“Siz istediğinizi düşünün, ben en iyisiyim!”

20 yılı aşkın süredir Roma forması giyiyor, 300’den fazla gol attı, Dünya Kupası kazandı ama hâlâ hak ettiği saygıyı görmüyor. Haydi gelin, çok geç olmadan Francesco Totti’ye hürmetlerimizi gösterelim… 


Ünlü İngiliz menajer Ron Atkinson’ın futbola hayatını adadığını bilmeyen yok ancak “Totti denen çocuğu neden bu kadar abarttıklarını anlamıyorum” cümlesinden daha isabetsiz kaç tahmin yapmış olabilir ki? Gerçi televizyon yorumculuğu yaptığı 2002 Dünya Kupası’nı pürdikkat takip etmediğini de canlı yayına yansıyan “Biri bana sandviç getirebilir mi? Açlıktan ölüyorum!” sözlerinden anlayabiliriz! Bu talihsiz açıklamalarına rağmen, İngiltere’de Totti’nin yeteneklerine inanmayan tek isim o değildi. Yıllar boyunca Terry Venables, Glenn Hoddle ve Graeme Souness gibi futbol adamları, buldukları her fırsatta İtalyan oyuncuya olan antipatilerini dile getirdi. Hatta Souness, 2010’da Şampiyonlar Ligi gruplarında Bayern Münih ağlarını sarsarak Roma’ya galibiyeti getiren Totti için “Yetenekli bir oyuncu olabilir ama çalışmayı sevmediğini herkes biliyor” demişti. Hoddle ekliyordu: “Üst düzey bir oyuncu değil. Zaten öyle olsa yurt dışından bir takım onu alırdı.” Venables da meslektaşıyla hemfikirdi: “Glenn sonuna kadar haklı. Bence gereğinden fazla abartılmış biri.” İngiliz futbolu genelinde de Totti’yi özellikle kazandığı elle tutulur başarılar sebebiyle eleştirenlerin sayısı az değildi. Kariyerinde birer Şampiyonlar ligi çeyrek finali ve Dünya Kupası şampiyonluğu bulunan İtalyan oyuncunun Serie A’daki başarıları, onu Ada’dan takip edenler için ciddiye alınır türden başarılar olarak görülmüyordu.

Tabii her şey biraz bilgi birikimiyle alakalı… Mesela Totti’nin 1989’da henüz 13 yaşında giymeye başladığı Roma formasını aralıksız 27 yıldır terlettiğini şu an bilmeyen yok. Kariyeri boyunca çocukluk aşkı olan Roma’dan ayrılmadı ve biraz da bu yüzden Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalin ötesine geçemedi ya da Ballon d’Or oylamasında en fazla beşinci olabildi. Totti, Ada dışında tam bir ilah! Messi, geçen sezon Roma ile Barcelona arasında oynanan dostluk maçı sonrası Totti’den hem formasını istedi, hem de birlikte fotoğraf çektirme ricasında bulundu. Arjantinli oyuncunun Instagram hesabından “Çok özel ve harika biri!” sözleriyle paylaştığı fotoğrafı 1,8 milyon kişi beğendi. İstatistikler de İngilizlerin Totti hakkında yanıldığını ortaya koyuyor. Örneğin; Serie A tarihinde ondan daha fazla gol atan tek isim Silvio Piola. Ayrıca beş kez İtalya’da Yılın Futbolcusu ödülünü aldı, 2007’de Avrupa’da Altın Ayakkabı’yı kazandı ve tabii ki 2006 Dünya Kupası’nda mutlu sona ulaştı. Totti, bu sezon bittiğinde 40 yaşına iyice yaklaşmış olacak. Biz de onu onurlandırmak için antrenörleri, eski takım arkadaşları ve taraftarlarıyla konuşup İtalyan efsanenin kendi memleketi dışında neden ilah muamelesi gördüğünü ancak Ada’da hak ettiği değeri bulmadığını sorguladık. Francesco Totti neden bu kadar önemli biri? Onu motive eden şeyler ne? İtalya’nın başkentinde bu kadar uzun süre nasıl var olabildi? Silvio Piola’yı geçmesini sağlayacak golleri atıp Serie A tarihinin en golcü oyuncusu olabilecek mi? 

“TOPA SADECE BİRKAÇ KEZ DOKUNDUM. ÇOK HEYECANLI VE ÇOK MUTLUYDUM” 
“Hadi artık, şu çocuğu oyuna al.” Teknik direktör Vujadin Boskov, orta saha oyuncusu Sinisa Mihajlovic’in bu talebi sonrası gözünü yedek kulübesinde oturan 16 yaşındaki sarışın çocuğa çevirdi. Roma, Brescia önünde 2-0 öndeydi ve maçın bitimine 5 dakika kalmıştı. “Isınmaya başla, oyuna giriyorsun” diyordu Boskov, 22 yaşındaki golcü Roberto Muzzi’nin yanı başında oturan çocuğa. Ufaklık buna rağmen yerinden kıpırdamadı. Muzzi “Oğlum, sana diyor. Soyunsana!” deyince Totti de olup biteni anlamaya başladı. Genç oyuncu, neler olduğunu daha sonra şöyle anlatıyordu: “Ayağa kalktım, 10 saniye ısındım ve oyuna girdim. Topa sadece birkaç kez dokundum. Çok heyecanlı ve çok mutluydum.” Francesco Totti çocukluk hayalini gerçekleştirmişti ve bunu ilerleyen dönemde 750’den fazla kez daha yaptı!
Banka memuru bir baba (Lorenzo) ile ev hanımı bir annenin (Fiorella) çocuğu olarak dünyaya gelen Totti, her zaman göze batmayı başarmıştı. Dokuz aylıkken yürümeye başlarken, dört yaşına geldiğinde futbol yeteneğiyle öne çıkar hale geldi. Bir keresinde ailece gittikleri tatilde babasıyla birlikte kumsala indiler ve babası, orada futbol oynayan bir grup çocuk görünce yanlarına gidip oğlunu da aralarına almalarını istedi. Yeni arkadaş adaylarının çok küçük olduğunu söyleyen çocuklar, ısrarla “Bizimle oynarsa başına bir sakatlık gelebilir” diyordu. Ne var ki Lorenzo ısrar etti ve küçük Totti de kendisinden dört yaş büyük çocukların arasına girip hepsine futbol dersi verdi!

Totti’nin hayatında, “Ruhun her zaman temiz olmalı” sözünü kendine düstur edinmiş annesi Fiorella’nın büyük önemi var. Genelde ünlü İtalyan sanatçı Anna Magnani’nin sahnelediği işçi sınıfını temsil eden kadınlara benzetilen anne Totti, Francesco ile abisi Riccardo’yu Katolik inançlarına göre yetiştirmiş. Hatta bir keresinde Totti’nin bir dönem takım arkadaşlığını yapan yaramaz çocuk Antonio Cassano’yu “doğru yola sokmak” için ciddi çaba bile sarf etmiş. “Biraz haylaz bir çocuktum” diyor Totti. “Dükkanlardan futbol topu çalar, güneş batana kadar arkadaşlarımla oynardım. Odamda bir sürü top vardı. Tabii bir süre sonra hepsini iade ediyordum. Derslerim çok iyi değildi ama annemin öğütleri sayesinde uslu bir çocuk gibi davranıyordum.” 

Totti, kariyeri önceden belirlenmiş biri. Annesi Fiorella, oğlu ders çalışırken başında bekler, onu antrenmana bizzat götürür ve yaramazlık yapmaması için her türlü önlemi almaya çalışırdı. Pazar günleri kiliseye giderler, akrabaları ziyaret ederler ve hep birlikte yemek yerlerdi. “Ailesi onun için çok önemliydi” diyor, Totti’nin Lodigiani’den antrenörü Emidio Neroni. “Enzo ile Fiorella her adımda yanındaydı. Her ikisi de çok disiplinli ebeveynlerdi ama tevazu ve ciddiyetlerini Totti’ye en iyi şekilde aşılamaya başardılar. Totti, 10 yaşındayken hem ufak tefek fiziği, hem de süratiyle dikkat çekiyordu ve doğuştan bir yeteneğe sahip olduğu hemen anlaşılıyordu. Aslında zorluk, yeteneklerini parlatmaktan ziyade onu doğru yola sokabilmekti. Zaten DNA’sında futbol var!” Totti, kısa sürede Roma’nın en parlak gençlerinden biri olarak sivrildi ve Milan, Juventus, Lazio gibi devlerin radarına girdi. “Lodigiani, Totti’yi Lazio’ya vermişti ama annesi Fiorella bana gelip oğlunu Roma’nın alması için ısrar etti” diyor, dönemin Roma altyapı direktörü Gildo Giannini. “Fazla ısrar etmesine gerek yoktu çünkü Totti’yi zaten tanıyorduk. Lodigiani’yi ikna etmek hiç de zor olmadı.” 

Genç Totti, bir ay sonra U-15 kategorisinde (kendisinden iki kategori üstte) illegal biçimde oynamaya başladı. 1991 UEFA Kupası finalinde Inter’e karşı oynanan maçta top toplayıcılık yaparken de hayatını Roma forması giymeye adama kararı aldı. 15 yaşına geldiğinde fiziğinde ciddi bir gelişme gözlemlenen Totti, U-17 takımını şampiyonluğa taşıyordu. “Onunla sadece bir ay çalışabildim çünkü hemen U-20 takımında oynamaya başladı” diyor antrenör Ezio Sella. “Dikkatimi çekmesi uzun sürmedi. O kadar özel şeyler yapabilen genç oyunculara pek sık rastlamıyoruz. Çıktığı ilk antrenmanda çok parlak bir geleceği olduğunu ve çok iyi yerlere geleceğini anlamıştım. Bazı pozisyonları yoktan var ediyordu! Herkes ona aşırı ilgi gösterince kesinlikle havaya girmemesini söyledim. Yaşı ilerledikçe ayakları yere sağlam basan bir futbolcuya dönüştü.” Sella, U-17 takımının 1991’de Milan’ı yendiği maçı dün gibi hatırlıyor. “Bütün sert müdahalelerden kurtuldu. Rakipler onu durdurmak için her türlü yolu denedi ama hiçbiri bunu başaramadı. Onu hem orta saha, hem de forvet oynattım ve 2-0 kazandığımız maçta iki golümüzü de o hazırladı. Birlikte çalıştığım en iyi oyuncu olduğunu söyleyebilirim. Hatta herhangi bir antrenmana ihtiyacı yoktu çünkü bu herkes için zaman kaybı anlamına gelirdi!” Totti’nin U-20’den hocası Luciano Spinosi, genç oyuncuyu ilk kez görüşünü unutamıyor. “10 dakika geçmeden Roma sportif direktörü Giorgio Perinetti’yi arayıp ‘Bu çocuğu sakın bırakmayın!’ dedim. Topa vuruş tekniği diğer oyuncularınkine benzemiyordu. Birçok genç oyuncuyla çalıştım ama o çok özeldi. Takımı tek başına taşıyordu. Ona sadece sahaya çıkıp oynamasını söylüyordum. 16 yaşında bir çocuğun bunları yapabildiğini ilk kez görüyordum. Açıkçası benim de işimi bir hayli kolaylaştırmıştı!” 

Mart 1993’te Ascoli’yle oynanan U-20 maçında Totti’nin hayatı değişti. A takım, Brescia deplasmanı için yola çıkmak üzereyken teknik direktör Boskov, 16 yaşındaki Totti’yi kadroya almaya karar verdi. İlk yarıda iki gol atan genç oyuncu, devre arası oyundan alındı ve apar topar hazırlanıp A takım otobüsüne bindi. Ertesi gün A takım formasıyla ilk maçına çıkan Totti, bir Roma efsanesi Ruggerio Rizzitelli’nin yerine oyuna giriyordu. “O gün oynamasını hepimiz bekliyorduk” diyor Rizzitelli. “Birçok genç oyuncu A takımla idmana çıkıyordu ama Totti hepsinden farklıydı. A takım oyuncularına bacak arası atmayı deneyen genç oyuncuya pek rastlamazsınız! Sadece yetenekli değil, aynı zamanda çok sağlam bir karaktere de sahipti. Oyuna girerken ona sakin olmasını ve bundan keyif almasını söyledim. Açıkçası Totti’nin benim yerime oyuna girmesi bana ayrı bir gurur vermişti. Hatta ne zaman Brescia-Roma maçı oynansa birileri mutlaka beni arayıp o olayı anlatmamı ister!” 

“KEŞFEDİLMESİNİ İSTEMİYORDUM ÇÜNKÜ 17 YAŞINDA HAVAYA GİRMENİZ ÇOK KOLAY!” 
Totti, takip eden 18 aylık süreçte Carlo Mazzone (Andrea Pirlo’nun bu seviyeye gelmesinde en büyük pay sahiplerinden biri) yönetiminde sürekli A takımda yer aldı. Bir maçta 10 dakika oynuyor, bir başka maçta yarım saat sahada kalıyordu. Bu ikili arasında adeta baba-oğul ilişkisi vardı. Totti, hocasının her sözünü dinliyor; Mazzone de genç oyuncusunu pamuklara sarmalayıp sarıyordu. “Ekibime sert bir uyarıda bulunmuştum” diyor Mazzone. “Herhangi biri Totti’yi övecek olursa kulüpten yollanacaktı! Roma’nın nasıl bir şehir olduğunu hepimiz biliyoruz. Hiç kimsenin Totti’nin gelişimini engellemesini istemiyordum. Francesco’ya karşı aşırı korumacı bir tavır takınmış olabilirim. Hatta keşfedilmesini bile istemiyordum çünkü 17 yaşında birinin havaya girmesi çok daha kolay! Onu herkesten korumalıydım.” 
Şubat 1994’te Totti’nin ilk 11’de sahaya çıktığı ilk maçta Sampdoria’ya karşı maçın en iyi oyuncusu seçilmesi, Mazzone’nin planlarının gerçekleşmeye başladığına işaret ediyordu. Karşılaşmanın ardından bütün basın genç oyuncuyu beklerken, Totti’ye “Sen git duşunu al, onlarla ben konuşurum” diyen Mazzone, yıllar sonra yayınlanacak otobiyografisinin önsözünü de öz oğlu gibi sevdiği bu gence yazdıracaktı. Totti, yaklaşık altı ay sonra, 1994-95 sezonunun açılış maçında Foggia karşısında Roma formasıyla ilk golünü attı. Bu golü, karşılaşmanın ardından abisi Riccardo’yla dondurma yemeye giderek kutlaması, aile bağlarına ne kadar önem verdiğini anlatan bir diğer olay. “Amcam bana bisiklet sözü vermişti” diyor Totti. “Aslında daha önce de alabilirdim ama ilk golümü atmayı bekledim çünkü bir hedef belirleyince çok daha iyi motive oluyorum.” 

Şefkatli bir anne, babası kadar yakın bir teknik adam, gol atmaya motive eden bir amca… Bunlara ek olarak bir de takımda onu kanatları altına alan Giuseppe Giannini var. O dönemki takımın 10 numarası ve oyun kurucusu, 1990 Dünya Kupası’nda da İtalya Milli Takımı formasıyla boy göstermişti. Totti, kahramanından devraldığı formayı büyük bir gururla giymeye devam ettiğini her fırsatta dile getirir. “Hemen kendini belli etmişti” diyor, Roma formasıyla 436 maça çıkan ve 47 kez milli olan Giannini. “İtalya futbolu için yaptıklarını hiç kimse yadsıyamaz. Bence Roma tarihinin en iyi oyuncusu. Kamplarda da sürekli birlikte kalırdık. Onda kendi gençliğimi görüyordum çünkü benim birkaç sene önce yapabildiklerimi yapıyordu. Antrenmanlarda abilerinden bir şeyler öğrenmek için uğraşırdı. Onu kardeşim gibi severdim. Annesi Fiorella’yla da aramız çok iyiydi. Francesco’yla ilgili bazı kararları almadan önce bana danıştığı bile olurdu.” Rahatlıkla anlayacağınız üzere; aile ve aidiyet kavramları, Francesco Totti’nin hayat hikayesinin en önemli başlıkları…

TOTTI, OCAK 1997’DE SAMPDORIA’YA TRANSFER OLMAK ÜZEREYDİ 
Ne var ki o aidiyet duygusu, kısa süre sonra yok olup gitti. Mazzone kupasız geçen üç sezonun sonunda görevden alınırken yerine Arjantinli teknik adam Carlos Bianchi geldi. Totti’nin kahramanı Giannini de kariyerinin son demlerini Avusturya’nın Sturm Graz ekibinde geçirmeye karar verdi. Totti’nin Bianchi’yle ilişkisi, daha ilk günden sıkıntılı başlamıştı. Roma’da yetişen Mazzone, Totti’nin hareketli saha dışı yaşamına ve antrenmanlarda diğerlerinden daha az efor sarf etmesine tolerans gösteriyordu ancak Bianchi’nin bu genç oyuncuya karşı aynı yaklaşımı sergilediği söylenemezdi. Takımdaki yerini de kaybeden Totti, 1996-97 sezonunun devre arasında kiralık olarak Sampdoria’ya gitmek üzereydi. Hatta takımdan ayrılmak üzere olduğunu duyan Tottenham da İtalyan oyuncuyu kadrosuna katmak için girişimlere başlamıştı. “Bianchi, Romalıları pek sevmezdi” diyordu Totti. “Benden hoşlandığını da söylememem. Hatta antrenmanlardaki tek kale maçlarında takımları Romalılar-Romalı olmayanlar olarak ayırırdı! Sampdoria’ya gitmeyi aklıma koymuştum ve gitsem kesinlikle bir daha dönmezdim.” Ne var ki Totti kalmayı seçti. Nisan ayı geldiğinde Roma puan tablosunun alt taraflarında yer alıyordu ve Bianchi, başkan Franco Sensi’ye “Ya Totti, ya ben!” ültimatomunu verdi. Bu restten galip çıkacak tek bir kişi vardı…

1997-98 sezonunda Bianchi’nin yerine göreve gelen Zdenek Zeman, Totti ve Roma’yı tam anlamıyla baştan yarattı. İlk senesinde Totti’ye 10 numaralı formayı teslim eden Çek teknik adam, aynı sezon kaptanlık pazubandını da İtalyan oyuncunun koluna takarak onu 22 yaşında Serie A tarihinin en genç kaptanı yaptı. “Aslında onu ben değil, takımdaki diğer oyuncular kaptan yaptı” diyor Zeman. “Yapılan oylamada Aldair daha fazla oy almıştı ama bu sorumluluğu istemedi. İşte o an tüm oyuncular Totti’nin takımın lideri olduğunu fark etti. Belki soyunma odasında sürekli konuşan tiplerden değildi ama saha içinde Roma için kusursuz bir liderdi.” Totti, Zeman’la o kadar iyi anlaşıyordu ki, Çek teknik adamın görev yaptığı iki sezonda 30 gol ve 26 asistlik bir performans sergilerken, takımı da Serie A’yı önce dördüncü, ardından da beşinci tamamladı. 30 golün biri, Kasım 1997’de Parma kalesini koruyan genç Gianluigi Buffon’un üzerinden yaptığı aşırtma vuruşla gelmişti. Bu aşırtmaların devamı gelecekti…

“Zeman benden taraftarları eğlendirmemi istedi” diyordu Totti. “İnsanlar stada sadece kazandığımızı görmek için değil, iyi zaman geçirmek için gelir. Ben de bunun bilincinde bir oyuncu olarak yeteneklerimi sergilemeye çalışırım. Buffon’un üzerinden yaptığım aşırtma vuruş da bunlardan biriydi.” Birkaç sene sonra, 2000 Avrupa Şampiyonası yarı finalinde Hollanda kalecisi Edwin van der Sar’ı Panenka vuruşuyla gafil avlarken de aynı yeteneklerini sergiliyordu. Maça yedek kulübesinde başlaması, teknik direktör Dino Zoff’la arasının iyi olmamasının bir sonucuydu. İtalya, o turnuvayı finalde Fransa’ya yenilerek kapatırken nefes kesen maçın en iyi oyuncusu Totti seçiliyordu.

Zeman’ın Roma’yı çalıştırdığı dönem, Totti’nin adaptasyon becerisini de ortaya koyuyordu. O iki yıllık süreci klasik bir 10 numara gibi değil, daha ziyade hücum hattının solu ya da merkezindeki bir forvet gibi geçirmişti. “Kenarda oynarken merkeze daha rahat girebiliyordu” diyor Zeman. “Göbekte oynadığında rakibin sert faullerine maruz kalıyordu ama bundan bir kez bile şikayet etmedi. Yine de merkezden uzak olması, verimini artırıyordu.” Kasım 1998’de yine Zeman yönetiminde, daha sonra defalarca tekrarlayacağı bir şeyi yapıyor; Roma derbisinin 81’inci dakikasında Lazio filelerini havalandırıyordu. “Roma taraftarı olarak hayatımda yaşadığım en inanılmaz deneyimlerden biriydi” diyor, koyu Roma taraftarı Guglielmo Casalini. “1-0 öne geçmiştik ama bir anda 2-1 geriye düştük. Derken 10 kişi kaldık ve penaltıdan yediğimiz golle skor 3-1 oldu. Sonra öyle bir geri dönüş yaptık ki, şu an bile aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyor! Totti’nin 3-3 yapan golünden sonra Marco Delvecchio da bir gol attı ama ofsayt yüzünden sayılmadı. Yani maçı kazanabilmeye çok yaklaşmıştık.” Casalini’nin unutamadığı bir diğer maç üç sene sonra, Haziran 2001’de, Olimpiyat Stadı’nda oynanacaktı. Roma’yı 18 yıl aranın ardından Serie A şampiyonluğuna ulaştıran bu zafer, aynı zamanda kulüp tarihinin üçüncü şampiyonluğu anlamına geliyordu.
Fabio Capello’nun yarattığı takım; savunmada Cafu, Zago, Walter Samuel, Aldair ve Vincent Candela; orta sahada Emerson ve Damiano Tommasi; forvette Totti, Vincenzo Montella ve gol kralı Gabriel Batistuta’yla rakipleri adeta boğuyordu. Bu hücum hattı, o sezon Roma’nın ligde kaydettiği 68 golün 47’sine imza atmıştı. “Birlikte oynadığım en iyi hücumcu Totti” diyor Batistuta. “Çok hızlı düşünür ve yanındakinin ne istediğini bilir. Bu her oyuncu için büyük bir avantaj. Hiç kimse asist yapmaktan onun kadar keyif alamaz. Rakip savunmacıyı çalımlar, aniden hızlanıp yavaşlar, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği şeyler yapardı.” 

O sezon Totti’nin Yılın Futbolcusu seçilmesi sürpriz olmaz. Henüz 24 yaşındaki süper yıldıza Antonio Cassano ve Daniele De Rossi gibi gelecek vadeden gençler de katılınca, birçokları Roma’nın Serie A’yı domine etmesini bekler. Ne var ki Totti-Capello birlikteliğinin sonunda ayrılık kaçınılmazdı. İki isim de inatçı ve sabit fikirli olmalarının yanı sıra, kazanılan lig şampiyonluğunun baş mimarı olarak kendilerini görür. Sorunları bir süreliğine hasır altı etmeyi başarsalar da, olay artık Capello’nun “Artık karar verin: Totti taraftarı mısınız, yoksa Roma mı?” şeklinde demeç vermesine kadar gider. Bardağı taşıran damla, 2003-04 sezonunun ortalarında gelir. Capello tüm takımın önünde Totti’yi antrenmanlarda yeterince çalışmadığı için azarlar. Bu olay basına sızdığında Capello hemen oyuncusunu suçlarken, Totti de onu Cassano’yla birlikte oynatacak esnekliği göstermediği için hocasını eleştirir. Totti’nin yönetilmesi çok zor bir oyuncu olduğu aşikar. 2011-12 sezonunda takımı çalıştıran Luis Enrique de İtalyan oyuncunun egosuyla baş etmekte zorlanmıştı. Yine de belki o tecrübe olmasa, İspanyol çalıştırıcının Ocak 2015’te patlayan Lionel Messi krizini başarılı bir şekilde yönetmesi mümkün olmayacaktı.

“SAHTE 9”UN DOĞUŞU 
Futbolcuların yaşlandıkça evrim geçirmesine yönelik kusursuz bir örnek arayanlar Totti’ye bakabilir. Aslında daha iyiye gitmedi; düzeltemeyeceği eksikliklerini geliştirmeye çalışmak yerine, güçlü yanlarına odaklandı. Birçokları Totti’nin zirve yaptığı dönem olarak Capello yönetiminde Serie A şampiyonluğu kazanılan sezonu gösterir ancak en sürdürülebilir başarısı kesinlikle Luciano Spalletti döneminde geldi. Dört buçuk yıllık süreçte iki İtalya Kupası kazanırlarken, Serie A’yı üç kez ikinci bitirmeyi başardılar. Bu başarının ardında, Totti’nin 1990’larda Zeman’la birlikte ortaya koyduğu adaptasyon becerisi ve oyun zekasının büyük payı vardı. Belki zorunluluktan (takımdaki forvetlerden Cassano, Vincenzo Montella ve Shabani Nonda aynı anda sakattı) böyle oldu ancak İtalyan oyuncu, genç takımdan sonra ilk kez Aralık 2005’teki Sampdoria maçında santrfor olarak sahaya çıktı. Tabii geleneksel anlamda bir santrfor değildi. Totti kendisine verilen rolü, sahada sürekli dolaşarak ve top almak için bazı pozisyonlarda arkasında oynayan Mancini-Rodrigo Taddei-Simone Perrotta üçlüsünün bile gerisine gelerek farklı bir kimliğe soktu. Böylece 4-6-0 formasyonu ortaya çıkarken, Roma’nın 11 maçlık galibiyet serisi yeni bir Serie A rekoru oluyordu. “Topu ona vermek, paranızı bankaya yatırmak gibi!” diyordu Spalletti. “Francesco, bu şehir ve takım için büyük önem taşıyor. Onunla ilgili yapılan bütün övgüler yerinde. Bence şu an dünyanın en iyi futbolcusu!” 24 lig maçında 15 gol atan Totti, Şubat 2006’da sakatlanıp sezonu kapatana kadar ligi adeta domine etmişti.

Bireysel antrenörü Vito Scala’nın üstün çabaları, Totti’nin 2006 Dünya Kupası’na yetişmesini sağladı. Tabii teknik direktörü Marcello Lippi’nin onu kadroya alma sözü vermesinin de bunda büyük rolü var. Turnuvadaki yedi maçın tamamında forma giyen Totti, İtalya’nın mutlu sona ulaşmasına dört asist ve bir golle katkıda bulundu. Dünya şampiyonu apoletini omzuna takıp, turnuvanın en iyi 11’ine seçilmesine rağmen performansı İtalya’da bile eleştiriliyordu. “Yüzde 100 performans sergileyemediğim için herkesten özür dilerim” diyordu Totti, turnuvanın ardından. “Ama yaşadığım onca şeyi düşününce, biri turnuva öncesi bana ‘Orada sadece yüzde 30’unla oynayacaksın ve kupayı kazanacaksın’ dese havalara uçardım!” 2006-07, profesyonel kariyerinin en iyi sezonuydu ve Avrupa’da Altın Ayakkabı ödülünü kazandı. Tüm kulvarlarda çıktığı 50 maçta 32 gol atıp 15 asist yaparken, Roma’nın İtalya Kupası’nı kazanmasına ve Serie A’yı Inter’in arkasında ikinci bitirmesine yardım etti. Sampdoria deplasmanında sol ayakla dar açıdan attığı gol de birçoklarına göre kariyerinde attığı en güzel gol olmasının yanı sıra, ev sahibi taraftarlar tarafından bile alkışlarla karşılanmıştı. “Benim yaptığım bir şey yok, kendi içindeki potansiyeli ortaya çıkaran oydu” diyordu Spalletti. “Onu rakip kaleye yakın oynatmak, kümesin önüne bir kurt koymak gibi; tehlike yaratmak için mutlaka bir yol bulacaktı!” 

Etkili performansları olduğu kadar, belki de kariyerinin en kötü tecrübelerinden birini o dönemde yaşadı: Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Old Trafford’da Manchester United’dan 7-1’lik bir yenilgi tattı. Zaten Totti’nin Ada’da hak ettiği değeri görememesinde bu tip skorların büyük etkisi var. Öte yandan o eşleşmenin ilk ayağında aldıkları 2-1’lik galibiyetteki performansının, ertesi sezon Alex Ferguson’un santrforsuz sisteme (Cristiano Ronaldo-Wayne Rooney-Carlos Tevez üçlüsünün sürekli yer değiştirdiği bir anlayış) geçmesine ilham verdiğini pek az kişi bilir. United o sezon hem Premier Lig, hem de Şampiyonlar Ligi’nde mutlu sona ulaştı. O harika sezonun ardından Totti istikrarını korumayı başardı; Roma formasıyla attığı 300 golün 145’i, 30 yaşından sonra geldi. Bu sayının ne kadar etkileyici olduğunu daha iyi anlamanız için Alan Shearer’ın 84, Roberto Baggio’nun 80 golü olduğunu söylememiz yeterli olacaktır! Fiziksel olarak sürekli zorlaşan bir oyunda bu istatistiklere ulaşmak, kesinlikle küçümsenmemesi gereken bir nokta.

Eylül 2014’te, 38’inci yaşını kutladıktan üç gün sonra Manchester City filelerine yolladığı gol, Totti’yi Şampiyonlar Ligi tarihinin en yaşlı golcüsü yaptı. Çok geçmeden CSKA Moskova maçında bu rekoru geliştirecekti. Roma teknik direktör değiştirse de Totti’nin golleri devam ediyordu. Eylül 2009’da Spalletti’nin ayrılmasından sonra Claudio Ranieri, eski takım arkadaşı Montella, Luis Enrique, ikinci kez Zeman, Aurelio Andreazzoli ve Rudi Garcia’yla birlikte çalıştı. Enrique ve Montella onu 10 numara olarak oynatırken, Garcia döneminde sahte 9, Zeman’ın ikinci Roma macerasında hücum hattının solunda görev yaptı. “Onu bıraktığım gibi buldum” diyordu Zeman. “Sadece biraz yaşlanmıştı. Sürekli asist yapmaya çalışıyordu ama hocaları en iyi olmak istiyorsa gol atması gerektiğini söylemişti. O da bu doğrultuda daha bencil oynamaya başladı. Eski hocalarının tavsiyelerini dinleyip, basında hak ettiği değeri görmek için daha gole odaklı bir anlayış tercih eder hale gelmişti.” Zeman haklıydı; medya artık onu daha fazla seviyordu. Mesela Milano merkezli La Gazzetta dello Sport, son 20 yılın en iyi futbolcuları listesinde Totti’nin adını ilk sıraya koydu. Milli formayı sadece 58 kez giymesine rağmen ülkenin en saygın gazetelerinden birinden böyle bir övgü almak, bir Romalı için büyük başarıydı.

“TOTTI BİZİM SEMBOLÜMÜZ AMA BAZEN ORTADAN KAYBOLDUĞU DA OLUYOR!” 
Totti, bu methiyeleri kolay kazanmamıştı. Uzun bir süre İtalyan futbolunda bile hak ettiği saygıyı görmedi çünkü ülkenin en güçlü futbol şehirleri Milano ya da Torino’dan çıkmamıştı, asiydi, ateşliydi, cesurdu ve tabii ki Romalıydı! Bu ateş hiçbir zaman sönmedi. Evet, maç içinde sürekli tekme yiyordu ve rakiplerine verdiği karşılıklar genelde kırmızı kart görmesiyle sonuçlanıyordu! 2002-03 Şampiyonlar Ligi’nde Martin Keown’a attığı dirsek; 2010 İtalya Kupası finalinde Mario Balotelli’ye attığı tekme; 2004 Avrupa Şampiyonası açılış maçında Christian Poulsen’in suratına yapıştırdığı tükürük…

Şöhreti ve sahip olduğu aksan (Romalıların aksanı, standart İtalyancadan farklı), kariyeri boyunca karşısında ciddi bir engel olarak durdu. Dil konusundaki sıkıntısı, profesyonel olduğu ilk yıllarda alay konusu bile olmuştu. Bir basın toplantısında, içinde “carpe diem” geçen bir soru sorulduğunda “Üzgünüm, İngilizce bilmiyorum” diyerek salonda gülüşmelere yol açtı. Ayrıca kitap okumayı sevmeme gerekçesini “İlk sayfayı okuyup sıkılıyorum” diyerek açıklamıştı. “Romalı olmanın bedeli” diyordu Totti. “Aksanım ve konuşma tarzımla alay ediyorlar. Belki de Roma’da iyi bir oyuncu olmasını kabullenemiyorlar. Futbol artık bu ülkenin sadece kuzeyinde oynanmıyor ama bunu bilmelerine rağmen kendilerine yediremiyorlar! Onlara göre bütün Romalılar burnu havada, ukala, çirkin, hastalıklı insanlar. Onlar istediğini düşünsün. Ben Romalı olarak doğdum, Romalı olarak öleceğim. Bu şehri ve kulübü asla terk etmeyeceğim.” 

Kendisiyle alay edilmesinden bıkan Totti, bunu ortadan kaldırmak için bir şey yapmaya karar verdi; hakkında anlatılan bütün hikayeleri içeren bir fıkra kitabı çıkardı! Kısa sürede en çok satanlar listesine giren “All the Jokes About Totti”den elde edilen gelir, Totti’nin elçiliğini yaptığı UNICEF’e bağışlandı. Bunun yanı sıra, bir kamera şakası programında benzinci kılığına girerek mizahi kişiliğini bir kez daha ortaya koydu. Kendisini tanıyan müşterilere “Gerçekten Francesco Totti olsam bu işi yapar mıydım?” cevabını vererek seyircileri kahkahaya boğmuştu. “İnsanın kendisiyle dalga geçebilmesi çok önemli” diyordu 2013’te verdiği bir röportajda. Serie A’daki ilk golü ile ilk öpücüğü arasında bir tercih yapması istendiğinde yine ilginç bir cevap veriyordu: “Başkalarını öpüşürken gördüğünüz için siz de gidip biriniz öpersiniz. Yani ortada aşk, tutku, sevgi vs. yoktur. Gol atmak ise her zaman hayalini kurduğunuz bir şey!” Hem kameralar karşısındaki bu samimi tavırları, hem de gelen astronomik tekliflere rağmen Roma’dan ayrılmayı reddetmesi, onu İtalya genelinde çok güçlü bir karakter haline getirdi. Herkesin dalga geçtiği bir isimken bir kahramana dönüşmesini anlatan hikaye, aslında David Beckham’ınkine benziyor.

1999’da 3-1 kazandıkları Roma derbisinde attığı golü, formasının altında “Sizi bir kez daha temizledim!” yazan tişörtü göstererek kutlayan Totti, bir pazarlama efsanesi haline geldi. Kulüp bu tişörtlerden üretip taraftarlarına satarken ciddi bir gelir elde etti. 2004’teki derbide Olimpiyat Stadı’nı bir kamerayla dolaştı. Ocak 2015’te 2-2 biten karşılaşmada da attığı gol sonrası Curva Sud’un önüne gidip selfie çekti. Kısacası; ona Lazio’ya gol atmak kadar keyif veren çok az şey var! “Futbolu bıraktığı gün ona bir kasa şampanya göndereceğiz!” diyor 20 yıldır Lazio kombinesi alan Paolo. “Ona karşı hem nefret, hem de hayranlık duygusu besliyoruz. Roma taraftarına büyük umut aşılayıp şehir-takım-taraftar üçgeninde çok sağlam bir bağ kurdu.” Koyu bir Roma taraftarı olan Casalini de Totti’nin çok önemli bir isim olduğunun bilincinde: “Totti bizim sembolümüz. Kulübü temsil eden karakter olduğundan hiç kimsenin şüphesi yok ama bazen ortadan kaybolduğu oluyor. Mesela kulübün sahibi James Pallotta, Roma taraftarının aptal olduğunu söylediğinde Totti’nin devreye girmesi gerekirdi. Bu anlamda Daniele De Rossi daha fazla yardımcı oldu. Yine de onu koşulsuz seviyoruz. Bazen tartışıyoruz ama hemen bunu unutuyoruz. Onu ilk gördüğümde hiçbir şey düşünmedim, sadece aşık oldum!” 

SERIE A GOL REKORUNU KIRMA FIRSATI ÇOK CAZİP GELİYOR 
Şu an cevap bekleyen tek soru, 1993’te ilk resmi maçına çıkan Totti’nin kariyerini ne zaman sonlandıracağı. Kariyerinin 300’üncü golünü Sassuolo filelerine yolladığı maçın ardından “Şu sıralar fazlasıyla hüzünlü olduğunu tahmin edebiliyorum” diyordu, 2006 Dünya Kupası’nda Totti’nin hocalığını yapan Marcello Lippi. “Artık eskisi kadar oynama şansı bulamadığından mı, yoksa emekliliğe yaklaştığını hissettiğinden ötürü mü böyle olduğunu bilmiyorum.” Bu sezon yaşadığı sakatlık, Roma’nın form durumunu da olumsuz etkiledi. İtalyan basını, bir yıllık sözleşme yenileme konusunda kulüple anlaşmaya vardığını ve hatta maaşında ciddi indirime gideceğini söylerken, henüz kesin bir açıklama gelmedi. “Futbolu bıraktığı gün bir trajedi yaşanacak” diyor Roma taraftarı Casalini. “Totti gibi futbolcular binlerce yıl oynamalı. O kadar yetenekli ki sahada yürüyerek bile oynayabilir! Tabii kalp ile beynin istedikleri her zaman bir olmuyor. Artık bacaklarınız gidemez hale geldiğinde risk almayı bırakıp emekli olma zamanınız gelmiştir.” Totti’nin çocukluk kahramanı Giannini bu görüşe katılmıyor. “Daha vaktinin olduğunu düşünüyorum. Roma’nın en iyi oyuncusu ve bir süre daha oynamak istediği aşikar. Yedek kulübesinde oturması bile çok önemli.” 

Bir sezon daha oynama ve Serie A gol rekorunu kırma fırsatı şu an için çok cazip geliyor. “Kendini iyi hissediyor ve oynamaya devam edecek” diyor, eski takım arkadaşı Rizzitelli. “Tabii Piola’nın rekorunu kırmasına biraz var. Her sezon 30-34 maç oynarsa anca kırabilir.” Totti’nin kariyerini en derinden etkileyen isimlerin başında gelen Zeman hemfikir: “Silvio Piola’nın rekorunu kafaya taktığını sanmam. Kendini ne zaman güçsüz hissederse o zaman bırakacak. Totti benim için futbolla eş anlamlı biri! Bir gün bütün Roma taraftarı ‘Totti’yi 20 yıl izledim’ deme onurunu yakalayacak. Bana da ‘Ben de onunla iki kez çalıştım’ deme gururu kalacak.” 

Totti, Liverpool kaptanı Steven Gerrard’ın önceki yaz Anfield’dan ayrılışını şöyle yorumlamıştı: “Aynı formayla yıllar boyunca mücadele etti ve bir kez bile pes etmedi. Herkes ona saygı duymalı ve Liverpool için yaptıklarından ötürü ona teşekkür etmeli.” Bu sözleri kendisi için söylüyor olabilirdi. Hatta belki gerçekten de böyle yapmıştı! “İtalya’nın görkemli futbol tarihinde sizden daha iyi kim var?” sorusu yöneltildiğinde tereddüt etmeden “Hiç kimse!” yanıtını verdi. “Çünkü rakamlar her şeyi anlatıyor.” O bir Roma tanrısı; şanı tüm başkenti baştan aşağı saran bir gladyatör; her hareketiyle futbolseverleri kendine hayran bırakan bir sanatçı… Onu kazandıklarıyla değil, Roma şehri için ne anlam ifade ettiğine bakarak değerlendirmek gerek. Evet, buna Lazio taraftarları da dahil!

Hâlâ şansınız varken onu izleyin çünkü Totti’nin bu hayatta yaptıkları sonsuzlukta yankılanacak!

Yazı Andrew Murray, Alison Ratcliffe ve Alberto Santi

Yorumlar

yorumlar

Ad

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply