Deplasman yasağı uygulaması nereden çıktı?

Deplasman yasağı uygulaması nereden çıktı?

Rakip taraftarlar birbirlerini tribünlere davet ediyor ama yöneticiler olay çıkmayacağına inanmıyor! Buna kızan bir başkasıysa “inadına” saha kapattırıyor. Mikrofonlarımızı deplasman yasağı uygulaması için tribünlere uzatıyoruz

Türkiye Futbol Federasyonu’nun resmi internet sitesinde, 7 Kasım 2011 tarihinde bir duyuru yapıldı. İki üç satır uzunluğundaki yazıda Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor kulüplerinin, 2011-12 sezonunda birbirleriyle yapacakları tüm müsabakalarda deplasman takım taraftarlarının alınmayacağı ilan ediliyordu. Devamındaki bir cümlede de bunun kulüplerin ortak kararı olduğu, kendilerine Kulüpler Birliği Vakfı aracılığıyla bildirildiği, federasyonun da kararı onayladığından bahsediliyordu. Deplasman yasağı böylece geldi!

Bugün en tecrübeli deplasmancılar bile yasağın fiilen ne zaman başladığını hatırlamakta zorlansa da Beşiktaş taraftarı Cenk Yeşilyurt için o gün hâlâ dün gibi. “İnönü’de oynanacak Fenerbahçe derbisi için İstanbul valiliği yasak koymuştu ama yasak olduğu açıklandığında Fenerbahçelilerin elinde biletleri vardı. Biz de taraftarız. Kendimizi onların yerine koyduk, maça gelmeleri için kampanya başlattık” diyor. Her nasılsa ısrarları işe yarıyor ve Fenerbahçeliler stada geliyor. Geliyor gelmesine ama hafta içi, iş çıkışı gidilen maç için Fenerbahçeliler, geçmekte zorlanacakları bir girişe yönlendiriliyor. Maçın başladığı sıralarda hâlâ içeriye giremeyen taraftarlar da kapılardan birini açarak içeriye akın ediyor. Sonrası veryansın!

Sosyal medyada bazı Fenerbahçeli taraftarlar küfürler eşliğinde “İnönü’nün kapılarını kırdık” yazıyor, Beşiktaşlılar “Bu işin Kadıköy’ü de var” diyerek diş biliyor; malumun ilanı sayılacak bir şekilde maçın rövanşında Kadıköy tribünleri karışıyor ve yasağın iki ayağından biri yere basıyor.

Deplasman yasağı uygulaması nereden çıktı?

Deplasman yasağından dolayı Fenerbahçe tribünleri boş kalacak

Diğer ayaksa Ali Sami Yen Arena’da oynanan ilk Fenerbahçe derbisi için Kadıköy’den yola çıkan Fenerbahçe taraftarlarının bindikleri otobüslerde sağlam cam bırakmaması üzerinde duruyor. Aziz Yıldırım, İETT’yi arayıp “Çok üzgünüz, zararınız neyse karşılamaya hazırız” diyor. Dönemin Galatasaray başkanı Adnan Polat’ın aklına gelen parlak fikirle de iki kulüp başkanı bir sonraki yıl derbiye taraftar götürmemek konusunda anlaşıyor. Kararı Beşiktaş ve Trabzonspor başkanları da mantıklı bulduktan sonra federasyonun duyurusu gecikmiyor: “Yasak!”

“Karşısında muhatap bulamayan taraftar, rakip futbolcuları önlerine atılmış yem gibi görüyor”

Kendisi kısa ama etkisi uzun bu kelime söyleneli üç yıl oldu. Kararı Beşiktaş başkanı olarak onaylayan Yıldırım Demirören, Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığına seçilip “Kulüp başkanları isterse yasağı hemen kaldırırız. Deplasman yasağının kaldırılmasına sıcak bakıyoruz” dedi, o dönem Adnan Polat koltuğunu Ünal Aysal’a devretti, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı yasaklara kendilerinin de karşı olduğunu söyledi, ara ara yasakların kaldırılacağı yönünde açıklamalar yapıldı ama yasak aynı yasak. Hem de katmerlisinden!

Bugüne kadar kaç maçın deplasman yasağıyla oynandığının hesabını yapmak yasağın ne zaman başladığını hatırlamaktan daha zor. Liste çoktan dört büyükleri aşıp Kartalspor’dan Urfaspor’a kadar uzayıp gitti. İlk günlerde verilen tepkiler zaman geçtikçe azaldı, durum herkes tarafından kanıksandı, maç esnasında sahalar karıştıkça “Ya bir de deplasman taraftarı gelmiş olsaydı?” diyenlerin sayısı artmaya başladı.

Türkiye’nin futbol konusunda en çok araştırma yapan spor sosyologlarından Doç. Dr. Ahmet Talimciler’e göre yasak aslında tam da bu korkudan besleniyor. “Karşısında muhatap bulamayan taraftar, rakip takımın futbolcularını önlerine atılmış yem gibi görüyor.” Fenerbahçeli spor yazarı Cüneyt Kaşeler’e göre “Bunun bir adım öncesi, deplasmana giden futbolcuların yalnızlık psikolojisiyle kendilerini nefer gibi hissetmesi!” Cem Dizdar’sa daha da geriye giderek yasaklanan şeylerin başka bir sebebe ihtiyaç duymadan suça yönelmeye yettiğini düşünüyor. Deplasmancıların yaşadıkları da bunu gösteriyor.

Deplasman yasağı uygulaması nereden çıktı?

Deplasman yasağı uygulamasına Galatasaray tribünleri de karşı

Karşıyaka Taraftarlar Derneği Başkanı Okan Kırmacı’nın söylediğine göre bir maça deplasman yasağının gelmesi demek, rakiple düşman olunduğunun ilanı gibi bir şey. “Bizi birbirimizden saklıyorlar, ondan sonra 16-17 yaşındaki gençler ‘Abi ben nerede toplandıklarını öğrendim, gidip şunları dövelim’ diye bize geliyor” diyor. Şikâyetçi olduğu konulardan biri de yasağın olmadığı maçlarda ayakkabılarının içine varana kadar aranmak. Bunu, “Mesela kapıda çakmağımı alıyorlar, benim de aklıma iş düşüyor! Bir maçta o çakmağı bulamazsan, ben de bir şeye kızdığımda o çakmağı sahaya atarım!” diyerek savunuyor.

Galatasaray taraftar grubu UltrAslan’ın kurucularından Suat Ateşdağlı da her şeyin yöneticilerin taraftar korkusuyla başladığını söylüyor. Mehmet Güzelsöz’e göre yöneticilerin istediği localarında, ellerinde viskilerle, tiyatro izler gibi maç izleyecek taraftar. “Öyle olamayacağımız kesin ama bizi rahat bıraksalar kendi aramızda hallederiz” diyen Bursaspor Texas Grubu liderini deplasman yasaklarının olduğu tek takım olan Beşiktaş’ın taraftarı Cenk Yeşilyurt “İdareciler bize yukarıdan baktıkları için bu hale geliyoruz” diyerek destekliyor.

“Bu, emniyetin fazla mesai yapmamak için bulduğu acımasız bir çözüm”

Taraftarların ve yorumcuların birleştiği itirazlardan biri faturanın kişilere değil, taraftarın tamamına kesilmesi. Ahmet Talimciler cezaların, olay çıkaranlara verilmiş ödüller olduğunu söylüyor. FourFourTwo’nun, Rizespor’la ilgili bir yazı için konuştuğu “Yönetim değişene kadar olay çıkarmaya devam edeceğim. Daha önce sahayı kapattırdım, yine kapattırırım” diyen “taraftar” durumun özeti gibi!

Talimciler’e göre bunun sadece bir çaresi var, o da kişilere verilecek cezalar. Premier Lig’de izlediği bir maçta tribündeki koltuklardan birinin üzerinde “Bu koltuğun sahibi sahaya yanıcı madde atmıştır. Sezon boyunca bu koltuk boş kalacaktır” yazısının asılı olduğunu anlatıyor.

Cüneyt Kaşeler’in önerisi ise kulüplerin maç hâsılatlarına el koymak. “Çünkü ancak kulüpler isterse olayların önüne geçilebilir; kamera sistemleri ve kombine biletler sayesinde sorun çıkaran kimse kolaylıkla tespit edilir.” Bu konuda başka bir çözüm önerisi de spor yazarı Fırat Topal’ın. “Avrupa’daki derbilerde taraftarlar stada girmeden gözetim altında tutuluyor, stada çok uzak bir mesafeden itibaren oluşturulan tünelden yürüyor ve ulaşımları belediyelerin denetiminde sağlanıyor.”

Avrupa’da deplasman yasağı kişilere uygulanıyor ve cezalı taraftarların sayıları gün geçtikçe artıyor. Yine de birkaç Avrupa ülkesi hariç hiçbir yerde tribünlerin tamamına yasak gelmiyor. Herkes işleyeceği suçun cezasını net olarak biliyor ve o ceza mutlaka kesiliyor.

Dünya derbilerinin birçoğunun etnik, dini, hiyerarşik temelleri olsa da Türkiye’deki derbileri böyle bir sınıfa sokmak zor. Bunun gibi zor olan başka bir şey de bu kadar net hatları olmayan taraftarın çıkarttığı olayların önüne geçememek. Fırat Topal’a göre buradaki sorun hiçbir yolu denemeden taraftarı çıkmaz sokağa hapsetmek! Cenk Yeşilyurt biraz daha farklı düşünüyor. “Bu, emniyetin fazla mesai yapmamak için bulduğu acımasız bir çözüm!”

Bu zafiyetin temeli Cüneyt Kaşeler’e göre misafir takıma ayrılan taraftarın sayısında gizli. “Bin- 2 bin kişiyle sınırlanan taraftar, deplasmana gittiğinde kendi kendine bir misyon yüklüyor. ‘Seçilmiş kişiler’ gittikleri yerde var olmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyor.” Kaşeler, sayının biraz daha dengeli olmasının grupları homojenleştireceğine, bıçkın delikanlıların arasına daha ılımlı taraftarların da karışacağına inanıyor.

Deplasman yasağı uygulaması nereden çıktı?

Deplasman yasağı uygulaması bir dönem Beşiktaşlıları çileden çıkarmıştı

“Yeter ki ‘Burası leş gibi hamsi kokuyor’ demesinler”

Bütün yasaklarda olduğu gibi bu yasağı da tanımayanlar yok değil. Onlardan biri Trabzonspor taraftarı İbrahim Tüfekçi. Yasağın başladığı ilk maçtan beri Fenerbahçe tribünlerinde hiçbir maçı kaçırmadığını söylüyor. Ona göre bunun birkaç yolu var. Trabzonsporlu olduğunu belli etmemek, pozisyonlara Fenerbahçeli gibi tepkiler vermek ve “Burası leş gibi hamsi kokuyor” diye tezahürat yapmaya başladıklarında sinirlenmemek! Tüfekçi için en zoru bu sonuncusu. “Hamsi de yemesinler o zaman!” diyor. “Balık sonuçta. Nimetten ne istiyorlar?” Kendisi aynı zamanda İstanbul Kağıthane’deki Trabzonsporlu Taraftarlar Derneği Başkanı. Fenerbahçe’nin diğer takımlarla maçlarının olduğu günlerde Fenerbahçeli arkadaşları derneğe gelip maçlarını izliyor. Bu, “koyu taraftar” olmadığından değil; kavganın sorumlusu olarak Fenerbahçeli futbolcuları ve kulüp yöneticileri yerine daha yukarıdakileri görmesinden.

Yasağı delenler sadece bir iki kişiyle de sınırlı değil. Mehmet Güzelsöz 2002-03 sezonunda rahmetli Alpaslan Dikmen’in yasağa rağmen kendilerini Ali Sami Yen’e davet ettiğini, Bursa’dan 200 kişilik bir grupla geldiklerini ve aralarında polis barikatı olmadan takımlarını desteklediklerini anlatıyor.

Deplasman yasağı uygulamasının mimli takımı Karşıyaka’nın bu sezon her zamanki gibi yasaklı deplasmanı Balıkesir’de Balıkesirsporlularla aynı tribünde maç izlemesi de bunun en yakın örneği. Hem de maç boyu hep birlikte “Deplasman hakkımız engellenemez!” diye bağırarak.

Engele karşı olanların ortak görüşlerinden biri de rakipsiz tribünlerin tribün olmaktan çıktığı. Her ne kadar “istenmeyen” olsalar da onlar, ev sahibi takım taraftarıyla futbolcular arasındaki tampon bölgeyi oluşturuyor. Bu bölge ortadan kalktığında ilgi sadece futbolculara kayıyor ve tribün buhar çıkışı tıkanan bir düdüklü tencereye dönüyor. Yazılı, görsel ve sosyal medya da tencerenin altını sürekli sıcak tutuyor. Öyle ki bu Beşiktaş-Kasımpaşa maçında sahaya giren taraftarı canlı yayında ağırlamaya kadar gidiyor.

Futbol üzerine konuşan herkesin mutlaka bahsettiği meşhur “marka değeri” kendisine müşteriler ararken Ahmet Talimciler’in söylediği gibi “müşteri haklarını görmezden geliyor.”

Hakkının ne zaman geri verileceği muamma olsa da futbolseverlerin bildiği bir şey var: İki takım taraftarının önünde oynanmayan maçlar hiçbir şeye benzemiyor!

Yazı Hilal Gülyurt  FourFourTwo Arşiv 

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply