“Derede yüzmektense okyanusta boğulurum!”

Kime güler? Hangi şeylere sinirlenir? Neye ağlar? Nasıl bir tribüncü? Kimi görünce eli ayağı tutulur? Bazı toplara neden uçmaz? Volkan Demirel’i anlamak isteyen şöyle buyursun… 


Dev cüssenle ters orantılı atletik kurtarışların var ve karizmatik duruşunla güven veriyorsun. Fiziğine rağmen çevikliğini neye borçlusun?
Televizyondan çok iri görünüyorum sanırım. Çünkü bunu çok sık duyuyorum. Aslında çok da iri değilim. Buna rağmen birçok kaleciye göre çok daha çeviğim. Yapılan testlerden de ortaya çıkan sonuç bu. Ağır olmama rağmen fiziğimi iyi kullandığımı düşünüyorum. Bunun için de çok çalışıyorum. O yüzden bazı taraftarların “Volkan kilolu, Volkan çok ağırlık çalışıyor” demelerine bozuluyorum. Ufakken oynamak için çim saha bulamadığımdan betonda oynardık ve ben betonda bile plonjon çekerdim. Engin ağabeyi, Rüştü ağabeyi betonda taklit etmeye çalışırdım. Atlamanın sıçramanın başıma açacaklarını düşünmeden yapardım. Şimdi de bu devam ediyor. İyi kaleci olmak için korkusuz olmak gerekir. Bu korkusuzluk ve cesaret beni buralara kadar getirdi. Hayatımdan da memnunum. Fiziğimin bana olumsuzluk getirdiğini henüz görmedim.

Robert Enke’nin gerisinde bekleme tehlikesini çabuk atlattın. İlk sezonunda üçüncü kaleci pozisyonundayken Christoph Daum sana pek de güvenmiyordu…
Enke’nin gerisinde sadece bir maç bekledim ama benim için şanssız bir sezondu. Burnum kırılmıştı ve yaklaşık 10 maç kalede Recep vardı. 22 yaşımda, yani kulübe geldikten iki yıl sonra Fenerbahçe kalesini devraldım. İlk senemde kalede Rüştü ağabey vardı. O Barcelona’ya gidince benim önüm açılmış oldu. Enke Türkiye’de tutunamadı ve Fenerbahçe kalesi iki tecrübesiz gence kalmış oldu. Recep ve ben ne yapacağımızı bilmiyorduk. Daum bize mecbur kalmıştı. Sanılanın aksine güzel bir sezon geçirdik ve şampiyon olduk.

Eduardo Galeano, kitabında “Kaleciye kader kurbanı, mahkûm ya da şamar oğlanı denilebilir. Onun bastığı yerde çim bile bitmez. Oyunu hep uzaktan izler… O her zaman ilk suçludur. Suçu olmasa da fatura hep ona çıkarılır” diye yazıyor. Sen neler eklemek istersin?
Ne güzel söylemiş (gülüyor). Mevkilerin en zoru kaleciliktir. İstikrarsızlığı kabul etmez. Herkesin arkasında hatasını kapatabilecek bir oyuncu var ama kaleci ya batar ya çıkar. Kaleci sadece rakibiyle değil, sürekli olarak kendi içinde, kendisiyle mücadele eder. O yüzden benim için kaleciler özel insanlardır. Bunu okuyanlar beni ne kadar anlar ne kadar anlamaz bilmiyorum ama kalecilerin beni anladığına eminim.

Dünyanın en iyi kalecileri arasında bir sıralama yapılsa yer bulabileceğini düşünüyor musun?
Sıralama yapamam ama dünya sıralamasında bir yerimin olduğunu düşünüyorum. Bu sözlerimi okuduktan sonra benimle dalga geçenler de olabilir. Başkalarının ne düşündüğüyle ilgilenmiyorum. Dünya çapında bir kaleci platformu olsaydı ben o platformda olurdum. Ancak ne yazık ki dünya ortalamasına baktığınızda Türk futbolunun izlenirliği çok geride kalıyor. Bu da oyuncuların yurt dışında kendilerinden söz ettirmelerini zorlaştırıyor.

Sinirlendiğin zaman çok daha iyi oynadığın, maça konsantrasyon sağladığına dair bir inanış var. Bu doğru mu?
Sinirlenen insanların daha iyi konsantre oldukları bir gerçek. Ben de öyleyim. Deplasmana gittiğimizde rakip takımın taraftarı bana olumsuz tezahürat yapıyorsa çok daha iyi oynuyorum. Onlar benim üzerime geldikçe ben daha iyi oynuyorum. Bunu Kartalspor’dan beri yapıyorum. Bazı oyuncular için bunun tam tersi geçerli olabilir.

Taraftarlar seni motive etse de rakip takım oyuncuların söyledikleri sinirlerini hoplatabiliyor…
Haksızlığa gelemiyorum. Haksızlığın bana ya da başkasına yapılmış olmasının önemi yok. Karşımdakinin kim olduğu ve nerede olduğumuz da önemli değil. Karşılığını veririm. Sadece saha içinde değil, özel hayatımda da böyleyim. Bu da beni saha içinde zaman zaman profesyonelliğin dışına çıkartmış olabilir.

Galatasaray maçlarında çok tartışılan hareketlerin oldu. Bunlardan en çok hangisi seni yıprattı?
Hiçbiri! Lincoln olayının üzerinden çok zaman geçti. Skor 1-1’ken turu geçen taraf bizdik ama son dakikada golü yiyince dağıldık. O golün siniri üzerine Lincoln’ün aileme küfür etmesi tuz biber oldu. Amacım Lincoln’le kavga etmek değildi ama kupadan da elenince kendime hâkim olamadım. Diğer malum Galatasaray maçında yaptığım hareketin tribündeki insanlar tarafından bu kadar tepki göreceğini tahmin etmemiştim. Anlık refleksti. Boşta olan topa farklı bir plonjon çekmek istemiştim sadece. İçimden topu öyle tutmak geldi ve yaptım.

Bunların içinde bir daha olsa asla yapmam dediğin bir şey var mı?
Yaptığı her hamle insana bir şeyler kazandırır. Bu hareketlerim bana bugünkü olgunluğumu getirdi. Bunların hiçbirini bir daha tekrarlayacağımı zannetmiyorum. Hiçbirini isteyerek yapmadığım halde bu hareketlerin göze battığını gördüm.

Tribünden izlediğin, izlerken kendini kaybettiğin, unutamadığın maçlar hangileri?
Amcam ve babam beni Sarıyer’le oynadığımız bir maça götürmüştü. O zaman Sarıyer gerçekten iyiydi. Erdi ağabey, Sercan ağabey oynuyordu. Biz skoru 2-0’dan 4-2’ye taşımıştık. İlk gittiğim maç odur. Bir Kayserispor maçına gitmiştim. Şimdi 1907’lerin olduğu tribüne bizi sahanın içinden çıkartmışlardı. O gün sahaya girdiğimde “Bir gün bu kaleyi ben koruyacağım!” demiştim. 15 yaşımdaydım. Allah’ın sevgili kuluymuşum. Okulu kırıp Dereağzı Tesisleri’ne giderdim. Bugün antrenman ve maç sonrası gençlerin yolumu kesip sorduğu soruları ben takımdaki oyunculara sorardım. Bir gün Rüştü ağabey sakatlanmıştı. Antrenmanda Fevzi ve Murat ağabeyler vardı. Onlardan birini çevirip “Maçta hanginiz oynayacaksınız?” diye sormuştum (gülüyor). Şimdi yanıma gelen taraftarın ne duygularla yaklaştığını çok iyi anlıyorum. Bizi merak ettiklerini biliyorum.

Kimi zaman aynı maçta iki Volkan Demirel izliyoruz. Gayet soğukkanlı bir şekilde inanılmaz kurtarışlar yaparken bir anda ya çok basit bir hata yapıyorsun ya da sinirlerine hâkim olamıyorsun. Ruh halin bu kadar değişken mi?
Kalecilik ilginç dakikalar yaşatabiliyor. Hata yaptığım çoğu maçta 90 dakikaya bakıldığında iyi oynamışımdır. Hata yaptığım anları tekrar gözden geçirdiğimde maçtan kopmuş olduğumu görüyorum. Bu tamamen saha içinden kaynaklanan bir durum. Büyük takımların kalesini koruyan kalecilere fazla top gelmez. Top gelmediği zamanlarda kalecinin kendisini sıcak tutması ve pozisyonları takip etmesi gerekir. Bazen bu durumda kopabiliyorum. Karlı bir havada oynadığımız son Ankaragücü maçında 2-1 yenildik. Yediğim ikinci golde topa hamle yapamamıştım. 30-35 dakika boyunca bana top gelmeyince soğumuştum. Ne kadar sağa sola koşup hareketlensem de yetmemişti. Yaptığım hataların birçoğu da bu gibi koşullardan kaynaklanıyor.

Taraftarların hem sevdiği hem de en çok kızdığı isimlerden birisi olmak seni nasıl etkiliyor? Gelgitler sana neler hissettiriyor?
Taraftarda olan yerimi çok iyi biliyorum. Benim için söylenenleri, yazılanları internetten takip ediyorum. Onların söyledikleri benim için çok önemli. Çünkü beni içlerinden biri olarak görüyorlar. Buna güvenerek düşündüklerimi söylemekten korkmuyorum. Aklımda ne varsa dilimdedir. Yediğim gollerden dolayı bana kızdıklarında ben onlara kızamıyorum. Çünkü biliyorum. Ben bile bazı maçlarda tribünden maçı izlediğimde takım arkadaşlarıma kızabiliyorum.

Bugüne kadar yediğin en güzel gol hangisiydi?
Bugüne kadar çok güzel goller yedim. Bu golleri güzelleştirenlerden biri de çoğunda uçtuğum için bendim (gülüyor)! “Volkan topa niye uçmuyorsun?” diye bana kızanlar olabiliyor. Bunun üzerine bana şarkı yazanlar bile oldu.

“O toplar gol olur mu? Kale böyle korunur mu? Volkan topa bir uçsan saçların bozulur mu?” değil mi?
Aynen (gülüyor)! Gol olacak top gelişinden bellidir. O topa hamle yapsanız da yapmasanız da o top içeri girecektir. Uçarak, koşarak kimseyi kandırmanın âlemi yok. Bu bence sahtekârlık.

Bugüne kadar yaptığın en iyi ve önemli kurtarışlar hangi maçlardaydı? Unutamadığın maçlar hangileri?
Şampiyonluğa gittiğimiz bir dönemde Galatasaray maçında Keita’nın çok güzel bir gol denemesini yarıda kesmiştim. O pozisyonun anlamı çok büyüktü. 1-0 öndeydik ve o şut beraberliği getirseydi önümüz kapanmış olacaktı. Sezon sonunda şampiyon olamadık o da ayrı bir konu!

Saha dışında geçirdiğin zamanda marifetli misindir yoksa ufak tefek sakarlıkların var mıdır?
Çok marifetliyimdir. Bunu evlendikten sonra anladım. Ev işleriyle uğraşmayı seviyorum. Eşime yardım ediyorum. Kendi işimi de görürüm, yemek de yaparım. Evlenmeden önce evde annem ve kız kardeşim bana iş yapma fırsatı vermiyorlardı. Şimdi Zeynep’le ev işi yaptığımda bile mutlu oluyorum. Güzel kahvaltı hazırlarım. Hamaratımdır (gülüyor). Kafamdan yemekler uydururum. Etli makarnama Zeynep bayılır. Mecbur kaldığımda her türlü ev işinin hakkını veririm. Evimde çok mutluyum. Eşimle oturup sohbet etmeye başladığımızda her şeyi unuturuz. Biriyle dertleşmek istediğimde de eğlenmek istediğimde de Zeynep bana cevap verir. Zeynep’e baktıkça rahatlarım. Haftanın belli günlerinde gittiğimiz yerler var. Belli bir balıkçımız, belli bir kebapçımız, belli bir sinema salonumuz vardır. Planlı yaşarız.

Ne kadar sert görünsen de hassas bir yapın var gibi…
Ağlamayı sevmem ama çok içime kapanıp, yalnız kalıp ağladığım zamanlar da oldu. Dışarıya hissettirmeden içimde biriktirdiklerim olmuştur. Kendi kendime çabalarım. Bu yediğim goller kadar basit şeyler olmaz. Başını öne eğmiş bir insan görür durgunlaşırım, bir dizide bir baba oğul ilişkisini duyar duygusallaşırım veya taraftarın bana bağırdığını duyar duygulanırım. Bunlar anlık şeyler.

Hayatında yaptığın en büyük çılgınlık neydi?  
Türkiye’den çıkıp tekneyle Yunanistan’a gitmek! Çok ağır bir denizde yola çıkmıştık. Eşim, ben, avukat bir arkadaşım ve eşi, bir de kaptanla yola çıktık. İlk seferimizdi. Aç karna yola çıktık. Bazı ilaçlar almak gerekiyormuş, biz bilmiyorduk. 4-5 saat denizin ortasında istifra ederek baygınlık geçirdik. Sonrasındaki 10 gün bu yaptığımıza değdi ama bir daha olsa yapar mıyız? Asla (gülüyor)! İstifra etmekten vücudumuzda ağrımayan yerimiz kalmamıştı.

Kimindi bu parlak fikir?
Benimdi (gülüyor). Bodrum’da iki gün havanın düzelmesini bekledik. Hava düzelmeyince dayanamayıp çıktık. Bize “Dalgayı arkadan yerseniz sorun olmaz” demişlerdi. Biz çıktığımızda saatlerce dalgayı önden yedik. Hatırlamak bile beni bir garip yapıyor (gülüyor). Bazen aklıma ne gelse yapıyorum.

Futbolculuğun bazı konularda seni kısıtladığını düşünüyor musun?
Kısıtlama denilemez ama bazı konularda dikkatli olmak gerekiyor. Kendimi frenlediğim anlar çok oluyor. Çünkü çok büyük bir kitleye hitap ediyoruz. Taşıdığımız formanın arkasında bir galibiyetle çok mutlu olabilecek, bir mağlubiyetle hayattan kopabilecek insanlar var. Onların neler yaşadığını biliyorum. Ben de Saracoğlu’nda Fenerbahçe ile büyüdüm. Tribün hallerimi yine tribünler bilir. Tribünün “Bu da Volkan’a yakışmamış” diyebileceği şeyleri yapmamaya çalışıyorum. Onları üzmemek için kendimden ödün verdiğim çok oluyor.

Yurt dışında seni izleyenlerden de güzel yorumlar aldın mı?
Tatillerimi genelde yurt dışında geçiririm. İtalya’da, Amerika’da aynı dili konuşmadığım insanların beni tanıması çok hoşuma gidiyor. İyi bir şeyler yaptığımı hissediyorum.

İbrahim Tatlıses’in şarkılarını çok beğeniyormuşsun…
Müzik dinlemeyi, özellikle de İbrahim Tatlıses dinlemeyi çok seviyorum. Herkesin İbrahim ağabeyden bir şarkısı vardır. Müzeyyen Senar da dinlerim R&B de. Arkadaşlarımı evime çağırıp onlara DJ’lik yapıyorum. Profesyonel değilim ama kendi çapımda müzikle uğraşmak hoşuma gidiyor.

Fenerbahçe’nin Avrupa’da çıkarttığı en iyi maçlarda kalede sen vardın. Hangilerini unutamadın?
Sevilla maçını! Maçın başında iki tane kötü gol yedim. Ondan sonra takım çok iyi mücadele etti. O golleri yedikten sonra yaptığım tek şey dua etmekti. “Allahım maç 3-3 bile bitmesin, 3-2 bitsin ben penaltılarda kendimi affettireyim” dedim. Dualarım kabul oldu ve üç penaltı çıkartınca vicdanım rahatladı. Orada ağlamıştım. Annem beni arayıp ağlayınca dayanamamıştım.

Yabancı dilin ne durumda?
Takım arkadaşlarımla anlaşabilecek kadar, yurt dışına çıktığımda kendimi idare edecek kadar yabancı dilim var. Girişken bir insan olduğum için sorun yaşamıyorum. El kol hareketleriyle bile durumu kurtarabiliyorum. Eşim Zeynep üç dil bilir ama yurt dışına çıktığımızda yemek siparişlerini ben veririm (gülüyor).

En çok hangi gole sevinirken kendini kaybettin? Omzun çıkmıştı bir defasında. Gerçi o golden hemen sonra değildi…
Bahsettiğin 2-1 yendiğimiz bir Galatasaray maçından sonraydı. Galatasaray maçlarının sevinci de her zamanki gibi bir başkaydı (gülüyor). O maçta beni tribünden çağırdılar. Ayağımda çivili kramponlar vardı. Betonda kayınca omzum çıktı. Her golde kendimi kaybediyorum. Bir Volkan var golden sonra rakip kaleye kadar giden, bir Volkan var kalesinden bir adım atamadan içinden sevinen. O benim ruh halime bağlı. Kaşımı gözümü bile oynatmadan sevinebiliyorum (gülüyor).

Fenerbahçe’ye gelen oyunculardan seni en çok sevindiren ve şaşırtan kim oldu?
İlk zamanlarımda Ariel Ortega ile beraberdim. Çok heyecanlıydım çünkü bilgisayar oyunlarında oynadığım insanlarla beraberdim. Zaman geçtikçe alıştım. Artık kimse beni şaşırtmıyor. Gelen oyunculardan hiçbirinin benden farkının olmadığını anlamam geç olmadı. Onlar benim için sadece iş arkadaşı.

Hiç Avrupa’dan transfer teklifi aldın mı? 
Aslında Avrupa’ya gitmeyi gözümde çok büyütmedim. Yurt dışına çıkarsam gittiğim ülkenin Fenerbahçe’sine gitmek isterim. İspanya’nın ya da İngiltere’nin Fenerbahçe’sinde oynamak isterim. Bunun dışındaki takımlardan teklifler aldım ama gitmedim. Derede yüzmektense okyanusta boğulmayı tercih ederim.Derede yüzmektense okyanusta boğulmayı tercih ederim.

Milli takımda senin için en önemli maç hangisiydi?
Aklıma ilk gelen Euro 2008 Çek Cumhuriyeti maçı. O maçta son dakikalarda Koller’le olan münakaşamdan dolayı atılmıştım. Bu benim en kötü anım. Hırvatistan ve Almanya maçlarında oynayamamak bana çok koydu. İlk kez Avrupa Şampiyonası’na katılmıştım. Benim için büyük bir fırsattı. Yine benim haksızlığa gelemeyen yanım ortaya çıktı. O olaydan sonra çok “Keşke” dedim.

O an neler oldu da Koller’i ittin? Fatih Terim’den nasıl bir tepki aldın?
Koller bana küfür etti. Sonra da dağ gibi adam üflememle yere düştü. Orada profesyonel bir hareket yaptı aslında ama profesyonel futbolculuk değil, profesyonel oyunculuk. Fatih Terim’in bendeki yeri ayrıdır. Beni de sevdiğini biliyorum. Çok üzüldüğümü bildiği için o an orada üstüme gelmedi.

Kendini eskiye nazaran daha iyi frenlediğini düşünüyor musun?
Yaş ilerledikçe belli bir olgunluğa erişiyorsunuz. Hem futbol tecrübem, hem yaşım bana bir ağırlık kazandırdı. Evlenmiş olmamın da bunda etkisi var. Artık atacağım adımları iki kere düşünüyorum. Önceden anlık hareket edebiliyordum. Her şeye rağmen trafikte de bir anda sinirlenebiliyorum.

Birçok gencin idolüsün. Genç kalecilere ne önerirsin?
Mert ve Ertuğrul’a özellikle benim yaptığım hataları yapmasınlar diye tavsiyeler veririm. Her şeyin başında çalışmak geliyor. Biraz çalışmak, biraz yetenek ve biraz da şans varsa her şey çok daha kolay. Kartal’da oynarken en çok anneme “Fenerbahçe’nin kalesi bir gün benim olacak. Milli takım forması da giyeceğim” demiştim.

Fenerbahçe’nin yaşadığı iki travmada da takımdaydın. Hangisi daha ağırdı?
İkincisi beni mahvetti. Soyunma odasına girene kadar neyin ne olduğunu bilmiyordum. Şampiyon olmadığımızı duyduğumda büyük bir şok geçirdim. Oysa şampiyonluğa çok sevinmemiştim. Berabere bittiği için skor beni tatmin etmemişti. İçime sinmemişti. Ben kazanarak şampiyon olmak isterken zaten olamadığımızı öğrendim. Denizli’de şampiyonluğu bıraktığımızda bu kadar üzülmemiştim. Milli takımla birlikte Amerika’ya gidince hava değişimi bana biraz iyi geldi. Sorunun üzerini örtse de kapatmadı. Bocaladığımız dönemde onun da etkisi vardı ama artık her şey yolunda.

Röportaj Hilal Gülyurt      Fotoğraf Barış Tekin       FourFourTwo Arşiv

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply