardan biriydi” diyor Rangers kalecisi Andy Goram. “O maçta gerçekten de karşısına kim geçerse geçsin durdurulamaz bir oyuncu gibi oynamıştı.
Ne kadar etkilendiğimi anlatamam!”

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir