4-4-2 dizilimi geri döndü!

Bir ara ortadan kalkar gibi olmuştu ama son dönemde Atletico Madrid ve Leicester City gibi takımlar sayesinde piyasaya döndü. Peki neden modası geçmişti ve tekrar popüler olabilecek mi?


İngiltere’nin 2010 Dünya Kupası’ndan elenişinin ardından yorumcular bunun nedenlerini araştırmaya başladığında, Robbie Savage “Bu turnuva, 4-4-2’nin öldüğünü ispatladı” diyordu. “Bundan sonra Premier Lig’de 4-2-3-1 formasyonunu daha sık göreceğiz.” Savage haklıydı. Takip eden dönemde 4-4-2’nin tamamen nesli tükenmese de İngiliz futbolundan yavaş yavaş silindiğini gözlemledik. Hatta milli takım teknik direktörü Roy Hodgson’ın Mayıs 2013’te İrlanda Cumhuriyeti’yle oynanan hazırlık maçında bu formasyonu denemesi üzerine, eski İngiliz golcü Gary Lineker “İki tane dörtlü hattın popüler olduğu eski çağlara geri döndük” şeklinde bir tweet atmıştı.

Savage ve Lineker’in bir dönem Leicester City forması terletmiş olması, olayın ironik tarafını gözler önüne seriyor; zira Tilkiler, geçen sezon 4-4-2 formasyonuyla Premier Lig’de şampiyonluğa ulaşırken, belki de son dönemde Avrupa futbolundaki en büyük sürprize imza attı. 4-4-2’yle başarıya ulaşan tek ekip Claudio Ranieri’ninki değildi elbette. Atletico Madrid, aynı formasyonla Barcelona ve Real Madrid’e hem lig, hem de Avrupa’da başkaldırırken, Bayer Leverkusen ve West Ham gibi takımlar da aynı şablonla ciddi başarı elde etti. Peki bir süredir ortalıkta gözükmeyen bu diziliş, nasıl oldu da bir anda geri döndü? Modern futbolda ne gibi bir yer tutuyor?  Bu sorulara FourFourTwo’dan başkasının cevap bulması pek tabii ki düşünülemezdi…

PRES VE ALAN DARALTMA 
Bütün formasyonlar gibi 4-4-2 de icat edilmedi, evrim geçirdi. Pozisyon olarak aslında 1970 Brezilya’sının kullandığı 4-2-4’ün bir varyasyonu. Tabii Mario Zagallo’nun ekibi, dünya çapında kanat oyuncuları ve Pele gibi bir 10 numarayla herhangi bir şablonla da başarılı olabilirdi. 4-2-4’ün bireysel özellikleri öne çıkaran yapısının aksine, 4-4-2 daha kolektif ve savunmayı bir hücum çeşidi olarak kullanan bir diziliş. Her şeyden önemlisi, temelinde tek bir şey yatıyor: Pres.

1960’ların sonunda Dinamo Kiev Teknik Direktörü Victor Maslov’un ortaya çıkardığı 4-4-2, rakibe boş alan bırakmamayı öncelik gören ve yoğun fiziksel kondisyon gerektiren bir şablondu. Özellikle orta sahanın kenarlarında görev alan oyuncuların forvet değil de orta saha gibi oynaması ve savunmaya yardım etmesi büyük önem taşıyordu. Tabii akışkanlık olmadan hiçbir sistem başarılı olamazdı. Arrigo Sacchi’nin 1980’lerde Milan’a uygulattığı 4-4-2’nin Avrupa futbolunu o derece domine etmesinin sebebi de buydu. Savunmada hatlar arasındaki mesafeyi 25 metreye indirip sürekli alan daraltan o takım, hücuma geçtiğinde de sürekli hareket halindeki oyuncularla sonuca gidiyordu. Franco Baresi hücuma katıldığında bir orta saha oyuncusu kademeye giriyor, Marco van Basten sağ kanada açıldığında Roberto Donadoni forvete geçiyordu. O anlayış, Milan’a 1989 ve 1990’da Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazandırdı.

Heysel Faciası nedeniyle Avrupa futbolundan uzak kalan İngiliz futbolunda Liverpool, 80’lerin sonunda Milan’ın oyun anlayışının benzerini uyguluyordu. “Sürekli yer değiştiren kara parçaları gibiydik!” diyordu, o takımın en önemli oyuncularından John Barnes. “Alan Hansen benim yerime geçer, ben de onun boşluğunu doldururdum.”  Ne var ki genel olarak İngiliz futbolu çok daha katı bir 4-4-2’ye teslim olmuştu. Mesela Barnes, formasını giydiği İngiltere Milli Takımı’nın 1990 Dünya Kupası’nda oynadığı oyunu şu örnekle özetliyordu: “Burada kanat oyuncuları içeri kat ettiğinde arkadan bekler desteğe gelmiyor. Liverpool’da böyle bir duruma kesinlikle rastlayamazdınız!”  İki kanat ve iki forvetle oynayan İngiliz takımları, genelde orta sahada rakiplerine oranla sayıca az kalıyordu. Özellikle milli maçlarda ya da Avrupa kupalarında bunun sıkıntısını ciddi biçimde yaşadılar. 4-4-2’yle Dünya Kupası ya da Avrupa Şampiyonası kazanan son takım, 1994’te Sacchi’nin İtalya’sını yenen Brezilya’ydı. İtalyan teknik adamın aynı sistemi milli takımda uygulatması kolay değildi çünkü oyuncularla birlikte çalışmak için fazla vakti yoktu. Gerçi değişen ofsayt kuralı nedeniyle 4-4-2’nin modası zaten geçmek üzereydi. İngiltere, Terry Venables’ın göreve gelişi sonrası daha esnek bir 4-4-2’yle Euro 96’da başarılı olurken, Alex Ferguson da Manchester United’ın başında 1999’da Şampiyonlar Ligi’ni kazandı. Gerçi İskoç menajer, hücum oyuncularının sürekli kanatlara deplase olduğunu ve arkadan gelen Paul Scholes’u forvet gibi kullandığını öne sürerek, aslında tam olarak 4-4-2 oynamadıklarını söylüyordu.

İngiliz futbolu, İngiltere Milli Takımı’nın 2010 Dünya Kupası’ndan utanç verici biçimde elenmesinin ardından nihayet dönemin dinamiklerine ayak uydurmayı seçti. Buradaki temel hedef, Avrupalı rakiplerle karşılaşıldığında orta sahada sayısal olarak eksik kalmamaktı. Kısacası, 4-4-2’nin öldüğünü söyleyen Robbie Savage haklıydı!

4-4-2 ÖLDÜ, YAŞASIN 4-4-2! 
Peki ne oldu da 4-4-2 mezarından çıktı? Geçen sezon Burnley’i 4-4-2 formasyonuyla Championship’te şampiyonluğa taşıyan Sean Dyche şöyle diyor: “Beş sene önce herkes Barcelona gibi oynamamız gerektiğini söylüyordu. İyi de onlara karşı kendi oyunlarıyla oynarsanız ne olacağını sanıyorsunuz ki? Kazanmanız mümkün değil!”  Birçok takım, son dönemde topa sahip olmayı takıntı haline getirdi ve bunun en iyi şekilde uygulanmasını sağlayan 4-3-3 ve 4-2-3-1 formasyonlarına karşı 4-4-2 yetersiz kaldı.  “Leicester bunu farklı bir şekilde uyguluyor” diyor, eski İngiliz oyuncu Paul Ince. “Marc Albrighton ve Riyad Mahrez, alıştığımız kanat oyuncuları gibi kenarda kalmıyor, içeri kat ediyor. Birçok takım artık beklerini kanat oyuncusu olarak kullanıyor ama Leicester’ın farkı, merkez orta saha oyuncularıyla birlikte savunmada çok iyi pozisyon alıp beklemeleri.” “Bütün maçlarda geride bekleyip, rakibi üzerlerine çekmeye çalışıyorlar” diyor, İngiliz futbolunun taktik dehalarından biri olarak kabul edilen Birmingham City Menajeri Gary Rowett. “Atletico Madrid’in oyun tarzına benzer bir anlayışları var.”  Dört yıldır Diego Simeone yönetiminde çalışan İspanyol ekibi, doğal olarak Leicester’dan çok daha kompakt bir takım. Geçen sezon La Liga’da yüzde 49 topla oynama ortalaması tutturan Atletico, 38 maçta kalesinde sadece 18 gol gördü. Leicester’ın yüzde 45 ortalama yakalaması da iki lig arasındaki farkı ortaya koyuyor.

4-4-2’nin dirilişinde en önemli faktör, savunmayı öne çıkarmak yerine geride kurmayı tercih eden teknik direktörler. “Bence uygulanması en zor formasyon 4-4-2” diyor Rowett. “Seviye ne kadar yükselirse, orta sahadaki sayısal eksikliğinizi avantaja dönüştürecek rakip sayısı da o kadar çoğalır. Hız ve atletizm en önemli iki etken çünkü çok geniş bir alanı kontrol etmek zorundasınız. Maç içinde atılan depar sayısı ortalaması son 10 yılda her sezon yüzde 5 artıyor. 4-4-2’yi başarılı bir şekilde uygulamak için buna dikkat etmelisiniz.”

Bir başka deyişle; geçen sezon N’Golo Kante’nin sahada basmadık yer bırakmamış gibi gözükmesi illüzyon değildi! Fransız orta saha, 2015-16’da Premier Lig’in en çok ikili mücadele kazanan ve en fazla top çalan oyuncusuydu. “Yine de sistemin ötesinde, elinizde çalışkan oyuncular olmalı” diyor Rowett.  Leicester geçen sezon Premier Lig’in en fazla ikili mücadele kazanan ve top çalan takımıydı. Aynı şekilde Atletico da bu istatistiklerde La Liga’nın zirvesinde yer aldı. 4-4-2 oynayan bir diğer takım Watford da dört ve beşinci sıradaydı ama onlar bile Leicester’ın mücadele gücünün yarattığı farkın hakkını veriyor. “Shinji Okazaki’nin oyundan en çok alınan oyuncu olması beni şaşırtmadı çünkü sahada onun kadar koşan bir oyuncu görmedim!” diyor Watford kaptanı Troy Deeney. Japon forvet, geçen sezon sadece beş gol attı ve hiç asist yapamadı ancak takımın en önemli oyuncularından biri olarak gösteriliyor.

Tabii sadece koşarak ve savunma yaparak şampiyon olamazsınız. “Aslında klasik 4-4-2’de iki kanat oyuncusu topu getirir ve ceza sahası içinde hava toplarında etkili santrfora ya da arkasında oynayan 10 numaraya servis yapar” diyor, Queen’s Park Rangers Futbol Direktörü
Les Ferdinand. “İşin ilginci, Jamie Vardy sadece iki kafa golü atmış. Leicester genelde onun süratine güveniyor.” Leicester ile Atletico’nun 4-4-2’lerini ayıran en temel özellik de bu. Leicester ayrıca duran topları çok etkili kullandı ve sezon boyunca çok az sakatlık yaşadı. “Herkes görevini layıkıyla yerine getirir ve kendine iyi bakarsa, 4-4-2’yle başarılı olmamanız için hiçbir sebep yok!” diyor Ince. Yani Claudio Ranieri’nin makinesi belki en pahalı parçalara sahip değildi ama en iyi işleyen oydu. Oyuncular da profesyonel davranınca 4-4-2 formasyonu başarılı oldu. O halde işlem tamam, yazıyı burada bitirebiliriz. Tabii keşke bu argümanımızda önemli bir eksik olmasaydı: Leicester, 4-4-2 oynamıyordu ki!

“ÖNEMLİ OLAN SİSTEM DEĞİL, OYUNCULAR” 
“Bütün sistemler bir şekilde diğerlerine benzer” diyor Rowett. Toplu oyunda Leicester (Vardy ile Okazaki), Atletico (Antoine Griezmann ile Fernando Torres), Burnley (Sam Vokes ile Andre Gray) ve Watford (Deeney ile Odion Ighalo) belki aynı çift forvetli şablonu uyguluyor olabilir ancak top rakipteyken hikaye tamamen değişiyor. Savunmaya geçildiğinde öndeki oyunculardan biri orta sahaya desteğe geliyor ve karşımıza 4-5-1 çıkıyor! Leicester söz konusu olduğunda, aslında hücumda da 4-4-2 oynamadıkları söylenebilir. Oyuncuların geçen sezonki ısı haritasını incelediğimizde; beklerin nadiren hücuma katıldığı, merkez orta sahaların bölgelerini terk etmediği, kanat oyuncularının içeri kat ettiği ve Okazaki’nin geriye geldiği bir 4-2-3-1 görüyoruz. Benzer bir argüman, aslında herhangi bir formasyon için de öne sürülebilir.


“Takımın birlikte hareket etmesiyle alakalı bir durum” diyor Rowett. “Kağıda yazarken istediğiniz kadar kolay ya da karışık bir sistem gibi anlatabilirsiniz ama oyuncularınız sahada görevlerini yerine getirmezse işe yaramaz!” Fabio Capello’nun çalıştırdığı İngiltere’nin 2010 Dünya Kupası’nda Almanya’ya 4-1 yenildiği maç, işte tam da bu durumu örnekliyor. Alan Shearer’ın “Kağıt üstünde iyi, sahada berbat bir takım” demesi ya da Savage’ın 4-4-2’yi öldürmesinin sebebi de bu. Peki aynı turnuvada üçüncü olan Uruguay’ın da 4-4-2 oynamasını nasıl açıklayacağız?

4-4-2’NİN GELECEĞİ 
Leicester’ı ve kusursuz biçimde uyguladıkları ama püf noktaları ortaya çıkan 4-4-2’lerini neler bekliyor? “Kadroyu korumaları çok önemli” diyor, BBC yorumcusu Chris Sutton. Bu ne kadar doğru? Evet, Leicester ve Atletico Madrid’in başarılarında oyuncuların payı büyük ancak Simeone, yıllardır birçok yıldızını kaybetmesine rağmen sistemini başarıyla devam ettirebildiğini gösterdi.  “Leicester bundan sonra rakiplerinden bir adım önde olmaya çalışmalı” diyor Rowett. “Onlarla karşılaşan takımlar, artık geride bekleyecek ve kontratak fırsatı vermemeye çalışacak. Geçen sezon herkes tarafından hafife alındılar ancak bu sezon öyle bir şey olmayacak.”

Peki Jose Mourinho ya da Pep Guardiola’nın gerçekten de “Hadi Leicester gibi oynayalım!” demesi ne kadar gerçekçi? “Öyle bir şey olacağını sanmam” diyor Robbie Savage. “Barcelona ve Bayern Münih gibi takımları yönetirken Leicester’ın neler yaptığına bakmazsınız. Guardiola’nın oyun anlayışı topa sahip olmak üzerine kuruluyken, Leicester top rakipteyken daha tehlikeli. Tabii her takımda Vardy gibi süratli bir forvet yok. Öte yandan Mourinho da kontratak yaptırmayı seven bir menajer. Anthony Martial ve Marcus Rashford gibi patlayıcı iki isim varken bundan yararlanmaya çalışması mantıksız gelmiyor.”  “Bunu bir devrim olarak göremeyiz ama taktikler sürekli gelişir” diyor Rowett. “Futbola başladığımda her takım 4-4-2 oynuyordu ama biz Derby ve Leicester’da 3-5-2’yi tercih ettik. Sonra bir anda moda o oldu ama ertesi sezon yine 4-4-2’ye dönüldü. Bu hep böyle sürüp gidecek.” Ferdinand, Rowett’la hemfikir: “Her menajer orta sahada bir kişi fazla olmayı tercih eder. Leicester’ın şampiyonluğu ve 4-4-2’nin dönüşü, başarılı olmak için milyonlarca avro harcayıp yıldız isimler almanız gerekmediğini kanıtladı. Takım kimyasını yakalarsanız her şeyi başarabilirsiniz.”  Savage son sözü söylüyor: “Bu sezon Leicester’ı küme düşme hattında görsek bile geçen sene yaptıklarını silemeyiz. Premier Lig şampiyonu oldular ve bu başarı, sonsuza dek var olacak.”

Yorumlar

yorumlar

Ad

You must be logged in to post a comment Login

Yorum Yazın