“Futbolcu olmadan önce tesisatçı çırağıydım”

Galatasaray’ın yıldızı Eren Derdiyok, İsviçre’den Almanya’ya, oradan da Türkiye’ye uzanan  kariyer hikayesini anlatıyor…


41 seneden beri İsviçre’de yaşayan bir ailenin çocuğuyum. Babam gittiğinde bir matbaa işi bulmuş, kalmış; ondan sonra da bütün ailem İsviçre’ye göçmüş. O yüzden kendimi hiç göçmen gibi hissetmedim. Dört yaşımda amatör bir takımda futbol oynamaya başladım.

Çok uzun süre amatörde kaldım. Meslek lisesinde elektrik bölümünde okuyordum. Üç sene tesisat işinde çıraklık yaptım. Sabahtan akşama kadar çalışıp, akşam idmana gidiyordum. Öyle yaşayamazdım. İsviçre altyapılarında imkanlar gerçekten çok iyi. Uzun boylu olmamı sağlayan şeylerden biri de altyapılarda basketbol oynamam. Orada sadece sahada değil, saha dışındaki gelişime de çok önem veriliyor.

Beni 15 yaşımdayken FC Basel’e transfer etmek istemişlerdi. Benimle birlikte iki oyuncuyu daha denediler, elenen ben oldum. Aynısı 18’imde de oldu. Yaşadığım bölgede tek şansım oraya gitmekti. En sonunda şans eseri oynadığım takım, FC Basel’le İsviçre Kupası’nda karşılaştı ve o maçı 4-3 aldık. Üç golü de ben attım! Sonra beni almak zorunda kaldılar.

Dört yaşımdan beri hücumdayım. Fiziğim de bunun için uygun. Bugün Avrupa’daki forvetlerin çoğu benim gibi uzun boylu ve kuvvetli. Top tutmakta ve servis etmekte, kafa toplarında zorlanmıyorum. Zaten gollerimin büyük bir kısmını kafayla atmışımdır. Röveşatayı da severim. Hatta küçükken bir röveşata denememde parmağımı kırmıştım.

FC Basel’deki ilk günlerimde Kopenhag’a karşı şans eseri 40’ıncı dakikada oyuna girdim. 2-0 mağlup durumdaydık. Girer girmez iki gol attım, bir de asist yaptım ve o maçı 3-2 kazandık. Maç bittiğinde kendime inanamıyordum. Milli takımda da böyle bir maçım var, hat-trick yapmıştım. Kariyerimde dört hat-trick’im var. En önemlisi de Almanya karşısındaki o gollerle maçı 5-3 kazanmıştık.

İsviçre Milli Takımı için oynamaya 19 yaşımda başladım. Sonradan Türk Milli Takımı için de seçmelere çağırmışlardı. Risk almak istemediğim için İsviçre’de devam ettim. U-19’da altı maçta dokuz golüm vardı, U-21’de de dokuz maçta 11 gol attım. Oradan da A takıma davet edildim, ilk maçımda İngiltere’ye gol attım. Net bir davet alsaydım Türkiye için oynamak isterdim.

Küçükken Sergen Yalçın’ı, Hakan Şükür’ü izleyip taklitlerini yapardım. Türkiye’den gözümü hiç ayırmıyordum ama hedefim Almanya, İngiltere ya da İspanya’da oynamaktı. FC Basel’e transfer olduktan sonra Galatasaray’dan ve Trabzonspor’dan teklif almıştım. İsviçre’de yaptıkları bir maçtan sonra Adnan Polat’la görüştük. Erken olduğunu düşündüğüm için teşekkür edip yanından ayrıldım.

Leverkusen’deki ilk senem beklediğimden de iyi geçmişti. İkinci senemde yerimi garanti görüp biraz rahatladım. Yaptığım en büyük hatalardan biriydi. Takım çift forvetten tek forvete döndü, hoca beni bir anda gözden çıkardı ve haftalarca kadroya giremedim. Yeni bir başlangıç yaşamak için de Hoffenheim’a gittim. Geçmişte ilk 11’e giremediğimde kendimi gösterecek enerjim kalmıyordu.

Hoffenheim’ın teknik direktörü diğer teklifleri elememi sağladı. İlk haftalarda her şey çok iyiydi ama puan kaybetmeye başladığımızda büyük bir revizyona gidildi. Yedek kalanların arasında ben de vardım. Sonra hoca değişti ve bir de sakatlık yaşadığım için takımdan iyice koptum.

Almanya’da iyi günler de yaşadım, Şampiyonlar Ligi’ndeki Barcelona maçında 70’inci dakikada oyuna girip 82’de takımımın beraberlik golünü attım; 2008 Avrupa Şampiyonası’nda turnuvanın en genç oyuncusuydum; Euro 2008’de İsviçre Milli Takımı’nın Hakan Yakın ve Gökhan İnler’le birlikte üç Türk oyuncusundan biriydim… Ama Almanya’da olmadı.

Röportaj Hilal Gülyurt Fotoğraf Barış Tekin 

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir