“Sinirlenmeyen insanın gökyüzünde olması gerekir, çünkü bir Aziz’dir!”

Galatasaray’da oynadığı dönemde ortamı germekle suçlanan Felipe Melo, takımdan ayrıldıktan sonra da kavgalarla anılmaya devam ediyor.


Felipe Melo, Palmeiras ile Penarol arasında oynanan Libertodores maçından sonra rakibine yumruk attı. Uruguay’da oynanan maçta futbolcularla birlikte iki takım taraftarları da birbirine saldırırken kavgadan sonra yaptığı açıklamada Melo “Eğer kazanmam için Uruguaylılara tokat atmam gerekiyorsa atarım” dedi.

Türkiye’de oynadığı dönemde yaptığımız röportajda da Pitbull lakaplı futbolcunun düşünceleri pek farklı değildi…

Nasıl bir çocukluk geçirdin?
Gayet sıradan bir çocukluğum vardı. Babam çok çalışıyordu. Lüks içinde yaşamadık ama yoksul da değildik. Markalı tişörtlerim yoktu. Babamın üzerimdeki emeği büyük. Beni şehirden 50 km uzaklıktaki antrenman tesisine götürerek büyük bir fedakârlıkta bulunuyordu. İki işte birden çalışıyordu.

Peki futbolculuk kariyerin nasıl başladı?
Bana ilk inanan insan babamdı. Daha yürümeyi bile bilmezken ayağıma futbol topu verirmiş. İlk hediyemi de ondan aldım. Bana bir futbol topu ve futbol ayakkabısı hediye etti. Daha o yaşlarda bana futbol tutkusunu aşıladı.

Ailende başka futbolcu var mıydı?
Hayır yoktu. İlk profesyonel oyuncu benim. Aslında babam denemiş ama 12 çocuklu, fakir bir ailenin üyesi olduğu için ekonomik sebepler yüzünden futbolu bırakmak durumunda kalmış. Şimdi bazı kuzenlerim ve kardeşim futbol oynuyorlar ancak ailede profesyonel olarak oynayan tek kişi benim.

Sen de meşhur hikâyelerde anlatıldığı gibi Brezilya sahillerinde futbol oynayarak mı büyüdün?
Brezilya’da eğer sahile yakınsanız mutlaka sahilde futbol oynayarak büyüyorsunuz. Ancak eğer sahile uzak bir şehirdeyseniz, çıplak ayakla sokakta oynuyorsunuz! Ben sahile uzakta olanlardandım ve caddelerde top oynadım. Kar, kış, yağmur fark etmez; çıplak ayaklarla sokaklarda koşturuyordum.

Brezilya’dan henüz 22 yaşında ayrılmak zor olmadı mı?
Elbette zordu çünkü aileme çok bağlı biriydim. Ama bir hedefim vardı… Avrupa’ya gitmenin çok önemli bir şans olduğunun bilincindeydim. Oraya gidip çok daha iyi bir futbolcu olacağımdan emindim. Böylece aileme daha çok yardım edebilirdim. Bu amaç bana her zaman ailemden uzak olma konusunda sabretmeme yardımcı oldu.

İdolün kimdi?
Veron’un futboluna hayrandım. Zico’yu oynarken görmedim ama futbola başladığım kulüpte, Flamengo’da bir idoldü. Onun hikâyeleriyle büyüdüm. Elbette Romario, milli takımda müthiş işler başardı. Ona da hayrandım.

Kaleciler arasında?..
(Gülüyor) Sadece Taffarel!

90’ıncı dakikada penaltı kurtardığın Elazığspor maçından sonra FIFA 13 oyunu o hafta sana kalecilik özellikleri ekledi ve Fransa’da bir internet sitesi seni haftanın kalecisi seçti! Böyle bir şeyi rüyanda görsen inanır mıydın?
Haftanın kalecisi seçilmem normal çünkü o kurtarış takımın 3 puan kazanmasını sağladı. Güzel kurtarıştı değil mi (gülüyor)? Ama sadece bir kerelikti. Bunu bir daha yapmak istemiyorum!

Maradona senin hakkında 2009 yılında çok pozitif şeyler söyledi. Ondan övgüler almak nasıl bir duyguydu?
Çok büyük bir gururdu. Futbol tarihinin en ilginç oyuncularından birinden böyle övgü aldığım için çok mutlu oldum.

Arjantinli olmasına rağmen mi!?
Sonuçta Arjantinli ya da Brezilyalı; hepimiz insanız! Rekabet sadece sahada. Maç bittiğinde rekabet de biter. Tıpkı Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti gibi. Örneğin ben Messi’yi izleyebildiğimiz için Tanrı’ya şükrediyorum. Nereli olduğu fark etmez. Buna saygı duymalıyız.

2010 Dünya Kupası’nda hem en çok eleştirilen hem de en beğenilen oyunculardan biriydin. Aslında bu durum kariyerin boyunca sık sık başına geldi. Galatasaray’da da durum farklı değil. Sence neden böyle oluyor?
Ben çok şeffaf bir insanım. Her zaman düşündüklerimi, doğruları söylüyorum. Bu dünyadaki insanlar bazen böyle yapmıyor, düşündüklerini söylemiyorlar. Elbette bu durum bazı tartışmaları da beraberinde getiriyor. Doğrusu Dünya Kupası’nda Brezilya’nın en önemli oyuncularından biriydim. Juventus kariyerim çok eleştirildi ama orada da ilk 11 oyuncusuydum ve 70’e yakın maça çıktım. Sahada olduğum her dakika büyük efor sarf ettim. Ama elbette performansımı herkes eleştirebilir. Buna da saygı duyarım.

Sahaya çıktığında kendini nasıl hissediyorsun? Dışarıdan oldukça hırslı bir oyuncu olarak görüyoruz seni…
Her şeyimi vererek oynuyorum. Benim için her bir futbol maçı, bir hediye. Yapmak istediğim şeyi yaparak para kazandığım için çok mutluyum. Milyonlarca taraftarı temsil etmek de benim için başka bir hediye. İnsanların formalarının arkasına benim adımı yazdırması bana büyük bir sorumluluk yüklüyor. Her maçı oynarken kalbimin bir köşesinde taraftarlar var. Bu da beni daha çok motive ediyor. Sahada olduğum her dakika bunun için yaratıldığımı düşünüyorum.

Bazen sahada agresifleştiğini de görüyoruz… 
Agresif demekle neyi kastettiğinize göre değişir. Türkiye’de şimdiye kadar gördüğüm tek bir kırmızı kart var ve orada da agresif bir tavır yoktu. Çok normal bir fauldü! Bir savunma oyuncusunun görevi rakibi durdurmaktır. Onun için bazen agresif olmak durumundadır. Evet; o anlamda ben agresif bir futbolcuyum. Oynadığım tüm takımlarda da böyleydim. Diğer anlamda soruyorsanız, futbolu asla bir şiddet unsuru olarak görmem.

Günlük yaşamında nasılsın? Hangi anlarda çok sinirleniyorsun?
Saha dışında daha farklıyım. Elbette her insan zaman zaman sinirlenir. Eğer öyle değilse zaten gökyüzünde olması gerekir, çünkü bir Aziz’dir! Saha içinde oyuna, en iyisini vermeye konsantre oluyorum. Orada tek düşüncem kazanmak. Ama saha dışında tamamen farklıyım. Ailem ve ben sürekli şakalar yapan insanlar olarak biliniriz. Babam da öyleydi, ben de öyleyim. Arjantin sweat-shirt’ü giymiş arkadaşınıza yaptığım şakada siz de gördünüz (Melo röportajdan önce ekibimizden Arjantin sweat-shirt’ü giyen arkadaşımızı görünce ayağa kalktı, arkasını döndü ve “Bu şartlarda röportaj veremem!” dedi). Ben olabildiğince gerginlikten uzak durmaya çalışıyorum. Mutlu olmaya ve etrafımı mutlu etmeye gayret gösteriyorum.

İtalya’da çok eleştirilen bir oyuncuyken Galatasaray’a gelip böyle bir performans sergilemenin sırrı neydi?
Öncelikle Tanrı en büyük yardımcımdı. İkincisi de elbette takımım. Çok iyi bir takımın parçasıydım. Bu ikisi bir araya gelince böyle bir performans sergilemem kolaylaştı.

Galatasaray’da geride kalan bir buçuk yılda en unutamadığın an hangisiydi?
Elbette geçen sezon Süper Final’de oynadığımız Fenerbahçe maçı… İnanılmaz bir maçtı. Orada Galatasaraylı taraftarlar olmasa da milyonlarca insanın benimle birlikte olduğunu hissettim. O insanlar için sahaya çıkmak harika bir şeydi. Maça dair her şeyi saklıyorum. Ayakkabılarımı, formamı… Futbol tarihine geçen bir maçtı.

MELO İLE DOBRA DOBRA!
Riera ile aranız nasıl?

O konu kapandı. Geçen sezon Beşiktaş’la oynadığımız play-off maçında gol attık ve birlikte sevindik. Aramızda hiçbir sorun yok. Aynı dili konuşuyoruz ve birlikte vakit geçiriyoruz. Bu olaydan sonra daha da yakın arkadaş olduğumuzu söyleyebilirim.

Değiştirmek istediğin bir huyun var mı?
Hayır yok.

Pitbull lakabından hoşlanıyor musun?
İyi anlamda kullanılıyorsa evet. Pitbull agresiftir. Sürekli topun peşinden koşar ve mücadeleyi asla bırakmaz. Tek hedefi o topu almaktır. Bu anlamda pitbull lakabı bana uygun.

Favori filmin ya da müziğin?
Brezilya müziği, hip hop. Çok film izledim ama isim hatırlamıyorum. Nasıl hissettiğime göre değişir. Brezilya dizilerine bayılırım.

Gelmiş geçmiş en iyi Brezilyalı oyuncu kim sence?
Pele ve Zico’yu canlı olarak izleme şansı bulamadım. Gerçi gittiğim ilk maç Maracana’da Zico’nun jübilesi olmuştu ama tabii bu bir resmi maç değildi! O yüzden hangisinin daha büyük olduğunu bilemeyeceğim!

Şu an dünyanın en iyisi kim?
Şüphesiz Lionel Messi. Onunla ilgili ileride çocuklarıma anlatacak bir hikâyem var. 2010 Dünya Kupası elemelerinde Arjantin’i yendik ve o maçta Gilberto Silva ile birlikte Messi’yi durdurduk! Normal olan Messi’nin gol atmasıydı ve o gün sıra dışı bir şey oldu!

Röportaj Ahmet Yavuz Fotoğraf Barış Tekin FourFourTwo Arşiv

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply