Bir kariyerin ardından: Ceyhun Eriş

Başarılı bir futbolcu oluğumu, etrafımdaki insanların bana söylemesiyle anlamıştım. Çok küçük yaşlardan itibaren babam başarılı bir futbolcu olacağıma inanmıştı. Tabii daha iyi bir kariyer olabilirdi ama yine de iyiydi.

Futbol hayatımın en mutlu anı, 97-98 senesinde Göztepe’de oynadığım dönemde, 18 yıl aradan sonra Süper Lig’e çıkmaktı. Antalya’da Rizespor ile final oynadığımız maçı 1-0 kazanmıştık. Her futbolcu gibi gol attım zamanlar çok mutlu olurdum ama bu gol çok başlkaydı. Tüm kariyerimin en mutlu anlarından biridir. Ayrıca Fenerbahçe’ye transfer olduğum zaman da çok mutlu olmuştum, çünkü babam bunu çok istiyordu.

Futbol hayatımdaki en büyük üzüntüyü, Fenerbahçe’de oynarken 2002-03 sezonunda yaşadım. Samsun maçının daha 15’inci dakikasında çok büyük bir sakatlık geçirmiştim, sol ayak bileğim döndü ve iyileşmem yaklaşık 10 ay sürdü. Hem psikolojik hem fiziksel olarak çok zorlandım. Sakatlandığım an, çok üzülmüştüm. Soyunma odasında epey gözyaşı döktüm. Futbol hayatımın bittiğini, bir daha oynayamayacağımı düşündüm.

Kendimle en çok gurur duyduğum an, Fenerbahçe formasıyla Şampiyonlar Ligi’nde olmaktı. Gerçi o sezon 0 puanda kalmıştık (gülüyor). Ama her şeye rağmen öyle bir organizasyonun içinde bulunmak, o takımda oynamak gurur vericiydi. Ayrıca yaşadığım şampiyonluklar da o büyük gururdu. Aslında liste uzar gider… Kariyerim boyunca gurur duyduğum anları sıraya koysam bitmez.

CEYHUN SEVİNÇ (ALTAY)2

“Futbol hayatım boyunca yaşadığım en büyük pişmanlığım”, diyeceğim hiçbir şey yapmadım. “Keşke” dediğim zamanlar var ama o anda da elimden pek bir şey gelmezdi. Yine sakatlık sürecinden bahsediyorum… Sakatlıktan kurtulduktan sonra Ankaragücü’ne transfer oldum fakat fazla forma şansı bulamadım. Ona rağmen sezon sonunda Belçika’dan teklif almıştım ama psikolojim el vermediği için kabul etmedim. Şimdi geriye döndüğümde keşke o zaman o teklifi kabul etseydim diyorum.

Bunu daha önce kimseye söylemedim ama kendime ait sır saklamam (gülüyor). Belki basının bilmediği şeyler olabilir ama çevremdekilerle hemen her şeyi paylaşırım. Basının bilmemesi gereken şeyler, bende saklı kalacak (gülüyor).

Beni en iyi anlatan üç kelime; “sabırsız”, “klasik”, biraz da “agresif”. Ama agresiften ziyade çok çabuk sinirlenen birisiyimdir. Geri dönüşlerim de çok çabuktur. Her şeye mümkün olduğunca çabuk yaklaşırım. Mümkün olduğu kadar her olaya objektif yaklaşmaya çalışırım.

Futbolda bir şeyi değiştirebilseydim, şiddet olaylarının önüne geçmek isterdim. İnsanların birbirine daha seviyeli, daha anlayışlı, daha objektif olduğu, yaşanan olaylardan daha çok zevk almaya çalıştığı bir ortam olmasını dilerdim.

Benim için futbol, hayat biçimi. Çok klasik, ama gerçekten de bir hayat biçimi… Kendimi bildim bileli futbol topu önümdeydi. Çok keyif aldığım, aktif olarak bıraksam da kolay kolay vazgeçemeyeceğim bir spor.

Taraftardan aldığım en ilginç tepki, Ankaragücü’nde oynarken bir açılışta birkaç taraftarla yaşadığım gerginlikti. O zaman takım kaptanıydım. Aslında olayın direkt benimle bir alakası yoktu. Bir arkadaşımın taraftarla arasında bir sıkıntı olmuştu; onu çözeyim derken ben de olaya karıştım. Hatta bu olayın videosu da var. Genelde oynadığım kulüplerin taraftarıyla aramda sorun olmazdı. Sahaya çıktığımda iyi oynadığım, biraz da göze hitap ettiğim için sevilen bir futbolcuydum. Ama rakip taraftar biraz agresif olduğumu bildiği için bunu kullanmaya çalışırdı.

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply