Askerler boğaya karşı! Türkiye-İspanya

Son Avrupa şampiyonu karşısında dört günde oynanan iki maç, İspanya’daki elçi, Türkiye’ye yolu düşecek Okçu, Terim, Yeniköy Kasabı, Dede… İki ülke karşılaştığında hep ortak noktalar bulunabiliyor!


İki İspanyol ve bir Türk sohbet ediyorlardı. Konu, birkaç gün sonra milli takımlarının yapacağı Dünya Kupası eleme maçlarıydı. “Kaybedersek beni bekleyenleri biliyorum ama kazanırsak sizi öldürürüm!” diyen Türk’e yanıt, kendinden emin İspanyol’dan geldi. “Kaybetmiş olarak şimdiden bir ay saklanabilirsin!” Diğer İspanyol başka bir şeyi merak ediyordu. “Maç günü bize nasıl hakaret edeceksin? İspanyolca mı, Türkçe mi?” Yanıt oldukça netti! “Hakaret mi, yooo veya kim bilir belki de evet!”

Bu sohbet, sıradan İspanyol ve Türk vatandaşları arasında geçmiş olsaydı bu sayfalarda kendine yer bulamazdı. Ama söz konusu üç kişinin o günlerde İspanya’da aynı takımda (Villarreal) futbol oynadığını; her üçünün de 28 Mart ve 1 Nisan 2009 günleri oynanan 2010 Dünya Kupası elemelerindeki İspanya-Türkiye maçlarında forma giyen milli futbolcular olduğunu; isimlerinin de Marcos Senna, Joan Capdevilla ve Nihat Kahveci olduğunu söylersek neden bu sohbetin FourFourTwo’da yer aldığını tahmin edebilirsiniz.Spain's Capdevila(L) challenges Turkey's Nihat Kahveci during their 2010 World Cup qualifying soccer match at the Santiago Bernabeu stadium in Madrid

İki ülke, Euro 2016’da D Grubu’nun ikinci maçlarında karşılaşacak. Tarihte bugüne kadar 10 kez mücadele ettiler ama akılda en çok kalanlar 1954 Dünya Kupası
play-off’undaki iki maç (ve sonundaki yazı tura) ile 2009’da dört güne sığan o iki karşılaşmaydı. O günlerde Türkiye’nin yıldız golcüsü Nihat Kahveci, Sarı Denizaltılar için ter döküyordu. Bu yüzden nasıl bugünlerde Arda Turan iki ülke arasında konuşulan bir futbolcuysa, o dönemde de Nihat Kahveci odak noktasıydı.

Eski Fenerbahçeli Mehmet Aurelio da o günlerde Real Betis forması giyiyordu. Sadece onlar mı? Euro 2008’de İspanya’nın 40 yıl aradan sonra uluslararası bir kupa kaldırmasının mimarı Luis Aragones, o yazın ardından Fenerbahçe’nin başına geçmiş, yanında La Liga gol kralı “Okçu” Daniel Güiza’yı getirmişti. Ve tabii ki bir de “Yeniköy Kasabı” vardı. Vicente del Bosque, Beşiktaş’tan kovulduktan sonra boş kalmamış (aldığı tazminat sayesinde parasız da kalmamıştı!) ve milli takımın başına geçmişti. O iki maç öncesi, arası ve sonrasında hem karşılaşmalar, hem de bu isimler sürekli konuşuldu.

TURKIYE-ISPANYA KARSILASMASI

“Galibiyetimiz üzerine imzamı atarım”

28 Mart akşamı Bernabeu’da oynanacak maç öncesinde iki cephede de moraller yüksekti. İspanyollar kendilerine güveniyor, Türkler ise Euro 2008’in getirdiği özgüvenle İspanya’ya diş geçirmenin hesaplarını yapıyordu. Geçmişte İspanya gibi kalburüstü bir milli takımla oynanacak maçlar öncesinde ne kadar fark yeneceği hesap edilmeye çalışılırken, şimdi iki maçtan mutlaka 1 ya da 3 puan çıkartılması gerektiği (tabii en iyisi 6 puan çıkartmaktı!) yorumları yapılıyordu.

Marca’ya konuşan Türk Milli Takımı teknik direktörü Fatih Terim “Bernabeu’ya saygı duyarak ama korkmadan sahaya çıkacağız” diyerek düşünce yapılarını ortaya koyuyordu. “Eminim ki biz de fırsatlar bulacağız. Herkes biliyor ki Bernabeu’da kazanırsak çifte ödül olacak. İspanya karşısında her türlü olumlu sonuç, futbolcularımı teşvik edecek ve büyümelerini sağlayacak.”

Terim ser veriyor, sır vermiyordu. “İspanya’nın çok iyi yanları var ama olumsuz taraflarını da yakaladığımı zannediyorum. Bunları fırsata dönüştürmeye çalışacağız” derken, futbolcularına bazı şeyleri çıtlatmış olmalıydı ki Nihat, Capdevilla ve Senna’yla yaptığı sohbette aynı tarzda konuşmuştu. “Size nereden saldıracağımızı bana bir sorun!” diyen Nihat’ın ağzını, sol bek arkadaşı “Benim kanadımdan mı saldıracaksınız? İspanya’nın en zayıf kanadı orası” sözleriyle arıyordu.

“Türkiye futbol oynamayı seviyor” diyordu Terim. “Futbol oynayarak kazanmaya çalışacağız. Bir an bile oynamayı ya da mücadele etmeyi bırakmayacağız.” Bu sözleri herkes tarafından kabul görürken, biraz fazla “açıldığı” anlar da yok değildi. “Casillas en iyilerden biri ama Volkan Demirel ile onu çok benzetiyoruz.”

Türkiye kendine güveniyordu. Öyle ki, takım otelinden havalimanına bandoyla uğurlanmıştı! Sponsorlar futbolcuları armağanlara boğuyor, iddialı sözlerin ardı arkası kesilmiyordu. Euro 2008’in yıldızlarından Semih Şentürk, “İspanya uzun süredir yenilmiyor olabilir ama biz sürpriz yapmayı seven bir takımız. Bakarsınız yine sürpriz yapar ve kazanırız” diyordu.

MILLI TAKIM IDMAN ISPANYOL1

Pas yapmayı nefes almak gibi gören İspanya’ya karşı, Terim’in kozlarını orta saha oyuncuları olarak açıklaması da şaşırtıcıydı. Tecrübeli teknik adam, takımına ve oyuncularına fazlasıyla güveniyordu. “Bizim orta sahamız da en az onlar kadar mücadele eden bir orta saha. Aurelio, Emre, Arda, Tuncay gibi çok önemli oyuncularımız var. Biz de dirençliyiz. Taktik anlayış ön plana çıkacaktır. İstiyorum ki, inanıyorum ki iki maçta 6 puan olur. Ama en kötü senaryoda bile daha dört maçımız kalacak ve 12 puan alıp play-off’a gideriz. Tabii biz mümkünse lider olarak gitmek istiyoruz. Oyun anlayışımızda rakiplerimizin eksiklerine göre değişiklik olmaz. Maç içinde ‘B’ planımız olabilir ama ilk önce ‘A’ planımızı oynayacağız.”

İspanya cephesindeyse hem iddialı, hem de mütevazı açıklamalar vardı. Örneğin; golcü David Villa net konuşuyordu. “Türkiye’ye karşı favoriyiz. Galibiyetimiz üzerine imzamı atarım.” Onun forvetteki ortağı Fernando Torres de “Türkiye’nin günü gününe uymuyor. Kazanırız, hatta bakarsınız belki de fark olur!” demekten çekinmiyordu. Orta sahanın önemli isimlerinden Xabi Alonso temkinli olmayı tercih edenlerdendi. “Türkiye’nin gücünü biliyoruz. Ne zaman ne yapacağı hiç belli olmayan bir takım. Evimizde galip gelmek istiyoruz” derken, kaleci Casillas en çekindiği isim olarak Semih’i işaret ediyordu: “Ne zaman ne yapacağı belli olmuyor. Boyu fazla uzun değil ama hava toplarında etkili. Burada kazanırız. Beni İstanbul’daki maç düşündürüyor.”

Tabii ki İspanyollar da Türkiye’yi en iyi tanıyan isimlere mikrofon uzatıyor, içeriden bilgi almaya bakıyordu. Süper Lig’de pek de parlak günler geçirmeyen Güiza bu isimlerin başında geliyordu. “Türkiye çok savaşçı, pes etmeyen bir takım. En çok bunda zorlanacağız” derken, eski Beşiktaş teknik direktörü Del Bosque de aynı söylemi tekrarlıyordu. “Türk futbolu ilerleme içinde, yükselişte. Futbolcular asker gibi milli formaya, halk da korkunç bir şekilde takımlarına bağlı. Takım olarak sert bir karakterleri var, rekabetçiler ve herkese kafa tutabilen bir takımlar.” İspanyol teknik adam, “Türkiye ile oynayacağınız iki maçta 4 puan sizin için iyi bir sonuç mu?” sorusuna, “Elbette ki 4 puan iyi bir sonuç olur” diye cevap vererek rakibine bir yandan da aşırı güven yüklemesi yaptığının farkındaydı!

Madrid’deki maçın günü geldiğinde İspanya Milli Takımı; Andres Iniesta, Carles Puyol ve Xavi’nin sakatlıklarının acısını çekerken Türk Milli Takımı’nın oyuncularının tek derdi bir gün önceki cuma namazını kılamamaktı! Takım toplu olarak Madrid’deki M-30 diye bilinen camiye gitmiş ama İspanya’yla olan saat farkını hesap eden olmamıştı. Namaza daha 1 saat olduğunu öğrenen kafile, gerisin geriye oteline döndü.

MILLI TAKIM TARAFTAR (ISPANYA)5

“Fiziğimiz puan almamıza yetmedi”

Karşılaşma, stoper Gerard Pique’nin bir türlü uzaklaştırılamayan bir topu kale direği dibinden ağlara yollamasıyla 1-0 İspanya’nın galibiyetiyle bitti. Buna karşın spor basını 3 puandan ziyade oynanan kötü futbolu gündemine taşıyordu. Ortak görüş “Acı çekerek hayatta kaldık” diye özetleniyordu! AS gazetesi maçı “İspanya topa dokunamıyor, baskı yapamıyor, oyunu kontrol edemiyor ve göze hoş gelmeyen bir futbol oynuyordu. Türkiye maçı olağanüstü güzel okudu” sözleriyle özetlerken, Marca “İspanya parıldayamadı; Türkiye daha fazlasını hak etti” yazıyordu.

Türkiye’nin daha fazlasını hak ettiğini en çok düşünenlerinin başında Terim geliyordu. “Kadronun ne kadar doğru bir seçim olduğunu herkes gördü. 29 maçtır yenilmeyen ve Avrupa şampiyonu olmuş bir takım karşısında ancak bu kadar oynanabilir. İspanya önünde özellikle ilk yarıda gayet başarılıydık. Neredeyse girdiğimiz her ikili mücadeleyi kazanıp, onlara rahat pas yapma şansı tanımadık. Bu yarıda üç net gol pozisyonu bulduk. Birini gol yapsaydık, buradan rahatlıkla puan çıkarabilirdik. İspanya golü ancak bizim hatamızla atabilirdi. Nitekim öyle oldu. Kaybettiğimiz için çok üzgünüz, ancak ortaya koyduğumuz futbolla İspanyolları İstanbul’da yenebileceğimizi herkese gösterdik. Çarşamba günkü maçta İspanya’yı yenip, ikincilik yarışındaki iddiamızı güçlendireceğimize inanıyorum.” İspanya’da futbol oynadığı için iki takımın arasındaki güç farkını net bir şekilde görebilen Nihat Kahveci’nin yorumu daha da gerçekçiydi. “Fiziğimiz puan almamıza yetmedi.”

TURKIYE - ISPANYA MILLI FUTBOL KARSILASMASI

İspanyol basını ayrıca Terim’in Semih’i 57’nci dakikada çıkartarak büyük hata yaptığını söylüyordu. Golcü futbolcunun açıklamaları da manidardı. “Sakatlığım yoktu. Taktik gereği hocamız değişikliğe gitti. Ben oyundan çıktıktan sonra pek hücum yapamadık, ileride top tutamadık.” Semih aynı zamanda bir pozisyonda kendisine pas vermeyen Nihat’a da sitem ediyordu. “Ben daha iyi durumdaydım ve pas verseydi gol yapabilirdim.”

Vicente del Bosque bir yandan Türkiye’nin hakkını teslim ediyor, bir yandan da akıl oyunlarına devam ediyordu! “Türklerin kolay bir takım olmadığını söylüyordum. Karşılaşmaya tahmin ettiğimizden çok daha iyi başladılar. İlk yarıyı gol yemeden atlatmamız şansımız oldu. 60’ıncı dakikada golü bulana dek sıkıntı yaşadık. Golden sonra futbolcularımın morali ve özgüveni daha da arttı. Böylelikle oyunu domine ettik ve sahadan istediğimiz sonuçla ayrılmayı bildik. Çarşamba günkü maç daha zorlu olacak; zira Türklerin şiddetle 3 puana ihtiyacı var. Kazanmak için bugünkünden çok daha fazla gayret gösterecekler.”TURKIYE-ISPANYA KARSILASMASI

“Hiç zorlanmadan kupalara gittiğimizi hatırlamıyorum!”

Bu durum, Türkiye’nin ruh halini de etkiledi. Son Avrupa şampiyonuna karşı 1-0’lık yenilgi bile kimyaları bozdu, sinirleri gerdi. Terim futbolcularını “İspanya’yı yenin, tarihe geçin!” sözleriyle motive etmiş, basına net konuşmuştu: “İspanya’ya saygı duyuyoruz ama bizim daha çok puana ihtiyacımız var.”

Futbolcular ise sitemkardı. Nihat, eleştirileri “İspanya gibi bir takıma deplasmanda 1-0 yenilip eleştirilmemiz, nereden nereye geldiğimizi gösterir” diyerek yanıtlıyordu. İlk maçın yıldızlarından Tuncay “Biz rüyaları gerçeğe dönüştürüyoruz. ‘Dün akşam rüya gördük, bu akşam kazanacağız’ demiyoruz. Biz birçok şeyi gerçeğe çevirdik” derken, Semih iddialıydı. “Rüya görüyorum ama sabah unutuyorum! İspanya’yla oynuyoruz, kazanmak istiyoruz, korkumuz yok. Bunu herkes sahada görecek.”

Maç öncesi sık sık üzerindeki ay-yıldızlı tişörtle fotoğraflanan Luis Aragones de ülkesini “İspanya için çok tehlikeli bir maç” diyerek uyarmıştı. Nihat’ın Villarreal’den takım arkadaşı Santi Cazorla ise işin dalgasındaydı. “İspanya’ya Nihat’la birlikte döneceğiz. Bakalım uçakta kim daha fazla gülecek!” Zaten İspanyolların ruh hali kesinlikle daha dingindi. Del Bosque’nin “Gruptaki durumumuz bize hata yapma şansı veriyor. Türklerin böyle bir şansı yok. Şu anda grupta iyi durumdayız ve tadını çıkarıyoruz” sözleri de bunun kanıtıydı.

Maç deplasman ekibinin 2-1’lik galibiyetiyle bitti. Türkiye ilk yarıyı Semih’in golüyle önde kapatmış ama sonrasında bir türlü uzaklaştırılamayan bir topun penaltıya dönüşmesiyle Xabi Alonso’nun golü gelmişti. Son dakikaysa tam anlamıyla kalp kırıcıydı. 1-1’e bağlandığı düşünülen karşılaşma, Fenerbahçe’nin küskün golcüsü Güiza’nın asistinde birkaç yıl sonra Galatasaray forması giyecek Albert Riera’nın attığı golle 2-1’e dönüşmüştü.

TURKIYE - ISPANYA MILLI FUTBOL KARSILASMASI

İspanya’yla yapılan bu iki karşılaşmadan 0 puanla dönülmesi, Türkiye için 2010 Dünya Kupası’na gitme hayallerinin suya düştüğünün habercisiydi. Bosna Hersek’in 4 puan fark attığı ay-yıldızlılarda sular kaynamaya başlamıştı. Terim bir hayli öfkeliydi. İbrahim Üzülmez’in yarattığı penaltı pozisyonundan önce Volkan Demirel’in kornerden gelen topu yumruklarıyla uzaklaştıramaması, tecrübeli hocayı delirtmişti. “Bugün Türk sporunun ve futbolunun tarihi bir gecesi olabilirdi. Maalesef enteresan goller yiyoruz. Çok iyi maçlar oynayan Volkan böyle bir durumda yapmayacağı bir hatayı yaptı. Ondan sonra da panik devam etti. Kazanamıyorsak 1-1 bitsin dedik ama olmadı.” Terim yine de enseyi karartmıyordu. “Bu fark da kapanır. Ama şimdi hem Bosna’yı yeneceğiz, hem de yenilmesini bekleyeceğiz. 4 maçta 12 puan Allah’ın emri oldu. Zaten hiç zorlanmadan Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası’na gittiğimizi hatırlamıyorum!”

Gazetelere göre Terim’in tepkisi bu kadar naif değildi. Mesela Volkan’a “Güzel oynadığın bir maçı da güzel bitir be kardeşim! Çek maçında da yakacaktın bizi, Allah’tan zaman kalmadı! Bıktım yan toplardaki zaafından! Adam gibi oynayacaksan gel!” dediği yazıldı. Nihat da fırçayı yemişti! “Sen kendini İspanya Kralı mı sanıyorsun? Ona jest, buna jest; işin gücün İspanya basınına konuşmak. Biz can derdindeyiz, sen piyasa!” Son dakika golü için sağ kanat oyuncuları hedefteydi. “İkinci golde bakıyorum sağ tarafta kimse yok. Gökhan nerede? Ne sağ bek var, ne sağ açık! 10 dakika olmuş oyuna gireli, ortada yoksun Sabri! Golü benim gibi seyrettin!” En büyük tepkiyi ise Tuncay görmüştü. “Ayağa pas diyoruz, kendi başına gidiyorsun. İspanya bu! Mahalle takımıyla mı oynuyoruz sandın?”

TURKIYE - ISPANYA MILLI FUTBOL KARSILASMASI

Terim bu haberleri yalanlamış ama basın toplantısında “belalısı” Osman Tamburacı’yla yine kapışmıştı. O kadar gergindi ki, tiyatro ve sinema sanatçısı Zeki Alasya bile onu eleştirmişti! “Hayatımın büyük bir bölümünü tiyatro ve sinemanın içinde geçirdim, 33 yıldır da yönetmenlik yapıyorum; yani rol yapan insanların tavrını iyi bilirim. Bir teknik direktör, maçın 85’inci dakikasında, takımın sonu olabilecek bir maçta ‘Hangi kamera bana bakıyor, beni seçiyor, ben nasıl rol yapmalıyım?’ diye düşünüyorsa ciddi problemleri vardır. Bunu Terim’in yüzüne bakarak söylüyorum. Bu bir satış meselesidir. Satışıyla kendisini kabul ettiriyorsa hiç kimseye sözüm yok. Demek ki iyi oyuncu!”

Diğer taraftan Del Bosque “Hak ederek kazanmadık” derken, Torres kendisinden imza isteyen Türk gençlere “Beni niye tebrik ediyorsunuz? İyi oynamadım ki. Siz kendi takımınızı tebrik edin!” diyerek adres gösteriyor, asist yapan Güiza da “Bu mağlubiyete rağmen Türkiye’nin, İspanya’nın ardından gruptaki en şanslı takım olduğunu düşünüyorum” sözleriyle temennilerini ortaya koyuyordu.

Türkiye’nin yapması gereken, yenilgileri olağan karşılayıp sonraki maçlara odaklanmaktı ama olmadı. Bosne Hersek’le berabere kalındı, Belçika’ya kaybedildi, haliyle Güney Afrika bileti yırtılıp atıldı. Bakalım o iki İspanya maçından alınan dersler, 2016’da ne kadar işe yarayacak?

Yazı Erdem Kabadayı

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply