Futbolun Nasreddin Hoca’sı: Özkan Sümer

Esprileri, hazır cevaplılığı, fevri tavırları, sözünü sakınmaması, görev seçmemesi ve tabii ki Trabzon’da gerçekleştirilen futbol devrimine katkısı… Huzurlarınızda; maruz kaldığımız hoca bolluğundaki gerçek “Hoca”!


Özkan Sümer bir futbol efsanesidir; Ahmet Suat Özyazıcı ile birlikte şampiyonluklara ambargo koyan bordo-mavili takımı yaratan iki isimden biridir. Günümüzde takım çalıştıran herkese “hoca” demek sıradan hale gelse de, onun adının sonuna eklenen “hoca” unvanı farklıdır. Taşı gediğine oturtan cümleleri, çevresini gülmekten kırıp geçiren esprileri ve yorumlarıyla başka bir kimliktir. Özkan Sümer, Türk futbolunun çağdaş Nasreddin Hoca’sıdır! 

İsminin Trabzonspor’la özdeşleşmiş olması boşuna değil; zira kulübe hizmet etmekte hiç seçkinci bir tavrı olmadı, hangi alanda kendisine ihtiyaç duyulursa o işi yaptı. Futbolla burada tanışıp, işi başkanlığa kadar vardırdı. Ancak ona kimliğini kazandıran, bu ikisinin arasında geçirdiği teknik direktörlük yıllarıydı…

ÖZKAN-2

İlk tecrübesini Konyaspor’la yaşadı. Takımı, zamanın 1. Lig’ine çıkardıktan sonra şampiyonluk kutlaması için taraftarların, yöneticilerin ve hükümet temsilcilerinin katıldığı yemekte ondan bir konuşma yapması istendi. Sezon içinde alınan kötü sonuçlardan sonra kazan kaldıran taraftarları aklının bir köşesine yazmıştı ama onlar bunu unutup “Bizi bırakma hocam!” diye bağırmaya başladılar. Özkan Hoca kürsüye çıktı ve “Arkadaşlar, size Mevlana dayanamadı, ben nasıl dayanayım!” dedi. Salondan önce yoğun bir alkış sesi yükseldi, sonrası derin bir sessizlik…

Ozkan Sumer

“Özkan Hoca biraz deliydi!”
Özkan Sümer, Trabzonspor’da aralıklarla beş kez göreve geldi. 1978-79 sezonuna denk gelen ilkinde kendini hemen belli etmişti. Yaptığı toplantıda futbolculara 25 bin lira ile 500 bin lira arasında para cezası uygulanacağını, belirlenmiş yasakların olmadığını açıkladı. “Profesyonel bir futbolcu neleri yapıp neleri yapmayacağını bilir” diye de ekledi. Futbolculara göreyse iş bunu bilmekle bitmiyordu. “Artık kendi aramızda gülüşmek bile yasak!” diyorlardı. Takımının vazgeçilmez futbolcusu Ali Kemal Denizci bu durumu “Özkan Hoca biraz deliydi! Bir açığımızı yakalayacak diye ödümüz kopardı” diyerek anlatıyor. 

Sonraki yıllarda Trabzonluların başı her sıkıştığında göreve çağırdığı Özkan Hoca, her anını sadece futbolcularla değil; tesisi bile olmayan kulübün yöneticileriyle, “Çok bilmişlik sevgisizliğin ürünüdür” diyerek eleştirdiği taraftarla ve hakemlerle uğraşarak geçiriyordu. Hele bir de futbolculardan biri topu ayağında fazla tutmuşsa vay haline!

IMG_2420

Lemi Çelik “Sinirliydi biraz!” diyerek anlatmaya başlıyor. “Topu ayağımda tutmama delirirdi. Ben de o bağırdıkça daha çok kararsız kalırdım. Bir gün maçta ‘Lemi! Lemi! Mavililer bizim adamlar, onlara at!’ dedi. Bir keresinde de ‘Rakibe ver, rakibe! Onlardan daha kolay alıyoruz topu!’ diye bağırdı.” 

Sümer’in hışmına uğrayan sadece o değil. “Gökhan Ersoy adında stoper bir arkadaşımız vardı. Bir maçta hoca ona sürekli ‘Dripling yaparak ileri gitme’ diyordu. Gökhan dinlemedi, topu götürdü ama gole çok yaklaştı. Yedek kulübesinden küfür duymayınca cesaret alıp aynı şeyi bir daha yaptı ama az kalsın kontrataktan gol yiyorduk. Hoca tabii artık küfür etmeye başladı. Sonra da Gökhan’ı oyundan aldı. İşin komik tarafı, oyuncu değişikliği hakkımız dolmuştu. Bunu bile bile takımı 10 kişi bıraktı!”

Bilenler bilir; Özkan Hoca biraz küfürbazdır. Lemi Çelik “Kafayı taktığı futbolculardan biri de Şeyhmuz Suna’ydı” diyerek bu kez o yönünü anlatıyor. “Bir maçta hoca sırayla birkaç futbolcuya küfredip, arada hakemi de yoklayıp, sonra tekrar Şeyhmuz’a dönerken futbolcuların kafası attı! Hakeme gidip ‘Sana küfür edip duruyor, atsana dışarı’ dediler. Hakem Sadık Deda’ydı. ‘Size de ediyor’ diye cevap verdikten sonra yapacak bir şeyimiz kalmamıştı!” 

“Tanrı Özkan Sümer’in yardımcısı olsun!”
Özkan Sümer, bordo-mavilileri iki kez şampiyonluğa taşıdı. Ahmet Suat Özyazıcı’yla nöbetleşe bir şekilde hazırladıkları futbol devriminde onun da imzası vardı. Kazandığı 1979 şampiyonluğunda sadece yedi gol yemeleri de futbol tarihimize kırılması pek mümkün görünmeyen rekorlardan biri olarak yazıldı. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık Kupası da cabası! Her ne kadar taraftarlarla arası iyi olmasa da Avni Aker tribünlerinin önündeki telleri de Türkiye’de ilk kez o kaldırmıştı.

Milli Takım’ın başına 1981 yılında geçtiğinde artık Trabzonsporlu futbolcuların dışında da birçok kişide unutamayacakları hatıralar bırakmaya başlamıştı. Dönemin malzemecisi İbrahim Gönencan anlatıyor: “Bir seferinde Rusya’ya 3-0 mağlubuz. Devre arasında Özkan Sümer’in futbolculara ders verdiği tahtanın önünde de su birikmiş. Özkan Hoca konuşurken sinirlendi. Elindeki ceketi yere atacaktı. Baktı yer ıslak, arkasına dönüp ceketi kuru yere attı! Futbolculara o da yetmişti zaten.”

Futbolda sürekli gelişime ve uzun vadeli strateji planlamasının yapılması gerektiğine inanan bir teknik adam olsa da, teknik direktörlük kariyeri hep kısa solukluydu. Milli Takım macerası da onlardan biridir. 

IMG_2418

Bundan sonra yine Trabzonspor’a dönmeden önce Galatasaray’ın başına geçti. İngiliz teknik direktör Brian Birch ayrıldığında Galatasaray 10 maçta dört galibiyet, üçer de beraberlik ve yenilgi almıştı. Bayrağı devralan Özkan Sümer, mesaisine Gaziantepspor galibiyetiyle başlayınca keyifler bir anda düzeldi. Birch’se Birmingham’dan Sümer’e mesaj göndermeden edemedi. “Tanrı Özkan Sümer’in yardımcısı olsun, ona acıyorum!” Birch’ün dileği kabul oldu ve Sümer takımı ligin üst sıralarına doğru taşımaya başladı. İkinci yarıda 12’nci sıraya kadar gerileyip, küme düşme potasına girmekten zar zor kurtulsalar da Türkiye Kupası’nı ve Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazanmışlardı.

ÖZKAN-1

Özkan Hoca tüm bunlara rağmen akıllarda, bir sonraki sezon şampiyonluk yarışına ortak olmayı planladıkları Fenerbahçe derbisiyle kaldı. Maçın ilk yarısı Galatasaray’ın 3-1’lik üstünlüğüyle kapanmıştı, ikinci yarıda bir gol daha atıp farkı üçe çıkarsalar da arka arkaya yedikleri üç golle maç 4-4’lük skorla bitti. Özkan Sümer maç sonu istifa etti ve Trabzon’a geri döndü. 

Galatasaray günleri bu maçla anılsa da hafızalarda Ray-Ban gözlükleri, paltosu ve elinde sigarasıyla kaldı. Futbolcuların aklındaysa yine biraz sinirli halleriyle! Onun A takımı çalıştırdığı sıralarda altyapıdan yeni çıkan tiyatrocu Behzat Uygur anlatıyor: “Futbol oynarken ayağında top tutmayı seven, tribüne oynayan bir adamdım. Özkan Hoca beni ‘kavak oğlum’ diye severdi ama çok da kızardı. Bir gün ‘Bal mısın? Reçel misin? Top ayağına yapıştı lan!’ diye bağırdı.” 

IMG_2440

“Futbolculuk da, başkanlık da teknik direktörlükten rahat!”
Trabzonspor’a döner dönmez çalışmalara başlamıştı. Jupp Derwall zamanında Galatasaray’ı 1-0 yendikleri maçtan sonra Derwall yanına gidip “Ben böyle bir şey görmedim, santraya bile çıkartmadınız bizi” diyerek onu tebrik etti. 

Özkan Hoca bundan sonra Trabzonspor’a verdiği aralarda Denizlispor, Samsunspor ve Konya Selçuk Üniversitesi bünyesinde kurulan Mobellaspor takımlarını çalıştırdı. Teknik direktörlük kariyerini 2001 yılında noktaladıktan sonra bu kez Trabzonspor’a başkan olarak dönmüştü. Kafasının en rahat olduğu dönemin futbolculuk zamanları olduğunu söylese de başkanlık yapmak teknik direktörlükten daha rahattı. Bunu “Teknik direktörlüğümde başarıdan ve başarısızlıktan sorumlu olmuştum. Camiaya vermem gereken bir hesaplar zinciri vardı. Başkanlık dönemimde bu zorluklardan yararlandığımı söyleyebilirim” diyerek anlatıyor. 

IMG_2408Adını söylemekte zorlandığı Aurelio’yu transfer etmesi de bu döneme denk geliyor: “Aurelio’yu izlemeye özellikle gitmemiştim. Brezilya’da başka bir oyuncu izliyordum. İzlediğim oyuncu Aurelio’nun rakibiydi. Aurelio’nun yeteneği ise görülmeyecek gibi değildi. Tabii ki izlediğim oyuncudan vazgeçip onu almak istedim.”

Fakat bu transfer, istemekle bitmemişti. “Aurelio’nun oynadığı kulübün başkanı tam imzayı atacağımız zaman ‘Koreliler sizden daha çok para veriyor’ diye bizi geri çevirdi. O noktada Aurelio bize yardımcı oldu. Oraya gittiğimde gözüme kestirdiğim üç futbolcuya harçlık vermiştim. ‘Bizim takımımıza gelmeyebilirsiniz, ailenizle arkadaşlarınızla harcarsınız, bunu bir avans olarak düşünmeyin’ dedim. Bu çok hoşlarına gitmiş. Aurelio da başkanının karşısında durarak bize transfer olmak istedi.” 

Özkan Sümer’in transferleri tabii ki bununla bitmedi. Yattara’yı, Petkoviç’i ve Trabzonspor’da başarılı olmuş birçok ismi o getirmişti. Trabzonspor onun döneminde genç milli takımlara 111, A Milli Takım’a da 12 futbolcu gönderdi. Küçük yaşta keşfedip yetiştirdikten sonra diğer takımlara kaptırdıklarının sayısını kendisi de bilmiyor! Onun için futbolcu izlemek ve keşfetmek bir yaşam biçimi. “Oyuncunun oynadığı yere göre belli kriterler var” diyerek, bir futbolcuda ilk olarak nelere baktığını anlatıyor. “Savunmacıda top kazanma özelliği yüksek olacak. Büyük takımın savunma oyuncusu bunun yanında topları olumlu bir şekilde kullanmalı ve hücuma destek vermeli. Futbolcunun vurucu noktası çok yönlü olabilmesidir. Merkez hücum oyuncuları da topu koruyabilmeli. Topu saklayacak ki diğer oyuncular atağa katılabilsin. Yüksek toplarda etkili olması gerekir; zayıf takımlar kaleye yakın savunma yaptıkları için aralardan geçmek zorlaşıyor, kenardan gelen yüksek topa ihtiyaç duyuluyor. Bu noktada tek top kullanma becerisinin iyi olması gerek.” Sonrası iyi bir takım yaratmak. “Orta alanda da oyunun iki yönünü oynayabilen oyunculardan bir sistem kurmak gerekiyor. İyi bir takım, bu dengeleri iyi kurabilen takımdır.”  

Son olarak Trabzonspor’da Bölge Koordinatörü görevini yürütse de artık daha çok kendine vakit ayırıyor. Şu sıralar ne yaptığını mı merak ettiniz? Muhtemelen Trabzon’daki Yavuz Selim Stadyumu’nda amatör maçları izlemeye, miniklere nasıl iyi futbolcu ve sporcu olunacağını öğretmeye, okumaya ve araştırmaya devam ediyor…

Yazı Barış Yurduseven

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply