“Benim için ‘Bu da ne çok konuşuyor, çok bilmiş!’ diyorlardı”

“Yedinci kapak mı?”
Arda Turan, daha önce altı kez kapak konuğumuz olmasına şaşırsa da zirve yolculuğunun en önemli virajlarını dönerken yanında hep FourFourTwo vardı…


“Arda, bir-iki-üç, röportaj, Barselona Princesa Hotel Sofia, deneme!” Arda Turan röportaj için açık olan kayıt cihazını eline alıp bunları söylüyor. Nerede olduğumuzu artık biliyorsunuz. Buluştuğumuz otel, Camp Nou’nun yakınlarında. Otelin en üst katında, kimsenin bizi rahatsız etmeyeceği bir bölümdeyiz. Zira Barselona sokaklarında onunla yürümek mümkün değil. Bu şehri yılda yaklaşık 8 milyon turist ziyaret ediyor ve Barcelona’lı futbolculardan birini gördüklerinde fotoğraf çektirip imza almadan bırakmıyorlar.
İstanbul’dan yanımızda getirdiğimiz dergiler masanın üzerinde. Yakında 10’uncu yılını kutlayacağımız FourFourTwo’nun altı sayısının kapağında kendisini görünce şaşırıyor. “Bunlar ne yaa! Bir, iki, üç… Altı kez mi kapak oldum? Vallaha mı! Sorsalar ‘En fazla dört’ derdim. Röportajlar güzel ama yaşlandığımı hissettim bak!”
Röportaja hazırlanırken kendisiyle ilgili elimizdeki tüm arşivi tarayıp söylediklerinden alıntılar yaptık. Soruların ağırlıklı olarak buralardan geleceğini duyunca bir kez daha sesi yükseliyor: “Kendimle çelişmiş miyim? Yaa ama 10 yıl olmuş! Kim bilir neler söyledim. Çok acımasızsınız!” Dergileri kendisine hediye edip etmeyeceğimizi sorup emin olduktan sonra sorularımız için hazır…

Eylül 2006
“Şimdi her şey güzel ama kimse tüm sezon aynı performansı beklemesin. Ben de inişli çıkışlı zamanlarla tanışacağım. O haftalar geldiğinde ‘Arda şımardı’ yorumları yapılmasın!”

Bunu söylerken A takımda sürekli ve çok iyi oynuyordun. Herkes sana nazar değmesinden korkarken 19 yaşında neden böyle bir önlem alma gereği duydun?
Geleceği görmüşüm! Hayatım boyunca hiç kötü mücadele etmedim. Antrenmanda bile kendimi zorlarım. İnsanların benim için “Şımardı” diyeceklerini biliyordum. Düşünsenize; 19 yaşında bir çocuk vır vır vır konuşuyor, hayallerini anlatıyor. O zaman “Bu da ne çok konuşuyor, çok bilmiş!” diyorlardı. Şimdi aynı şeyleri söylesem “Arda doğru söylüyor” derler çünkü artık Barcelona’dayım. O zaman Galatasaray’da altyapıdan çıkmış şımarıktım tabii!

Uyarın işe yaradı mı? “Şımarık” damgasını baştan yemiştin…
Hayatta her şeyi planlayarak yaptım. Gece kulübüne gitmeyi bile! “Kulüp başkanları var, orada eğlenme” dediler, dinlemedim. İzin günümde istediğim gibi davranamayacaksam, özgüvenimi gösteremeyeceksem 50 bin kişinin önünde kendimi nasıl göstereceğim? Özel hayatta hesabımı önce Allah’a, sonra anneme ve babama veririm. “Arda, Aziz Yıldırım’la konuşuyor” diye haber yaparlardı. Diğer başkanlarla da oturup sohbet ederim. Bu benim Galatasaraylılığımdan bir şey kaybettirmez ki. Aksine, bir taraf olduğumu gösterir.

Neyine güveniyordun? 
Adaletime! Çünkü kendime adalet sağlamak zorundayım. Lincoln’ün helikopter muhabbetini açtığımda millet bana neler söyledi. Büyük veya küçük herkesin maddi bir derdi olabilir. Aynı takımda bir futbolcu helikopter bakarken diğeri borcunu düşünüyorsa bu haksızlıktır. Bunu söylemek zorundayım. Galatasaray benim yine canım. Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra bu kadar “Ben Galatasaraylıyım” diye bağıran adam var mı? Mesela Barcelona’daki fizyoterapist beni gördüğünde “Ali Sami Yen, cimbombom!” diyor!

“Bana öğrettikleri Galatasaray terbiyesiyle bugünlere kadar geldim. Daha yolun başındayım. Ayrıca Hakan Şükür ve Orhan Ak gibi ağabeylerim sayesinde karakterimi geliştiriyorum.”

Bu terbiye sana diğer kulüplerde nasıl yollar açtı?
Galatasaray kulübünün en büyük hatası, kendi altyapı hocalarına değer vermemesi. Tugay ve Emre abilerin hocası rahmetli Salih hoca kulübe 40 yılını vermişti. Sonra Ahmet Keskinkılıç geldi. Galatasaray’a o kadar aşıktı ki evlenmemişti bile! Adamı yaş haddinden emekli ettiler. Ne yaş haddi be! Galatasaray, altyapısına eskisi kadar değer vermiyor. Kulüp nasıl oluyor biliyor musun? Atletico Madrid’in doktoru 20 senedir orada, Barcelona’nın menajeri 35 senedir orada ve Luis Enrique’nin her şeyini biliyor. Şimdi ben Galatasaray tesislerinde kimi ziyarete gideyim?

“Daha çok koşmam gerekiyor. Rakiple bire bir kaldığım pozisyonlarda yaptıklarım konusunda mütevazı davranamayacağım. Belki de beni Arda yapan en önemli özelliğim. Şu an yüzde 60’ımla oynuyorum. Tavan yaptığımda herkese en iyisini göstereceğim.”

Potansiyelinin tamamını kullandığını düşünüyor musun?
Atletico Madrid’deki ilk senemden sonra yüzde 100’ümle oynamaya başladım. Futbol oynamayı öğrendim. Hangi maçta nasıl oynanır, Şampiyonlar Ligi finali nasıl bir oyun gerektirir, Premier Lig kulüpleriyle oynandığında tempo nasıl ayarlanır… Hepsini öğrendim. Bazı şeyleri de sadece yaşayarak değil, görerek öğrendim. Çok fazla maç izliyorum. Görsel antrenman çok önemli. Futbol 90 dakika, sürekli değişken bir oyun. Bin kere izlesen bin kere yeni bir şey var! Göztepe-Karşıyaka derbisini de izliyorum, Türkiye 3. Ligi’ni de. Kız arkadaşımla ilişkimiz başlamadan önce şart koştum: “Cuma günü kumandayı alırım, pazartesi akşamı veririm! Hafta içi de Euroleague maçları var, ona göre!” Her sporu izlemek lazım. Her sporcunun bir özelliği var; Roger Federer’in sakinliği, Michael Jordan’ın yaratıcılığı, Stephen Curry’nin çalışarak başardıkları…

İspanya’da aydınlanma yaşadığın başka şeyler de oldu mu?
Taktik ve pozisyon konusunda bana yıllarca “Defansa yardım etmiyor” dediler. Ben de bunu “Sağ beki kovala!” olarak anladım. Ne sağ beki kardeşim! Sağ bek tali. Tali yol orası, kenar. Ana yolu kapatacaksın, içeriyi! Diego Simeone bu konuda beni çok çalıştırdı. Ben de her hocadan aldığım gibi ondan da çok şey öğrendim. Şimdi en önemli özelliklerimden biri bu.

Ağustos 2007
“Galatasaray altyapısı için seçmelere gittiğimde ‘Doldu, seni alamayız’ dediler ama annemin ısrarları sonunda ‘Bir form doldur bakalım’ demek zorunda kaldılar. En arkaya geçtim. Sıram geldiğinde üç-dört gol attım ve seçildim.”

Hayatında şanslı başka dokunuşlar da oldu mu?
Manisa’ya gitmem de bunun gibi bir şans. Ersun Yanal’a söz verdiğim günden bir gün sonra canım abim Bülent Korkmaz beni arayıp Gençlerbirliği’ne istedi. Teklif ettiği para çok daha iyiydi ama sözümü yemedim. Manisaspor benim için dönüm noktası oldu. Ersun hocanın tarzı, ağır antrenmanları, sürekli topa baskısı, temposu beni futbolcu yaptı. Fatih hocanın beni 14 yaşımda profesyonel yapması da öyle bir dokunuştu. Bir anda dört sene ileri gitmiştim.

Haziran 2008
“Maddi sıkıntılarımız ortadaydı. Biz de ‘Taraftarımız için oynayalım’ dedik. Ali Sami Yen’deki bir maçta auta giden bir topu korumaya çalışan rakibe üç kişi saldırdığımızı hatırlıyorum!”

Her şeyin mümkün olduğu bir takımda nasıl motive oluyorsun?
Bir La Liga şampiyonluğum varsa ikincisini istiyorum; ikinci Kral Kupası’nı, İspanya Süper Kupası’nı, Avrupa Süper Kupası’nı… Tarihteki en kariyerli Türk oyuncu olayım, çocuklar benim hayalimi kursun! Messi antrenman maçlarında bile kasarken benim doyma hakkım var mı? Buralara gelmişken en iyisini yapmalıyım. Hakkımda biri İspanyolca olmak üzere iki kitap yazıldı. Metin Oktay’ın mirasına iyi baktığımı düşünüyorum. Ben de iyi bir miras bırakmak istiyorum.

“Yaşadıklarımdan ve yaşayacaklarımdan korkmuyorum. Tek sorun, bu ülkede futbolcuların sadece golle ve asistle değerlendiriliyor oluşu.”

İspanya’da nasıl değerlendiriliyorsun?
Atletico Madrid’de çok az gol attım ve asist yaptım ama sahadaki halimi, oyun tarzımı düşünün. Baskı yediğimizde topu saklıyorum, faul alıyorum, iki kişiyi geçiyorum… Iniesta’nın skor istatistiklerine bakın. İki gol, iki asist ama beş kişinin arasında seninle sohbet eder gibi rahat top oynuyor çünkü futbolcu değil, sanatçı! Benim için bir ressam neyse o da aynı değerde.

Herkes bu cümleleri Lionel Messi için kuruyor…
Messi başka bir şey. Tarihin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu. Tabii en iyi oyuncu olmak başka, sanat yapmak başka.

“’Zaten inanmamıştık, biliyordum böyle olacağını’ demek yerine şampiyon olmaya inanıp hayal kırıklığı yaşamak istiyorum.”

Euro 2008’den önce böyle demiştin, Euro 2016 için ne istiyorsun?
Öyle hayallerim var ki! Bir defa başarılı bir takımız. Turnuvaya gitmemiz büyük bir başarı. İşin özü, yakaladığımız bu takım öncekiler gibi değil. Önceden daha üst seviyede futbolcular vardı. Hakan Şükür, Yıldıray Baştürk, Emre Belözoğlu… Dürüst olalım, şimdi öyle bir durumumuz yok ama yine çok heyecan verici bir takım olabiliriz. Yine sonuna kadar gidebileceğimize inanıyorum. Gruptan çıkarsak çok daha farklı şeyler yapabiliriz.

Euro 2008 senin için ilkti. Şimdiki heyecanın nasıl?
Heyecan aynı heyecan! Selçuk İnan’a geçen gün şöyle dedim: “Paşa, Avrupa Şampiyonası hiçbir şeye benzemez!” O kadar güzel ki! Onun tadını aldın. Nasıl bir özlem var biliyor musun içimde? O ağlamalar neden? Çünkü onun tadını biliyorum.

Eylül 2008
“Avrupa’da örnek aldığım kimse yok çünkü sadece yetişme şekillerimizin farklı olduğunu düşünüyorum.”

Genç bir futbolcu olsan şu an Barcelona’daki Arda’yı kendine örnek alır mıydın?
Hemen! Hiçbir zaman parayı tercih etmemiş bir adamım ben. Cepte para yok, sana dünyaları veriyorlar, gitmiyorsun. Atletico Madrid’e giderken Galatasaray’ın 1 milyon avro altına gidiyorsun, Türkiye’de avro kazanıp lira harcarken orada avro kazanıp avro harcıyorsun, Türkiye’de kendi evin, orada kirada oturuyorsun, vergi ödüyorsun; Galatasaray’da kralsın, kirli donunu yıkayıp getiriyorlar, burada sadece “Yes, no” biliyorsun. Yani hayat göründüğü gibi değil. Atletico Madrid’e gittiğimde kimse “Gel sen 10 numara ol” demedi. Jose Antonio Reyes gibi oyuncuları kese kese geldim!

Oynadığın kulüpleri yıldız olarak terk ettin. Egon seni zorlamıyor mu? Nasıl vazgeçebiliyorsun?
Yapılamaz bir şeyin peşinden gidiyorsun. Barcelona’da oynamak, Atletico Madrid’in 10 numarası olabilmek! Bernabeu’da Kral Kupası’nı, Camp Nou’da şampiyonluğu kazandım. Barcelona’da egomu, komplekslerimi yendim. Başka bir takımda yıldız olmak, Barcelona’nın ucundan bir parçası olmakla eş değer.

Ağustos 2011
“Bu yıl Galatasaray’ın Avrupa’da olmaması ciddi bir dezavantaj çünkü maç oynamak her zaman daha iyidir. Maç yaptığınızda fizik kondisyonunuz daha iyi oluyor.”

Barcelona’da forması giyebilmek için aylarca beklerken ne yaptın?
Bu, olaya nereden baktığınla alakalı. Her gün kendime “Sonunda Barcelona’da oynayacağım” diyordum. O sırada konsantre olmam gereken bir hayalim daha vardı: Avrupa Şampiyonası! Milli Takım performansımla ülkeme borcumu ödediğimi düşünüyorum. O yüzden vicdanım çok rahat. Formayı huzurla giyiyorum. Tabii ki hırsımdan bir şey kaybetmedim çünkü evde batak oynarken de hırslıyım, yapım bu. Yine kazanmak için her şeyi deneyeceğim. Her şeyi!

 

Mayıs 2014
“Simeone ne istiyorsa onu yapıyorum. Daha fazla efor sarf edip, daha fazla hücum organize ediyorum. Bu yüzden bazı özelliklerimi kısıyorum.” 

Luis Enrique senden neler istiyor? Artık daha mı özgürsün?
Simeone bizi efor sarf ederek mutlu olmaya bağımlı hale getirmişti. Şimdi de Luis Enrique farklı şeyler istiyor. Bu sefer de o ne isterse onu yapıyorum. O yüzden çok rahatım. Tabii biraz daha özgürüm.

“Topa çok sahip olan değil, topun arkasında duran bir takımız. Savunma üzerine kurulu bir sistemimiz var. O yüzden hücumda benim gibi kenarda oynayan oyuncuların çok fazla efor sarf etmesi gerekiyor. Yıprandık.” 

Barcelona’da durum bunun tam tersi. O sisteme alışana kadar zorlanmadın mı?
Barcelona’daki oyun daha basit görünüyor ama öyle değil. Kaybettiğin topu 5 saniyede geri almak zorundasın. Birinci öncelik hücum olduğu için tüm dünyadan başka bir şey oynayan, yeni bir okula geldim. Burayı master gibi görüyorum. Dünyada bu oyunu daha iyi oynayan bir takım yok!

“Hayallerimi çok fazla söylemiyorum çünkü bazen kendim bile gülüyorum!”

Seni güldüren hayallerin hâlâ var mı?
Off hem de nasıl! Yine söylemiyorum ama yemin ederim o röportajda bunu söylerken aklımda Barcelona vardı!

Röportaj Recep Özerin & Hilal Gülyurt 

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir