Röportaj: Erkan Zengin

Türkiye’deki altyapıların neredeyse tamamının örneği Almanya’daki kulüplerin altyapılarıdır. İsveç’te durum nasıl?

İsveç de aynı Almanya (gülüyor). Altyapıya altı yaşında başlıyorsun. Ben de o yaşta başladım. Altı yaşımdan 22 yaşıma kadar Hammarby IF’de oynadım. Takımdaki tek Türk bendim.

İsveç’te bir Türk mahallesinde mi büyüdün?

Konya’dan, Ankara’dan gelen ailelerin olduğu bir mahalleydi. Hiç İsveçli olmadığı için mahalleye İsveçli biri gelse tip tip bakardık. Sanki yabancı olan o (gülüyor)! Mahallede bizden başka siyahiler, Araplar gibi göçmenler vardı. Biraz tehlikeli bir yerdi ama bize zararı yoktu. 16 yaşımda A takıma çıkmıştım. Ondan sonra hayatım düzene girdi. Yoksa iyi olmazdı. Şu an oradaki en iyi arkadaşlarımın ikisi hayatını kaybetti. Kötü şeyler yaptılar, sonra da vuruldular.

14 yaşından 16 yaşına kadar Türk Milli Takımı için oynadın, ondan sonra diğer gurbetçi futbolcuların yaptıklarının tam tersini yaparak başka bir ülke adına oynamaya başladın. Bu kararı almanın sebebi neydi?

Üç sene haber bekledim, aramadılar. İsveç beni seçiyordu ama gitmiyordum. Galatasaray maçında iyi oynadım diye beni çağırdılar ama ondan önce İsveç’e söz vermiştim. Orası da güzel. Jimmy Durmaz var, Zlatan var.

Kafana estiği zaman Ibrahimovic’i arayabilir misin?

Onunla ilgili bir şey söylediğim zaman İsveç gazeteleri bunları alıyor, sonra Ibra beni arayıp “Üzerimden prim yapma” diye dalga geçiyor. O yüzden hiç konuşmayayım!

erkan-zengin-ve-ibrahimovic-511

Milli takıma gelmeye başladığında buradaki futbolculara ayak uydurabilmiş miydin? Arda’nın, Selçuk’un, çocukluk hallerini hatırlıyor musun?

Yiğit İncedemir’le ve Selçuk’la aram iyiydi. Biraz dışlanmış gibiydim. Beşiktaş’a geldiğimde de böyle hissettim. Beni en iyi Uğur İnceman anlıyordu. İlk günler gerçekten zor oluyor. Herkes sana bakıyormuş, herkes senin hakkında konuşuyormuş gibi geliyor. Beşiktaş’ta kendimi gerçekten çok kötü hissettim.

Beşiktaş’a gelmeden önce nasıl bir Beşiktaş taraftarıydın?

İsveç’tekilerin hepsi ya Fenerbahçe ya Galatasaray taraftarıydı. Ben nasıl böyle oldum bilmiyorum (gülüyor). Babam Beşiktaşlı olduğu için olabilir. Renkleri güzel geliyordu bana. Türkiye’den teklif alıyordum ama “Büyük kulüplerden biri olmazsa kabul etmem” diyordum.

Beşiktaş taraftarıyken Beşiktaş’tan transferin için telefon aldığında ne yaptın?

Onu hiç sorma! Mustafa Denizli’ye “abi” dedim (gülüyor)! Sadece o da değil, senli benli konuştum. Mustafa hocanın bir ara telefonda sustuğunu hatırlıyorum. Bana “Türkiye’ye gelir misin?” demişti, ben de “Gelirim abi” demiştim. Hatta kulübe geldiğimde Tayfur Havutçu’ya “Şununla ilgilen, bir daha bana ‘sen’, ‘abi’ demesin” demiş.

22 yaşındasın, Türkiye’ye yeni gelmişsin, Türkçen iyi değil… Tesise ilk gittiğinde ne yaptın?

Çok saçma şeyler (gülüyor)! O kadar heyecanlıydım ki tesise herkesten 3 saat önce gitmiştim. Benden sonra Delgado gelmişti, Lamborghini’si vardı. Ben İsveç’te tesise bisikletle gidiyordum!

Beşiktaş’a gittiğinde başarılı ve sürekliliği olan bir kadro vardı. O durumda bir futbolcu biri ufak bir sakatlık yaşasın ya da kart cezası alsın diye mi bekler?

İlk geldiğim hafta Fabian ve Yusuf abi de transfer olmuştu. İlk maçımı Antalyaspor’a karşı oynamıştım. 3-1 yenmiştik. Ben de 90 dakika oynadığım için her maçta oynayacağımı düşünmüştüm. O maçtan sonra 10 maç sahaya çıkamadım.

Belki sen iyi oynadığını sanmışsındır…

Ama bütün spor haberlerinde benden bahsediyorlardı. Bence transferler yüzünden böyle oldu. Kendimi öldürsem bile Nihat Kahveci’yi oynatacaklardı! Bir kere fırsat geldi, onu da ben batırdım. Maça çıkacağımı öğrenince sabaha kadar uyumadım. Hoca beni oyundan çıkardı da Kocaeli maçını kazandık (gülüyor)! Takım otobüsünde futbolcuların “Olsun oğlum” der gibi sırtıma vurması çok zoruma gitmişti. İsveç’te bunu ben yapardım.

O dönem Yusuf Şimşek’ten çok mu etkilendin?

Onu her zaman çok beğenmişimdir. Çok zeki ve iyi bir insan.

Çalım atma merakın onu beğenmenden kaynaklanıyor olabilir mi?

Yok yahu ondan değil.

Bazen sen de fazla çalım attığını, sahada bencilleştiğini düşünüyor musun?

Kendime çok güvendiğim için olabilir ama bunu her futbolcu yapamaz, yorulur. Top tutmak için kondisyon lazım. Bazı futbolcular tek top oynuyorlar ya hani, onlar hep korktuğundan öyle yapıyor. Yoksa iyi futbolcu olduklarından değil. Benim hareketlerimi yapabilseler zaten yaparlar. Bu bir de cesaret ister. Öyle kolay değil yani. Ben iki kere kaptırırım, üç kere kaptırırım, dördüncüde tehlikeli bir pozisyon yaratırım diye düşünüyorum. Başka bir futbolcu iki kere kaptırsa bir daha yapmaz. Benim için sıkıntı yok, kendime güveniyorum. Eleştiren eleştirsin.

Maçların tekrarını izlerken topu sürüp sürüp kaptırdığını gördüğünde “Ne vardı bu kadar devam ettim” demiyor musun?

Bazen diyorum ama futbol artık eskisi gibi değil. Birine çalım atmadan alanını boşaltamıyorsun. İllaki birini oyundan düşürmen gerekiyor. O yüzden kim ne derse desin devam!

Çıkan transfer haberlerine göre etrafındaki insan sayısı artıyor mu?

Artık alıştım. İki, üç yıldır iyi bir şeyler yapıyorum ki beni istiyorlar. İstanbul takımlarından birine gol attığımda telefonum susmuyor, yenildiğimiz zaman sadece eşim, annem ve babam arıyor. Bu yani, bu kadar.

Etrafında sadece futbolcular mı var?

Futbolcularla gezmiyorum pek. Çok farklı arkadaşlarım var.

Ne iş yapıyorlar?

Hepsi hırsız (gülüyor)! Yok, yahu şaka yapıyorum. Tamirci, elektrikçi filan. İsveç’e gittiğimde Türk kahvehanelerine gidiyorum ama Eskişehir’de gidemiyorum.

Röportaj: Hilal Gülyurt Fotoğraf: Barış Tekin (FourFourTwo Şubat 2014)

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply