“Rakiplerimizin kaşını gözünü ezberledik”

Futbol oynamaya nasıl başlamıştın?
Ben çocukluğumda hentbolcuydum. Liseye başladığımda hentbol takımı çıkaramadığımız için voleybol takımında devam ettim. Voleybol takımımız çok başarılı olmadığı için hocamız bize futbol takımı çıkarmamızı teklif etti. Bunu duyduğumuzda çok şaşırmıştık. Sonuçta voleybol ve futbol birbirinin tamamen tersi. Kadınların futbol liglerinin olduğunu o zaman hocamız bize söylediğinde öğrenmiştim. Daha önce hiçbir şey bilmiyordum.

Kaleci olmayı sen mi istemiştin?
Bir erkek arkadaşımı plonjon yaparken görmüştüm. Çok özendim. Kendimi hep plonjon yaparken hayal ediyordum. Takım kurulduğunda hocam beni forvette oynatmak istemişti ama ben kaleci olmak için yalvardım. Hatta ağladım.

Kaleci olmak, plonjon yapmak sandığın kadar kolay mıymış?
Değilmiş (gülüyor)! Beni çalıştırabilecek bir antrenörüm olmadığı için de çok zorlanmıştım. Nasıl düşmem gerektiğini, pozisyon almayı filan bilmiyordum. Futbol oynayan erkek arkadaşlarımla çalışıyordum. Düşmeyi bilmediğim için canım çok yanıyordu. Maçlarda anlamıyordum ama eve gittiğimde her yerim morarmış oluyordu. Allahtan bir tarafım kırılmadı. Yaralarımın iyileşmesini beklemeden yeniden oynuyordum. Hırsımdan kalede hiç ağlamıyordum ama maçlardan sonra acısı çıkıyordu. Kaleci olmak için çok inat ettiğimden hocama da hiç naz yapamadım. Eve gittiğimde annem yaralarımı görüp üzülüyordu. Bu yüzden futbolu bırakmamı bile istiyordu. Bir gün televizyonda maçımı izlediklerinde babamla birlikte bana daha çok destek olmaya başladılar.

Okul takımından sonra nerelerde oynadın? Şu an hangi takımdasın?
Lise bitmeden Karabük’te, Ovacık Gençlikspor’da oynamaya başladım. Ankara’dan teklif aldım ama gitmek için liseyi bitirmeyi beklemiştim. İki seneden beri Ankara Fomget Gençlikspor’dayım. Bir taraftan da beden eğitimi öğretmenliği okuyorum. Bu arada dört senedir milli takım kalecisiyim. Tek elle plonjon yapmak en büyük zevkim (gülüyor)!

Milli takımla birlikte gittiğin ülkelerde rakiplerinizden diğer ülkelerdeki kadın futboluyla ilgili neler öğreniyorsun?
Çinli arkadaşlarımdan her takımın sezon boyunca en az 60 maç oynadığını duymuştum. Biz en fazla 22 maç yapabiliyoruz. Onlar bu sayede bizden daha tecrübeli olarak yetişiyor. Futbol oynayarak iyi paralar kazanıyorlar. Onları da formasız gördüğünüzde futbol oynadıklarına zor inanıyorsunuz. Kendilerine bakıyorlar. Hiçbirinin saçı kısa değil ve erkek gibi davranmıyorlar. Türkiye’de de kadın futbolcular artık böyle. Krampon alırken mağazadakiler erkek arkadaşıma aldığımı sanıyorlar. Onları kaleci olduğuma inandıramıyorum. “Erkek arkadaşına alıyorsun, bize şaka yapıyorsun” diyorlar.

Şampiyonadan büyük beklentilerin var mı?
Kesinlikle! Liglerimiz yeni bittiği için milli takım kampına kadar maçlara evlerimizde hazırlanıyoruz. Kimse boş durmuyor. Her akşam birbirimize çalışmalarımızla ilgili hesap soruyoruz. Çalışmayan vicdan azabı çekiyor. Rakiplerimizin maç görüntülerini artık ezberledik. Kim ne yapar ne yapamaz, kimin kaşı kara, kimin gözü mavi biliyoruz.

Kaleciliğinle ilgili unutamadığın bir hikâyen var mı?
Milli takımla maç için İspanya’ya gittiğimizde havaalanında bir Türk’le karşılaştık. Orta yaşlı bir adam. Bizi milli takım eşofmanlarıyla görünce yanımıza geldi. Önce voleybolcu olduğumuzu sandı. Sonra “Anladım siz basketbolcusunuz” dedi. Futbolcu olduğumuzu söyleyince hepimize tek tek bakıp, “Dalga geçiyorsunuz” dedi. İnandıramadık. Sonra da saçma sapan sorular sormaya başladı. “Sizin de mi liginiz var, kaleleriniz bildiğimiz kaleler kadar mı?”O şaşırdıkça biz güldük. Türkler her yerde aynı.

Bu röportaj FourFourTwo’nun Temmuz 2012 sayısında yayımlanmıştır…

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply