İspanya 12-1 Malta!

Sevilla’da ıslak ve soğuk bir kış günüydü. Daha beş gün önce İngiltere, Lüksemburg’u 9-0 yenerek bir rekor kırmış ve Avrupa Şampiyonası tarihinin en farklı galibiyetini almıştı. Eğer İspanya Euro 84’e katılmak istiyorsa Benito Villamarin Stadı’nda çıkacağı son grup maçında İngiltere’nin rekorunu iki fark daha geliştirmek zorundaydı.

İspanyollar 1983 yılının 21 Aralık günü, Sevilla’da Malta karşısına çıktılar ve 11 farkla kazanmak zorunda oldukları maçı 11 farkla kazandılar! Bu maçın üç de Türk şahidi vardı: Orta hakem Erkan Göksel, yan hakemler Özcan Oal ve Yahya Diker. Elbette onların da kendilerini böylesine tarihi bir maçın beklediğinden haberleri yoktu. Erkan Göksel, o dönem UEFA’nın gözünde yıldızı giderek parlayan hakemlerden biriydi. Eylül ayında Fenerbahçe’nin Bohemians Prag ile oynadığı Şampiyon Kulüpler Kupası 1. Tur maçının gözlemcisi Campanati, Göksel’e “Erkan, yakında sana bir sayfiye maçı vereceğiz” demişti. O sayfiye maçı İspanya-Malta maçı oldu. Ama işler pek de öngörüldüğü gibi gitmedi.

İspanya’nın o gün alacağı farklı galibiyete şaşıranların ve bundan şüphelenenlerin aslında geçerli nedenleri vardı. Çünkü İspanyollar, 1982 yılında evsahipliği yaptıkları Dünya Kupası’nda tam bir hayal kırıklığı yaşamışlardı. Kupaya ikinci turda veda eden milli takımın imajı yerlerdeydi. Elemelerde de işler hiç iyi gitmemişti. Kasım ayında en büyük rakipleri Hollanda’ya 3-1 yenilmişler ve Malta’yla oynayacakları son maç öncesi grupta bir maç eksiğiyle, 3 puan ve 11 averaj farkla Portakallar’ın gerisinde kalmışlardı. Gruptaki ilk yedi maçında toplam 12 gole ulaşan, bunların hiçbirinde üçten fazla gol atamayan İspanyollar, kötü bir eleme performansı sergilemişlerdi. Hatta en son 1970 yılında farklı bir skor almışlar, onda da yedi gol bulabilmişlerdi.

Maç öncesinde kadrolarında Goikoetxea, Jose Antonio Camacho ve Santillana gibi oyuncular, başlarında da Miguel Munoz gibi efsane bir teknik direktör olsa da İspanya’da kimse 11 gol atabileceklerine, Hollanda’yı geçip turnuvaya katılacaklarına inanmıyordu; bazıları hariç…

“Önce maçın Madrid’de oynanacağı açıklandı” diyor dönemin FIFA Kokartlı hakemi Erkan Göksel.

“Sonra Barcelona’ya alındı. En son Sevilla dediler. Merak ettim, araştırdım. Adamlar, son 80 yılda İspanya’da en az yağmur yağan bölgeyi araştırmışlar. Bu bölgenin Sevilla olduğunu bulmuşlar ve maçı buraya almışlar. Elbette yağışlı bir havada bu kadar gol atmanın imkânı yoktu. Bunun bile hesabını yapmışlardı.”

İspanyolların başka hesapları da vardı. Teknik direktör Miguel Munoz takımı 10 gün öncesinden toplayıp yoğun bir kampa aldı. “Bugün 11-0 kazanmanın bir mucize olduğunu biliyoruz ama imkânsız diye bir şey yoktur” diyordu Munoz.
Çoğunluğunu amatör ligde mücadele eden oyunculardan kurulu Malta takımı ise Sevilla’ya maçtan iki gün önce geldi. Malta teknik direktörü “Buraya defans yapmaya ve İspanya için işleri zorlaştırmaya geldik” diyordu. Takımın görece yıldız oyuncusu kaleci John Bonello ise iddialıydı: “Eğer 11 gol yersem ülkeme dönmem.” Neyse ki 11 değil, 12 gol yedi de ülkesine dönebilmek için bir bahane bulabildi! Ama Bonello’nun talihsiz bir görüşü daha vardı ki, daha sonra bunun savunmasını yapması biraz zordu:

“İspanya, çocuklardan kurulu bir takıma bile 11 gol atamaz.”


“Türkiye’de öyle maçlar yönetmiştim ki, Avrupa maçları fındık fıstık geliyordu”

Maça saatler kala Erkan Göksel, otelde öğle yemeğine doğru yola koyulmuşken arkasından bir ses duydu. “Mr. Göksel, Mr. Göksel!..” Kafasını çevirdi. Bu ses, FIFA İcra Kurulu Üyesi Necdet Çobanlı’ya aitti. “Aman Erkancım; UEFA Genel Sekreteri telefon etti, maç çok önemli hale geldi” diyordu Çobanlı. Bu uyarıya pek kulak asmayan Erkan Göksel anlatıyor: “Ulan ne önemli hale geldi? 10 averaj fark var arada’ diye düşündüm içimden. ‘Aman gözünü seveyim, terslik olmasın’ dedi bana. Türkiye’de öyle maçlar yönetmiştim ki, o sıralar Avrupa’daki maçların hepsi fındık fıstık geliyordu. Bu nedenle çok rahattım. Yine de Necdet Çobanlı’yı teskin eden sözler sarf ettim.”

Ama yan hakem Özcan Oal, Göksel kadar rahat değildi:

“Ben tam aksine İspanyolların bu işlerin içindeki dalga dümenlerini çok iyi bildiğim için Erkan abiye dikkatli olması gerektiğini söyledim. Ama Erkan abinin aklında benim gibi şeytani düşünceler yoktur (gülüyor). ‘Yok canım, bir şey olmaz’ dedi. Benim de futbol oynamışlığım olduğu için dilim şikeye alışmış. Ortada bir şey olup olmadığını hemen anlıyorum.”

İspanyollar onca hesap kitap yapmasına rağmen son birkaç gün Sevilla epey yağış almıştı. Maçın oynanacağı gün de yağmurlu başladı ama neyse ki, maç saatinde hava gol atmaya müsait hale geldi. Ama taraftarlar bu soğuk havada 51 bin kişilik stadın ancak 30 binini doldurabildi. Yine de Erkan Göksel’e göre statta müthiş bir destek vardı: “Gürültüden futbolcuların düdüğümü duymadıkları anlar yaşandı.” Ve İspanya’nın golleri yavaş yavaş gelirken seyirci sayısı da giderek artıyordu. Galiba birileri stadın kapılarını açık unutmuştu.

“Araba sanki uçak olmuş, uçuyordu”

Daha ikinci dakikada İspanyollar bir penaltı kazandı ama Juan Antonio Senor bu fırsattan faydalanamadı. İlk gol için 12 dakika boyunca Santillana’nın kafa vuruşunu beklediler. Ama 23’üncü dakikada Malta sürpriz bir golle beraberliği yakaladı. Malta’nın ilk şutu gol olmuştu. Bu durum artık hem Hollandalıları hem de hakemleri rahatlatmıştı. “İlk devre 3-1 bitti. Bir de penaltı kaçırdılar. Artık maçın bittiğini düşündüm” diyor Erkan Göksel. İspanyollar da umudu kesmişti. Ekran başındakiler kanal değiştirmiş ya da televizyonu kapatmışlardı. Hollanda’nın adım adım finallere gitmesine daha fazla seyirci olmak istemiyorlardı. İkinci yarı başladı.

Erkan Göksel’e göre her şey çok farklıydı:

“Devre arası bitti, sahaya bir çıktık… Nasıl bastırıyor İspanyollar… Malta da mahalle takımı gibi. Goller arka arkaya geliyor. Allahım! Ben böyle şey görmedim.”

İspanya 38 dakikaya tam dokuz gol sığdırdı. İkinci yarının ilk golü 46’ıncı dakikada Poli Rincon’dan, son golse 85’inci dakikada John Senior’dan geldi. Hatta İspanyollar 13’üncü golü de attılar ama bu gol ofsayt gerekçesiyle sayılmadı.

Maçın bitimine daha birkaç dakika vardı ama faul düdüğünü duyan İspanyollar maç bitti sanıp sahaya daldılar. Onları tekrar tribüne göndermek epey zaman aldı. Son üç dakika oynandıktan, İspanya 12-1’lik zaferini ilan ettikten sonra yeniden aynı sahne… Yan hakem Yahya Diker topu alıp soyunma odasına gitmek için atak yaptı ama ne mümkün! “Topa hamle yapmamla birlikte bir taraftar güruhu üzerime çullandı. Topu güç bela kurtarabildim, beniyse Allah kurtardı!”

Hakem üçlüsü maç çıkışında da coşkudan nasibini aldı. Özcan Oal anlatıyor:

“Erkan abi bir arabaya, Yahya ve ben başka bir arabaya binmiştik. Önce kalabalık bizim arabanın etrafını sardı. Ben onlara maçın hakeminin öndeki arabada olduğunu işaret ettim. İşaret etmemle birlikte Erkan abinin arabasını havada görmemiz bir oldu.” Erkan Göksel devam ediyor: “Araba sanki uçak olmuş, uçuyordu. Hiç umut etmedikleri bir maçı kazanınca elbette coştular.”

Hakemler, o gün İspanya kralı kadar itibarlıydılar. Ertesi gün şehirde tur atarlarken sonradan İspanyol futbolcu Rincon’un bir akrabasının işlettiğini öğrendikleri mağazaya girdiler. Erkan Göksel bir kemer almak istiyordu. “Bizi tanıdılar. İçeri girince dükkandaki herkes ayağa kalktı. ‘Kemeri alırım ama bir şartla: Parasını alırsanız’ dedim. Hediye etmek istiyorlardı” diye anlatıyor Göksel. Aynı gün İspanya büyükelçisiyle de görüştüler. O da Erkan Göksel’e “Ben beş senedir buradayım. Ama benim Türkiye için yapamadığımı siz 90 dakikada yaptınız” diyordu. Bir köşe yazarı da maç raporunda “Bugün bir Türk, İspanya’da seçime girse kazanır” şeklinde yazıyordu.

 

“Ulan i.neler, maçı satan sizsiniz”

Hollanda tarafındaysa elbette şok ve hüzün vardı. Hollanda’nın en çok okunan gazetelerinden De Telegraph, hakeme öfke kusuyordu. “Maçın başında İspanyollar aleyhine düdük çalan hakem, protestolarla karşılaşınca etki altında kaldı. İspanya Malta’yı değil, Hollanda’yı vurdu. Erkan Göksel sarı ve kırmızı kartını Maltalılara gösterdi. İspanyolların hareketlerini ise görmezden geldi” diye serzenişte bulunuyordu gazete. Ancak UEFA, hakemlerin notunu 5 üzerinden 4,5 olarak belirlemişti. Avrupa’da yayın yapan bazı yayın organları skoru “maskaralık” olarak değerlendiriyor, Hollanda’nın hocası Rijvers Kees ise “Futbolda mucizeler mümkün” şeklinde yorumluyordu.

Kimse merak etmesin, hakemi eleştirenlerin cevabını Özcan Oal vermiş. Oal, bunu nasıl yaptığını anlatıyor:  “Dönüş yolunda uçakta Maltalılar da vardı. Bir tanesi bize ‘Mani, mani’ diye maçı sattığımızı ima eden bir hareket yaptı. Ben de dayanamadım üzerine yürüdüm. ‘Türkçe bilmiyorsunuz ama yine de söyleyeyim. Ulan i.neler, maçı satan sizsiniz’ dedim. Erkan abi kolumdan çekip beni aldı. Yine de biraz hırsımı almıştım.”

Hakemler hakkında birkaç olumsuz görüş olsa da asıl hedef kaleci John Bonello ve defans oyuncularıydı. Özcan Oal da Maltalı futbolculardan şüphelenmişti. “Ortada öyle bir komedi vardı ki… Belli olmasın diye bir gol yediler, ilk yarı 3-1 bitti. Benim kanaatim maç bağlanmıştı” diye anlatıyor Oal. “İyi niyetli değillerdi. Maç bittikten sonra bunu Erkan abiye söyledim. ‘Yok ya, ne maç oldu, tabanca gibi oynadılar’ dedi. Ama bence durum öyle değil. Futbol oynamış adam hemen anlar. Bekin müdahalesini, kalecinin yaptığı sahtekarlığı herkes anlar. Böyle bir şey var mı? Gelen giriyor, geçen giriyor.”

Malta Futbol Federasyonu Başkanı George Albela takım 10’uncu golü yiyince sinirlenmiş ve stadı terk etmişti. Federasyon 12-1’lik yenilginin ardından futbolcuları hakkındaki iddialar üzerine bir soruşturma başlattı. Onların hedefinde de kaleci Bonello vardı. Ayrıca federasyon teknik direktör Victor Scerri’yi de görevden aldı. Ama soruşturmadan somut bir sonuç çıkmadı ve maçla ilgili sorular hiçbir zaman sona ermedi.

Malta karşısında alınan bu zafer İspanyollar için 1964 Avrupa Şampiyonluğunun ardından tarihteki en büyük başarıydı. Galibiyetle Fransa’daki şampiyonaya gitmeye hak kazanan İspanyollar, turnuvada finale kadar yükseldiler. Hem de sadece bir galibiyet alarak! (Grupta iki beraberlik, bir galibiyet aldılar, yarı finaliyse penaltı atışlarıyla geçtiler.) Finalde ev sahibi Fransa’ya kaybettiler.

“FIFA, İspanya-Malta maçını iptal etti”

28 Aralık 1983 sabahı o dönem İspanya’nın iki büyük tirajlı gazetesi Diario 16 ve Pueblo gazetelerini okuyan insanlar büyük bir şokla karşılaştı. Gazeteler, sayfalarından “FIFA, İspanya-Malta maçını iptal etti. Karşılaşma yeniden oynanacak” haberini duyurdular. Habere göre İspanya Başbakanı Gonzales, teknik direktör Munoz’u arayıp kararı bildirmişti bile. Ancak öğleden sonra televizyonlarda bu haberin bir şaka olduğu duyuruldu. Şakanın sebebi ise o günün 28 Aralık Mukaddes Zavallılar Günü olmasıydı. Yani İspanya’nın 1 Nisan’ı… İspanyollar, gün boyunca federasyonu telefon yağmuruna tuttular.

Erkan Göksel’e göre İspanya bu skoru sonuna kadar hak etti. “Sahada müthiş bir mücadele oldu. Malta, fark yememek için çok savaştı. Yüzde 100 penaltı olduğunu düşünmediğim için İspanya’nın iki penaltısını vermedim. Aleyhimde tezahürat başladı. İki kez maçı durdurdum. Üçüncü olsa maçı keseceğim, kafaya koymuştum” diyor Göksel. Yan hakem Yahya Diker de aynı görüşte:

“İspanyollar gerçekten çok iyi mücadele ettiler. Ben böyle bir maç yönetmekten inanılmaz keyif aldım.”

Özcan Oal’a göreyse İspanyollar, bu maça kirli elleriyle müdahale etti: “Dünyada bu iş yapılıyor. Bir tek İngiltere’nin temiz olduğunu düşünüyorum. Ama öbürleri hakkında iyi diyemem. Maç hakkında söylenecek çok fazla şey yok. Bağlanmış bitmiş olay.”

Bu üç hakem gibi futbol dünyası da ikiye bölünmüş durumda: İyi niyetli olup, bir futbol mucizesinin gerçekleştiğini düşünenler ve komplo teorilerine aşina olup İspanya’nın bu maçı satın aldığını düşünenler… Ama 21 Aralık günü, tarih İspanya lehine çoktan yazılmıştı bile.

@Ahmet Yavuz

 

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply