“Öğretmen kızınca susup sonra konuşmaya devam eden öğrenciler gibiyiz”

UEFA’nın yıllar önce aldığı kararlara önlem almayan kulüplerimiz, aynı hataları yaparak cezalardan sekmeye çalışıyor. Konuyu, bu alanda detaylı bir rapor yayınlayan Deloitte’un CFO Hizmetleri Lideri Cem Sezgin’le konuştuk… 


Son yıllarda sıkça duymaya başladığımız “CFO” nedir? CFO’lar futbol kulüplerinde nelerden sorumlu? 
CFO’lar için kısaca “CEO’ların sağ kolu” diyebiliriz. Detay vermek gerekirse; doğru yere transfer yapılması, transferin kulübe doğru şekilde dönmesi, mağazaların doğru yere açılması gibi tüm kritik kararların içerisinde yer alırlar. Şirketin mali değerlerini korumak, bütçenin takibi, nakit paranın yönetilmesi, şirket stratejilerinin belirlenmesi gibi konular görev alanlarımızdan birkaçı.

Türkiye’deki futbol kulüplerinde çalışma şartları nasıl? 
Hiç kolay değil. Bunlar, ciroları inanılmaz rakamlara ulaşan, halka açık şirketler. İşinin her yönüne hakim birilerinin getirilmesi lazım ancak biraz da kurumsallaşma gerekiyor. Çoğu CFO, kurumsal yapıdan gelirken, bu kişiler salon insanları! Siz orada bütçe yapmışsınız, adam galibiyetle keyiflenip soyunma odasında “Futbolcularıma 10’ar bin dolar daha vereceğim!” diyor. Bu, şu demek: 22 kişi varsa, “220 bin doları bir yerden üretip ver!”

Dört büyük kulübün toplam borcu 4 milyara ulaştı. Bu durumun önüne geçebilmek için ne gibi bir yol izlenmeli? 
Türkiye’de kur bazında finansal risk çok yüksek. Bu tabii ki ne 2016’nın konusu, ne de önceki senenin! Ek kredi alınmaması lazım, borçlanırken yabancı para birimleri tercih edilmemeli. Nakit akışını çok iyi yönetmek, futbolcularla yapılan sözleşmelerin vadelerine dikkat edip, tazminat bedellerini düşürmek gerekiyor. Kredileri yapılandırıp uzun zamana mı yaydınız? İlk başarıda ya da gelir kaleminde şımarıp para saçmamalılar. Yani 100 bin fazla forma sattın diye o borç azalmıyor!

Kulüplerin gelir-gider dengelerini incelediğimizde en çok hangi kulüplerin potansiyeli umut vadediyor?
İstanbul kulüplerinin potansiyeli çok daha fazla. Dünya genelinde çok büyük markalar olamayabilirler ama bu bölgede öyleler. Beşiktaş, Hırvatistan ekibiyle maç yaptığında Bosna’da bile olay çıkabiliyor. Azerbaycan’a gidiyorsunuz, herkes bir Türk takımı tutuyor. Türkiye dışında 7-8 milyon Türk yaşıyor ve yüzde 90’ından fazlası Dört Büyükler’den birini destekliyor. Yani İsviçre’nin nüfusu kadar insan! Bu da bambaşka bir pazar, bambaşka gelir kaynağı demek.

Günümüz futbolunda gelir yaratabilecek faaliyetlerin hangilerinden yeterince faydalanılmadığını düşünüyorsunuz? 
En başta stat gelirleri. Maç günü sadece bilete para harcamazsın. En önemli mağazalar, stadyumların altındakilerdir ama bu doluluk oranıyla potansiyelin ancak 1/4’ünü elde edebilirsiniz. Perakende de tam olarak kullanılamıyor. Online satışa daha fazla yönelmek gerek. Bunun dışında yayın gelirlerini düzenlemek lazım. Anadolu kulüplerinin güçlenmesi, orta ve uzun vadede büyük kulüplerin yararına olacak çünkü zorlu deplasmanların artması, ligin marka değerini de artırır. Umarım Anadolu’dan bir şampiyon daha çıkar.

Seyirciler statlara nasıl çekilebilir? İspanya Futbol Federasyonu’nun yaptığı gibi, seyirci ortalaması düşen kulüplere para cezası verilebilir mi mesela? 
Ben cezalandırmadan ziyade ödüllendirmekten yanayım ama bu konuda kulüplere kızacak bir durum yok. Biz iyi gün taraftarlarıyız, başarısızlıkta tribünleri boş bırakıyoruz. Bunlar dışında maç saatlerinin kötü planlanması, terör, şiddet gibi ihtimaller yüzünden gitmeyenler de var. Tabii Passolig, tek başına en büyük pay sahibi sayılabilir.

Deloitte Football Money League tam olarak nedir? Deloitte bu kulüpleri nasıl sıralıyor?
Kulüplerin tüm gelir kalemleri, ciroları, sponsorluk anlaşmaları ve diğer birçok detay inceleniyor. Mesela bunun içinde transfer gelirleri de var. Bizde hep gider kalemleri konuşulduğu için kulağa garip geliyor ama kâr eden kulüpler var! Bu işin ticari yönünü öğrenmeye başladık. Yaklaşık 20 senedir bu maddelere göre sıralama yapıyoruz.

Türkiye’den hangi kulüp bu lige girebilir?
Vaktiyle Fenerbahçe girdi, Galatasaray birkaç senedir giriyor. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın potansiyelleri birbirine çok yakın. Taraftar sayıları, sportif başarıları ve sosyal medya hareketleri, birinin girdiği ortama diğerinin de girmesini gerektiriyor. Beşiktaş da son iki sezondaki başarısıyla onlara yaklaştı. Tabii diğer ülke kulüpleri çok ciddi rakip. Bizim yayın gelirlerimiz 1 artıyorsa Bundesliga’nın 2, Premier Lig’in 3 artıyor!

Kulüplerin Money League sıralaması, sahadaki başarılarıyla paralellik gösteriyor mu?
İngiltere kulüpleri için hayır, diğerleri için evet. İngiltere malzemeyi paketleyip satmada da çok başarılı. Mesela Arsenal başarılı mı? Şampiyon olamıyorlar ama ekonomik anlamda gayet başarılılar.

Finansal Fair Play kuralları sonrasında sermayesi güçlü olan kulüpler daha da güçlenirken, düşük bütçeliler küçük kalmaya devam ediyor. Bir düzenleme gerektiğini düşünüyor musunuz? 
Bu sadece futbolla ilgili bir şey değil, ne yazık ki hayatın gerçeği. Amiyane tabirle; para parayı çeker, yapacak bir şey yok! Peri masalları kısa sürebiliyor. Leicester City geçen sezon şampiyon oldu ama bu sezon küme düşmezlerse iyi! Wolfsburg yakın dönemde Bundesliga’da şampiyon oldu, şimdi küme düşme adayı. Asansör gibi düşünün; en tepeye çıkıp düşmek daha beter!

FFP cezalarından sonra gelir-gider dengesini baz alırsak hangi kulüplerimiz akıllandı?
Hiçbirinin kendini gerçek anlamda disipline ettiğini düşünmüyorum. Öğretmen kızınca susup, çok geçmeden konuşmaya devam eden öğrenciler gibiyiz. İnanılmaz bir taraftar baskısı var. Bu baskıyla birlikte dengeyi kuramıyorlar, kulübü yönetemiyorlar. Bir kehanette bulunayım; Türk kulüpleri ceza yemeye devam edecek! İşin kötüsü, bunu herkes tahmin edebiliyor.

“Bir Futbol Kulübünde CFO Olmak” raporunu okumak için tıklayın…

Röportaj Çağatay Çelik Fotoğraf Barış Tekin 

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir