Bir kupanın bedeli: Galatasaray’ın 80-81 jenerasyonu

Galatasaray altyapısında adından çok bahsettirip A takım seviyesinde beklentileri karşılamayan en önemli kuşağın 1987-88 jenerasyonu olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Onlardan çok daha yetenekli 1980-81 doğumlular UEFA Kupası’nın diyeti olarak kaybolup gitmişti

(* Bu yazı FourFourTwo Eylül 2015 sayısında yayınlanmıştır)

Aydın Yılmaz, Uğur Uçar, Özgürcan Özcan, Cafercan Aksu, Erhan Şentürk, Ferhat Öztorun gibi isimlerin yer aldığı 1987-88 doğumlu Galatasaray genç takımının başarılı olmuş tek ismi Arda Turan olarak kabul edilir. Oysa arkadaşları da onun gibi en 70 kez milli olmuşlar, önemli fırsatlar yakalamışlardı; ama bir türlü kendilerinden bekleneni sahaya yansıtamadılar.
Bilenler bilir, durumu gerçekten trajik olan jenerasyon, farklı bir jenerasyon… Galatasaray alt yapısından bu kuşaktan yedi, sekiz yaş büyük, ama onlar kadar nam salamayan, buna karşın çok özel bir oyuncu grubu yetişti. “Arda’yı bir kenara bırakırsak, 1980-81 doğumlu kuşak, 1987-88 kadrosundan net daha iyiydi” diyor dönemin alt yapı hocası ve sonrasında Fatih Terim’in yardımcısı olan Ahmet Ceyhan.

Eyüp Kaymakçı, Faruk Atalay, Kerem İnan, Ömer Ateş, Ceyhun Müderrisoğlu, Tamer Sivrikaya, Orkun Uşak, Sedat Yeşilkaya, Alper Tezcan, Ümit Aydın, Gürol Araz ve Rasim Vardar bu kuşağın önemli oyuncularıydı. Peki neden bugün onların başarılarından söz edemiyoruz?

Balkan Şampiyonu Kadro..

Üst üste gelen lig şampiyonlukları, kazanılan UEFA Kupası ve Süper Kupa ile Galatasaray altın yıllarını yaşarken alt yapının ürünleri bu gençler A takımla birlikte olma fırsatı yakaladı. Her yaş kategorisinde şampiyonluk kazanan ve milli takımlarda düzenli oynayan bu oyuncu grubundan sadece birkaçı, o da fazla olmamakla birlikte forma şansı bulurken, çoğunluğu onu bile yakalayamadan Galatasaray’dan ayrıldı.
“Her altyapı oyuncusu A takımda oynayacak diye bir koşul yok, oynayamaz zaten” diyor Ahmet Ceyhan. “Elenenler elbette olacaktır ama bu çok yetenekli gruptan hiçbiri kalıcı olamadı. Bu durum bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı.” Ceyhan’a göre gençler, Türk futbol tarihinin en iyi kadrosunda yer bulmakta zorlandılar ve o direnci gösteremediler.
Onu efsane kadronun kaptanı Bülent Korkmaz da destekliyor. “Çok zor bir kadroya denk geldiler ve kıramadılar, yer bulamadılar. Yeteri kadar zorlayamadılar, yeteneklerini geliştiremediler. Daha fazla efor harcamaları gerekiyordu.”

O yılların simgelerinden Suat Kaya da benzer görüşü taşıyor. “Oynadığım zaman olsaydı farklı değerlendirebilirdim, başka türlü konuşabilirdim. Ama şu an teknik adam olarak diyorum ki; yeterince zorlamadılar. Yetenekliydiler ama üstüne koyamadılar ve gerekeni yapamadılar. Demek ki eksikleri vardı. Profesyonel kariyerlerine devam etmeleri ise önemli bir şey.”
Oyuncu grubunu yakından tanıyan, bazılarıyla da Çavuşoğlu ve Şehremini Lisesi’nde çalışma imkânı bulan Haliç Üniversitesi BESYO Müdürü ve teknik direktör Müslüm Gülhan, jenerasyonun kalıcı olamamasını birkaç farklı açıdan ele alıyor. “Önlerindeki kadronun kalitesinin yarattığı önemli ve çok yönlüydü. Hedefler yüksekti ve alttan gelen jenerasyon bunun farkına varmadan, kendi koşullarıyla yukarıdaki süreci yakalayabileceklerini zannettiler.” Gülhan’a göre tek sorumlu bu gençler değil. “Altyapıdaki çalışma sistemi ve koşulları çok iyi görünmekle beraber aslında yeterli değildi. Eksikliklerin farkına varılmadan yetiştirilen bu oyuncular yetersiz görüldüklerinde çok çabuk başka kulüplere yollandılar.”

Sedat Yeşilkaya, işinin kolay olmadığını biliyor

Sedat Yeşilkaya, işinin kolay olmadığını biliyor

Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra futbol seyyahlığına 14 kulüp sığdıran ve 2. Lig’de Bayrampaşaspor’da son demlerini geçiren Sedat Yeşilkaya, içinde olduğu o kadroyu değerini bulamamış kayıp bir kuşak olarak nitelendiriyor. “Fatih Terim’in Fiorentina’ya gidişi önemli bir kırılma oldu. Hepimizi yakından tanıyor, takip ediyordu, bizi A takıma hazırlıyordu.”
Terim bu jenerasyonunun farkındaydı. 1999-2000 sezonunda Ömer, Faruk, Eyüp, Ceyhun, Rasim, Sedat ve Gürol 6 ay boyunca Fatih Terim’in Florya’daki villasında kampa alındı. Bu yedi oyuncuya dönük özel antrenman programları uygulandı ve sonraki sezon için o seviyeye gelmeleri amaçlandı. Kerem ve Alper kadroda kendine yer bulmaya başlamıştı bile.
Terim’in gidişiyle işler değişti. Çoğu ya 3. Lig’deki pilot takımlara kiralık verildi ya da Sedat gibi bu duruma tepki gösterip takımdan ayrıldı. “Japonya’da PAF takımıyla Xavi’nin oynadığı Barcelona’yı yenip şampiyon olmuştuk. Avrupa’da pek çok menajer ve kulüp bizimle ilgileniyordu. Galatasaray’da kalacağımızı düşünüyorduk. Bu kadar kolay sağ sola gönderilecek ya da gözden çıkarılacak oyuncular değildik. Ben de tepki koydum ve ayrıldım.”

Bülent Korkmaz ve Suat Kaya gibi Ahmet Ceyhan da iyi futbolcunun eninde sonunda kendine şans yaratacağına inanıyor. Futbolculuğunda 1. Amatör Küme’den 1. Lig’e transfer olmayı başarmış Ceyhan “Arda Turan, Galatasaray’ın sıkıntılı dönemine denk gelmeseydi de ne yapar ne eder UEFA Kadrosunda da yer bulurdu” diyor.

Çalışmanın önemiyle birlikte Tamer Sivrikaya şans faktörünü göz ardı etmiyor. “Futbolda şans artı çalışmak faktörüne inananlardan biriyim. 1987-88 jenerasyonu bizden daha şanslıydı.” Aynı altyapıdan yetişen iki jenerasyonun, üst yapıya çıktıklarında kalite ve başarı olarak çok farklı iki A takımla karşılaştı. Arda Turan o gelişimi sağladı ve devam etti ama neredeyse hiç gelişim sağlayamayan Aydın Yılmaz yıllarca kadroda kalmaya devam etti.
O zamanlar alt yaş kategorilerinde en fazla gol atan Raulvari bir santrfor olan Ömer Ateş, Galatasaray sonrası yoluna sol bek olarak devam etti, 12 yılda dört 1. Lig takımıyla şampiyonluk yaşadı; bir ara milli takım için bile düşünüldü. “Biz bir şeyi çok iyi biliyorduk” diyor. “O kadroda yer bulamazdık. Hakan Şükür’ü, Hagi’yi, Suat Kaya’yı, Bülent Korkmaz’ı, Hasan Şaş’ı, Ümit Davala’yı mı kesecektik! Biliyorduk, biliyordum giremeyeceğimizi. Hazırlıklıydık ayrılmaya. Buna rağmen elimizden geleni yaptık, çok çalıştık.” Ömer de futbola şans faktörüne inanıyor. “Koşulları kırmak o kadar kolay değildir. Manisaspor’da Ersun hocayla çalışmasaydı ve bu kadar kötü bir Galatasaray kadrosunun olduğu döneme denk gelmeseydi Arda da kaybolma tehlikesi yaşardı. Biz 1987-88 jenerasyonunun bulduğu Galatasaray’ı bulsaydık beş, altımız kalıcı olur, aramızdan birkaç tane büyük yıldız çıkardı.”

Ceyhun gençlere deneyimlerini aktarıyor

Ceyhun gençlere deneyimlerini aktarıyor

Nispeten şans bulanlar da oldu. Kaleci Kerem ve orta saha Faruk, Terim sonrası dönemde kaldı. Mircea Lucescu, 100’ün üzerinde genç milli olan Faruk Atalay’a forma verdi ama o, birkaç maç dışında bunu değerlendiremedi. Bülent Korkmaz’a göre genç oyuncunun kalıcı olmamasında kendi hatalarının payı büyüktü. “Faruk’tan ümitliydim, umut vaat ediyordu. Hatayı kendinde aramalı. Oyuncu çok çalışmalı, az konuşmalı.” Korkmaz , 2002 şampiyonluğunda 6 maçta oynayan Kerem’in de gençlik hataları yaptığını düşünüyor. “Galatasaray’da kaleyi alamadı ama uzun yıllar Süper Lig’de kesin olarak oynamalıydı. O yetenekte bir kaleciydi.”

Kerem sarı-kırmızılılardan 2003’te ayrıldı ve inişli çıkışlı yıllar geçirdi. Mersin İdman Yurdu’nun Süper Lig’e çıkarken müthiş bir sezon geçirdi ama istikrarsızlık yaşadı. Türkiye şampiyonluğu yaşadığı Çavuşoğlu Lisesi’nden hocası Müslüm Gülhan onun için “Türkiye’de yetişen iyi kalecilerden biriydi ama mesleki kuralları hiçe saydı ve kendi doğrularının her yerde geçerli olduğuna inandı. Kültürel olarak kendine yatırım yapmadı, yetecek kadar kalecilik yaptı” diyor. Gülhan, bir fatura da Galatasaray’a çıkartıyor. “Onu göndermemeliydiler. O yaşta o tecrübeyi edenen bir kaleci en az 10 yıl oynardı. Onu anlayan hocalarla çalışması gerekirdi.
Kerem’in partneri Orkun Uşak daha erken ayrıldığı Galatasaray’a 2007’de döndü ve o sezonki şampiyonlukta 21 maçta kaleyi koruyarak büyük katkı yaptı. Şampiyonluğa rağmen yine kalıcı olamadı ve takım takım gezmeye devam etti.

“En yeteneksizi bendim ama belki en fazla Süper Lig kariyeri yapan da ben oldum” diyen Sedat Yeşilkaya, Galatasaray sonrası dönemini hayal kırıklıklarıyla geçirdiğini söylüyor. “14 kulüp değiştirmemin sebebi budur.” Benzer bir durum 25 yaşında futbolu bırakıp antrenörlüğe soyunan, U-16 ve U-17 milli takımlarında görev yapan Tamer Sivrikaya için de söz konusu. “Gençsiniz, hedeflere ulaşamadığınızda bu hayal kırıklığı sizi geri götürüyor. Sonra da beklentileriniz hep aşağıda kalıyor ki benim futbolu erken bırakma sebebim budur.”

Ömer'i izleyenler Raul'a benzetiyordu

Ömer’i izleyenler Raul’a benzetiyordu

Uzun süreli sakatlıklar nedeniyle futboldan erken kopan kadronun özel oyuncularından Ceyhun Müderrisoğlu ise özeleştiri yapıyor. “Kulüpsel bir hata olduğunu düşünmüyorum. Sakatlıklar ve gençlik hataları hayallerimize engel olmuş olabilir.” 40 kez genç milli takımlarda oynayan Ceyhun, üç kez çapraz bağ sakatlığı yaşadı, üç yıl futbol oynayamadı ve 27 yaşında bıraktı. Artık yetiştiği altyapıda, Galatasaray Futbol Akademisi’nde antrenörlük yapıyor.

Sakatlıkların bitirdiği kariyerlerden biri de A takıma ilk çıkanlardan Alper Tezcan’ınki. UEFA Kupası yolunda Bologna karşısında son anlarda oyuna girdiği maçta sakatlandı ve kariyeri alt üst oldu. Drama dönüşen hayatı, UEFA Kupası madalyasını satılığa çıkarttığı haberleriyle çokça medyada yer aldı.
Aldıkları eğitim ve sahip oldukları yetenekler bu futbolcuların yarım kalan hayallerine rağmen futbola tutunmalarını sağladı. Büyük kopuş bir kez olduktan sonra ayrılıklar da başlangıçlar da kolaylaştı. Pek çok kulüp değiştirdiler. Süper Lig’de belli sürelerle forma giydiler, alt liglerde kariyerlerini sürdürdüler; bazıları halen sürdürüyorlar. Altyapıda geçirdiği 10 yılda her yaş kategorisinde kaptanlık yapan Ömer Ateş, bu durumu olgunlukla karşılıyor. “Biz her şeyin farkındaydık. Futbolun Galatasaray’dan ibaret olmadığını biliyorduk. Ayrılık doğal bir hal almıştı. O yüzden ayrılınca yıkılmadık. Üzüldük tabii ki, ama hayatımıza devam etmek zorundaydık. Eğer yıkılsaydık bunların hiçbirini yapamazdık. Futbolda şans önemlidir, müthiş bir kadroya denk geldik; bizim de kısmetimize bu düştü!”

Jenerasyonunun Messi’si: Eyüp Kaymakçı

Hepsi şanssızdı ama o en şanssızlarıydı; önündeki isim Hagi’ydi. Alt yaş kategorilerde 55 kez milli takımlarda forma giyse de bu sezon amatör ligdeki İzmirspor’da oynuyor

eyüp“Messi Barcelona’da neler yapıyorsa o da PAF takımda bunları yapıyordu. Her gittiğimiz uluslararası turnuvada en iyi oyuncu seçiliyordu. Avrupa çapında bir yıldız olmasını bekliyorduk” diyor onun için eski takım arkadaşı için Sedat Yeşilkaya. Ömer ekliyor: “Hepimizin en yeteneklisi oydu!”
10 yaşında geldiği Galatasaray alt yapısında tüm yaş kategorilerinde en fazla dikkat çeken oyuncuydu. Ufacık boyuna rağmen, geniş omuzları, daha uzaktan fark edilen yamuk bacakları ve farklı fiziği ile hemen öne çıkıyordu. Müthiş bir sol ayağı, çabukluğu ve üst düzey bir oyun zekası vardı. Adam geçme becerisi en gelişkin özelliğiydi. Çalıma girip topla hızlandığında sanki her an düşüp yere kapaklanacak gibi olurdu.
Fatih Terim tarafından A takıma alındı. “Hagi gibi bir oyuncuyla idmana çıkmak bile hayalken, o benim önümdeki futbolcuydu. Benim için en büyük zorluk oydu” diyor Eyüp. Sedat, Eyüp’ün idmanlarda yaptıklarını hatırlıyor. “Eyüp topla buluştuğunda üç kişi peşine katardı. Bülent Korkmaz, Fatih Akyel ve Popescu ondan topu alamazdı”
Tam Süper Lig’de oynamaya başladığı dönemler ağır bir sakatlık geçirdi. “Çapraz bağlarım yırtıldı. En güçlü olmam gereken zamanda bunu yaşamam, başarısızlığımın en büyük sebeplerindendi.”

Yazı Sinan Feradov

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply