Eski Beşiktaşlı futbolcu Matias Delgado futbolu bıraktı

“Tangocu değil futbolcu!” Arjantinli bir futbolcu için çok klasik bir başlık mı? Pek değil… Hele bu Arjantinli 13 yaşında dans etmek için futbolu bırakıp bir yıl sonra yine futbola dönmüşse hiç değil… Matias Delgado anlatıyor!

Her futbolcuya sorulan klasik soruyla başlayalım, futbola ne zaman başladın?
Dört yaşında, babamın futbol okulunda… Çocuklar koşsunlar, spor yapsınlar amacı taşıyan bir okuldu… Yılbaşında ufak tefek hediyeler verilirdi, çocuklar spora motive edilirdi… Orada başladım.

Baban antrenör mü?
Evet ama onun hoşuna giden her zaman çocuklarla çalışmak oldu. Hiçbir zaman bu işi profesyonel anlamda yapmayı, büyük bir takıma gitmeyi düşünmedi. Sonradan bıraktı zaten, başka işler yapıyor artık…

Sen sonra ne yaptın?
Arjantin’de bir ‘Çocuklar Ligi’ sistemi var. 6-8 yaşındaki çocukların oynadığı bir lig bu. Küçük sahalarda, 5’e 5 maçlar yapılıyor. Ben o ligde birçok değişik takımda oynadım. Daha sonra River’a gittim. Orada 9-10 yaş grubunda oynamaya başladım. Oradan Chacarita Juniors’a tavsiye edildim. Ama tabii hemen A takımda değil; çok alt yaş gruplarından başlayarak A takıma çıkıyorsunuz. Oradan da Argentinos Juniors takımına gittim. Futbol hayatımın büyük kısmını orada geçirdim zaten. Orada yaşadığım çok ilginç bir de anım var hatta. Çok küçük yaştan beri futbol oynadığım için, 13-14 yaşında sıkıldım. Gittim ve futbol direktörüne, ‘Ben futbolu bırakıyorum’ dedim. Bütün arkadaşlarım dans ediyordu, müzikle uğraşıyordu, gezip tozuyordu, ben habire antreman yapıyordum. Onlara, ‘Lisansımı verin, artık futbol oynamayacağım’ dedim. Başkan, ‘Sana asla lisansını vermeyeceğim. Canın tekrar futbol oynamak istediğinde geleceksin, yine burada oynayacaksın’ dedi. Bir yıl ara verdim. Sonra geri döndüm.

İstediğin kadar dans ettin mi bari? 
(Gülüyor) Eeeh… Asıl amacım toptan uzaklaşmaktı,  dans etmek çok da derdim değildi… O yaşlar bütün çocukların ne olacaklarına karar verdiği yaşlar, ben futbola dönmeye karar verdim.

İdolünü sormaya gerek var mı? Maradona ‘Bocalı’ diye başka bir isim çıkar mı yoksa?
Maradona Bocalı ama ben River taraftarı değilim ki… Zaten Arjantinliler için Diego’nun kimi tuttuğu önemli değildir. Benim, benim gibi gençlerin, o dönemki çocukların, şimdiki büyüklerin… Herkesin idolü alfabe bozan adam, Maradona‘dır…

Matias Delgado idol olarak tabii ki Diego Maradona’yı seçmişti

Sonrasında nasıl gelişti kariyerin?
16 yaşında A takıma çıktım. Pastorzan isminde bir antrenörümüz vardı ve beni çok seviyordu. Benim içimdeki, benim bile orada olduğunu bilmediğim futbolcuyu ortaya çıkaran adamdır. 19 yaşına kadar ilk 11’de oynattı beni, 10 numara oynuyordum. 19 yaşına geldiğimde birçok teklif gelmeye başladı. Boca’dan, İspanya’dan teklifler aldım ama takımımla ve antrenörümle kalmayı tercih ettim. Ama ertesi sezon işler kötü gitmeye başladı. Antrenör değişti. Sonrasında gelen hoca yanında çok ünlü bir 10 numara getirdi ve onun gelişiyle ben yedek kulübesinde oturmaya başladım.

Kimdi o ünlü oyuncu?
Roberto Pompei. Arjantin’de çok tanınmış bir oyuncudur, Boca’da da oynadı. Lige yedek kulübesinde başladım ve devam ettim. Artık değişiklik zamanı gelmişti. İsrailli bir aile dostumuz vardı, onun tanıdığı bir menajer varmış. Ona şansımı Avrupa’da denemek istediğimi söyledim. Videolarımı istedi. Kasetleri Basel’e götürmüş. Chacarita zaten çok küçük bir takım. Avrupa’daki büyük takımlar gelip Chacarita’dan oyuncu almıyorlar, River’dan Boca’dan alıyorlar, futbolun işleyişi böyle. Basel videoları beğenmiş ve ‘Gelsin bakalım, o oyuncu bu oyuncu mu?’ diye haber yolladılar. Birkaç gün idmanlara çıktıktan sonra kabul ettiler. Ben haritada Basel’in yerini gösteremezdim, nerede olduğunu bilmiyordum, ama gitmeye karar vermiştim bir kere…
Daha 20 yaşında bile değildim.

Arjantin’den Basel’e oldukça radikal bir geçiş aslında…
Ben Arjantin’den, ‘Yeter, ben buradan gitmek istiyorum’ diye düşünerek ayrıldım. Dünyanın neresi olsa gidecektim, bu yüzden kafaca hazırdım ama yine de büyük bir değişiklikti. Bir de çok gençtim. Chacarita takımında takımı kurtaracak adam sayılıyordum; herkes bana yıldız muamelesi yapıyordu. Ama birdenbire kendimi yedek kulübesinde buldum. Orada bile garantimin olmadığını anladım.

Basel özellikle senin son senende çok başarılıydı doğrusu…
Ben geldikten sonra 1,5 sene boyunca iyi oynadım. Sonraki yarım sezon aynı performansı gösteremedim ama şans bu ya, o zaman da UEFA’da ve ligde çok gol attım ve performans açığımı kapattım.

Ligin en iyi oyuncusu seçildin…
Evet evet…

Kimse Basel’in o çıkışını beklemiyordu…
Biz de beklemiyorduk ki… Ligde çok iyi seviyede değildik, iyi maçlar çıkarmıyorduk… Yarı final neredeyse elimizin içindeydi, ama o 4 gol her şeyi mahvetti.
Aslında gruptan çıkabilmemiz bile başlıbaşına bir mucizeydi. Dört maçın ikisini kazandık, ikisini kaybettik… 6 puanla gruptan çıkmak mucize. Son maçta lider Strasbourg’la Kızılyıldız karşılaşıyorlardı. Kızılyıldız 2-0 öndeydi. Kazanırlarsa onlar çıkacaktı. Ama Strasbourg 2-0 yenik duruma düştüğü maçta, ikinci golünü 90+4’de atıp berabere kaldı. Kızılyıldız çıkamadı, biz çıktık…

Kızılyıldız’ın o dönemki hocası Zenga da şimdi Türkiye’de… 
Evet evet… Gaziantep maçında yanına gidip, ‘O geceyi hatırlıyor musun? Ben hâlâ inanamıyorum’ dedim…

Basel’e Arjantin’den ayrılmak istediğin için, pek bir fikrin olmadan gitmişsin. İstanbul’a gelmeden önce bir fikrin var mıydı? Türkiye Ligini tanıyor muydun?
Çok futbol seyreden bir insan değilim açıkçası. (Bu noktada tercümanlığını yapan Ali bey kendisinin tanıdığı birçok üst düzey futbolcunun maçları seyretmediği bilgisini veriyor).
Ne Türkiye futbolu ne de başka bir ülke futbolu hakkında detaylı bilgiye sahip değildim… Galatasaray’ı, Beşiktaş’ı, Fenerbahçe’yi, UEFA kupasında maç yaptığımız için Malatyaspor’u, devre arası kampını orada yaptığımız için Antalya’yı tanıyordum… Türk seyircisinin çok ateşli olduğunu, Arjantinlilere benzediklerini duymuştum ama her şey beklentilerimin kat kat üzerinde çıktı.

Havaalanına gelip karşılayan, havalara atanlar oldu mu?
Havalara atmadılar ama binlerce insan vardı havaalanında. Kulüp yetkilileri omuzlara alınmama izin vermediler. Onlar olmasaydı ne olurdu bilmiyorum…

Delgado ismi ilk duyulduğunda hangi Delgado olduğu önce anlaşılamadı; taraftarlar forumlarda, ‘Hangi Delgado?’ diye tartışıyorlardı… Diğer Delgado’yu tanıyor musun?
Faal olarak futbol oynayan 4-5 Delgado var…

En iyisi hangisi?
Ben değilimdir… Meksika’da oynayan Delgado çok iyi mesela, milli takımda oynayan da o…

Matias Delgado Riquelme’nin ayrılmasıyla şans buldu

Riquelme bıraktı… Milli takımda oynama şansın var mı?
(Gülüyor) Bekleme listesinde sekizinci sıradaydım, Riquelme bırakınca yedinci sıraya çıktım. Aimar’a rüşvet verirsem, Saviola’yı çekil aradan diye kandırırsam şansım var…
Pekerman gençlere yer veriyordu, yeni antrenör Alfio Basile nasıl?
Oldukça deneyimli bir isim. Takımda hem tecrübeli hem tecrübesiz isimlere yer veriyor. Son iki maçta çok beklenmeyen isimleri çağırdı takıma…

Bakarsın sana da şans verir?
Çok zor. Geçen sene UEFA’da yaptıklarıma rağmen adımı bile bilmediklerine eminim…

Gerçekten hiç maç seyretmiyor musun? Chelsea-Barcelona maçını da seyretmiyor musun mesela?
Seyrediyorum tabii… İyi futbol oynayan takımları seyrediyorum. Mesela geçenlerde oynanan Real Madrid-Barcelona maçını da seyrettim. Şu bir gerçek ki dünyada ağzınız açık izleyebileceğiniz çok az takım var. Futbolun içine, futbol dışından çok şey karışıyor. Ben bu yan unsurların az olduğu takımları seviyorum.

Yani?
Barcelona’yı seyretmekten zevk alıyorum. Milan iyi oynuyor ama sayabileceğim çok az takım var… İspanya’yı seviyorum. Sadece Barcelona’yı değil, Villareal, La Coruna, Zaragoza…

La Liga en iyi lig… İspanya güzel ülke… Senin lisanını konuşuyorlar… 
Evet evet… Günün birinde İspanya’da oynamak istiyorum… Kesinlikle…

Deco mu Ronaldinho mu? 
Deco çok önemli bir orta saha oyuncusu… Topu hem ofansif olarak çok iyi kullanabiliyor hem de defansif anlamda çok iyi… Ama Ronaldinho da asist yapıyor, gol atıyor… Bugün futbolda topa kaç kere dokunduğunun önemi kalmadı… Sen ayağına gelen yüz topu iyi kullan önemi yok, bir gol atan senden önemli… Bu yüzden Ronaldinho…

Matias Delgado için en iyisi Ronaldinho

Seyrettiğin maçlardan söz açılmışken ya Dünya Kupası? Onu seyrettin mi?
Evet! Onu seyrettim tabii, hem de çok dikkatli seyrettim… Dünya Kupası’nda iki tane peş peşe pas yapamayan, sadece kornerlerle, duran toplarla, uzaktan şutlarla gol atmaya çalışan birçok takım vardı… Arjantin bunun dışında olan tek takımdı… Sırbistan maçındaki o gol mesela…

Türkiye’de en çok sevilen iki takımın Arjantin ve Brezilya zaten… Hatta Arjantin elenince Dünya Kupası’nı seyretmeyi bırakanlar oldu… 
Ciddi misin? Çok mutlu oldum… Sonuçta benim ülkemden bahsediyoruz. Arjantin hiçbir zaman Brezilya gibi bir gol atayım geri çekileyim diye düşünen bir takım değil, her pozisyonda top oynamayı düşünen bir takım. Türkiye’de sevilmesine çok sevindim…

Beşiktaş’a dönüyorum… Havaalanına indiğinde şaşırdıysan, İnönü’de maça çıktığında ne yaptın?
Sahaya çıktım… Ve gerçekten inanamadım… Bir şeyler bekliyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Taraftarın ilk günden beni bu denli kabullenmesi inanılmazdı. Kendimi Arjantin’de gibi hissettim ve hâlâ da öyle hissediyorum.

Delgado’nun yüzde kaçını gördük?
Tam oranı bilemiyorum ama yüzde 100’ünü görmediğiniz kesin… Ben tam performansımı ortaya koyamadığımı biliyorum. Ama bir futbolcu için önemli olan bir şey vardır: ben bu maç iyi oynadım, ben bu maç kötü oynadım değerlendirmesini yapmak. Kendi kendine öz eleştiri yapabilmek lazım… Hem ben neden iyi oynamak istemeyeyim ki? Eve giderken morali bozuk olan, buna en çok üzülen insan benim… Herkes üzülüyordur ama kötü oynadığımda benden fazla kimse üzülemez ki?

Haklısın… 
Beşiktaş’ta kesinlikle kupa kazanmak istiyorum; o kupa, bu kupa fark etmez, hatta belki birkaç kupa…

Hakkında yapılan en büyük tartışmayı biliyor musun? 
Yoo, neymiş?

Ricardinho’yla yan yana oynar mısın?
(Kahkaha atıyor) Ricardinho o kadar iyi ki, bence Ricardinho’yla herhangi biri yan yana oynayabilir. Benim (4 aylık) oğlum bile onun yanında oynayabilir… Bu konuyu nasıl değerlendirdiğiniz, nerden, nasıl baktığınıza bağlı. Ofansif olarak bakarsanız, ikimiz de çok iyiyiz, takımı yönetebiliyoruz, oynatabiliyoruz ama defansif açından baktığınızda o kadar da iyi değiliz. Haliyle bu açıdan bakıldığında farklı düşünebiliyorsunuz.
Defanstaki dört futbolcuyu düşünün. Onların önündeki herkes ileri giderse yalnız kalırlar. Önemli olan markajını yapman, kontratak yaptırmaman, ama senin yapman… Bu yüzden kim oynar kim oynamaz, kim kimle yan yana oynar ben bilemiyorum… Bu oyun planı içinde hocanın vereceği bir karar…

Matias Delgado: “10 yaşındaki oğlum bile Ricardinho’yla oynar!”

Biraz önce savunmanın kötü olduğunu mu söyledin? Savunma iyileştirebileceğin taraflarından biri mi? 
Evet! Kesinlikle.

Başka? Sol ayağın?
(Gülüyor) Arabayı kullanırken debriyajda bir sorun olmuyor ama onu da geliştirmem gerek. Evet.

Forumlarda tartışılan bir eksikliğin daha var… 
Nedir?

Zayıflığın! Taraftarlar seni biraz zayıf buluyormuş fizikman…
Eh soyadım gibi… Delgado zayıf demek zaten…

Futbol dışında neler yapabildin? İstanbul’u gezebildin mi? Boğaz kıyısında balık yedin mi? Yoksa evde playstation oynayanlardan mısın?
Yok, evde 4 aylık Nicolas’la oynayanlardanım… Birkaç yere gittik tabii ama genellikle gezmek için çok vaktimiz yok, asker gibi başında bekliyoruz…

Nicolas nerede doğdu?
Buenos Aires’te tatildeyken… Oğlum da Arjantinli…

Türkiye liginde birçok Arjantinli var… Görüşüyor musunuz?
Sadece Carrusca’yla kontaktayım… Aynı şehirde olduğumuz için…

Mutsuz mu Carrusca?
Arjantin’de çok üst düzey oynayan bir oyuncuydu… Yedek kulübesinde siz de olsanız üzülürsünüz…

Türkiye hakkında futbol hakkında ne düşünüyorsun? Diğer takımlar? Ligin seviyesi nasıl?
Buraya geldiğimden beri şunu gördüm, kolay takım yok… Gelmeden önce  bana Türkiye’de dört büyük takım olduğu, diğerlerinin o kadar güçlü olmadığı söylenmişti…. Dört büyük takımın olduğu doğru olabilir ama diğerleri hiç de öyle kolay takımlar değiller. Ne kendi evinizde ne deplasmanda kolay maçınız olmuyor. Bu durum sonuçlardan da belli zaten… Çantada keklik maç yok. Alt sıradaki takımlarla bile oynadığınızda karşınızda defansif ve ofansif olarak kendi oyununu ortaya koymaya çalışan bir takım oluyor. Gayet de iyi oynuyorlar…

Dikkatini özellikle çeken bir oyuncu var mı?
Beni en çok Kleberson şaşırtıyor. Bence onun yetenekleri onun pozisyonunda oynayan bir başka oyuncuda olmayan yetenekler. Baskı altındayken bile öyle bir hareket yapıp kendini kurtarıyor ki, her defasında şaşırıyorum. Beni kesinlikle en çok Kleberson şaşırtıyor… İyi ki bizim takımda, rakip takımda olmasını istemezdim doğrusu…

Onun da soyadı ‘delgado’ olabilirmiş!
Delgado mu? Ha, sıska manasında mı? Hahaha..

Röportaj Banu Yelkovan – Fotoğraflar Fatih Metin Demirkol – Prodüksiyon Yiğit Karaahmet

Bu röportaj FourFourTwo’nun Kasım 2006 sayısında yayımlanmıştır 

Futbolcuları bir de dövmecilerinden dinleyin!

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply