Yakın Markaj: Tayfun Korkut

Bayer Leverkusen’in yeni teknik direktörü Tayfun Korkut’u yakından tanımak isteyenler, şöyle buyurun… 

Almanya’dan gelip Beşiktaş’ta deneme idmanına çıkmadan önce neler yapmıştınız?

Gurbetçi bir ailenin üç çocuğundan en küçüğüyüm. 21 yaşıma kadar Almanya’da bulundum. Beşiktaş kulübü beni denemek istediği için 1995 yılında Türkiye’ye geldim. Christoph Daum beni beğenmişti ama kulüplerin bir anlaşmazlığı oldu. Beşiktaş’tan hemen sonra Fenerbahçe beni istedi ve transfer oldum.
Almanya’da altyapıda oynarken de sistemle ilgili konuları arkadaşlarınızdan daha fazla sorguladığınız oluyor muydu?
Benim şansım iyi bir sistemin içinde yetişmem. Almanya’da yetişmenin en güzel tarafı, futbolcuya bilme isteğini kazandırması. Futbolla ilgili her konuya olan merakım bana bugün de çok şey öğretiyor. Türkiye’de de çok iyi futbolcular yetişebiliyor. Yetenek sadece sisteme bağlı değil.
Almanya’dan Türkiye’ye gelmeden önce hangi kulüplerde bulunmuştunuz?
Bir köy takımında futbola başlamıştım. Sonra 2. Lig’deki Stuttgarter Kickers takımının altyapısına girdim ve A takıma kadar yükseldim. Jürgen Klinsmann, Fredi Bobiç gibi futbolcular da yine orada yetişmişti.
Almanya’dan Türkiye’ye gelen oyuncular burada yeterince disiplin olmadığından yakınır. Sizi şaşırtan konular olmuş muydu? 
Doğru olanın çoğunlukla Almanya’da gördüklerim olduğunu biliyordum. Türkiye’de bir iş yapmak istediğinde adım adım ilerleyemiyorsun. Sağa sola adım atıyorsun; burada işler böyle yürüyor. Bu esneklikler bazen sana avantaj da sağlıyor. Türkiye’de 24 saat boyunca her işini halledebilirsin. Almanya’da kepenkler kapandıktan sonra kılını kıpırdatamazsın. İspanya’yı belki de her konuda Almanya ve Türkiye’nin ortasında olduğu için sevdim. Bana gösterdikleri ilgi de kendimi iyi hissetmemi sağlamıştı.
Fenerbahçe’ye geldiğiniz ilk sezon neler yaşamıştınız? Nasıl bir takım vardı o günlerde?
Almanya’dan gelir gelmez takıma girmiştim. Türkler ve yabancılar birbirlerini çok iyi dengelemişlerdi. Uche, Boliç, Erol, ben… Bizim yanımızda Metin Diyadin, Kemalettin Şentürk gibi dönemin en iyi yerli futbolcuları vardı. Ben Fenerbahçe’de boş mukavele imzalamıştım. O mukavele sonradan dolduruldu ve Ali Şen bana sürekli iyileştirme yaptı. Ali Şen futbolcunun gayretini gördüğü anda maddi manevi her türlü desteği verirdi. Fenerbahçe’de oynadığım dönemde bütün hayallerim gerçek oldu. Milli takımda oynamaya başladım ve çok çabuk yükseldim. Beş yılda takımın çok kötü ve çok iyi zamanlarına şahit oldum. Galatasaray o dönem çok iyi durumdaydı. Onları yeniyorduk ama şampiyonlukları kazanamıyorduk. Genel olarak baktığımda ismimi duyurmamı sağlayan Fenerbahçe kulübüydü ama içimde her zaman Avrupa’da kendimi gösterme isteği vardı. Milli takımda kendimi göstermeye başladığımda Almanya, İtalya ve İspanya’dan teklifler aldım. İspanya’ya gitme kararı aldığımda beni Şadan Kalkavan aradı. “Nasıl bizden ayrılırsın?” dedi. Duyguluydu. Bir karar verdikten sonra beni o karardan döndürmek zordur. Esneklik gösteremiyorum ama aldığım kararlardan da pek pişman olmuyorum.
Fenerbahçe’de oynadığınız dönemden unutamadığınız maçlar var mı? 
1999’da Samsunspor maçı için Ali Şen beni hastaneden çıkarmıştı. Dışarıda yediğim bir yemekten zehirlenmiştim. Serumla yatarken Ali Şen yatağımın başına gelip “Oynar mısın?” demişti. O maçta çok iyi oynamıştım.
Fenerbahçe’ye geldiğiniz ilk sezon ligin ikinci yarısında Altay’a son dakikada attığınız beraberlik golünden sonra Ali Şen “Bu golle şampiyonluk gelecek” demişti. Siz de inanıyor muydunuz? O gol şampiyonlukta ne kadar önemli oldu? 
Hocamız da o maçtan sonra “Bu beraberlik bizi şampiyon yapacak” demişti. Uzatmalarda topu bulunca fırsatı kaçırmadım. Önemli maçlarda önemli golü atmak her futbolcunun hayalidir. Ben de o maçtan önce çok hayal kurmuştum.
Türkiye’den İspanya’ya giden ilk futbolcu olmak heyecanınızı katlamış olmalı. İspanya’dan teklif aldığınızda yaptığınız ilk şey neydi? 
Resmi teklifi aldığımda İspanyolca dersi almaya başlamıştım. Hayatımdaki ikinci doğru karar İspanya’ya gitmekti; ilki kesinlikle Fenerbahçe’ye gelmek. Aslında beş sene Fenerbahçe’de oynadıktan sonra kaptan olma ihtimalim de çok yükselmişti ama içimdeki İspanya’da oynama isteği ağır bastı. O dönem yurt dışına giden fazla futbolcu yoktu. Avrupalılar bize önyargıyla bakıyordu. Ben teklifi aldığımda Real Sociedad düşme hattındaydı. Biraz endişeliydim. Onlar kendilerini kurtardılar ama kurtarmadan önce ben zaten gitme kararı almıştım.
Real Sociedad’ın son maçlarını izleyip, ligde kalmaları için dua etmiş miydiniz?
O dönem Fenerbahçe’nin de önemli maçları vardı. Bir yandan onlarla da ilgileniyordum ama Fenerbahçe’den kopmak da kolay değildi. Gittiğim kulübün de İspanya’nın Fenerbahçe’si olmadığının farkındaydım. Aile ortamına sahip olması, düzenli bir kulüp olması bana cazip geldi. Pişman da olmadım. Orayı çok sevdim. Geçen yıl kulübe yakın bir yerden ev dahi aldım. Benim sonum nerede olacak bilmiyorum!
İspanya’daki günleriniz nasıl geçti?
Üç sene Real Sociedad’da, bir sene de Espanyol’da oynadım. Sadece saha içinde değil, saha dışında da İspanya’dan çok şey öğrendim. Basklılar çok ilginç insanlar. İspanya’nın içinde iki farklı ülke var. Sevdikleri anda bana çok sahip çıktılar. Hayatı çok basit yaşıyorlar ve her konuda çok olumlular. Espanyol’a geçmeden önce de Fenerbahçe’den teklif almıştım. Daum beni yine istemişti. Kulüpler görüştü ama anlaşamamışlardı. Ben de İspanya’yı sevdiğim için dönmek istememiştim. Bir sene daha İspanya’da oynadıktan sonra Beşiktaş’tan teklif aldım. Del Bosque’nin beni aramasından çok etkilenmiştim. Ayrıca Beşiktaş o dönem UEFA Kupası’na kalmıştı. Ben de kabul ettim. Sonrası malum (gülüyor). Dönüp dolaşıp İspanya’ya gittim.
Arif Erdem ve Nihat Kahveci’yle İspanya’da neler yapmıştınız?
Arif sadece üç ay kaldı. Oradaki yaşam tarzına alışamadı. Nihat İspanya’ya geldiğinde 20 yaşındaydı, ilk defa yurt dışı deneyimi yaşıyordu, benim evimde kalıyordu. Sonra ben Nihat’ı evimden attım! Kendi ayaklarının üzerinde durması için bunu yapmak zorundaydım. “Her işini kendin halledeceksin” dedim. Dili çok çabuk öğrendi. Saha içinde ve dışında sorumluluk aldı. O benim kardeşim.
Avrupa’ya transfer olup, başarılı olamayan futbolcuların diğer Türk futbolcuların kredilerini düşürdüklerini düşünüyor musunuz?
Bu sadece Türkiye için geçerli değil. Bazen kişiye göre, kişinin takımına uyumuna göre değişebiliyor. Nihat İspanya’da fırtınalar estiriyordu ama Beşiktaş’a geldiğinde yapamadı. Nihat kötü futbolcu mu? Türkiye’nin tarihinde, “tarihinde” diyorum o kadar iddialıyım, yurt dışında en başarılı olan futbolcudur. 80’in üzerinde golü var. Gelecek 20 senede hangi futbolcumuz yurt dışında bu kadar gol atacak çok merak ediyorum.
Beşiktaş’ta oynamak için Türkiye’ye döndüğünüze pişman oldunuz mu?
O dönem ben Beşiktaş’ta kadro dışı kaldım. Sebebini hâlâ öğrenebilmiş değilim. İlk defa kadro dışı kaldığım için çok etkilendim. Pişmanlık kadro dışı kalmamla ilgili. Bana çok koydu. Kimsenin başına gelmesini istemem. O olayı yaşamak benim hayatımda çok şeyi değiştirdi.
Bu durum hayatınızı nasıl etkiledi? O günlerde neler yaşadınız?
Görüşülse, konuşulsa her şey çözülecek ama konuşulmuyor. Hareketlerle tavırlarla da bir yere varamıyorsunuz. Kadro dışı kalan oyuncu da kulüp de bu işten zararlı çıkıyor. Kulüpler “Biz futbolcuyu nasıl olsa bezdiririz” diye düşünüyor ama futbolcuların birbirleriyle sürekli iletişimde olduğunu unutuyorlar. Yarın başka bir futbolcu almak istediklerinde futbolcu olumsuz görüşlerini söylüyor. O dönem bana sadece taraftar sahip çıktı.
2002’de A milli takımda kadro dışı kalmanız nasıl olmuştu? Kadrodan çıkarılan diğer futbolcular (Serhat Akın, Cihan Haspolatlı ve Metin Aktaş) kampta kalmaya devam etmişlerdi. Siz neden ayrıldınız?
Ona kadro dışı kalmak denilemez. Biz sadece seçilmedik. Haksızlığa her zaman tepkimi koyarım ama kimseye zarar vermem. Zarar vermemek için kamptan ayrılmayı tercih ettim. Orada kalsam haberler çıkacaktı, söylediklerim çarpıtılacaktı.
Futbol oynadığınız dönemde sert vuruşlarınız meşhurdu. Bu özelliğiniz size çok avantaj sağladı mı? Nasıl bir tekniğiniz vardı?
Altyapıdan beri kendimi bu konuda geliştirmeye çalışmıştım. Her idmandan sonra özel çalışmalar yapardım. Beşiktaş’ta çıktığım ilk deneme idmanında kalede Aumann vardı. Denemede göze çarpman için özel bir silahın olmalı. Sert vuruşlarım ve hızım da benim silahımdı. Fazla gol atmasam bile şutlarım sayesinde attığım goller şaşırtıcı ve güzel oluyordu. Tabii eksik yönlerim de vardı.
Şimdiki aklınızla hangi eksiklerinizi tamamlardınız?
Daha cesaretli olsaydım daha iyi bir oyuncu olabilirdim. Cesaretli olmakla görevini iyi yapmak arasında çok ince bir çizgi var. Cesaretli olmak risk almak demektir ve seni olduğun noktadan geriye de atabilir. Ben çoğu zaman garanti olanı seçtim. Yetenek-lerime göre elimden gelenin en iyisini yaptığımı düşünüyorum. En azından çoğu futbolcu gibi “Kendime daha iyi baksaydım, şunu bunu yapardım” demiyorum.
Futbolu bırakma kararını nasıl almıştınız? 
İçimde milli takıma dönmek konusunda da bir umut vardı. Kadro dışı kaldığımda Gençlerbirliği’nin teklifi bana çok iyi gelmişti. Çünkü her zaman iyi olduğunu düşündüğüm bir kulüp. Orada üç ay oynadıktan sonra askerlik sorunundan dolayı ayrıdım. Yeniden yurt dışına çıkmam gerekiyordu ama 32 yaşındaki bir futbolcu için kulüp bulmak hiç kolay değil. Beşiktaş’ta kadro dışı kaldığımda sekiz ay boyunca hiç top oynamamıştım. İspanya’da 2. Lig’den teklifler aldım ama kariyerimi 2. Lig’de bitirmek istemedim. Bir risk alıp bekledim. Young Boys’tan teklif geldi ama o zaman da ben Real Sociedad’ın ikinci takımında idman yaparken sakatlandım. Böylece futbolu bırakmak zorunda kaldım.
Futbolu bıraktıktan sonra seyyah gibi kulüp kulüp gezdiğiniz bir dönem var. O yola nasıl çıkmıştınız?
Bir sene boyunca İspanya’da görmediğim kulüp kalmadı. Kulüplere gidip, en az iki hafta kalıp staj yaptım. Altyapılardan A takıma kadar bütün kademelerini inceledim. Arabaya binip her birinin kapısına gittim. Hatta bir kulübün sezonun açılış idmanına yetişeyim diye 1.100 km’lik yolu hiç durmadan gitmiştim. İspanya’ya gelen yabancı takımları da izliyordum.
Amacınız neydi? 
Dünyada ve İspanya’da son durumu görmek istedim. Futbolu bıraktıktan sonra çok farklı stillerde çalışan birçok hoca görmüş oldum.
Bunu yaparken antrenörlük diplomanızı almış mıydınız? 
Pro Lisans B’yi almıştım. Zaten o diplomaları almak için belli bir süre çalışmalar yapmanız gerekiyor. Ben de Real Sociedad’ın U-19’unda çalıştım. Yeni şeyleri keşfetmek için oradan ayrıldım. Gezdiğim dönemde İspanya’daki bir kampları sırasında Hoffenheim kulübüyle tanıştım. Onlarla iki hafta çalıştım. Hocaları Ralf Rangnick’ten teklif gelince Almanya’ya geçtim. Almanya’nın bölge bölge farklılıkları olmadığı için gezmenize gerek kalmıyor. İspanya’nın kuzeyi ve güneyi konusunda antrenmanlarda, futbol mantığı ve düşüncesi arasında çok büyük farklar var. Köln’den UEFA Pro Lisansı almam daha sonra oldu.
Her kapıyı çalanı toplantılarına almıyorlardır herhalde… Görmek istediğiniz kulüplere kendinizi nasıl kabul ettiriyordunuz?
O tabii ki kolay değil. Gittiğim bütün kulüplerde benim tanıdıklarım vardı. Olmayana da tanıdık buluyordum. İspanya’da top oynadığım için beni tanıyorlardı. Barcelona’ya eski takım arkadaşım sayesinde girmiştim mesela.
Gittiğiniz kulüplerin hangisi sizi diğerlerinden daha fazla etkiledi?
İspanya içinde böyle bir ayrım yapamıyorum. Çok daha az egoları var. Çalışma ortamları çok daha doğal. Genç oyuncular söz konusu olduğunda sonuç önemli ama en önemlisi değil. Güneyde sürekli topla çalışmalar yapılıyor. Kuzeyde fiziki konulara daha fazla ağırlık veriliyor. Almanlar İspanyollardan farklı olarak daha bilimsel çalışıyorlar. İspanyollar daha fazla hislerini kullanıyor. Bunları gördükten sonra çalıştırdığım takımlara iyi bir balans ayarı yapmaya başladım.
Real Sociedad, Hoffenheim ve Stuttgart altyapılarında çalıştığınız dönemde hangi futbolcular sizin elinizden geçti?
Şu an Real Sociedad’da banko oynayan en az üç futbolcu var. Khedira’nın kardeşi geçen yıl benim takımımdaydı. O da yakında A takıma yükselecek. U-17’de çalıştırdıklarımdan da çok umutluyum.
Türkiye’ye geldiğinizden beri neler yaptınız? Kulüpleri gezmeye fırsat bulabildiniz mi? 
Benim rotamda Türkiye yoktu. Teknik anlamda donanım sağlamak için dört yılı geride bıraktım. Buraya gelmeden önce Almanya’da çalıştırdığım Stuttgart U-19 takımını ligde lider durumdayken bıraktım. Kulübün içinde yükselme imkânım da vardı. Milli takımdan teklifi aldığımda durum değişti. Hayır deme hakkım yoktu. Bu ülkeye bir şeyler verme şansım varsa vermek zorunda olduğumu hissettim. Ayrıca kötü bir adım olmadığını düşündüm. Milli takıma yardımcı hoca olmak için birçok insanın sırada olduğunu biliyorum. Ben buraya eş dost ilişkisiyle de gelmedim. Abdullah hoca beni kişisel olarak hiç tanımadığı halde istedi.
Türkiye’deki altyapıları inceleme fırsatı bulabildiniz mi? Abdullah Avcı sizden bu konuda destek istedi mi?
Ben daha çok yurt dışındaydım. Avrupa’daki Türk futbolcuları takip ettim. Yeni futbolcular keşfetmek için çalışmalar yapıyoruz. Abdullah hoca hiçbir futbolcuyu kaybetmek istemiyor. Türkiye’de Akhisar Belediyespor’u ve Rizespor’u gördüm. Altyapıları görmek için fırsatım olmadı ama görmek istiyorum. Şu an bütün mesaiyi A milli takım için harcıyoruz. Yeni yapılanma için bizi bekleyen çok iş var. A milli takım iyi olmadığında işlerimiz yürümüyor. Bir, iki senelik bir iş değil bu. Almanlar son yıllarda yaptıkları çalışmalarla gelecek 30 senelerini kurtardılar. Şu an bir değil, üç A milli takım kurabilecek güce sahipler. Bu konuda kulüplere çok iş düşüyor. Biz sadece talimatları değiştirebiliriz ama uygulamayı yapacak olan kulüpler.
İspanya’da, Almanya’da kulüpler altyapılarından yetiştirdikleri futbolculardan faydalanabilirken Türkiye’de neden futbolcular üstyapıya geçemeden kayboluyor?
Avrupa bir çocuğu yedi yaşından alıp, 20 yaşının üzerine kadar yetiştiriyor. Onunla sabır göstererek ilgileniyor. Onların artık bir şablonu ve devamlılıkları var. Bizim bir şablonumuz yok. Bizde üst yapıya çıkan futbolcular ya çok üstün yeteneklerinden çıkıyorlar ya da ellerinden biri tutuyor.İspanyollar, Almanlar gibi çalışmıyor. Herkesin farklı yolları var. Türklerden Almanlar gibi çalışmalarını bekleyemezsin. Burada hayat geç bitiyor. Her şeyi onlar gibi yapmak zorunda değiliz. Onların sistemlerinin de olumsuz tarafları var. Bizim yapmamız gereken tarzımızı belirlemek. Bir yolumuz olmadığı için, futbolcuları adım adım yukarı taşıyamadığımız için 10 futbolcudan en az sekizini kaybediyoruz.
Röportaj Hilal Gülyurt Fotoğraf Barış Tekin

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir