Yakın Markaj: Bahtiyar Yorulmaz

Rakip oyuncunun dişlerini nasıl döktü? Denizlispor’da hocasını neden kovaladı? Kenan Evren onun için ne dedi? Fenerbahçe formasını niçin yırttı?

“Bahtiyar Yorulmaz” değil de daha çok “Deli Bahtiyar” denildiğinde sizin kim olduğunuzu anlayan daha fazla oluyor. Size Deli Bahtiyar denilmesine kızıyor muydunuz?
Yok, kızmıyordum. Niye kızayım ki? Yiğit namıyla anılır. Gol atmak akıl işidir. Akıllı adam santrfor oynar, gol atar. Ben Fenerbahçe’de kadro dışı kalıp, Denizlispor’a döndüğüm sene gazeteci Talay Eker benimle röportaj yaptı. Bir baktım manşet “Deliye bak deliye!” Aslında yazıda ben Türkiye’nin en akıllı futbolcusuyum. O haberden sonra adım “Deli Bahtiyar” kaldı. Şimdiki futbolcular böyle şeylerle her gün muhatap oluyorlar ama çok efendiler, çok sabırlılar. Ben Fenerbahçeli meşhur gazeteci Alaattin Metin’i antrenman sahasında kovalamıştım. Kalp krizinden ölüyordu.

IMG_3266

Denizli’den İstanbul’a gelişinizi neye borçlusunuz?
16 yaşımda ticaret lisesinin takımında oynarken beni Denizlispor’un genç takımına aldılar. O zaman Fenerbahçe’nin teknik direktörü Didi, Türkiye Şampiyonası için Denizli’ye geldi. Ben de Denizli genç takımında 10 numara oynuyorum. Didi beni izleyince “Bu çocuğu hemen alın” demiş. Daha 16 yaşımdayım ve evin tek erkek çocuğuyum. Babam “İmkânı yok, onu İstanbul’a filan gönderemem” diye tutturdu. Ben o arada genç milli takımlarda oynamaya başladım. Babam beni göndermeyince Denizli’de devam ettim. Beni istemek için Eskişehirspor evime kadar geldi. Annem de Eskişehirli. Eskişehir’de akrabamız çok olduğu için gitmeme izin verdiler. Abdullah Gegiç benimle çok ilgilendi. 10 numara oynarken beni direkt santrfor oynatmaya başladı.

O dönem kaçırmışsınız ama Bursaspor’da oynadığınız dönemde Mustafa Denizli ile paylaştığınız bir gol krallığınız var…
Ben o gol krallığını Mustafa Denizli ile paylaşmadım. Bunu hiçbir zaman kabul etmem. Bizim o zaman Bursaspor’da efsane bir kadromuz vardı. Sedat 3, kaptan Sinan… O sezon Bursaspor, Trabzonspor’la şampiyonluk için çekişiyordu. Son üç maç kala biz Trabzonspor’un 2 puan önündeydik. Ben Diyarbakır’da Diyarbakırspor’a bir gol attım. Benim golümü bizim takımdan bana benzeyen Kadir’e yazmışlar. PTT’nin çalışanları o zaman telefonla İstanbul’a bildirirdi skorları. Oysa 30 metreden atmıştım, karambol filan da yoktu. Rize’de de gol attım yazmadılar, sonra da Mustafa Denizli’yle ortak yaptılar bizi. “Kupanız da sizin olsun krallığınız da” dedim.

“Fenerbahçe’ye transfer olduğumda kulüp adresinden bir icra kağıdı geldi. Zarfı bir açtım! Nuri Artış’ın eşi avukatmış, kocasının dişlerini döktüğüm için bana dava açmış. Protez dişlerin parasını benden istiyor”

Denizlispor’da profesyonel olarak oynamaya başladığınızda da Fenerbahçe’deki kadar hırçın mıydınız?
Aynı. Değişen hiçbir şey yok. Bana iş adamları “Sahada Azrail, dışarıda beyefendi bir insan” der. Saha içinde benim ruhum değişiyor. Geçen gün benim oğlanla halı sahada maç yaptık, kapıştık yine. Ben 60 yaşımda koşuyorsam, gol atıyorsam, o elini beline koyup durmayacak!

Bursa’da oynanan Boluspor maçında rakip oyuncunun dişlerini dökmüşsünüz, bir maçta kendi takım arkadaşınızı saha içinde dövmüşsünüz…
Hakan Artış’ın abisi Nuri vardı. Boluspor’da oynuyordu. O maçtaki görevi bana markaj yapmaktı. Bu benim için normal bir şey çünkü bütün rakipler bana özel önlem alırdı. Ama meğer bu, kramponlarının altını tornada çivi gibi sivriltiyormuş. Ben korner atışı için hamle yaparken o kramponlarıyla benim ayak parmağıma bir bastı! Resmen acıdan kendimi kaybettim! O acıyla yumruğu geçirdim. Dişleri döküldü. Tabii kırmızı kartı gördüm. Dahası ben Fenerbahçe’ye transfer olduğumda kulüp adresinden bana icra geldi. Şaşırdım çünkü benim bir yere borç taktığım görülmüş şey değil. Zarfı bir açtım! Nuri Artış’ın eşi avukatmış, kocasının dişlerini döktüğüm için bana dava açmış. Protez dişlerin parasını benden istiyor.

Ilie-Datcu

Denizlispor’da oynadığınız dönemde antrenmanda çift kale maç yaparken antrenörü kovalamışsınız…
Datcu’yu Fenerbahçe’den tanıdığım için Denizlispor’a ben getirdim. İşsiz güçsüz ortada kalmıştı. Çift kalede attığım golü ofsayt diye vermedi. Ben de “Bu kadarcık alanda ofsayt mı olur” dedim. “Ne diyorsun sen!” derken elini kaldırdı. Ben hiç bu kadar aşırı bir tepki beklemiyordum. Ayağımdan kramponumu çıkarıp kovalamaya başladım. Zor tuttular.

Bir kere de gol kaçıran takım arkadaşınızı dövmüşsünüz…
Hüseyin’di o. Denizlispor’da oynuyordum. Maçta sol taraftan girdi, boş kaleye golü atamadı, top yan ağlarda kaldı. Ben de kalenin karşısında bomboş duruyorum. Topu bana kesse kesin gol! Gol kaçınca iyice sinirlendim. Sinirlenince Hüseyin’e ufak bir operasyon yapmıştım!

Yine Denizlispor’da gol yiyen kalecinizin de biraz canını yaktığınız doğru mu?
Bizim kaleci Cüneyt’in 2 metre boyu vardı. Ufacık bir santrfordan saçma sapan bir gol yedi. Cüneyt golü yedikten sonra tartışmaya başladık. “Sen de gol kaçırıyorsun ulan!” dedi. Takım kaptanı olduğum için bana bağırmasına çok bozuldum. İtiş kakış derken bir yumruk attım. Cüneyt asker olduğu için paşası neredeyse beni içeri attırıyordu. Benim hikâyeler anlatmakla bitmez. Bir gün benim çiftliğe gelirsiniz size koyun keserim, uzun uzun konuşuruz!

“Milli takımda parasızlıktan moralimiz bozuluyordu, biz de Fatih Terim filan sabaha kadar otelde poker oynuyorduk”

Çok güçlüydüm ben. Hava toplarını da kaçırmazdım. Benimle birlikte hava topuna çıkmaya kalkan olursa indirirdim. Bana faul verirlerdi. Hakemler sıradan bir Mehmet’i atsa bir şey olmuyor ama Bahtiyar’ı atınca olay oluyordu. Benim suçum yok dersem de yalan olur. Maçlara hakemlere karşı önyargıyla çıkıyordum ama onlar örgütlü olarak önyargılıydı. Hatırlamak bile istemiyorum o zamanları. Şartlar çok kötüydü.

Fenerbahçe’de şartlar nasıldı?
Al birini vur ötekine! Fenerbahçe’de, Dereağzı’nda sinekler sabaha kadar uyutmazdı. Bir gece artık dayanamadım, “Ben Fenerbahçe’den dünyanın parasını aldım, zengin bir futbolcu oldum” dedim. Rakip taraftarlar bize “Milyonluk eşekler!” diye bağırıyor o zaman. Tarabya’da otele gidip uyudum. Sabaha kadar uyumazsan ertesi gün idmanda ne yapacaksın? Bursaspor’da oynadığım zaman küçük bir deprem olmuştu ama tesisler viran olduğu için çok korkmuştuk. Nezihi Tosuncuk sahada kalenin içinde uyurdu.

IMG_3275

Milli takım nasıldı o zamanlar? Siz nasıldınız? Milli takımda da vukuatlarınız var mı?
Zavallı bir ülkeydik o zaman. Avrupa’dan 8-10 yiyip geliyorduk. 1980 ihtilalinden sonra milli maç için Çekoslavakya’ya gittik. Futbolculara 100’er mark harcırah verdiler. Milli takımlardan sorumlu bir paşa “Bunlara o para bile çok” demiş. Yahu zaten iki karton sigara, bir şişe viski alıyorsun para havaalanında bitiyor. Parasızlıktan moralimiz bozuluyordu, biz de Fatih Terim filan otelde sabaha kadar poker oynuyorduk. Milli takımda bir kere beraberlik için vakit geçirirken sarı kart gördüm. Lig maçlarında yaklaşık 30 tane kırmızı kartım var ama. Hatta çok kart gördüğüm için Merkez Ceza Kurulu beni Ankara’ya çağırmıştı!

Neler anlattınız ona? Çözebildiniz mi durumu?
Hâkime olanları anlattım. “Sana son kırmızı kartın için bir maç ceza vereceğim ama söz ver bir daha kırmızı kart görmeyeceksin” dedi. “Bunlara uyma evladım, maçlarda aklına ben geleyim” dedi. O görüşmeden sonra sekiz hafta maç oynarken hep onun hayali gözümün önüne geldi. Sahanın içinde kendi kendime “Fikret Bey, Fikret Bey” diye konuşuyordum. Dokuzuncu maçta oruç bozuldu. Beşiktaş’ta Kadir Akbulut vardı. Kaleciyle karşı karşıya kaldığım bir pozisyonda beni çekip düşürdü. Ondan kurtulmaya çalışırken dirseğim ağzına gelmiş. Kendini yere attı. Hakem de kırmızı kart gösterdi bana. Benden sonra bu yine bir pislik yapmış, hakem onu da atmış. Soyunma odasından çıkarken karşılaştık. Onun da dişleri kırılmıştı! O da bana dava açtı.

Zamanın eğlenmeyi seven futbolcularından biriymişsiniz. Başınızı ağrıtmıyorlar mıydı?
Benim oynadığım zaman kimsenin art niyeti yoktu. Futbol oynar, eğlenceye giderdik. Hele maç kazanınca zaten kimse bizi tutamazdı. İyi futbolcu olduğun zaman, golünü attığın zaman kimse sana bir şey diyemez. Ama yenildiğinde ortadan kaybolacaksın.

Şimdi futbolculardan bazıları kendilerine bakmak için kola bile içmiyor. Sizin bünyeniz bu tempoyu nasıl kaldırıyordu?
Ben de kola içmezdim ama rakıyı, viskiyi affetmezdim. Pazar günü maçını oynayıp akşam içersin, sabah hamama gider terini atarsın. Her gün, her gece içmiyorduk ki! Bir gün, iki gün… Şimdi yine futbolcu olsam aynısını yaparım. Her şeyi iyi ki yapmışım diyorum.

Bahtiyar-Yorulmaz

Fenerbahçe’de oynadığınız dönemde formanızı neden yırtmıştınız? O olaydan sonra neler oldu?
Ligin sekizinci maçını Eskişehirspor ile oynuyorduk. Hakem Sadık Deda, takım kaptanımız da Alpaslan Eratlı… Alpaslan penaltıdan bir gol attı. Biz sevinmeye başladık. O sırada bana sarı kart çıktı. Neymiş, ben penaltı kullanılırken ceza yayını ihlal etmişim! İhlali yapan Osman Denizci ama beni kafaya takmış ya bir kere! O sırada 40 bin kişi “İ… Sadık, yeter artık!” diye bağırıyor. Çok sinirlendim. Üzerimdeki formayı tuttuğum gibi cart diye yırttım! Seyirci daha çok bağırmaya başladı. O kadar hırslandım ki tek başıma maçı aldım. Maçtan sonra bizim çokbilmiş yazarlarımız “Sen nasıl Fenerbahçe formasını yırtarsın” diye velvele yapmaya başladılar. Ertesi gün Ali Şen bana iyi bir başarı primi verdi. Milli Piyango gibiydi! O akşam Yaşar Duran’a avanta para var, gel yiyelim” dedim. Gazinoya gidip parayı ezdik.

Olay öylece kapandı mı yoksa basın da mı taktı size?
Onlar unuttu da Kenan Evren unutmadı (gülüyor). Biz ihtilal zamanında çok zorluklar çektik. Sahalar rezil bir durumdaydı, anarşi vardı. Kenan Evren o zaman asmak istediğini asar, kesmek istediğini keserdi. O olaydan sonra Kenan Evren, Ali Şen’i aramış. “Kim ulan bu Bahtiyar, Fenerbahçe formasını yırtıyor!” demiş. Ali Şen de “Sayın paşam o olmasa bu takımdan bu kadar randıman alamayız” demiş. Yoksa beni Gölcük’e atıp, kodeste çürütecekler!

Fenerbahçe’de neden kadro dışı kalmıştınız? Tribünler sizi affetmesi için Ali Şen’e çok yalvarmış…
Teknik direktör Stankoviç’le kapıştım. Stankoviç Yugoslavya’dan Begoviç diye bir futbolcu getirmişti. Antrenmanda beni yedek takımda oynatıyordu. Begoviç kilolarından kıçını taşıyamıyor ama A takımda, antrenmanlardaki maçlarda A takıma beş gol atıyorum ama beni oynatmıyor. Neymiş, burnumu sürtecekmiş! Ben şımarık bir adam değilim ki, sadece sahada hırçınım. “Ben yedek kalacak futbolcu değilim” dedim diye kadro dışı kaldım. Tribünler o zaman “Ali Şen, Bahtiyar’ı affet” diye bağırmaya başladı. İnsanlar da aptal değil, kimin takım için ne yaptığını görüyorlar. Bursaspor’da oynadığım dönemde benim olduğum maçlara 15 bin kişi geliyorsa, oynamadığım maçlara 5 bin kişi geliyordu. “Bahtiyar gelecek, hepinizi s…” diye bağırırlardı.

rausch

Avrupa’dan hiç transfer teklifi aldınız mı?
Rausch beni Kaiserslautern’e götürmek istemişti. Benim de o zaman hostes bir sevgilim vardı. Onunla yaşıyordum. Havaalanına onu almaya gitmiştim. Hürriyet gazetesini bir açtım, yarım sayfa “Bahtiyar Kaiserslautern’de!” Yahu Türkçe’yi zor konuşuyorum, Almanya’da ne işim var! Ali Şen beni arayıp “Gitmek ister misin?” dedi. “Yok” dedim. “İstanbul dolce vita!” Hata yaptım. O zaman ufkumuz geniş değildi, kendimi Almanlardan küçük gördüm. Frankfurt’a 1980’de UEFA Kupası kazandırmış Rausch beni beğeniyor, ben kendimi beğenmiyorum!

Röportaj Hilal Gülyurt 

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply