Galatasaraylı Hamza olarak anılmak için…

Aileniz siz daha çocukken Yunanistan’dan Türkiye’ye göçmüş. Kaç yaşınızdaydınız o zaman? Oradaki hayatınızı hatırlıyor musunuz?

Yedi yaşıma kadar Gümülcine’nin bir köyünde yaşadım. Sonra Türkiye’ye göç ettik. Gerçi ona göç değil, iltica ettik demek daha doğru olur! Meriç Nehri’ni kaçak olarak geçtik ve Türkiye’den sığınma istedik. 7 Ocak gecesiydi, kıştı. O günü unutmam mümkün değil. Kano gibi bir şeylerle kaçmıştık. Türkiye’de bizi bir traktör bekliyordu. Traktörün römorkunda görünmemek için yere yattık. Bir gece Keşan’da kaldık. Sonra da “Biz Türküz ve kendi vatanımızda yaşamak istiyoruz” diye emniyete gittik. Normalde geri göndereceklerdi ama amcamın polis bir tanıdığı sayesinde kaldık. Yine de kolay olmadı. Annemi ve babamı sorguya çektiler. Çok sonra neden kaçtığımızı anlayınca izin verdiler. İki ablam vardı. Babam Kıbrıs Savaşı zamanında Yunanlarla sıkıntılar yaşamıştı. 1974 senesinde evimizin kapılarını pencerelerini taşlamışlardı. Hepsini çok net hatırlıyorum. Geceleri hiçbir Türk ailesi uyuyamazdı. Bunu yapan da sokakta çocuklarıyla birlikte oynadığımız komşularımız. Ortam gerilince insanlar birbirlerine böyle şeyler yapabiliyor demek ki.

 

 Orada futbol oynamış mıydınız?

Okul bahçesinde oynuyordum sadece. Ciddi anlamda oynamadım. Sokak futboluna bile İzmir’e yerleştiğimizde başladım.

Sokakta futbol oynarken kim oluyordunuz?

Cemil Turan’dım ben. 10 numaraydım hep. İlk formam da Cemil Turan formasıydı. Harçlıklarımı biriktirerek almıştım. Zaten Cemil Turan için Fenerbahçeli olmuştum. Ta ki Galatasaray’a gelinceye kadar (gülüyor).

Maçları izlemek için evden kaçar mıydınız? O dönem Cemil Turan’ı İzmir’de izleme şansınız vardı, İzmir’de futbol şimdikinden daha iyiydi…

Kesinlikle. Altyapılar daha iyiydi bir kere. Çok iyi hocaların elinde yetiştim. Behiç Funda’nın öğrencisiydim. Yunanistan’dan geldiğim için kimliğim yoktu ama Altay’ın altyapısındaydım. Lisansım olmadığı için vatansız görünüyordum ve resmi maçlarda oynayamıyordum.

Soyadınızı nasıl aldınız?

İlkokula kaydolurken hocam soyadımı sordu. Babam “Biz soyadı kullanmıyoruz” dedi (gülüyor). Dedemin adı da Hamza olduğu için hocam soyismime idareten Hamzaoğlu yazdı. Öyle kaldı.

İzmirspor’a transfer olana kadar neler yapmıştınız?

Altay’da oynuyordum, okula gidiyordum, tatillerde çalışıyordum. İlkokuldayken tatilde bir avukatın yanında temizlik yapmaya, çay taşımaya başlamıştım. Okul açılınca da öğleden sonraları çalışmaya devam ettim. Dört sene böyle çalıştım. Altay’da yıldız takımda oynarken bırakmak zorunda kaldım. Çünkü avukat Volkan abi idmanlara gittiğim günlerde çalışmamama rağmen bana tam maaş veriyordu. Çok değerli insanlarla karşılaştım. Ondan sonra da elektrikçi olan eniştemin yanında çalışmaya başladım. Dört sene de elektrikçilik yaptım. İzmirspor’da profesyonel imza atana kadar çalıştım.

Çimentepe’de futbolculuğunuzdan önce teknik direktörlüğünüzle isminizi duyurmuşsunuz. İlk takımınızı çalıştırmaya başladığınızda kaç yaşındaydınız?

13, 14 filan olmalıyım. İzmir’de top oynamadığım saha kalmamıştır. Arkadaşları toplayıp toplayıp bir yerlere götürüyordum. O yıllarda organizasyon yeteneğim de gelişmiş oldu. Lider hep bendim. Takımlar kurardım, idman yapardık.

Çalıştırdığınız takımların adları neydi?

Fatihspor vardı. Mahallemizin isminden dolayı o adı koymuştum. Ata81 vardı. 1981 yılında kurduğumuz için öyle demiştim. Formaları da ben yaptırıyordum. Ata81’nikiler yeşil-beyaz, Fatihspor’unkiler kırmızı-beyaz. Tanıdığımız bir terziye yaptırmıştım.

Annemle babam bana şaşırıyorlardı. “Oğlum ne yapıyorsun, bacak kadar boyunla sen önde, mahallenin çocukları arkanda!” diyorlardı. Sahaya götürürdüm onları. Maç ayarlardım, antrenman yaptırırdım. Arkadaşlardan para toplayıp kulüp binası olarak yaşlı bir teyzenin harabe bir dükkânını kiraladım. Tuğlalarla, kalaslarla içini döşedim. Bir tane eski püskü masa, duvarlarda posterler filan… Kurduğum takımlardaki futbolculardan birkaç tanesi daha sonra profesyonel futbolcu bile oldu. 

Sizden büyük o kadar çocuğa nasıl söz geçiriyordunuz?

Neden bilmiyorum ama dinliyorlardı beni.

Futbolculuğunuz da teknik direktörlüğünüz gibi hızlı ilerlemiş. İzmirspor’da profesyonel olduğunuz yıl oynamaya başlamışsınız ve 3. Lig’de şampiyon olmuşsunuz…

Aslında hocamız, genç bir oyuncu olduğum için cesaret edip beni oynatamıyordu. Rakiplerle puan farkıyla kapanınca takımdaki abilerim beni desteklemeye başladı. Kendi sahamızda oynadığımız bir maçta sol bekimiz sakatlanınca hoca beni oyuna soktu. Normalde orta saha oynuyordum ama sol bek olarak oyuna girdim. Sahada deli gibi koşuyordum. Tribünler ayağa kalkıp alkışlamaya başladı. Orada müthiş bir güven kazandım. Bir sonraki maçta ilk 11’de orta saha oynadım, gol de attım, kazandık. Sonraki maçta yine aynısı oldu. Ondan sonra da şampiyonluk geldi.

Hamza-Hamzaoğlu-Fatih-TerimFutboldan önce atletizmle uğraşmanızın da bunda payı olmalı. Galatasaray’da oynadığınız dönemde de taraftarlar en çok bu özelliğinizi seviyordu…

Ben Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra Galatasaray’daki arkadaşlarım Tugay, Arif, Hakan filan eski sezonlardaki gollerimizden bir video yapmışlar. O videoyu izlerken çok gülmüşler. Bir gol atılıyor ilk giden benim. Kim atarsa atsın sol bekte olmama rağmen bir deparla hemen gol atanın yanındayım (gülüyor). O videodan sonra “Her golde ilk gelen adam” demeye başlamışlardı bana.

Fatih Terim’in sizi İzmir’de keşfedip, milli takıma çağırması nasıl olmuştu? 

Sepp Piontek ve Fatih Terim bir proje için İzmir’e gelmişti. Türkiye’yi 12 bölgeye ayırıp karma takımlara maçlar yaptırdılar. O seçmelere ben de katıldım ama takım oyuncusu olduğum için kendimi gösteremedim. Beni almadılar. Üzüldüm tabii. Aday kadro İzmir’de kampa girdi. Hazırlık maçı için İzmirspor’a teklif getirdiler. Biz de kabul ettik.

Fatih hoca o hazırlık maçında gördü beni. “Kendi takımımı bıraktım, rakip takımın sol bekini izlemeye başladım” demiş. Güzel de bir gol attırdım o gün. Bir sonraki maçta beni de milli takıma aldılar. Sonra da Galatasaray’a transfer oldum.

2. Lig’den gelip hemen oynamaya başlamak, Galatasaray taraftarına alışmak, Mustafa Denizli’yle çalışmak size neler hissettirmişti?

Bir şeyi unutamam. Galatasaray’a ilk geldiğim sezon Adana Demirspor’a bir gol atmıştım. İlk golümdü. Sol bek oynuyordum. 1-0 öndeydik. Sonra benim tarafımdan bir atak yaptılar. Topa müdahale etmek için kaydım ama vuramadım, rakibim kendini yere attı. Penaltıdan gol yedik, 1-1 oldu. Tribünlerden bana bağırmaya başladılar. 21 yaşımdayım, tecrübesizim… Ağlamaya başladım. Maç oynanıyor, ben ağlıyorum. Benim yüzümden kaybetmeyelim diye dua ediyorum. Sonra bir korner oldu. Prekazi kullandı. Ben de arka direğe doğru koştum. Nasıl koştum belli değil. Kafayla güzel bir gol attım. Parmağım altımda kaldı. Arkadaşlarım üstüme çullandı. Sonradan o parmağımdan çok çektim. Çok fazla kafa topu kullanabilen bir oyuncu da değilim. Golden sonra elim ayağım kesildi, yine ağlamaya başladım. Daha sonra başka goller de attım. Attırdım ama onun yerini tutmadı. Hakan’a da çok gol attırdım. Onun gibi kafa hâkimiyeti olan bir insanla oynamam büyük şanstı. Tugay, Bülent, Suat, Ergün, Cihat, Arif, Okan, Hakan, Hayrettin, Uğur abi… Takım arkadaşlığı bizde çok başka bir şeydi. 24 saatimiz birlikte geçiyordu. Bir bilardo oynardık, dört kişi oynuyorsa bütün takım izlerdi. Hâlâ görüştüğümüzde birbirimize karşı aynıyız. Hayrettin abi bizim için hâlâ “delikanlı”dır. Benim adım “Hamzo”dur, Arif “kıvırcık”tır.

Saha içinde birbirinizin arasında özel şifreleriniz var mıydı?

Birbirimizi görmesek bile anlaşabilecek duruma gelmiştik. Telepatiyle anlaşıyor gibiydik. Kimin ne yapabileceğini, nerede olacağını ezberlemiştik. O kadroyla iki defa Şampiyonlar Ligi’ne gittik, bir Türkiye Kupası kazandık, iki defa şampiyon olduk.

BANK ASYA 1. LIG EKIPLERINDEN AKHISAR BELEDIYESPOR, YENI SEZON ICIN CALISMALARINI TEKNIK DIREKTOR HAMZA HAMZAOGLU YONETIMINDE AKHISAR'DA BASLADI. (ANADOLU AJANSI - KENAN CIMEN) (20110710)

Karl-Heinz Feldkamp’tan teknik direktörlüğünüz için neler kazandınız?

Manchester maçını unutamam. Falko Götz bana her maçta bağırıyordu. Hatta maç başlamadan kızmaya başlıyordu. Çok sinirleniyordum, sinirlendikçe de oynuyordum. Sezon sonunda gelip benden özür diledi. “Kusura bakma seni kızdırmamı bana Kalli söyledi” dedi. “Maçların başında Hamza’ya birkaç kez bağır, kendine gelsin” demiş. Çünkü ben kimseyi üzmem, kimseye sert girmem. Hoca da saldırgan olmamı istiyor. Onun için de ben ya tekme yiyeceğim ya da küfür! Hoca da onu anlamış, Falko’ya yaptırmış. 90 dakika duramıyordum ondan sonra (gülüyor)! Bu Kalli’nin dehasıdır. Beni o kadar iyi tanıdığını anlayamamıştım.

Takımı bu kadar severken, başarılıyken neden Galatasaray’dan ayrılmıştınız?

Son gün, son dakikaya kadar Galatasaray’ın beni çağırıp, sözleşmemi uzatmasını bekledim. Benden önce diğer arkadaşlarımla transfer görüşmeleri yapıldı. Geriye dört oyuncu kaldı. Bize “Size bu kadar veriyoruz, kabul ederseniz imzayı atın, atmazsanız yapacağımız bir şey yok” denildi. Takımın ikinci kaptanı ve banko oynayan oyuncusuyken böyle bir muameleyi hak etmediğimi düşündüm. “Gitmemi istiyorsanız söyleyin” dedim. Aldığım da zaten birçok arkadaşımın yarı ücretiydi. “Bana sembolik bir artış yapın, bir adım atın yeter” dedim. Yapmadılar. Neden bilmiyorum. Greame Souness da kalmam için çok uğraşmıştı.

Fenerbahçe Galatasaray’dan aldığınız ücretin iki katını teklif etmişken, kabul etmeyip, İstanbulspor’a gitmenizin sebebi neydi?

Hiçbir zaman fanatik olmadım ama Galatasaray bende çok iz bıraktı. Toplamda dört sezon oynadım ama dolu doluydu. İzmirspor’dan, 2. Lig’den gelip direkt oynama şansı yakaladım, son senemde takım arkadaşlarım tarafından takım kaptanı seçildim, 25 yaşımda takım kaptanı oldum… Bunların hepsi bende derin izler bıraktı.Dört sene oynamama rağmen bugün herkes beni Galatasaraylı Hamza olarak hatırlıyor. Benim için önemli olan bu. Demek ki doğru şeyler yapmışım. Galatasaraylı olduğum için çok mutluyum.

Ali Şen’e “Teklifiniz için teşekkür ederim ama ben Galatasaraylı Hamza olarak kalmak istiyorum” demiştim.

İstanbulspor’da nasıl günler geçirmiştiniz?

İstanbulspor yeni kurulan bir takımdı. Asıl İstanbulspor’a imza attıktan sonra dünya başıma yıkıldı. Bir daha Florya’ya gitmeyeceğim, bir daha arkadaşlarımla aynı takımda olmayacağım… İnsan kabullenemiyor bazı şeyleri. Yaşadığımın farkında değildim. Saffet Sancaklı beni güldürmek için “Neden geldim İstanbul’a” şarkısını söylüyordu (gülüyor).

Eşiniz Nergiz Hamzaoğlu da teknik direktör. Evde maç izlerken ya da çalıştırdığınız takımlarla ilgili ters düştüğünüz oluyor mu?

Fikir ayrılıklarımız oluyor bazen. Şu an teknik direktörlük yapmıyor ama beni her zaman eleştirir. Özellikle futbolcu tercihlerime çok karışır. Aslında bu hoşuma gidiyor. Diplomayı aldıktan sonra “Hamza gerçekten işiniz çok zormuş” dedi. İşin içine görünce ayrıntıları gördü çünkü. Teknik direktörlük sahada yapılmıyor. Bir sürü ayrıntı var ve başarı ya da başarısızlık da küçük ayrıntılarda gizli.

Röportaj: Hilal Gülyurt ( @hilalgulyurt ) FourFourTwo arşivinden…

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply