Basınımızın Vazgeçemediği 50 Klişe

Türkçeyi 500 kelimeyle konuştuğumuz söylenir yıllardır. Basınımız için de durum farksız. Birçok şeyi birkaç şeyle anlatmak mümkün… Nasıl mı? İşte ispatı…

Bildirildi, kaydedildi, ifade edildi, iddia edildi…
Yazılı basında bildirmezseniz, kaydetmezseniz ve ifade etmezseniz hiçbir şansınız yoktur. Her türlü sıkıntıyı çözer bu sihirli kelimeler. Hele hele haberinizin bir kaynağı yoksa “iddia edildi” deyip yaşama devam edersiniz. Bu laflara sallarken düşündük taşındık, yerlerine yenisini bulamadık. Ama acaba gazetecilik tarzımızı değiştirip demeç gazeteciliğinden kurtulsak bu laflardan da kurtulamaz mıyız?

Müjdesi, sevinci, şoku
Sakat oyuncular iyileşince müjdeleri çabuk ulaşır taraftara. Anlaşılan gazetelerdeki editörler için de bir müjdedir bu. Muştulanan bu güzellik mutlaka başlığa, “x müjdesi” olarak çıkar. Bu, başlık bloklanması için bazı gazetelerde “x sevinci” halini alır. Zaten x kardeşimiz sakatlandığında da “x şoku” yaşanmıştır basında. Yaratıcılığı maç başlıklarına kaydıran Türk spor basını için sakatlık ve iyileşme haberlerine atılacak başlıklar bellidir. Dışına çıkmaya kalkan da olmaz.

Gol perdesi
Açılan ve kapanan gol perdeleri, yazılı ve görsel basının sevdiği klişelerden biridir. Herkes sever aslında. Hele hele perdeyi açıp kapatan takımın taraftarıysanız. Böyle günlerde gazetelerin spor servislerinde korniş peşinde koşturanlar görülür. Öyle ya perdeler açıp kapanacaktır. Bir de perdeyi açıp kapatan aynı futbolcu olursa değmeyin keyiflere. Bir espriler yapılır sormayın gitsin.

Ender gelişen ataklar…
Yıllar önce bu tip atakları Osasuna’nın yaptığı söylenirdi. Sonraları İstanbul’da kapanan Anadolu takımları bu tip atak denemeleri yaptılar. İstanbul’a giriş için vize iddiaları yaygınlaşınca atakların daha ender hale geldiği söylendi durdu. Ama bakıyoruz da son dönemde büyük takım kalesine gelen atak sayılarında çoğalma var. Böyle olunca spikerler de epeydir bu sözü söylemiyorlar.

Sahalarımızda görmek istemediğimiz şeyler
Nedir bu şeyler? Mesela iki futbolcu kavga eder. Sahalarımızda görmek istemediğimiz şey olur. Adrenalini yüksek gençler ne yapacaklardı? Birbirleriyle tartışma hakları yok mu? Yahu dışarıya bakalım. En küçük tampon tampona sürtüşmede kapı gibi kaskoları olan adamlar birbirlerine girmiyor mu? Spiker efendiler sıkıysa onların yanına gidip, “Sahalarımızda bu tip olayları görmek istemiyoruz” desinler. Sanırız gözlerine yiyecekleri yumrukla sahalarımızdaki hiçbir şeyi göremezler.

Birbirlerini yediler, birbirlerini üzmediler…
Bir dönemin başlık klasikleridir bunlar. Zaman zaman naftalin kokulu büyükanne bohçalarından çıkar. Ama bu başlıklar için maçların 1-1 bitmesi gerekir. Yani 2-2 biterse “İkikilerini üzmediler” diye başlık atamazlar. Bu başlıklara ek olarak, “Aslansın yaparsın”, “70 milyon için” tarzı başlıklar da gerektiğinde gazetelerde yerlerini alır.

Rize çay demledi
Takımların bulundukları illerin özelliklerini başlıkta kullanmak bir klasik halini almıştır. Çayıyla ünlü hatta Çaykur’uyla ünlü Rizespor’un her maçında çay demlemek gerekir. Kazanırsa çayı onlar demler, kaybederlerse rakipleri. Bir de Çaykur Rize’ye atılan gollere göre de çaylar “x şekerli” başlıkları da gazete sayfalarını süsler…

Gol olup yağdı
Farklı galip gelen takımlar, sağanak yağmura benzetilir. Gol olur yağarlar. Hele bir de hava yağmurluysa spor servislerinde halay çekilir sevinçten. Gol olup yağan takımın yakışıklı bir ıslak sevinç fotoğrafı eklenir habere.

Tarihi gece, tarihin en önemli maçı, tarihi derbi!
Türk medyası için her maç, o takım için en önemli maçtır. Her derbi, tarihin en önemli derbisidir. Tamam futbol endüstrileşti. Tamam her maçtan reyting çıkarmanın ön şartı biraz abartmaktır. Amma velakin koskoca 100 yıllık kulüplerimiz geçmişte hiç mi önemli maça çıkmadılar? Eğer Fenerbahçe’nin Sevilla maçı, tarihinin en önemli maçıysa diyelim bir Avrupa finali oynayınca ne olacak? Daha nice sorular akla geliyor da gem vuruyoruz klavyemize.

Bombaladı
Daha önce demeç gazeteciliğine verip veriştirmiştik. Bu tip gazeteciliğin bir numaralı başlığı: “Bombaladı”. Kim o gazeteye demeç verdiyse bombalamıştır. Aslında, “Aklına geleni söyledi”nin süslenmiş halidir. Röportajın ses getirmesinin ardından ya bombalayan tırsıp, “Demedim” der ya da diğer medya organlarının davetlerini kırmayıp bombalamaya devam eder.

Destan yazdı, tarih yazdı
Maçlarımız tarihin en önemlisi olursa kazanan ya destan yazar ya da tarih. Herodot bile bizim takımlarımız kadar yapmamıştır bu işi. İlber Ortaylı bile kıskanır takımlarımızı…

Futbol oynamak için elverişli bir hava…
Bu lafa bayılırım. Kime göre elverişlidir mesela. Bazı oyuncular puslu havayı severler! Bazıları güzel havada sek sek seker, bazısı da güneşli havada gölgeye kaçar! Aslında maçı anlatan spiker için elverişlidir hava. Üşümez. Futbolculara da sormaz zaten fikirlerini.

Deniz tarafındaki kale
Televizyon, yaşamımıza hükmetmeden önce, radyo klasiğidir bu laf. Hatta, “İnönü Stadı’nı bilenler için söylüyorum” diye başlarlar lafa. Geçmişte dinleyiciye gösterilen bu saygı artık taca çıktı. Artık Fenerbahçeli Deniz’in oynayışında ediliyor bu laf…

Sahayı sınırlayan çizgilerin dışı
Bu, bana çok dokunan bir laftır. İçimi hüzün kaplar. Sahayı sınırlayan çizgiler aslında Berlin Duvarı gibidir. Oradan çıkınca futbol biter. Özgürlükler sona erer. Yardımcı hakemler, sınır polisi gibidir. Sınır kapısının açılması, kapanması gibi iner, kalkar bayrakları.

Topla buluşmak
Eleştiri yok bu lafa! Ama güzel Türkçemiz sayesinde insanın aklına ayıp espriler geliyor. Siz de az hin değilsiniz bakıyorum. Yahu eninde sonunda bir topla bir futbolcu karşılaşıyor. Ne o, Türkçe’nin elastikiyetinden korkan futbolcu, topla buluşmasın mı? Buluşsa dedikodu yapılacak. Buluşmasa taraftar kızacak. Ne yapsın bu futbolcu?

Kalesinde devleşmek
Kaleciler destan yazmazlar. Onlar kalelerinde devleşir. Öyle King Kong falan olmazlar ama ellerini, kollarını bir açarlar ki kale küçücük kalır forvetlerin karşısında.

Direkler izin vermedi
Bu direkler Hulusi Kentmen’e benzer. Zengin fabrikatörden farksızdırlar. O topun kaleye girmesi onların kabusudur ve hatta namusudur. Onlar izin vermedikçe ister Alex vursun topa ister Hakan Şükür. Olmaz işte olmaz. Prekazi yıllar önce, “Topun canı vardır” demişti. Eksik söylemiş. Direklerin namusu her işin başıdır.

Sambacılar
Bayılırız böyle şeylere. Brezilya’nın meşhur dansı Samba diye hepsi Sambacı olur. Arjantinliler Tangocu olur. Yunan futbolcular Sirtaki yaparlar. Yunanlılar’a göre bizimkiler de Çiftetelli oynar. Halbuki Türkiye’de nice danslar var. Çayda çıra oynayanlar bir yana, horon tepenler bir yana, teke zortlatması rekoru kırmaya çalışanlar bir yana…

 

Meşin yuvarlak
Futbol topu, meşin olmaktan çıkalı ne kadar geçti bilemem. Ama bildiğim artık o yuvarlağın meşin olmadığı. Ama birileri bunu bizim medya mensuplarına söylemesin çünkü onlar hâlâ öyle zannediyor.

Fileleri havalandırdı, ağlarla buluştu
Hanım şu fileleri bir havalandır da nefes alalım. Bunu direkler mi söylüyor acaba? Ya da havalanmayan fileler, gol olunca ne yapılıyor? Iskartaya mı çıkarılıyor maçlardan sonra? Ve bir buluşma daha. Ağlarla buluşmak, topla buluşmaktan daha az ahlaka aykırı galiba. Halbuki orada da ağlarla buluşan toptan başkası değil. Futbolcu buluşma anında orada değil ya gerisini boş verin. Bırakın buluşsunlar.

Net skorla kazanmak
Bugüne kadar brüt skorla maç kazanan oldu mu? “Abi 3-0 ama yağlarını aldın mı 2-0 oluyor” diyen bir hakem gördünüz mü? Net skora ulaşırken tartıdan çalan oluyor mu? Bu soruları, bu lafı kullananlar yanıtlasın lütfen!

Pas verecek arkadaşını aradı
Bu arayış hiç bitmez. Öyle oyuncular vardır ki çok çaba gösterirler ama bulamazlar. Arkadaşları bir yana saklanır, sorumluluktan kaçarlar. Yunan mitolojisinde bu tip futbolculara örnek olarak Altaylı Tahir Karapınar (Bu abi aynı zamanda şutlarını hep yandan auta gönderirdi) gösterilir.

Defansın arkasına sarkmak
Bakın şu terbiyesizlere. Ne o sarkmak falan! Defansın arkasına sarkan futbolcular için defansa estetik gerekir. Yöneticilerle estetik cerrahları arasındaki pazarlıklar için bkz. Nip/Tuck dizisi.

Kendi ekseni etrafında döndü
Coğrafyaya meraklı bir radyo spikerinin keşfidir bu laf. Sonraları prestij cümlesi olarak tüm spikerler tarafından kullanılmıştır. Bu lafı her duyduğumda aklıma dünyanın kendi ekseni etrafında yaptığı tur gelir.

Ofsayttan doğan endirekt serbest vuruş
Endirekt serbest vuruşun yaşamı çilelidir. Onu doğuran ofsayt, cami avlusunda terk etmiş, bir hakem, küçük çocuğu bulmuştur. Asıl anneyi bilen hakem her ofsayt oluşunda çocukla anneyi buluşturur.

Al da at dercesine pas
Bu çok mantıklı bir laftır. Dikkat edin bu tip pasları verenler, “Al da at” diye bağırır. Yabancı futbolcular da kendi dillerinde mesajı verirler. Örneğin Alex’in, “Alinho atinho” dediğini sağır sultan bile duymuştur. Tercüman Samet’in işi zordur. Maç sırasında bunları da çevirmesi gerekmektedir çünkü.

Düşünce güzel
Ne güzel şeydir özgürce düşünmek! Hele bir de güzel düşünüyorsanız! Futbolcular da doksanı düşünüp zaman zaman tacı bulurlar. İşte o zaman en azından düşüncelerine saygı duymak için bu söz söylenir.

Hakem hayır dedi
Spikerlerin hakemlerle diyalogları süperdir. Gerektiğinde dudak okurlar. Bazen hakem sadece el-kol hareketleri yaptığında da bunu bir konuşma olarak algılarlar. Bir hakem itirazlar göz önüne almadığı takdirde, “Hayır” demiştir. Eğer 2-3 düdük sesi, 2-3 el kol hareketi işin içine girerse hakemin söyledikleri uzatılabilir.

Lokum gibi kura ya da  cehenneme düştük..
Ortası yoktur medyamızın. Takımlarımıza çıkan ekipler arasında ortalama bir rakip olamaz. Ya en güçlüsüdür, bizi cehennem bekler. Ya da çantada kekliktir, lokum gibi yeriz onları. Bazen coşarız, her takımı lokum gibi görürüz. Bazen de kötümserliğimiz tutar, cehennemden çıkamayız.

Kafalardan seken top
Aslında topun maceralarını bir kitap yapsak cilt cilt basmak zorunda kalırız. Bu bölümdeki topun macerasında top, en az iki futbolcunun kafaları arasında sek sek seker. Aslında bu, topların en sevdiği oyunlardan biridir. Futbolcular da bu durum sonrası kendileri başardı zannederek bir hoş olurlar.

Top direği yaladı
Bu topta çok oluyor. Direğin tadı güzel herhalde ki futbolcuya diyor ki, “İyi bir vur da direği bir yalayayım”. Eğer bu isteğine karşılık alırsa bir dahaki şutta gol olur. Bakın maçlarda dikkat edin. Şutları direği yalayan futbolcular gol atıyor mu atmıyor mu diye. Göreceksiniz ki atıyorlar.

İyi futbolunu golle süslemek
İyi futbol kesmez kimseyi. Mutlaka süsleyeceksin kardeşim. Hem de golle süsleyeceksin. O medya mensubu bilmez ki süsleme işi pahalıdır. Öyle dışardan sallamak kolay.

Aynı güzellikte kurtarış
Şut güzelse ve kaleci artistik bir hareketle kurtarmışsa söylenir zaman zaman. Uzun olması nedeniyle spikerin gırtlağını zorlar ama söylenmesi mecburidir. Spikerlik sınavlarında bu kalıbı kullanmayanlar 100 kez tek ayak üstünde, “Düşünce güzel” demek zorundadır. Ancak o zaman affedilirler.

Çerçeveyi gördü
Bir futbolcu gol atmak istiyorsa topu çerçevenin içine yollamalıdır. Top çerçevenin dışına giderse kalecinin mucizevi bir hareketi olmadıktan sonra gol yapamazsınız. Golü atması gereken futbolcunun, çerçeveyi bulması için görmesi de gerekir. Bu yüzden zaman zaman topu ayağına alan futbolcunun yakınındakilere, “Çerçeve nerede” diye sorduğu görülür. Bazı uyanık savunmacıların çerçevenin yerini bilerek yanlış söyleyerek avantaj sağladığı ve fair-play’e aykırı hareket ettiği iddia edilir.

Tecrübeli düdük
Bazı düdükler babadan oğula geçer. Uzun yıllar öten düdüklere tecrübeli düdük denir. Eğer hakem gençse ama düdüğü tecrübeliyse işi kolaylaşır. Bazen de tecrübeli bir hakeme acemi düdük düşer. Allah hakemlerimizi acemi düdüklerden korusun.

Ayrıntılı rapor!
Teknik direktörlerin işi gücü yoktur. Öyle takımla falan uğraşmazlar. Yönetimler onlardan rapor ister. Hoca da bol bol yazar. İstediği oyuncuların adını raporla niye verir? Söylemesi yeterli değil mi? Futbolcuların ayrıntılı özelliklerini mi sunar bu raporlarda? Kaç sayfadır? Arada espriler falan yaparlar mı? Bir rapor görsek de öğrensek.

Kulüpten sızan bilgilere göre
Nasıl bir sızıntıdır bilinmez ama kulüpler bilgi sızdırılan yerlerdir. Bu yıllardır böyle olmuştur. Acar muhabir ya da acar olmayan muhabir, bir delik bulur ve ondan gelen bilgiyi aktarır. Ne var ki zaman zaman bu sızıntının petrol değil su olduğu anlaşılır ve gazetenin karizması çizilir.

Düz koşu yapan futbolcular
Muhabirler dikkatlidir. Futbolcular yamuk mu koşar düz mü koşar bilincindedirler. Sakatlıktan yeni çıkan futbolcuların düz koşu yaptığını gazetelerimiz sayesinde bugün tıp fakültesinin yakınında esnaflık yapmayanlar bile bilmektedir.

Göz dolduran yeni transfer
Yeni transfer hele bir de iyiyse Ediz Hun-Hülya Koçyiğit filmi etkisi yapar. Yöneticilerin gözleri dolar, “Ne iyi transfer yaptık!” derler. Sezon ilerledikçe de futbolcunun cepleri dolar.

Topu ve kaleciyi ayrı ayrı köşelere göndermek
Penaltıyı atan futbolcu, posta teşkilatıyla görüşür önce. Eğer topu ve kaleciyi ayrı köşelere göndermek istiyorsa bir kağıt doldurur. Gönderenin adı, alıcı köşenin adı falan hep yazılır. Bu işleri kolay sanmayın. Bürokrasisi zordur. Ondan sonrası ise kolay. Penaltıda top ve kaleci ayrı ayrı köşelere gönderilir. Eğer bir sorun çıkarsa göndericiye top geri verilir.

Kolej takımı
Bir takımın tamamının kolej sınavlarına girmesi mümkün müdür? Bu kolej takımı esprisini hiç anlayamadım. Tahmin ediyorum ki Amerikan kolej takımlarından esinlenilmiştir. Ama yahu o takımlar kolej takımıdır çünkü bir koleji temsil ederler. Bizdeyse arkadaşlık iyiyse, futbolcular yabancı dil biliyorsa, birbirlerinin doğum günlerinde yumurtalar, un torbaları havada uçuşuyorsa kolej takımı var demektir.

Geriye yaslanmak
Bir takımın savunmaya çekilme eylemine futbol yorumcularının yakıştırdıkları deyimdir. Halbuki adamlar öne geçmiş keyiflerinden şöyle bir geriye yaslanıyorlar.

İşte görünmez kahramanlar
Bu klişe dönemliktir. Eğer bir takım, kadrosunda çok fazla altyapıdan oyuncu bulunduruyorsa gözler hemen o kulübe çevrilir. Altyapı tesislerine gidilir. 40 yılda bir hatırlanan hocalarla geleceğin yıldız adayları beraber hatıra fotoğrafı çektirirler. Bu arada takım içinden genç oyuncular da mizansene katılır ve eski hocalarının elini öperler. Başlıkta da, “İşte görünmez kahramanlar” yazar. Sonuç mu görünmeyen kahramanları bir daha göremeyiz.

Nihatlı Villarreal, Tuncaylı Middlesbrough
Bir futbolcumuz, yurt dışında bir takıma mı gitti hemen benimseriz. O takımın taraftarı oluruz. Bununla da kalmaz bu durum. Bir tamlama haline getirilir takımın adı. Artık Villarreal yoktur. Nihatlı Villarreal vardır. Newcastle yoktur. Emreli Newcastle vardır. Medyanın tüm bölümlerinde bu devam eder. Ta ki bu oyuncular, o takımlardan ayrılana kadar. Nihat gidince Real Sociedad eski adına kavuşmuştur mesela. Diyorum ki acaba Brezilya basını, “Roberto Carloslu Fenerbahçe” tamlamasını kullanıyor mudur?

Fatih Terim’in iyi ilişkiler içinde bulunduğu Milan…
En sevilen klişelerden biridir. Özellikle Terim’in İtalya dönüşü Galatasaray’ın başına geçmesi bu durumu alevlendirmişti. Güzide bir basın organında, “Terim, ilişkileri iyi olan Milan’dan Rui Costa’yı alıyor” haberi çıktıktan sonra olay iyice çığırından çıktı. Terim, “Yahu Rui Costa geliyor diyorlar. Gelse önce benim haberim olur” dese de derdini anlatamadı. Önemli olan onun Milan’la iyi ilişkileriydi. Buna bir başka örnek de Cemil Turan’ın yakın arkadaşı Antiç olayıdır. Antiç, Türkiye’ye 20 yıldır gider gelir ama hiç Fenerbahçe’nin başına geçmez. Ama Cemil Turan’la arkadaştır o ayrı.

Sıfıra inip orta yapmak
Sıfıra inip orta yaparsanız rakip savunmanın dengesi bozulur. Bunu herkes bilir. Bilir de yapması demesi kadar kolay değildir. Sıfıra indirmeyecek kalitede bir savunma varsa yorum havada kalır.

Yardımcısına baktı ve düdüğü çaldı
Hakemler her pozisyonu göremezler. Bazen yardımcıları onlardan iyi yerdedir. Böyle olunca bazı pozisyonlarda hakem, yardımcısının verdiği kararı uygular. Buraya kadar iyi hoş da artık bu klişenin de sonu geldi. Artık hakem, yardımcısının yorumunu kulaklıktan dinliyor ve ona göre karar veriyor. Yardımcısına baktı demenin modası geçti.

Fikstür avantajı
Buna da bayılırım. Eğer bir takımın önünde diğer rakiplerine göre daha fazla iç saha maçı ve daha sıradan rakipler varsa, o ekibin işi zordur. Çünkü yafta yapıştırılır. Fikstür avantajı. Son yıllara bakın hangi takımın fikstür avantajından bahsediliyorsa o takım, şampiyonluğu kaybediyor. Fikstür avantajını ağızlarında sakız edenlere önerim şu gerçeği bilmeleri: Şampiyonluk fikstür çekilince değil, maçları kazanınca elde ediliyor…

Teknik direktör özel görüşme yaptı
Teknik direktörün bir futbolcusuyla bir maçtan sonra idmanda özel görüşme yapması klasiktir. Aslında konu açık ve nettir. Teknik adam, futbolcu ve tabii ki tercüman, idman sahasının ortasında iki-üç dakika konuşurlar. Muhtemelen oynanan maçla ilgili bir-iki teknik fikir üretir hoca. Ama bunun üzerine basınımızda bu özel görüşmeye acayip şeyler atfedilir. İki dakikalık konuşma olur 15 dakikalık öğüt seansı. “Kendine daha çok dikkat etmelisin”le başlayıp, “Rakiplerin ayağında çok top tuttuğun için seni tekmeliyor”la devam eden bir görüşmeye dönüşür.

Kendi hatamızdan gol yedik
Bir Türk takımının maçına yorum yapan yorumcu ve maçı anlatan spikerin en sevdiği klişelerden biridir. Biz yersek rakip takımın hiçbir artısı, katkısı yoktur. Biliyorsunuz ki hata olmadan gol olmaz. Volkan yediğinde kendi hatalarımız oluyor da Sevilla yediğinde onların savunması neden hatasız oluyor? Böyle bir mantık olabilir mi?

Yazı Mert Aydın

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply