Yakın markaj: Kadir Akbulut

Rıdvan Dilmen’e karşı nasıl önlemler alırdı? Malmö’ye mi Leeds’e mi kaybetmek daha kötüydü? Pascal Nouma için ne düşünüyor? Beşiktaşlı futbolcular neden şortlarının altına kadın çorabı giydi

Beşiktaş’a gelmeden önce neler yapmıştınız? Kendiniz için İstanbul yolunu nasıl açtınız?
Benim kuşağımdaki birçok futbolcunun başlangıç noktası hemen hemen aynıdır. Çoğu kırsal kesimdendir. Ben de kırsal kesimde, Denizli’nin bir ilçesinde futbol oynarken Denizlispor’a çağırıldım. Lise yıllarının başlangıcıydı. Takım benim oynadığım dönemde 2. Lig’deydi. Amatör milli takımda da oynuyordum. İstanbul’da Vefa ile oynadığımız bir maçta beni beğenmişler. Beşiktaş ve Galatasaray’dan teklif aldım. Galatasaray’la prensipte anlaşmıştık. Sonra bir şekilde Beşiktaş’la imzaları attık.

Sizin zamanınızda takımda nasıl bir ortam vardı?
19 yaşımdaydım. Takımdaki yaş ortalaması benim yaşıma yakındı. Birlik beraberlikte fazla bir zorluk çekmedik. 6 buçuk yıl Gordon Milne ile çalışıldı. Herkes onun gitmesi için baskı yaparken Süleyman Seba direndi. O zaman da şimdiden farksızdı. Diğer takımlarda altı ayda bir hoca değiştiriliyordu. Yani Beşiktaş böyle bir başarı yakaladıysa Süleyman Seba sayesindedir. Kulübün tesisi olmadığı için otelde kalıyorduk. Olmayacak yerlerde antrenman yapıyorduk. Her şeye rağmen başkanımız bize vaat ettiği ne varsa zamanında verdi.

IMG_6778

Recep Çetin, Ulvi Güveneroğlu, siz ve Gökhan Keskin dörtlüsü namağlup şampiyon Beşiktaş’ta kemiktiniz. Uzun yıllar bu dörtlü bozulmadı. Bu bloğun sırrı neydi?
Bir kere hepsi yetenekli futbolculardı. Daha önemlisi bu yeteneklerini kullanırdı. Takım oyunu oynardık. Ferdi olarak elbette bir şeyler yapıyorduk ama sonuç itibarıyla bir bloktuk. Birbirimizi çok iyi takip ederdik. Recep çok çabuktur, ben bastığım zaman onun her zaman arkama geleceğinden emin olurdum. Ulvi çok seridir, topu kaptırırsa ne yapacağını bilirdim. Gökhan zekidir, topla ne zaman çıkacağını hissederdim. Bunları artık ezberlemiştim. Ulvi ile ben Beşiktaş’a aynı dönemde geldik ve 15 sene onunla aynı odayı paylaştık. Recep’le 11 sene oynadık ki en az da onunla oynamışızdır. Bizim sırrımız takımın menfaatlerini kendi menfaatlerimizden önde tutmamızdı. Hoca defans oyuncusuna “Risk gördüğün anda tribüne vur, taca vur” der. Birçok futbolcu bunu tribünlere kötü görünmemek için yapmaktan çekinir. Biz kötü görünmekten hiç çekinmedik. Önemli olan takım için doğru olanı yapmaktı.

Beşiktaş’ta 14 yıl boyunca beş lig, üç Türkiye Kupası, dört Cumhurbaşkanlığı Kupası, bir Başbakanlık Kupası, altı TSYD Kupası şampiyonluğu yaşadınız. Sizin için en değerlisi hangisiydi?
Hepsinin anlamı çok fazla ama bir adım öne geçen 1981–82 yılında Eskişehir’de şampiyon olduğumuz maçtır. Eskişehirspor’un küme düşmemesi için galibiyete ihtiyacı var, bizeyse beraberlik yetiyor. İşin kötü tarafı Beşiktaş 15 yıl boyunca şampiyon olamamış. Bu büyük takımlar için kabul edilebilir bir aralık değil. O şampiyonluğu unutamam. Bir sene averajla şampiyonluğu kaçırıp bir sene de averajla şampiyon olduk. Çok heyecanlıydı.

“Civelek civelek” şarkısıyla kutladığınız bir şampiyonluk var bir de. Siz de o görüntüleri izleyip gülüyor musunuz?
Fulya tesislerinde, kamptaydık. Özel televizyon kanalları o zaman yeni yeni piyasaya çıkmaya başlamıştı. TRT de onlarla rekabet halindeydi. TRT’den gelip bizi bir araya topladılar. Sanki kaset dolduruyoruz. “Biz ne söyleyeceğiz?” diye bir panik olduk. Elimize bir metin verip, “Bunları okuyun” dediler. Biz de öyle tongaya düştük. O görüntüleri gördüğümde saklanmak istiyorum (gülüyor)!

Daha önce FourFourTwo’ya verdikleri röportajlarda takım arkadaşlarınız gazetecilerden çok çektiğinizi anlatmışlardı…
Doğru. Dinamo Kiev maçından önce “Uzay takımı” diye diye bize korkudan maçı daha oynanmadan kaybettirmişlerdi. Normalde başa baş oynardık. Milliyet gazetesi bize astronot kıyafetleri giydirip fotoğraflarımızı çekmişti. Beş yedik. O zaman özgüvenimiz yoktu ki. Maça çıkmadan önce rakiplerimizin formalarını, kramponlarını incelerdik.

Bir de yine Dinamo Kiev maçında kadın çorabı giymişsiniz…
Kim anlatıyor bunları sana yahu (gülüyor)?

Feyyaz Uçar!
Az değil o Feyyaz da! Kiev’de sabah hava 5 dereceyse akşam, maçtan önce -10 falan oldu. O kadar soğuğa alışkın olmadığımız için misafirperverlik yapıp, bize ince kadın külotlu çoraplarından getirdiler. Önce “Giymeyiz” dedik. Sonra baktık çok soğuk giymeye çalışırken çorapların hepsini yırttık. Ne kadar zormuş onları giymek. Parmaklarımızla yırtıyorduk giyerken. İki üç kişi yine giymişti ama. Deliklerle tabii!

IMG_6790

Rıdvan Dilmen bir röportajında karşısında oynamakta en zorlandığı defans oyuncusu olarak sizi söylemişti. Sizi en çok kim zorluyordu?
Ben çok yetenekli bir oyuncu değildim ama yeteneklerimi en iyi şekilde kullanırdım. Şu konuda mütevazı olamam: Zekâmı iyi kullanırdım. Rıdvan çok yetenekli bir oyuncuydu. Aklımı kullanamasam onu durduramazdım. Rıdvan topu aldığında ne yapacaksın, Rıdvan koşu yaparken neresinde duracaksın? Onu durdurmak için bu soruların doğru cevaplarını bulmam gerekiyordu, ben de buldum. Sadece Trabzonspor’daki Dobi Hasan’dan çekinirdim. Çünkü hem iriydi, hem de topla birlikte çok kuvvetliydi.

Rıdvan Dilmen’le saha içinden hatırladığınız bir diyalogunuz var mı?
Çok olmuştur. Rıdvan benim kardeşim sayılır. Abisiyle Denizlispor’da aynı takımda oynadım. Hatta Rıdvan Denizlispor’a gelip birkaç defa bizimle idmanlara da katılmıştı. O zamanlar çelimsiz olduğu için Denizlispor’a almamışlardı onu.

Sol bek mevkiiyle özdeşleşmiş biri olarak futbolu bırakmadan önce bir de libero oynamışlığınız var…
Ben bile unutmuştum yahu! 1994 sezonunun devre arasında Daum geldiğinde Ulvi’yle benim son senemizdi. Daum yeni bir yapılanmaya gittiği için haklı olarak ikimizi de tercih etmiyordu ama biz yine de idmanları bırakmıyorduk. Aldığım paranın hakkını vermeye çalışıyordum. Benim isteğimi görünce Daum Trabzonspor’la oynadığımız kupa maçında beni libero oynattı. İkinci yarı oyuna girip, bir de gol atmıştım.

Ağlara giden topu çizgiden kafayla çıkardığınız meşhur Trabzonspor maçında refleksinize siz de inanabilmiş miydiniz?
Gordon’la uzun süre çalışmanın bana getirileri çok fazla oldu. Bizim kafalarımıza çok şey yerleştirdi. Bize hep “Topu kalede görene kadar takip edin” derdi. “Top dışarı çıkana kadar çıkmamış gibi hareket edin.” Çok önemli bir maçtı. Trabzonspor’un oyuncusu topu geriye çıkarmaktan başka çaresi olmayan bir pozisyona girdi. Arkadaşına da boş kaleye topu atmak kalmıştı. Aklıma Gordon’un sözleri geldi, ayaklarım kaleye doğru gitti ama golü kabul etmiştim bile. Kalenin önüne geldiğimde topa kafa attım ve yere düştüm. Topu çıkarıp çıkarmadığımı görmedim. Statta bir sessizlik oldu. Ben o sırada “Keşke elle çıkarsaydım” diyorum. Bir baktım hakem korneri gösteriyor. Maçı aldık ama ertesi sabah uyandığımda dudaklarım uçuklamıştı.

IMG_6793

Malmö’ye kaybetmek mi Scala zamanında Leeds United maçında 6-0 yenilmek mi daha ağırdı?
6-0 üzücü bir skordur ama turu kaybetmeye benzemez.

Malmö maçından sonra Recep Çetin’e bir ceza verdiniz mi?
O gol için ödül vermek gerekirdi bence (gülüyor)! Golden önce yaptığı fedakârlıkları unutmamak gerek.

1986-87 sezonunda Denizli’ye şampiyonluğu bırakınca ne düşündünüz?
Ali Sami Yen’de, 86’ncı dakikada yemiştik golü. Rakibin o golden önce bizim kalemize bir kere gelmişliği yoktu. Baskılı da oynuyorduk. Galibiz ama gol atamıyoruz. O golü yiyeceğimiz içime doğmuştu. Üzücü tabii.

Futbolu bıraktıktan sonra Beşiktaş’ta menajer olarak görev aldınız. Menajerlik yaptığınız dönemde kulüpten gönderildiğini Ertuğrul Sağlam’a iletme işi size düşmüş. Acı bir deneyim olmalı…
Beşiktaş’ın iki yönünü de uzun süre gördüm. Ertuğrul’u çok severim. Beşiktaş’a transfer edilirken de ben vardım işin içinde. Almanya’ya kampa giderken hiçbir şey yoktu. Ufak ufak kulağıma bir şeyler geldi ama inanmak istemedim. Serdar Bilgili başkandı. Beni arayıp “Ertuğrul’u Samsun’a veriyoruz, kendisine söyle” dedi. “Eyvah!” dedim, “İhale bana kaldı!” Scala teknik direktörümüzdü. Ona söyleyemeden gazeteciler yetiştirmiş. Hoca da bana kızmıştı. En sonunda Ertuğrul’a söyledim. İkimiz de çok ağlamıştık.

Pascal Nouma gerçekten Scala’nın kafasına cep telefonu attı mı?
Ben yanlarında değildim ama atmıştır. Gittiği her yerde olay çıkartmakta üstüne yoktur! Cep telefonları yeni çıkmıştı. Uyurken kapatmıştım. Sabaha karşı ev telefonum çaldı. Arayan Pascal! Ev telefonumu bulmuş şeytan! “Kadir abi karakoldayım” dedi. Hiç şaşırmadım. Çok topladım onu gece vakti sağdan soldan. Yine bir gün antrenmana gelmedi. Gazeteciler başımıza üşüştü. Bir yöneticiyi aradım “İdare et” dedi. Ne kadar kızdığımı anlatamam. Niye idare ediyorum ki! Benim eşim doğum yapıyor, bırakıp idmana gidiyorum. Pascal gibi, Amokachi gibi oyunculara taviz veriyorsan bütün takımın hakkını yiyorsun demektir. Türkiye’de bu futbolculara ceza da veremezsin. Verirsen yöneticin de sana ceza verir.

Röportaj Hilal Gülyurt

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply