“Torunlarınıza anlatacağınız bir başarınız olabilir”

Nasıl “70 milyarlık adam” oldu? Kendisini forvetten stopere çeken Toshack’a ne tepki verdi? Metin Tekin ona neden kafayı taktı? Bursaspor’un şampiyonluğunun yıldönümünde Ertuğrul Sağlam’ı Yakın Markaj’a aldık! 


Anadolu’nun bir ilçesinden genç milli takımlara gitmeye nasıl başladınız?
Ereğli Erdemirspor’un minik, yıldız, genç, amatör ve profesyonel takımında oynamıştım ama babam futbolcu olmama izin vermiyordu. Büyük abim mimar, onun küçüğü elektronik mühendisi olduğu için benden de okuyup iyi bir bölüm kazanmamı beklediler. Bir gün Zonguldak’ta genç milli takım seçmeleri olduğunu duydum. Babam sabah işe gitmek için evden çıktığında ben de hemen koşarak evden kaçtım. Kulübe gittiğimde bizi götürecek minibüs gitmişti. Koşarak terminale gittim, hayatımın en önemli kararını vererek bir minibüse atladım. Seçmelere son saniyede kan ter içinde yetiştim.

Karakterinizi düşünürsek, evden kaçmak sizin için büyük bir çılgınlık olmalı…
Kesinlikle öyle. O gün hayatımın dönüm noktası oldu. Denendiğim maçta iki gol atarak 16 yaşımda milli takıma seçildim. İlk milli maçımda da Romanya’ya gol attım.

“Beşiktaş’a transferimden sonra herkes bana ’70 milyarlık adam’ demeye başladı”
Fenerbahçe altyapısına transfer olmanızı milli takıma mı borçlusunuz?
Evet, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Metalürji Mühendisliği’ni kazanmıştım. İstanbul’da futbol oynamaya devam ederim diye düşünürken Fenerbahçe’den teklif geldi.

İkisini birden yürütmek zor olmadı mı?
Fenerbahçe’de oynamak zaten kolay değil. Bir taraftan İstanbul Karması, bir taraftan genç milli takım, PAF takım derken okula vakit bulamamaya başlamıştım. Bölüm de zor olduğu için bırakmak zorunda kaldım.

PAF takımda da oynamaya başlamışken Fenerbahçe A takımına çıkma şansınızı nasıl görüyordunuz?
Öyle bir beklentim vardı ama çıkamadım. Ben de beklemek yerine 18 yaşım dolmadan Gaziantepspor’a gittim, orada profesyonel oldum, iki yıl A takımda oynadım.

Takımı kaza geçirmiş, bunun sarsıntısını henüz atlatamamış Samsunspor’un teklifini nasıl kabul ettiniz?
Kazadan sonra ilk transferleri bendim. Tereddüt etmedim çünkü benim için 1. Lig’den Süper Lig’e yükselme fırsatıydı. Orada iki defa küme düşme, iki defa da şampiyonluk gördüm.

İlk senenizde Samsunspor küme düşerken, ayrıldığınız Gaziantepspor, Süper Lig’e yükselmişti. O zaman “Keşke ayrılmasaydım” dediniz mi?
Bu işler biraz kısmet. O şartlarda Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray gibi takımlardan transfer teklifleri almak büyük başarıydı. O hengamenin içinde o güne kadar verilmiş en yüksek transfer ücretiyle Beşiktaş forması giydim.

Sizden önce hep mütevazı ücretlerle transferler yapan Beşiktaş sizin için nasıl o kadar parayı gözden çıkarmıştı?
Onu bilmiyorum ama benim için o para ağır bir yük oldu. Herkes bana “70 milyarlık adam” demeye başladı.

“70 milyarlık adam” olmak size kendinizi nasıl hissettirdi?
İstenen futbolcu olmak onur veriyor ama bir taraftan da ciddi bir sorumluluk var. Bu ikisinin arasında bocalayarak sezona başladım. İlk devreyi dokuz golle bitirdim ama ikinci yarı toplamda 25 gole ulaşarak yükümden kurtuldum. Bu sayede şampiyonluk geldi.

Beşiktaş’ta geçirdiğiniz altı yılın en güzeli o sezon muydu?
Ondan başka başarılarımız da oldu. Türkiye Kupası kazandık, Cumhurbaşkanlığı Kupası kazandık, çok güzel bir takımdık. Rıza, Metin, Ali, Feyyaz, Kuntz, Sergen, Recep gibi isimlerle bir geçmişimin olması benim için ayrıca gurur verici.

“Şerefli ikincilikler”de de aynı gururu yaşadınız mı?
Doğru söylüyorsunuz, onlar da unutulmaz. Süleyman Seba gibi bir insanla altı yıl geçirdim. Onun tedrisatından geçmek bana çok şey kazandırdı. Bizimle senede en fazla üç ya da dört kez görüşürdü. Ödeme konusunda çok hassastı. Bir gün yanımıza gelip “Çocuklar, ödemelerinizi bir ay geç yapabileceğim. Bunun için hepinizden özür dilerim” dedi. O konuşmadan 15 gün sonra yine özür dileyerek paralarımızı ödemişti.

“Toshack beni stoper olarak oynatırken maçtan sonraki gün insanlar sokakta önümü kesip ‘Abi yine gol atamadın’ diyordu” 

Toshack sizi forvet yerine stoper olarak oynatmak istediğinde nasıl tepki verdiniz?
Toshack, dediğim dedik bir teknik direktördü. Sezona başlamadan beni yanına çağırıp “Seni defansta oynatacağım” dedi. Benim de ondan önceki üç sezonda gol ortalamam 25’i buluyordu. Bu yüzden böyle bir karar vermesini yadırgadım. Bunu söylediğimde “Geride oyunun tekniğine hakim, hava toplarında başarılı olan, oyunu yönlendirecek bir futbolcu lazım. Bu da sensin” dedi. İleride daha çabuk oyuncularla oynamak istediğini söyledi. Ben de çabuk bir oyuncu olmadığımı bildiğim için ısrar etmedim. Ya “Ben burada oynamam” deyip sorun çıkaracaktım, ya da “Hocam benim patronumdur, o ne derse yapmaya çalışayım” diyecektim. İkincisini tercih ettim.

Şimdi olsa aynı şeyi yapar mıydınız?
Bunun bana artıları ve eksileri oldu. Yeni görevimi yapmaya çalışıyordum ama maçtan sonraki gün insanlar sokakta önümü kesip “Abi yine gol atamadın” diyordu.

Gol atmanın tadını aldıktan sonra tam tersi bir iş yapmak sizi tatmin ediyor muydu?
Öyle ama görev aşkı da insana bazen böyle şeyler yaptırıyor. 200 gol barajını Hakan Şükür’le, Aykut Kocaman’la birlikte geçecekken iki senede 10 gol atabildim; milli takım kariyerim bitme noktasına geldi. Olumlu tarafından bakarsam sabretmeyi, üstlerime itaat etmeyi öğrendim. O günlerde sorun çıkarsam belki teknik direktör olarak Beşiktaş’a dönemeyecektim.

Neden her golünüzden sonra formanızı çıkarıyordunuz? İki forma işe yaramadığında hayal kırıklığı mı yaşamışınız?
Bir İstanbulspor maçıydı. O güne kadar hep kart gördüğüm için hakeme bir sürpriz yapmak istemiştim. Yemedi!

Cezasının kart olduğu bile bile niye ısrarla formanızı çıkarıyordunuz?
Benimki masum bir şeydi. Formasız kaldığım için ceza verdiklerini sanıyordum.

Sakin biri olduğunuz için görmesem formanızı çıkarıp salladığınıza inanmazdım…
Ne kadar sakin olursan ol, öyle goller vardır ki insan kendinden geçer, sakinlik falan kalmaz. Ben öyle çok gol attım.

Sonrasını hatırlamadığınız goller hangileri?
İlk senemde Gaziantepspor’la İnönü Stadı’nda bir maç yapıyoruz. Trabzonspor’la şampiyonluk için çekişiyoruz ve kazanırsak şampiyonluğu garantiliyoruz. Çok güzel bir gol attım, stat yıkıldı! Yine Şampiyonlar Ligi’nde PSG’ye attığım bir gol vardı. 2-1 öndeyken adamlar üzerime yıkılmıştı, o arada golü atmıştım. Uzak mesafelerden çok gol attım.

Bir de Trabzonspor’a attığınız ilginç bir golünüz var…
O golün farklı bir anısı var: Metin abi maç içinde değişik uğurları olan bir futbolcuydu. Ceza sahasının sağ tarafından içeri doğru topu kaldırdı. Önümde Sergen vardı, topa yeltendiğini görünce “Bırak” dedim. Top havadayken sol ayağımla çok güzel bir makas hareketi yapıp harika bir gol attım. Golden sonra Metin abiyle çak yapıp yerlerimize dağıldık. Koşarken Metin abi yanımdan ayrılmıyordu. Meğer o sağ eliyle vurmuş, ben sol elimle vurmuşum ama benim de sağ elimle vurmam gerekiyormuş. Kafaya bunu takmış! Millete çaktırmadan “Oğlum sağla vursana!” diyor. Ben de “Ne diyorsun abi? Solla vurdum işte, ne güzel gol attım!” diyorum. En sonunda ne dediğini anladım, kimseye göstermeden bir daha çak yaptık da oyuna döndü.

Suat Kaya’yı kısa mesafeden bir voleyle hastanelik ettiğiniz doğru mu?
Toplara çok sert vururdum, antrenmanda kullandığımız plastik barajlar kırılırdı. Duran top kullanacağım zaman barajdaki futbolcular tedirgin olurdu, bu da işimi kolaylaştırırdı. Suat da onlardan birine denk geldiyse şanssız bir günündeymiş.

Futbolculuğunuzda hiç yurt dışından teklif almış mıydınız?
Samsunspor’dan Beşiktaş’a transfer olacağım sırada Shalke 04 istemişti ama rakamlar astronomik olduğu için vazgeçtiler. Beşiktaş’ta oynarken de Anderlecht’ten teklif aldım ama rahmetli Süleyman Seba 6 milyon dolar istemişti. Tabii gelen cevap “İstediğiniz rakam bizim yıllık bütçemize denk geliyor” oldu.

En pahalı transfer olduktan sonra, Erman Güraçar’la takasınız ne hissettirdi?
Her işte bir hayır var. O sayede futbolu erken bıraktım, 35 yaşımdayken bir Süper Lig takımı bana emanet edildi.

Teknik direktörlük için böyle bir şansı nasıl yakalamıştınız?
Başkan İsmail Uyanık’la hep antrenörlük için konuşuyorduk. Gigi Multescu’dan sonra Erdoğan Arıca ile devam ettik. Bana bir yıl sonra teknik direktör olacağımı söylüyordu. Erdoğan hoca ayrılınca hayatımın ikinci çılgınlığını yapıp “Teknik direktör aramayın, söz veriyorum bu işi iyi yapacağım” dedim. Herkes “35 yaş çok erken” dedi, beşinci haftada sadece 2 puan alabilmiştik. Herkes bana yüklenirken başkan çıkıp “Bu takım küme düşecekse Ertuğrul düşürecek” dedi. Ondan sonraki haftalarda oynadığımız beş maçta beş galibiyet aldık.

Ondan sonra yine küme düşme tehlikesi atlatan Kayserispor’a gitmeyi nasıl kabul ettiniz?
Takım bir önceki sezon son maçın son saniyesinde kümede kalmıştı ama verdikleri sözlere güvendim. İki sene sezonu beşinci bitirdik, UEFA Kupası’na gittik ama AZ Alkmaar’a şanssız bir şekilde elendik.

Beşiktaş’a dönüşünüz nasıl olmuştu?
Beşiktaş’ı çalıştırmaya başladığımda 38 yaşımdaydım. Bir Türk antrenörle ilk defa elemeleri geçip Şampiyonlar Ligi’ne katıldık, sezonu üçüncü bitirdik. İkinci sene altıncı haftada lider olmamıza rağmen ayrılmak zorunda kaldım.

Sebep tam olarak neydi?
Şimdi geçmişi dökmenin çok alemi yok ama mecbur kaldığımı söyleyebilirim.

Beşiktaş’ı çalıştırdığınız dönemde pişman olduğunuz bir karar aldınız mı?
O dönemde ciddi ekonomik sıkıntılarımız vardı. Bu yüzden hep maliyeti düşük oyuncular almak zorunda kaldık. Buna rağmen altıncı haftada lider durumda bıraktığım takım sezon sonunda hem lig, hem de kupa şampiyonu oldu.

Bugüne kadar birçok Anadolu takımı, şampiyonluğu son haftalara kadar kovalayıp stres arttığında havlu attı. Bursaspor şampiyonluğa giderken takımı nasıl sakinleştiriyordunuz?
Futbolcularıma “Torunlarınıza anlatacağınız bir başarınız olabilir” diyordum. Onlara hiçbir zaman “Bunu yapmak zorundayız” diyerek baskı yapmadım.

Yine de ciddi bir kriz dönemi… En önemli kırılma anı hangisiydi?
35 bin taraftarımız Bursa’dan kalkıp İstanbul’a geldi, onların önünde İstanbul BB’ye yenildik. Ondan sonra Gençlerbirliği’ne puan kaptırdık ve camiada bir kırılganlık oluştu. Bir cesaret patlaması da orada yaşayarak basın toplantısı yaptım ve “Bu takım şampiyon olacak“ dedim. En son maçtan önce herkes “Fenerbahçe kendi evinde maç vermez” derken kulüp müdürüne gidip, “Bu takım şampiyon olsa ne yapacaksanız benim hatırıma aynısını yapın” dedim. İnancım futbolcuları da etkiledi.

Teknik direktörlük hedeflerinizden biri Avrupa’da bir takım çalıştırmaktı. Planlarınızda hâlâ böyle bir şey var mı?
Bursaspor’u şampiyon yaptıktan sonra önümde çok fırsat vardı ama Bursaspor’dan istikrarlı bir Avrupa takımı yaratmak istedim.

Eskişehirspor’dan ayrıldıktan sonra neler yaptınız?
Brezilya’da, Arjantin’de, Çek Cumhuriyeti’nde, Portekiz’de kaldım. Yardımcılarım da Belçika, Almanya, Hollanda ve İtalya’da araştırmalar yaptı. Eğitim, donanım ihtiyacı hiç bitmiyor. Samsunspor’da oynadığım dönemde yeniden sınava girip spor akademisini bitirmiştim, Beşiktaş’a transfer olduğumda da anatomi üzerine yüksek lisans yaptım. Bu sayede hem alaylı, hem mektepli bir teknik direktör oldum.

Bundan sonrası için nasıl planlarınız var?
Bir antrenörün başarısı değerlendirilirken sadece puan tablosundaki sıralamaya bakılıyor. Hangi ekonomik imkanlarla oynadığınız, yetiştirdiğiniz futbolcular, transferde kulübe para kazandırıp kazandırmadığınız önemsenmiyor. Benim de artık mecburen önceliğim bu olacak. Çünkü bakıyorum, yetiştirdiğim futbolcuların, kulüplere kazandırdığım paraların bir değeri yok.

Röportaj Hilal Gülyurt 

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply