Sabri vs Sarbi

Hakkı Yeten, kendisini yuhalayan taraftarları dinlemiş, “Bana bu formayı onlar giydirdi, şimdi de onlar çıkarttırıyor” diyerek futbolu bırakmıştı. Sabri Saroğlu öyle yapmadı ve yetiştiği Galatasaray’da kalmaya devam etti. Peki hiç beğenilmediği halde bunu nasıl başardı?


Amerikalı yazar Christopher Hitchens, komedyen Bill Maher’in televizyon programına katılmıştı. Maher, seyirciyi de arkasına almış Amerika Birleşik Devletleri başkanı George W. Bush’un pek de zeki olmadığı hakkında esprileri arka arkaya patlatıyordu. Stüdyodakiler gülmekten kırılırken Hitchens isyan etti. “İnsanlar Bush’la dalga geçerek kendi zekalarını kanıtlamaya çalışıyorlar. Burada, bu şakaya gülen hiç kimse Bush’tan zeki değil!” Sonrası stüdyodakilerin yuhalaması, Hitchens’ın orta parmağını kalabalığa göstermesi…

W, ondan ve yaptıklarından bir çıkarınız yoksa sevilecek bir karakter değil. 11 Eylül saldırıları sonrasında yarattığı dünya ve ortaya koyduğu eserde artık Usame Bin Ladin yok ama başrolde artık IŞİD var. Küresel iklim değişikliğine inançsızlığı, Kyoto Protokolü’nü imzalamaması, Katrina kasırgası sonrası ülkesinde ırkçılığı ve ayrımcılığı hortlatması, Wall Street dolandırıcılarına nasıl fırsatlar tanıdığı hep akıllarda. Ondan nefret etmeniz bile mümkün ve emin olun yalnız değilsiniz! Ama şunu bilmemiz gerekiyor: Hitchens’ın dediği gibi, o adam bir aptal değildi; tam tersine, aptala yatıp karşısındakini kendi zekasının çok yüksek olduğuna inandırarak istediklerini yaptıracak kadar zeki bir insan olması hiç de şaşırtıcı değil. Neticede hem Harvard, hem de Yale gibi iki üniversiteyi bitirmiş, ABD başkanlığını iki kez kazanmış bir adam karşımızdaki.

Türk futbolunun da bir George W. Bush’u var: Sabri Sarıoğlu. İster rakip, ister kendi taraftarı olsun; futbolseverler için önemli olan, onun vereceği yanlış bir pas, savunmadan çıkarken kaptıracağı bir top, tribüne yollayacağı bir orta… Düşünün, kulübün malzeme tedarikçisinin ayıbıyla formasına adı yanlışlıkla “Sarbi” diye yazılması bile onunla alay etmek için bir fırsat olarak değerlendirildi. Belki henüz “Bir gün Sabri deplasmana gitmiş…” minvalinde fıkralar anlatılmaya başlanmadı ama her hareketi özellikle sosyal medyada kalabalıkların diline düşüyor, herkes onun yaptıklarını alaya alacak bir yan bulabiliyor.

Oysa bu adam Galatasaray altyapısında yetişti, sarı-kırmızılı formayı profesyonel olarak 400’den fazla giydi, aralarında Euro 2008 yarı finali olmak üzere 44 kez milli takımla sahaya çıktı. Ali Gültiken’in, Feyyaz Uçar’ın, Hami Mandıralı’nın, Sergen Yalçın’ın, Okan Buruk’un yapamadığını yapmaya en çok yaklaşmış isim o. Altyapısında futbola başladığı büyük takımda futbolu bırakmaya fazlasıyla yakın. Ama bu noktaya gelmesi hiç kolay olmadı. Pek çok sıkıntıyla, alayla, eleştiriyle, cezalarla karşı karşıya kaldı. Yapmaması gerekenleri yaptıkça, yapması gerekenleri yapmayı bildi. Teknik direktörlerinin gözüne girmeyi başardı. Yöneticilerle kritik dengeleri göz etti. Taraftarlarınca “Sarbi” diye alay konusu olsa da bir şekilde “Reyiz”liği almayı bildi!

KARŞINIZDA GENÇ YETENEK, YENİ EMRE, GALATASARAYLI NİHAT!

Galatasaray’ın 4 Mayıs 2003 günkü Trabzonspor deplasmanında Sabri ilk kez A takım formasını giydiğinde dakika 89’du. 17 Mayıs’ta Ankaragücü karşısında 81’de Ali Sami Yen Stadı’nda sahaya çıktı. Sezonu Beşiktaş’ın ardından ikinci sırada tamamladıkları kesinleştikten sonra oynanan Gaziantepspor maçıyla ilk 11’e adımını attı.

Hakkındaki ilk Ekşi Sözlük iletisi 11 Temmuz 2002’de girilmişti. “Galatasaray’ın ümit vadeden genç oyuncularından. Fatih Terim’in takıma gelmesiyle forma şansı biraz daha yükselen orta saha oyuncusu. 16.07.1984 doğumludur.” İkinci ileti 29 Mayıs 2003’de ancak yazıldı. “Geleceğin Emre Belözoğlu’su deniyor ve geleceğin süper starı olarak gösteriliyor ama hiç şans verilmedi. Bakalım nasıl olacak?” İlk 11’inden sonrası çorap söküğü gibi geldi. “Okan Buruk’tan çok daha iyi bir top tekniğine sahip olan, bu nedenle sağ kanada hapsedilmemesi gerektiğine inandığım oyuncu. Dörtlü orta sahada sağ iç olarak oynaması süper olabilir kanımca”; “Stil olarak Nihat Kahveci’yi andıran genç yetenek”; “İlerleyen zamanda aynen Nihat Kahveci gibi sağ kanattan forvete doğru bir yol izlemesi halinde, Nihat’ın yaşattığı sürprizleri yaşatabileceğine inandığım, son derece harika bir tekniğe sahip, doğuştan yetenekli, Galatasaray’ın kazanılmayı bekleyen yeni yıldızı”…

O zamanlar hakkındaki iletiler yavaş yavaş giriliyordu ve tüm bunlar, hatta birkaç övgü dolu ileti daha tek bir sayfaya sığmıştı. Ardından inanılmaz bir trafik başladı. Sabri Sarıoğlu bugün hakkında en çok Sözlük iletisi girmiş futbolcu konumunda! Herkesin onun hakkında bir fikri var ve bunu paylaşmaktan delice bir haz alıyor gibi…

Onu yakından tanıyanlar ne zaman böyle bir sirkülasyon başlasa Sabri’nin “Hiç umursamıyorum. Bunlar beni ilgilendirmiyor” dediğini söylüyor. Eski takım arkadaşı Mehmet Güven de “Kendisiyle barışık bir insandır. Bizim zamanımızda da taraftarın dalga konusuydu ama çok takmazdı” diyerek bunun altını çiziyor. Galatasaray altyapısında birlikte forma giydiği Sedat Yeşilkaya “İki gün önce beraberdik, sosyal medyada gündem yine Sabri olmuştu. ‘Amaaan! Ben olmasam kime saracaklar’ diyerek geçiştirdi” diyerek onun tavrını anlatıyor.

Birçok futbolcunun takımından gönderilmesine sebep olabilecek bu “sataşma trafiğini” Sabri’nin iyi yönettiği ortada. Belki de Sabri kendisi hakkında atıp tutulanları sadece umursamamış görünüyordur. Yanıt vermeye, tepki göstermeye kalksa başına gelebilecekleri sezmiş olması kuvvetle muhtemel. Malum, linç kültürünü ziyadesiyle severiz!

TARAFTARI TAVLAMAK

Galiba Sabri de varlığını bir şekilde gündemde olmaya ve bazı başka noktalara dikkat etmeye bağlamış gibi hareket etmekten hiç kaçınmadı. Sedat Yeşilkaya “Her zaman çok hırslıydı. Kazanmak için her şeyi yapar, olumsuz bir şey olduğunda da kendini kaybederdi” diyerek eski takım arkadaşını hatırlıyor. “Unutamadığım bir Fenerbahçe maçı var. Sabri maçta yine kendine hakim olamadı, kırmızı kart gördü. Ondan sonra bizim takımdan birine bir kırmızı kart daha çıktı. Soyunma odasına gittiğimizde bağıra çağıra küfür ediyordu. Çok sevdiğimiz için ne yaparsa yapsın kızmıyorduk.”

Onun derbilerdeki bu performansı zaten hiç unutulacak gibi değil. Emre Belözoğlu’nun boğazını sıktı, Filip Holosko’ya tokat attı, Volkan Demirel’i ensesinden tutup çekiştirdi… Özellikle taraftardan “reyiz” yaftasını aldıktan sonra, bu tip hareketleri daha çok yapmaya başladı. Bu agresif davranışları tribünlerin, özellikle ultrAslan’ın hoşuna gidiyor, desteğini alıyordu. Belki de Sabri “Galatasaray’ın çocuğu” olduğunu bu şekilde taraftara hatırlatmanın takımda kalmak için bir adım olduğu gerçeğini keşfetmişti.

Sevinçli zamanlarda da ön plana çıkması da bu yüzden. 7 Mayıs 2006’daki efsanevi Beşiktaş galibiyetinin sonunda İnönü Stadı’na girebilen birkaç bin taraftara üçlü çektiren ondan başkası değildi. Son golde Beşiktaş kalecisi Oscar Cordoba’nın Tümer Metin’e attığı gollük pası kesmiş ve zaferle sonuçlanacak hücumu başlatmıştı. Tabii ki o üçlüyü o çektirecekti! Başka türlüsü düşünülemezdi.

Elbette madalyonun bir de diğer yüzü var. Nasıl seviliyor, sırtı sıvazlanıyorsa hatalı her hareketi anında göze batıyor. Oyun oynarken kavgaya tutuşan çocuklara müdahale eden anne babaların, kendi çocuklarını kulaklarından çekip cezalandırmasından farksız bir muamele görüyor! 2008 şampiyonluğunda takımı son altı maçta yöneten Cevat Güler’in onun hakkında söyledikleri durumu özetliyor. “Onun yaptığı birkaç pas hatası herkesin gözüne batarken, başka futbolcularınki batmaz. 2006’daki Liverpool maçında Ümit Karan’a yaptığı asistler, harika ortaları onun potansiyelini ortaya koyuyor fakat kamuoyu onun negatif yönlerine odaklanmış durumda. Belki sosyal medyanın bir etkisi bu. Sabri de medyatik olunca gerisi böyle geldi…”

Fakat Sabri bu durumu da lehine çevirebiliyor. O hep kötü olarak değerlendirilip yerine yeni bir futbolcu transfer ediliyor. Emin olun Galatasaray içinde işi Sabri’den daha zor olan kişiler o yeni transferlerden başkaları değil! Onlar da Sabri gibi hata yapıyor ama taraftar, yönetici ya da teknik adam tarafından sırtları sıvazlanmıyor. Onlar “bizim çocuk” değil, düpedüz “el oğlu” muamelesi görüyor. Ve sonra o forma yine Sabri’ye dönüyor!

HİYERARŞİYE SAYGI DUYMAK

Bu kısır döngüde Sabri’nin arkadaşlarının ve takım içindeki hiyerarşik yapının da büyük payı var. Arif Erdem “Bizim zamanımızda Sabri’nin takımda söz hakkı yoktu. Kendisini ilgilendirmeyen konulara karışmazdı. Bizden de çekindiği için yanımızda çok konuştuğunu hatırlamıyorum. Sorun çıkarmaz, işine bakardı. İşini de iyi yapardı. Çok çalışkan bir çocuktur” demesi onun bu hiyerarşiye gösterdiği saygının bir kanıtı.

Sağlaması da kendisinden genç futbolculardan Mehmet Güven’den geliyor. “Sabri abi takımda kendisinden büyük olanların maskotuydu. Örneğin Hakan Şükür ona ‘Bir top kes de gol atayım’ diye takılırdı. Büyüklerine saygıda kusur etmezdi ama ondan küçük olanların çekindiği biriydi. Lakabı ‘Küçük enişte’ydi ama tabii biz diyemezdik. Ben biraz korkardım çünkü ne zaman parlayacağı belli olmazdı” diyor eski Galatasaray orta sahası. “Genel olarak sevilen, girişken biridir. Dışarıda kendisinden büyüklerle takılırdı.”

O büyüklerin bazıları Galatasaray kulübünde yöneticilik de yaptığından Sabri’nin varlığı git-gel’lere rağmen sarı-kırmızılı camiada hep devam etti. Örneğin taraftarın da çok sevdiği Abdurrahim Albayrak’la arasının çok iyi olduğu biliniyor. Sezon başındaki curcunayı hatırlatalım: Cesare Prandelli sezon başında takımın başına geçer geçmez ilk iş olarak Sabri’yi kadro dışı bırakmıştı. Eski teknik direktör ve vatandaşı Roberto Mancini’nin bu yöndeki raporunu dayanak gösteren İtalyan hoca yönetim değişikliği sonrasında görevden alındı. Yeni yönetimdeki Albayrak’ın da çalışmasıyla önce Hamza Hamzaoğlu takımın başına geçti, ardından da Sabri affedildi ve kadroya döndü. Hem de ilk 11’deki yerine!

Aslında onunla ilgili son kriz, yaptığı yeni sözleşmeyle gündeme gelmişti. Yaşı artık 31 olmuştu ve kulüpten aldığı ücretin neredeyse yüzde 50 fazlasına yeni bir sözleşme imzalamıştı. Mali sıkıntılar çeken Galatasaray’ın, futbolu hep eleştirilen, yetersiz, “yaşlı” bir oyuncuya neden zam yaptığı anlaşılamamıştı. Üstelik 15 maça ilk 11’de çıkacak olursa sözleşmesi bir yıl önceki gibi otomatik bir şekilde uzayacaktı. İşte Sabri’nin “kendisinden büyüklerle takılması” bu noktada devreye girmiş olabilir. Hiyerarşiye kusurda bulunmamasının ödülünü bir kez daha almış oldu

TEKNİK DİREKTÖRÜN GÖZÜNE GİRMEK

Peki tüm bunlar Galatasaray gibi büyük bir kulüpte 12 yıldır profesyonel seviyede futbol oynamaya yeter mi? Taraftarla aşk-nefret ilişkisi kur, takımdaki büyük futbolcuların maskotu ol, kulüp yöneticilerinin gönlünü kazan… Sabri’ninki gibi bir kariyer bu kadar basit ve hesaplı bir şekilde yapılabilir mi?

“Sabri diri bir futbolcudur, hocasına sıkıntı çıkartmaz. Dayanıklılığı üst düzeydedir. Aynı zamanda sürat anlamında da önemli bir futbolcudur” diyor Cevat Güler. “Maçın ve takımın durumuna göre potansiyelini ortaya koyuyor ya da koyamıyor. Artık 30 yaşını geçti ve tabii ki 20 yaşından daha yavaş ama yine de yaşıtlarından daha hızlıdır.”

Güler onunla hem A takımdaki o unutulmaz altı maçta çalıştı, hem de aynı sezonda Sabri, Karl-Heinz Feldkamp tarafından 26 Ocak-7 Şubat tarihleri arasında kadro dışı bırakıldığında. “Çok fazla takımdan ayrı kalmadı. Antrenmanlarına aynen devam etti. Sanki hafta sonu maça çıkacakmış gibi çalıştı. Zaten Sabri öyledir; sürekli çalışan, yüzde 100’ünü antrenmanda veren bir futbolcudur.”

Fatih Terim onu A takıma alan ilk hocaydı, Güler çalışkanlığından hoşnuttu, Eric Gerets kendisi gibi hücumcu bir sağ bek olarak ondan faydalanıyordu. Tüm bu isimler onu oynatmak için kendilerinden bir şeyler katabiliyorlardı. Peki ya Frank Rijkaard? Takımın başında kaldığı süre içerisinde Sabri’ye forma vermekle kalmamış, üstüne performansının artmasını da sağlamıştı. Sabri kötü bir futbolcuysa Rijkaard gibi bir isim neden onu tercih etmişti?

“Sabri çalışkan bir kardeşimiz” diyor, Rijkaard’ın Galatasaray’ı çalıştırdığı dönemde yardımcılığını yapan Mustafa Yücedağ. “Sürekli hocanın dediklerini yapmaya çalışırdı. Antrenmanlarda bu yönde çalışır, ekstra çalışmalar yapardı.” Yücedağ’a göre Sabri gününde olduğunda çok iyi performans sergileyen bir futbolcu. Ama bir şartla! “Sabri’yle maç öncesinde konuşmak gerekir. Onu uyarmalı ve motive etmelisiniz.”

“Süratli bir futbolcu olması ve çalışkanlığı nedeniyle teknik direktörleri ondan vazgeçemiyor” diye devam ediyor Yücedağ. “Koşusu, mücadelesi, verilen görevi yerine getirmesi hep artıları.” Ya eksileri? Sabri gündeme genelde tribüne giden ortaları, gereksiz şutları ya da kendi sahasından çıkarken kaybettiği toplarla gelen bir futbolcu olarak etiketlenmiş durumda. “Bunu yapan çok futbolcu var” diyor bu sefer Yücedağ. “Sabri’nin üzerine o şekilde gidilmesi bence yanlış. Aslında Sabri’deki bu eksiklikler Türkiye genelinde altyapılardaki eksikliklerimizin vücut bulmuş hali. Ben bugün kulüplerimizin altyapılarından sağ ve sol beklere düzgün orta yapmanın öğretildiğini hiç sanmıyorum. Sabri bu yüzden bence başarılıdır.” Sabri’nin ve bu bağlamda Türkiye’de yetişmiş Türk futbolcuların sorunu, sahip oldukları potansiyel ve bunun ne kadarını sahaya yansıtabildikleri ya da yansıtamadıkları…

Aslında onun gerçek pozisyonu orta sahanın sağ kanadıydı. Yıllarca altyapıda ve A takıma yükseldiği ilk dönemlerde bu mevkide görev yaptı. Ancak, Galatasaray’da çalışan teknik direktörler zaman geçtikçe Sabri’nin hem fizik olarak çabukluğunu, hem de hücuma çıkışlarından da faydalanacaklarını düşünerek onu sağ bekte oynatmaya başladılar. Bu yüzden kendisini frenleyemiyor ve 8 Kasım 2007’deki Helsinborg maçında olduğu gibi topu basit oynamak yerine kendi çıkartmaya çalışırken kaptırıyor ve takımına gol yediriyor. Ama 10 Aralık 2006’da Ali Sami Yen Stadı’nda Bursaspor kornerinden gelen topu 70 metreden fazla sürüp Ömer Çatkıç’ın üzerinden aşırtarak golü bulan da aynı Sabri. Öyleyse hangisi gerçek Sabri? Ya da sorulması gereken soruyu şöyle mi değiştirmeliyiz: Sabri’ye mi ihtiyacımız var, Sarbi’ye mi?

Yazı Erdem Kabadayı

Ad

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir