“Galatasaray’da çok küfrü duymazdan geldim”

Toshack ilk idmanda onu nasıl şaşırttı? Beşiktaş’tan ayrılma isteğine Süleyman Seba ne yanıt verdi? Gece yarıları Florya’da ne yapıyordu? Galatasaray’ın, “Tudor’un kıymetlisi” olarak istifasını yalanladığı Ayhan Akman yanıtlıyor… 


Her şey bir gün 18 numaralı formayı giymenizle mi başlamıştı? 
Evet. 18 sayısı her şeyi değiştirdi diyebilirim. 18’i ilk olarak genç milli takım seçmelerinde giymiştim. En yüksek puanla seçilince devam ettim. Hayatımdaki bütün iyi şeyler 18’de oldu. Ayın 18’inde, 18’inci şampiyonlukta…

Gaziantep’te bütün Süper Lig takımlarından teklifler alırken Beşiktaş’a gelmiştiniz. Neden taraftarla aranız hiç düzelmedi? 
Bilmiyorum. Onlarla hiç anlaşamadık.

Aslında başta her şey çok iyi değil miydi? Beşiktaş’ta oynamanın babanızın vasiyeti gibi olduğunu söylemiştiniz. Bütün Beşiktaşlılar duygulanmıştı, hemen kabullenmişlerdi sizi. Sonra ne oldu? 
Beşiktaş’ı tercih etmemdeki en büyük sebep buydu zaten. Babamı 19 yaşımda kaybettim. O hep Beşiktaş’ta oynayacağım günlerin hayalini kurardı. Taraftarlarla anlaşamamamın sebebi iki defa sakatlık geçirmemdi. Aylarca oynayamayınca araya soğukluk girdi.

Anlaşmazlığın bir sebebi de Beşiktaş’a çok yüksek bir maliyetle gelmeniz olabilir mi?
Tabii ki. Bu beni de çok rahatsız ediyordu. Beklentiler çok yüksekti, ben de geriliyordum. Beklentileri karşılayayım derken kendimi paralıyordum ama yaptığım her şey doğru olmuyordu. Toydum bir de o zamanlar. 21 yaşında bir erkek için büyük takım stresi kolay değil. Kendimi, taraftarı, basını idare etmeye çalışıyordum. Bunu ancak Beşiktaş’ın tecrübesiyle Galatasaray’da yapabildim. Beşiktaş taraftarı da buna sinirlendi. Yapacak bir şey yoktu. İnsan bazı şeyleri değiştiremiyor. Değişimim biraz geç oldu ama iyi oldu. Bu sayede 36 yaşıma kadar oynayabildim. Daha da oynayabilirdim ama Galatasaray’da olmazdı.

Beşiktaş ve Galatasaray’daki ortamlarınızın bunda hiç payı yok muydu?
Kesinlikle vardı. Hem ben değiştim hem beni değiştirdiler. Oyun karakterimi değiştiren kulüp oldu. Florya’da tesislerden içeri girdim, daha imzayı atmadan önce menajerime “Burası çok güzel kokuyor, yıllarca burada kalacağım” dedim.

Galatasaray’da saha içinde sizinle ilgili en net değişiklik neydi? 
Galatasaray’a gelmeden önce çok daha ofansif bir oyuncuydum. Lucescu ve Fatih Terim biraz daha defansif oyuna ağırlık vermemin iyi olacağını söyledi. Bunu duymadan önce hep golü düşünüyordum, defansı hiç düşünmüyordum. Bu iki hocanın bana kattığı çok şey oldu. Onlarla çalıştıktan sonra daha çok top kazanan, savunmaya daha çok yardımcı olan bir futbolcu oldum. Zihinsel olarak da menajerim beni çok iyi yönlendirdi. Beşiktaş’tayken biraz daha akıllı hamleler yapsam şimdi çok daha iyi bir kariyerim olabilirdi.

Yedek kaldığınız uzun süre boyunca da Lucescu’yla böyle iyi anlaşabiliyor muydunuz? 
Beni ilk iki ay kadroya almamıştı. Ne kadar iyi olabilirdi ki aramız?

O zaman kafanız hiç atmadı mı? Gaziantepspor’dan birçok yere gitme şansınız varken Beşiktaş’a geldiniz ama saha yüzü göremiyordunuz…
Kolay değil tabii. Bir de kişisel olarak başka bir hassas konum daha vardı. Yeni evlenmiştim, takım kampa gidiyordu ama ben evde kalıyordum. Ne kadar kötü günler geçirdiğimi anlatamam. Eşim de beni hiç öyle görmediği için şaşırmıştı. Yemiyorum, içmiyorum, uyumuyorum… Evliliğim de sarsılıyordu. Sonra beni bu halden kurtaran da yine Lucescu oldu. İstediği her şeyi bir iki hafta içinde yapmaya başladım ve hayatım değişti.

Fatih Terim’e yapacak bir şey kalmamış mıydı?
Biz taktiği Fatih Terim’den öğrendik. 24 yaşıma kadar doğaçlama bir oyun oynadığımı Lucescu ve Fatih hoca sayesinde anladım.

Fatih hocanın öğrettiği ve o anda aydınlanma yaşadığınız bir konu oldu mu? 
Fatih hocanın beni en çok etkileyen tarafı kazanma isteğini gözlerinden anlayabilmemizdi. Nerede durmam gerektiğini bile Fatih hocadan öğrendim. Eskiden futboldan anladığımız çıkıp oynamaktı. 25 yaşımdan sonra futbol oynamaya başladım.

Beşiktaş’ta Toshack’la çalışırken olmayan neydi? 
Benim için “Bu futbolcuya 8,5 milyon dolar verilmemeliydi” demişti.

Sizi transfer eden kimdi? 
Toshack! Gaziantepspor’dayken beni arayıp, “Forman dolabında asılı, seni bekliyor” demişti ama ilk antrenmanımda elimi sıkıp “Merhaba” bile demedi. Toshack’ı hiç mutlu edemedim. Beşiktaş’taki birinci ayımdan sonra, ilk kamptan döner dönmez Süleyman Seba’nın yanına gidip “Beşiktaş’tan ayrılmak istiyorum” dedim. Transfer paramın konuşulmasından bıkmıştım ama hâlâ konuşuluyor! Bir de sanki Gaziantepspor’un aldığı bonservis bedelini ben belirlemişim gibi…

Süleyman Seba ne demişti?
“Beşiktaş’ta istenmediğimi hissediyorum, burada başarılı olabileceğimi düşünmüyorum” demiştim. “Senin için başkanlık dönemimin en yüksek parasını ödedim, ben burada olduğum sürece hiçbir yere gidemezsin” dedi. Bu konuşmadan bir yıl sonra Süleyman Seba ayrıldı. Ben de 14 asist, yedi golüme rağmen başarısız sayıldım, kendimi sevdiremedim.

Galatasaray’daki iniş çıkışlarınızın sebebi neydi? Ya çok iyiydiniz ya çok kötü…
Büyük takımda oynuyorsanız bu böyle. Bir hafta kralsınız, bir hafta sizden kötüsü yok. Galatasaray’da çok küfrü duymazdan geldim. Tribünün beni eleştirdiği zamanlarda özel kondisyonerimle, masörümle kendimi iyileştirmeye çalışıyordum. Beni benden başka kimse kurtaramazdı.

En çok eleştirildiğiniz konulardan biri sürekli geriye oynamanızdı. Maçların tekrarını izlerken siz de kendinizi eleştiriyor muydunuz?
Orta sahada oynayan oyuncuların kaderi bu. Bu sene Selçuk İnan’a da aynı şeyi yaptılar, gol oranı düşünce hiçbir şey yapmamış gibi gördüler. Taraftar ve basın ofansif oynayan oyuncuyu sever. Ben bunun ikisini de gördüm. Hocalar istediği için sürekli geriye oynadım, beni eleştirenlere de gülüp geçtim. Futbolu onlardan daha iyi bildiğim kesin.

Üzerinize yeni transferler yapılırken, yabancı oyuncuların biri gelip diğeri giderken size nasıl bir şey olmadı? 
“Gelsin, benim için sorun yok” diyordum. Bana her zaman kamp dönemlerinde gazeteciler “Bu sezon şu geldi, pek şansın yok” dediğinde ben de “Galatasaray’a faydası olacaksa en iyisi gelsin” derdim.

Gelen giden teknik direktörler nasıl inanıyordu peki? Kaç teknik direktör gördünüz? 
En az 12 hoca görmüşümdür. Er meydanı saha. Hiçbir hoca kendisine faydası olacak oyuncuyu tribünde oturtmaz. O yüzden yanımdaki oyuncuya da, yeni gelen hocaya da kafamı takmazdım. Sakatlık haricinde en fazla bir hafta yedek kalmışımdır. Uzun süreli oynamadığım hiç olmadı. Galatasaray’da ve Süper Lig tarihinde en fazla maça çıkan oyunculardan biri benim. 400’den fazla maçım var.

En güzellerinden biri Kadıköy’de şampiyonluğunuzu ilan ettiğiniz maç mıydı? 
Kesinlikle. Galatasaray’ın kaptanıyım, kupayı kaldırıyorum ve Fenerbahçe’nin sahasındayım. Tarihte bir daha böyle bir şey olur mu bilmiyorum. 11 yılımın son maçının o olmasını hayal bile edemezdim.

Futbolu bıraktıktan sonra kendinize nasıl bir düzen kurdunuz? 36 yaşında bir anda emekli gibi yaşamak zor muydu? 
Futbolcuyken her şeyinizi kulübün programına göre hazırlıyorsunuz. Size düşünecek bir şey kalmıyor. İdman saatleri belli, maç günleri belli, kaçta yatacağınız belli. Futbolu bırakınca her şey size kalıyor. Plan yok, beklenti yok, yapacak bir şey bulmak çok zor…

Galatasaray’daki devamlılığınızı sağlayan biraz da her teknik direktör için kendinizi değiştirmeniz miydi? 
Feldkamp beni sol iç gibi oynattı, Hagi sol açığa çekti. Ne zaman benim için “Ayhan artık bitti” deseler içimden gülüyordum.  Ben öyle bir oyuncuydum ki istediğim zaman istediğimi yapabilirdim. Galatasaray’a gelen teknik direktörlerin hepsinin farklı istekleri vardı ama ben hepsini karşılayabilecek yeteneklere sahiptim. Sadece Hagi’nin istedikleri beni biraz zorladı çünkü yıllar sonra yeniden sol açığa geçmek istemiyordum. Ondan sonra mecburen kabul ettim. Sabahlara kadar ne yapacağımı düşünürdüm. O sayede milli takıma bile seçildim!

“Kaç yaşıma geldim, beni bir yere koyamadılar” diye delirmiyor muydunuz? 
Dönem dönem oluyordu ama sonra “Böyle olmazsa ben de olmazdım” diye düşündüm. Eksik yerler hep benim gibi adamlarla doldurulur. Bu antrenörlükte de işime yarıyor; hangi mevkide ne yapılması gerektiğini, o mevkide oynayan futbolcunun ne hissettiğini çok iyi biliyorum.

En kötü döneminiz ne zamandı? 
Sakatlık dönemlerini çok zor atlatırdım. Çok hareketli bir insan olduğum için yerimde duramazdım. Gece vakti kondisyonerimi alıp tesislere giderdim. Florya’daki tesislerin ışıklarını kendim açar, çalışırdım. Bunları kimse bilmez.

Kariyeriniz boyunca yapmak isteyip yapamadığınız neler oldu?
Avrupa’da oynamayı çok isterdim. Küçük takımlardan teklifler geldi ama kabul etmedim. Belki kabul etsem oradan yükselirdim, o içimde kaldı. Onun dışında Galatasaray ve milli takım konusunda içim çok rahat.

Hakemlerle gözlerinizi patlatarak konuşurdunuz. Bazen rakip futbolcularla da böyle diyaloglarınız oluyordu. O anları sonrasında hafızanızdan sinirden siliniyor muydu? 
Hakemlerle de aslında genel olarak ilişkilerim iyiydi ama maç içinde haksızlığa uğradığımı hissettiğim zamanlarda sakin kalamıyordum. O bazen taraftarlara da daha kötü görünebiliyordu. Aslında genellikle yumuşak konuşurdum. Futbolcuları da biraz anlamak lazım o anlarda. Nabzımız 180 vururken her zamanki gibi konuşamıyoruz, elimizi kolumuzu kolay kontrol edemiyoruz. Büyük takımlarda oynayan futbolcularda bu çok daha fazla çünkü üstüne bir de taraftar baskısı var.

Sonradan pişman olduğunuz çok şey oldu mu o sıralarda? 
Yaptım tabii. Bursaspor maçı var hatırladığım. Sarı kart görüp konuşmaya başlamıştım, sonra da kırmızı kartla oyundan atıldım. Bazen işler kontrolden çıkabiliyor. Çıkmaması lazım tabii. Yüksek adrenalin bazen çeneye vurabiliyor. Bazen de kendimi çok iyi kontrol ettiğim oluyordu.

Nasıl yapıyordunuz bunu. İçinizden 10’a kadar sayıp ondan sonra mı ne yapacağınıza karar veriyordunuz? 
Yok, maçtan önce aklıma olabilecek en kötü şeyleri düşünüyordum. Özellikle Beşiktaş maçlarından önce. Her Beşiktaş maçında sadece bana küfür eden taraftarlar olurdu.

Bu mu sinirlendiriyordu sizi? Neden hep sinirliydiniz?
Aslında o kadar sinirli değilimdir. Maçlarda sinirli oluyorum. Maçlardan başka zamanlarda daha mülayimdim hep. Maçlarda bir kazanç var, yarış var. Kazanmak için elimden gelen her şeyi yapıyordum. Bilerek, isteyerek başkasına zarar vermediğin sürece sorun yok bence.

Ali Sami Yen Stadı’nda oynayan bütün futbolcular kazan dairesini unutamadıklarını anlatır. Sizin orada unutamadığınız ne var?
Ali Sami Yen’in başka bir ruhu vardı. Kalorifer odamızı orada oynayan hiç kimse unutamaz. Orada çok şey konuşuldu, çok şey paylaşıldı. Orada ağladık, orada gülmekten gözümüzden yaşlar geldi. Arena’nın fiziki şartlarıyla Ali Sami Yen tabii ki kıyaslanamaz ama anıları unutulmaz. Kaptanlık heyecanımı orada yaşadım. En büyük hayallerimden biriydi.

Röportaj Hilal Gülyurt Fotoğraf Barış Tekin

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir