Devlet eliyle öldürülen futbolcu:  Joe Gaetjens

Bulaşıkçıydı, futbolcu oldu. Dünya Kupası’nda oynadı, İngiltere’yi tek başına devirdi. Memleketine döndü ve sırra kadem bastı. Ta ki o mektup gelene kadar…

Dünya Kupası’nın ilk kez “Jules Rimet Kupası” olarak adlandırıldığı 1950 yılı, turnuvanın II. Dünya Savaşı sebebiyle tam 12 yıl ertelenmesinin ardından oynanan yıldı. Final, kupaya ev sahipliği yapan Brezilya ile Uruguay arasında oynandı ve Uruguay, 1930’dan sonra tarihindeki ikinci dünya şampiyonluğunu Brezilya’yı 2-1 yenerek elde etti. Türkiye’nin katılmaya hak kazandığı fakat çekildiği bu turnuva, birçok otoriteye göre İngiltere’nin şampiyonluğuyla son bulacaktı ancak planları bozan amatör ruhlu bir muhasebeci vardı: Joe Gaetjens.

19 Mart 1924 yılında Amerika’da Karayip Denizi’nde bir ada ülkesi olan Haiti’de dünyaya gelen Joe Gaetjens, küçüklüğünden beri futbolla haşır neşir olmuş, 14 yaşındayken Etoile Haitienne takımına girmiş ve attığı kafa golleriyle ün salmıştı. Ancak ailesi, futbolun gelir getiren bir meslek olduğuna inanmadığı için, Joe’yi muhasebe okuması için Columbia Üniversitesi’ne gönderdi.

Joe Gaetjens (orta), arkadaşları ile birlikte Amerika'da.

Joe Gaetjens (orta), arkadaşları ile birlikte Amerika’da.

23 yaşında New York’un yolunu tutan Joe, geçimini sağlayabilmek için Rudy’s adlı bir kafede bulaşıkçılık yapmaya başladı. Bu kafenin sahibi, aynı zamanda Amerikan Futbol Ligi’nin önde gelen takımlarından Brookhattan Galicia’nın da sahibiydi ve Joe, bu takımın en önemli golcüsüydü. Hem takımda oynayarak hem de bulaşık yıkayarak haftada 25 dolar para kazanıyordu.

Ancak Haiti’den gelmiş olması, Amerikalı insanlarda fakirlikten kaçıp Amerika’da mülteci gibi yaşayacağı düşüncesini akıllara getirmişti. Ancak o sadece üniversite eğitimi için gelmişti. Üstelik ailesi, Haiti’nin seçkin ailelerinden biriydi.

ABD Milli Takımına giriş

1950 yılına gelindiğinde Brezilya’da düzenlenen Dünya Kupası’na katılan ABD takımı, kadro açısından oldukça fakirdi. 1949’daki elemelerde Meksika’ya 6-0 ve 6-2 yenilen ABD, Küba’yı 5-2 yenip ikinci maçta 1-1 berabere kalarak gruplara kalmayı başardı.

Bir önceki sene 1948 Londra Olimpiyatları’na katılan ABD, ilk maçında İtalya’ya 9-0 yenildi. Devam maçlarında da Norveç’e 11-0, Kuzey İrlanda’ya 5-0 kaybeden Amerikalılar, benzer bir hezimeti 1950 Dünya Kupası’nda da yaşamamak için mevcut kadroyu daha iyi oyuncularla yenilemek istiyordu.

1950 ABD Milli Takımı. Joe Gaetjens, ön sıra, soldan 4'üncü.

1950 ABD Milli Takımı. Joe Gaetjens, ön sıra, soldan 4’üncü.

Zamanla takımda kendini gösteren ve golleriyle öne çıkmaya başlayan Joe Gaetjens, Amerika’nın dikkatinden kaçmadı ve takıma çağrıldı. Gaetjens’in takıma girebilmesi için, Amerikan vatandaşı olacağını beyan eden bir kağıda imza atması o dönemler için yeterli bir belgeydi.

Gaetjens’in yanı sıra birçok farklı ismi de takıma alan Amerikanlar, daha önce düzgün bir şekilde antrenman yapmamış oyuncuları bir araya toplamıştı. Hepsinin birbirinden farklı mesleği vardı. Kalecisinin film yapımcısı, defans oyuncusu Bahr’ın öğretmen, bir diğerinin postacı, Gaetjens ve başka birçoğunun öğrenci olduğu bu kadro, Brezilya’ya gitmeden önce birlikte yalnızca 1 kere çalışabildi.

İngiltere maçı ve mucize

Grubun ilk maçını İspanya ile oynayan ABD, sahadan 3-1 yenilgiyle ayrıldı. İzleyicilere pek bir umut vadetmeyen Amerika, ikinci maçta turnuvanın favorisi olarak görülen İngiltere ile karşı karşıya gelecekti.

Savaştan beri oynadığı 30 milli karşılaşmanın 23’ünü kazanan, dünya çapında tanınmış yeteneklere sahip İngiltere Milli Takımı’na karşı ABD’nin kazanma şansı, %1 olarak görülüyordu.

Ballon d’Or ödülününün tarihteki ilk sahibi sağ kanat oyuncusu Sir Stanley Matthews, İngiltere Milli Takım kadrosunda olsa da ABD karşılaşmasında oynamamıştı. Yalnızca İngiltere’nin değil, tüm dünyanın da en yetenekli futbolcularından biri olarak gösterilen Matthews, İngiltere Ligi’nde oynamış en yaşlı oyuncu ünvanını 50 yaşına kadar top koşturarak elde etti. Brezilya efsanesi Pele’nin dahi “Bize futbolun nasıl oynanması gerektiğini öğretti.” diye bahsettiği Stanley Matthews, ABD maçında oynasaydı çok farklı sonuçlar ortaya çıkabilirdi. Ancak mevcut kadrosuyla da zaten maçın favorisi onlardı.

İngiliz milli formasını 100 kez giyen ilk futbolcu ve Wolwerhampton’a hayatını adamış kaptan olan Billy Wright, o maçta sahadaki yerini aldı. Onun yanı sıra tüm kariyerini Preston North End’de geçiren ve Billy Writh gibi heykeli dikilen Tom Finney de forma giymişti.

Beklendiği gibi ilk yarım saat İngiltere’nin oyunda kurduğu üstünlükle geçti ve birden fazla gol şansı buldular. Dakikalar 37’yi gösterdiğinde nadir gelişen bir ABD atağında Bahr, ceza sahası dışından kalecinin sağına doğru bir şut gönderdi. Kaleci bu topu rahatlıkla kontrol edebileceğini zannederken aniden Gaetjens kafayla o topa dokundu ve kalecinin solundan top ağlarla buluştu.

Bu beklenmedik gol, İngiliz futbolculardaki gerilimi arttırdı. Geri kalan dakikalarda maç adete tek kale oynandı ancak ABD savunması iyi iş çıkardı ve maç 1-0 Amerika’nın üstünlüğüyle sona erdi.

Amerikalı oyuncular dahi kazandıklarına inanamamışlardı. Maçtan sonra çıkan haberlerde yalnızca Reuters skoru 1-0 olarak yayınladı. Diğer medya kuruluşları skoru faks yoluyla öğrendikleri için kendilerine yanlış bilgi iletildiğini, bu skorun imkansız olabileceğini düşündükleri için ertesi günkü baskıda skoru 10-0 ya da 10-1 şeklinde girdiler. Bazıları da “İngiltere, Amerikalı amatörlere yenildi!”tarzında başlıklar atmayı ihmal etmedi. Haklılardı; kadrodaki futbolcuların çoğu amatör sporculardı.

Gruptaki diğer maçlarda aynı başarıyı devam ettiremese de ABD, turnuvanın gözde ismi İngiltere’yi yendiği için uzun süre hafızalarda yer edindi ve o golü atan Gaetjens, kazanılan galibiyetin 1 numaralı kahramanıydı ve omuzlarda taşındı.

Fransa macerası ve Haiti’ye dönüş

Dünya Kupası’nda elde ettiği ünle birlikte okuldan mezun olup Fransa’ya giden Gaetjens, Racing Club de Paris’e katıldı. Ancak Fransa’ya pek fazla ayak uyduramadı ve bu takımdaki kariyeri kısa sürdü. Daha sonrasında alt lig takımlarından ve zamanında Franck Ribery’nin de top koşturduğu Ales’e gitti. 1952-53 sezonunda Ales formasıyla ancak 15 maça çıkabildi ve 2 gol attı.

Fransa’da süren kısa futbol kariyerinin ardından Haiti’ye dönme kararı aldı. Binlerce insan onu havalimanında karşıladı. Burada bir süreliğine futbol hayatına devam eden Joe, yaşadığı sakatlık sebebiyle 29 yaşında top oynamayı bıraktı. Bir markanın temsilciliğini yapmaya başladı ve evlendikten sonra futbol antrenörlüğüne başladı. Alçakgönüllü ve sevgi dolu kişiliğiyle tanınan Joe, açtığı küçük tesiste çocuklara futbol eğitimi verdi. Eğittiği çocuklardan birinin ihtiyacı olsa kendi cebinden karşılayan, karısının deyimiyle de oldukça cömert ve yardımsever bir adamdı.

Kaos

François Duvalier "Papa Doc"

François Duvalier “Papa Doc”

Kendisinin politika ile uzaktan yakından bir ilgisi bulunmasa da Joe’nin ailesi bu işlerle çok ilgileniyordu. Papa Doc lakaplı fizikçi François Duvalier,1957 yılındaki seçimleri kazandığında Joe’nin ailesi onun muhalifi ve aynı zamanda akrabaları olan Louis Dejoie’yi destekliyordu. Papa Doc’un iktidarına karşı düzenlenen darbe girişimi, onu acımasız bir diktatöre dönüştürdü. Paranoya seviyesindeki öfkesini, Dejoie’yi destekleyen vatandaşa doğru yöneltti. Bu insanların birçoğu kaçmayı başardı ancak Gaetjens ailesi kaçmadı. Joe’nin erkek kardeşi Gerard, sık sık karşıt kimliği sebebiyle rejim askerleri tarafından tutuklanıyordu ancak ailesinin bağlantıları sayesinde bir şekilde paçayı kurtarmayı başarıyordu. Bir keresinde Gerard’ın eşi Duvalier ile bizzat görüşme ayarlamış ve eşini kurtarmıştı.

Duvalier, Joe’nin Dominik’te yaşayan diğer 2 erkek kardeşinin darbe girişimine hazırlanan bir gruba katıldığını öğrendiğinde kendini kaybetti. 7 Temmuz 1964’te Duvalier’in diktatörlüğünü ilan etmesiyle birlikte büyük bir korku yaşayan Gaetjens ailesi saklanmak zorunda kaldı. Joe ise siyasete hiç karışmadığı için saklanmayı düşünmedi.

Duvalier’in esas peşinde olduğu Joe’nin ailesiydi ancak aileyi bulamadığı zaman kime ulaşabiliyorsa onun peşine düştü. Onun böyle bir huyu vardı: Kendisine karşı gelen biri varsa onu ve bütün kan bağı olduğu kişileri yok ediyordu. Ailesinin siyasal kimliğinin bedelini de Joe ödeyecekti.

François Duvalier’in 14 sene süren rejimi boyunca 30 binden fazla vatandaş katledildi.

François Duvalier’in 14 sene süren rejimi boyunca 30 binden fazla vatandaş katledildi.

Diktatörlüğünü ilan ettikten 1 gün sonra Joe ve eşinin birlikte işlettiği kuru temizleme dükkanına 2 asker geldi ve Joe’nun kafasına bir silah dayayıp onu arabaya bindirdiler.

Joe Gaetjens’in son görüldüğü an buydu.

Liliane Gaetjens, eşini bulabilmek için elinden geleni yaptı ancak Joe, kayıplara karışmıştı. Sonradan öğrendiklerine göre Joe, erkek kardeşi Gerard’ın da tutulduğu Fort Dimanche isimli, mahkumlara acımasızca işkence yapılan bir hapishaneye götürülmüştü. Ancak akıbetine dair bir bilgi yoktu.

1966’ya kadar korku içinde yaşayan Joe’nin eşi ve çocukları, bir şekilde Porto Riko’ya kaçmayı başardı. Yıllarca Joe’nun sağ olduğunu umut eden ailenin 1972 yılında kapısı çalındı ve ellerine bir mektup geçti.

Nasıl ve nerede olduğuna dair bilgi içermeyen bu mektupta yalnızca Joe Gaetjens’in öldüğü yazıyordu. Ve söylentilere göre François Duvalier o gece bizzat hapishaneye gidip Joe’yi kendi elleriyle öldürmüştü. 1971 yılında ölen Duvalier’in yerine Baby Doc lakaplı oğlu geçti ve 1986 yılına kadar iktidarda kaldı.

O zamandan beri Haiti, birçok darbe ve doğal afet gördü. 2010’daki depremde 250 bin insan öldü.

Haiti halkının çektiği acılar bazen doğal yollarla oldu bazen de insan eliyle.

Joe Gaetjens, o insanlardan yalnızca biriydi.

Çocukluk hayalini gerçekleştirmiş ve ABD’nin İngiltere zaferini elde etmesini sağlamış bir futbolcuydu.

Bir sabah ortadan kayboldu. Bir daha haber alınamadı.

Ve bir gece devlet eliyle katledildi.

YAZI: Rezzan Yetiş

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş