Futbolcuları ne motive eder?

Futbolcular, güzel oyundan kopmamak ve canlılıklarını yitirmemek için kendilerini nasıl motive ederler? Haftada 2-3 maça çıkacak enerjiyi nasıl bulurlar? Onları motive eden faktörler nelerdir?

Bir futbolcunun hayatı, dışarıdan bakıldığında oldukça cazip ve göz kamaştırıcı gelir. Çoğu erken yaşta okulu bırakıp profesyonel kulüplerle sözleşme imzalarlar ve milyonlarca para kazanırlar. Üstelik haftada 2-3 maça çıkarlar, hem de binlerce insanın önünde! Etraflarında her daim onlarla konuşmak isteyen insanlar, röportaj yapmak isteyen gazeteciler, fotoğraf çektirmek isteyen taraftarlar… Ancak özel hayat diye bir şeye sahip olmaları imkansızdır. Hem saha içinde hem de saha dışında her hareketlerine dikkat etmek zorundadırlar. Hatalı bir pas, gözden kaçan rakip oyuncu, uygun pozisyonu gole çevirememek veya sık sık gece kulübüne gitmek, alkollü araç kullanmak, antrenmanlara gecikmek aynı derecede önem taşır ve haber olur. Ne kadar çekici de dursa, bir futbolcunun hayatı göründüğü kadar şaşalı ve sorunsuz değildir. İzleyici olarak bazen futbolcuların da insan olduğunu unutuyoruz aslında. Onların da bizler gibi kendilerine has karakter yapıları, özel hayatları, sorunları, duyguları, iniş-çıkışları var ve ister istemez mesleki hayatlarına ve tercihlerine yansıyor. Bu yansımaları bazen olumsuz bazen de olumlu olarak görüyoruz sahada. Olumlu olduğu takdirde oyuncunun saha içi motivasyonunu da direkt olarak artırıyor. Eğer başlık haline getirirsek, bir futbolcunun motivasyonunu nelerin arttırdığını şöyle sıralayabiliriz: Para, kazanma hırsı, taraftar etkisi, saygınlık, teknik direktör.

Para

Muhtemelen yalnızca futbolcular için değil, tüm insanlık için hayattaki birincil motivasyon daha fazla para kazanmaktır. O halde, neden bir futbolcu daha fazla para kazanmak için başka bir takıma gittiğinde şiddetlice tepki veririz? Elbette, bu hayatta her şey para değil ama birçok şey de parayla oluyor. Bir futbolcu, yeteneği, sahada yaptıkları ve takımına kazandırdıkları ile diğer takım arkadaşlarından ayrılıyorsa gözle görülür yüksek bir performans gösteriyorsa illa ki bunun banka hesabına da yansımasını bekleyecektir. (Yalnızca o değil, menajeri de tabii) O halde, daha fazla para kazanma isteği oyuncunun performansına olumlu yönde etki eden bir eleman olarak listemizin birinci sırasında hakkıyla oturabilir!

Kazanma hırsı

Ekonomik kazançtan sonra sırada profesyonel kazanç var. Nedir bu profesyonel kazanç? Bu da kendi içinde küçük başlıklara ayrılıyor aslında: Maç, kupa, kişisel başarı. Sözü fazla uzatmadan bir video ile örneklendirelim:

2010 Dünya Kupası çeyrek final maçında 120 dakikası 1-1 biten maçta Uruguay, rakibi Gana’yı penaltılarla 5-3 yenerek adını yarı finale yazdırmıştı. Futbolseverler iyi hatırlar, zira unutulmayacak maçlardan biriydi. Neden mi? Hem Uruguay 40 seneden sonra Dünya Kupası’nda yarı finale kalmıştı hem de Luis Suarez inanılmaz bir olaya imza atmıştı. Son dakikada Gana, sağ kanattan serbest atış kazandı. Pantsil’in ortasında son olarak topa kafayı Adiyiah vurdu, Suarez topu çizgiden eliyle çıkardı! Dolayısıyla kırmızı kartla oyundan atıldı. Bu hareketiyle uzun süre eleştirilmiş hatta yarı final maçında da cezalı olduğu için oynayamamıştı. Belki anlık bir refleks diyeceksiniz, belki de hata. Aslında tamamiyle bilinçli yapılmış bir hareketti. Luis Suarez bu olaydan bizzat otobiyografisinde bahsetmişti. Ülkesi için kendini feda ettiğini ve kazanmak uğruna üzerine gelen topu adeta bir kaleci edasıyla uzaklaştırdığını ve yerinde hangi futbolcu olursa olsun böyle davranacağını söylüyor başarılı golcü. Zaten pozisyonu izlediğinizde kaybetmeye tahammülü olmayan ve kazanmak için ELİNDEN gelen her şeyi yapan bir adam göreceksiniz.
Bir örnek de Uçan Hollandalı’dan gelsin: Robin Van Persie. 35 yaşındaki deneyimli futbolcu, adını en fazla duyurduğu Arsenal’den rakip takım Manchester United’a transfer olduğunda ortalık yangın yerine dönmüştü. Arsenal taraftarı elbette ki duygusal davranacak “Para için bizi sattı!” klişesine sığındı. Ancak işin özü farklıydı: Arsenal uzun süredir kupa kazanamıyor ve Şampiyonlar Ligi’ndeki yerini garantiye almak için ligi zar zor 4’üncü sırada bitiriyordu. Üstelik takımın en iyilerinden Cesc Fabregas da takımdan ayrılıyordu. Robin Van Persie 29’una gelmişti ve onca yeteneği ve çabasına rağmen Premier Lig Kupası kazanmamıştı. O halde, ligin en başarılı takımlarından, kupadan kupaya koşan Manchester United’a gitmek istemesi ve yeteneklerini orada sergilemek istemesi kadar doğal bir şey var mıydı?

Taraftar ve Saygınlık

Geldik, listenin ne ekonomik ne de profesyonel kazançla ilgisi olmayan kısmına… Liverpool kariyeri boyunca 1 tane Premier Lig kupası olmayan Jamie Carragher, Şampiyonlar Ligi Kupası’nı bırakın, finalini dahi görmemiş Francesco Totti ya da 131 golle dünyanın en GOLCÜ kalecisi Rogerio Ceni…

Bu isimler, “Tek Kulüp Adamı” olarak anılır ve karşılarına onlarca kez fırsat çıksa da takımlarından ayrılmamışlardır. Ne teklif edilen yüksek meblağlar, ne de kupa koleksiyonlarına ekleyemedikleri kupalar onları takımlarından ayırmaya yetmemiştir. Bu adamların futbolculuk hayatları boyunca tek bir forma giymelerini sağlayan motivasyon, iki üç kelimeyle anlatılacak kadar kolay olmasa da 2 faktöre bağlanabilir: Taraftar ve saygınlık. Arkanızda ne pahasına olursa olsun, ne yaparsanız yapın size güvenen, sizi seven ve kollayan, ve özellikle size saygı duyan taraftarlar varken, nasıl ayrılabilirsiniz ki? Üstelik belli başlı şeyleri kazanmış, futbol dünyasında adını duyurmuş ve saygınlık kazanmış bir isim haline geldikten sonra… Totti, Şampiyonlar Ligi Kupası kazanmak için Juventus’a ya da Barcelona’ya gitseydi belki de geçtiğimiz sene Genoa maçında emekliye ayrıldığında, “Hayatınmda hiç bu kadar çok insanı hep birlikte ağlarken görmedim!” dedirtmezdi bize.

Teknik Direktör

Belki sahada 90 dakika boyunca top peşinde koşan bir futbolcu gibi fiziksel olarak çok fazla efor harcamıyorlar; ancak takımın başına geçmelerinden itibaren mental bir savaş veriyorlar. Hem futbolcuları kontrol altında tutmak , hem takımı istikrarlı bir şekilde ileriye taşımak hem de kulübe kupa kazandırmak zorundalar. Futbol dünyasında belki de en zorlu görev onlara ait. Fakat bir futbolcu ile ilgilenmek, bir takım ile ilgilenmekten daha zor olmalı. Yıllardır teknik direktörler bir oyuncunun nasıl kontrol edilebileceği, nasıl yönetileceği ve motive edileceği üzerine tartışıp durdular, kitaplar yazdılar ve hala da bunun üzerine yeni argümanlar üretmeye devam ediyorlar. Kimi oyuncu ile yakın iletişim kurulmalı diyor, kimi anladığı dilden konuşmalı, kimi motivasyon videoları hazırlamalı diyor kimi de mesafeyi ve ciddiyeti korumalı.

Oyuncu ve takım yönetimi dediğimizde de hepimizin aklına benzer isimler geliyordur elbette: Örneğin, Sir Alex Ferguson. Manchester United’da geçirdiği 27 sene içinde birbirinden farklı oyuncuları çalıştırdı ve başarıdan başarıya koştu. Eric Cantona gibi zor bir futbolcuyu, 1992’den 1997’ye kadar motive edebilmeyi başardı ve takıma katkıda bulunmasını sağladı. Aynı dili konuşmadığı oyuncular da oldu elbette, ama onlara da soyunma odasındaki varlığı yetti.

Futbolda yetenek, birçok kapının kilidini açar ve milyon dolarlık sözleşmeleri futbolcunun ayağına getirir. Ancak bu yetenek, disiplinli bir çalışma ve sürekli taze tutulan motivasyon ile birleştirilmediği takdirde sönmeye mahkumdur.

YAZI: Rezzan Yetiş

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş