Bir Muhabirin Anıları: Hakan Gündoğar

Verdiği haberle gol attırdı, eşinden transfer keleği yedi, haber peşinde koşarken tırnaklarını kaybetti… Hakan Gündoğar, muhabirlik maceralarını anlatıyor

“Abdullah Avcı’nın İstanbulspor’da oynadığı yıllarda babam kulüp başkanlığı yapıyordu. Eyüpspor deplasmanındaydık. Abdullah hocanın eşi hastanede doğum yapmak üzere, telefon bekliyor. Rahmetli babamın telefonu da bende. Telefon çaldı, Abdullah hocanın kardeşi arıyor. Açtım, ‘Hakancığım, Apo’ya söyleyin, oğlu oldu’ dedi. Babama haber verdim, ‘Apo, gözün aydın, çocuğun doğmuş’ diye seslendi. Aradan 2 dakika geçti, orta geldi, Abdullah hoca kafayı vurup 2-0 yaptı, tribüne gelip ‘Mert için!’ dedi.”

“Rıza Çalımbay’ın Beşiktaş’ı çalıştırdığı dönem Almanya’da kampı takip ediyoruz. Seefeld ile Münih arasındaki havaalanı, kaldığımız yerden 2 saat sürüyor. Elimizdeki görüntüleri geçebilmek için havaalanında bir yolcu bulup kasetleri vereceğiz, İstanbul’da biri karşılayacak. Kameramanımız Tamer Budak, havaalanına giderken hız sınırını geçmiş. İki polis bizi durdurdu, rutin kontroller yapıldı. ‘Cezamız nedir?’ diye sordum, ‘175 avro’ dedi. Tamer abi ‘Sen bi’ dur, 175 avro çok büyük para!’ deyip polise 100 avro uzattı, ‘Soup money, soup money, hadi hadi!’ dedi. Polis afalladı, ‘Paranız yoksa bankamatiğe gidelim’ diyor. Alman polisi çorba parası nedir bilir mi?”

“Oğlum Ayaz’ı benden sonra ilk İsmail Köybaşı kucağına aldı. Eşimle de arkadaşlar. Fenerbahçe’ye transferinden bir gün önce eşim ‘Yarın takımından bir futbolcuyla ilgili büyük bir haber alacaksın, ben çok sevindim’ dedi. Kendisi Fenerbahçelidir. ‘Bir şey mi duydun?’ dedim, ‘Yok be, nereden duyacağım!’ dedi. Ertesi gün İsmail transfer oldu. Eşimden bile transfer keleği yedim yani!”

“Ricardo Quaresma, Serdal Adalı, Jorge Mendes ve Cengiz Zülfikaroğlu’nun Madrid’de birlikte yemek yediğini öğrendim. İstanbul’dan arıyorum ama telefonlarımı açmıyorlar. Madrid’de yaşayan bir arkadaşımı arayıp ‘Madrid’in en lüks restoranına git, kesin oradadırlar. Lütfen o masanın bir fotoğrafını çek’ dedim. Çocuk gidip onları buldu. Serdal abiye fotoğrafı yolladım, hemen beni aradı ‘Sakın fotoğrafı verme, transferi bozacaksın. Sen ne biçim adamsın!’ diye hararetlice konuşuyor. ‘Geçmiş olsun Serdal abi’ dedim!”

“2002’de Beşiktaş’ın o dönemki adıyla UEFA Kupası’nda Dinamo Kiev’le oynadığı maç için Kiev’deki stattayız. İsmail Er’le maçı izleyeceğiz diye tribünde donuyoruz! ‘Gel içeri girelim abi. Lanet olsun izlemeyiverelim, öleceğiz!’ dedim. Girdik, televizyondan seyrettik. Maç bitti, otele döndük. Çoraplarımı çıkarırken tırnaklarım da birlikte geldi! Soğuktan bir ayağımın üç, diğerinin iki tırnağı düşmüş!”

“A Milli Takım’ı Abdullah Avcı’nın çalıştırdığı dönemde Portekiz’e maça gitmiştik. Mixed zone’da altı kişiyiz, tek Türk benim. Cristiano Ronaldo kapıdan çok az göründü, etraf yangın yerine döndü. Herkes birbirinin üzerine çıkıyor, ben de gariban gariban tek başıma duruyorum. Cristiano önümden geçerken ‘Pardon, tek bir soru sorabilir miyim?’ dedim. Yürüdü, iki adım attı, durdu. ‘Türk müsün?’ diye sordu. Onaylayınca ‘Sor bakalım’ dedi ama heyecandan ne soracağımı unuttum! Öyle kalakalınca ‘Maç nasıldı, bizim takımı nasıl buldun?’ diye sordum. 1-2 dakika anlattı ama iş işten geçmişti.”

“Mehmet Topuz’un Fenerbahçe’ye transferinden hemen önce Antalya Lara’da bir otelde kaldığını öğrendim ve yanındaki otele yerleştim. Yan tarafa girmenin yollarını bulmaya çalışıyorum ama hiçbir şekilde girmemize izin vermiyorlar, tüm kapılar duvar! Bir kare fotoğraf bile çok değerli olduğundan bir şekilde girmem lazımdı. Kendi otelime döndüm, bir jet ski’ye atlayıp Mehmet’in olduğu otele girdim! Önce babasını, sonra Mehmet’i buldum, elimde de Beşiktaş forması var. ‘Akşam Belek’te bir otelde buluşuruz abi’ dedi, akşam oldu oraya gittim. Formayı giydirdim, fotoğrafı çektim. Sonrası malum. İstanbul’a dönünce formayı Fuat Akdağ’a hediye ettim. Hâlâ NTV Spor’un duvarında asılı!”

“2010 Dünya Kupası elemelerindeki maç için Bosna Hersek’e gitmiştik. Kameramanımız Bülent Akdeniz’le Tarık Hodzic’in köftecisine gidip, Saffet Susic’le röportaj yapacaktık. Gitmeden önce bir markete uğradım. İçeri girer girmez Edin Dzeko’yu gördüm, yanında da Zvjezdan Misimovic ve Asmir Begovic! Bülent’i arayıp ‘Köfteciye gelmeden sola sap, acilen markete gel!’ dedim. Geldi. Geldi ama adamlarla nasıl konuşacağız? Muhabir arkadaşım Senad Ok da tesadüfen oradaydı. Yardım aranırken görüp ‘Kurban olayım yardım et’ dedim. Sağ olsun yaptık röportajı.”

“Beşiktaş’ın bu sefer 2011’de Avrupa Ligi’nde Dinamo Kiev’le oynayacağı maça gidiyorum, soğuktan korunmak için lahana gibi sarınmışım! İndim uçaktan, yedi kat kıyafetime rağmen donuyorum. Taksiciye baktım, üzerinde sadece gömlek var! ‘Manyak mısın? Bu nasıl iş?’ dedim. Torpidoyu açtı, bir votka şişesi gösterdi. ‘Tamam da bunun etkisi kaç dakika sürebilir ki?’ dedim. Başladı acı biberli, ballı ev yapımı votka tarifi anlatmaya! Bir de anlamam için zulasından içirdi. Üç gün boyunca tişörtle gezdim, içmez olaydım!”

“Oğlum Ayaz’ın doğduğu gün hastanedeyim. Eşim içeride doğum yaparken bir mesaj geldi. ‘Diego Forlan’la büyük ölçüde anlaşıldı, sadece teminat istiyor’ yazıyor. Doğumhanenin önünden koşarak hastanenin dışına çıktım. Şirketi arayıp, ‘Beni yayına bağlayın’ dedim. Burcu Esmersoy ‘Sen nasıl bir manyaksın!’ diyor ama yaptım yayını. Eşimin hâlâ haberi yok, bu röportajı okuyunca öğrenecek!”

Röportaj Çağatay Çelik 

Fotoğraf Barış Tekin 

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply