“Galatasaray evime haciz gönderdiği için hâlâ çok kırgınım”

Derwall en çok neye kızardı? Kendisine kırmızı kart gösteren hakemlere nasıl düdük astırdı? Fenerbahçe’de dayak yemekten nasıl kurtuldu? FourFourTwo sordu, Semih Yuvakuran yanıtladı…


Çocukken lakabınız “at katili”ymiş. Neden böyle diyorlardı?
Bir gün maç yaparken şut çektim, top o sırada oradan geçen sütçünün atına çarptı. Atların en hassas yeri alınlarıdır, oraya denk gelmiş. At yere düşünce depar atmaya başladım! At bir süre sonra kendine gelmiş. Tabii evimi bulup sütlerin parasını almışlar!

Sanat okulunun marangozluk bölümünden mezun olmuşsunuz. Hiç çalıştınız mı?
Elim ağaç işlerine çok yatkındır. Bir yatak odası takımı yapmıştım, satışa çıktığında ilk benimki satıldı. Futbolcu olmasam mobilya imalatçısı olurdum.

Lisedeyken okulun hem futbol, hem basketbol, hem de atletizm takımındaymışsınız. Sonra nasıl bir seçim yaptınız?
Türkiye genelinde yapılan bir engelli atletizm yarışmasında altın madalya kazanmıştım.Mahalledeki bir abim beni Bursaspor’un seçmelerine gönderdi ve ilk denemede seçildim. Hemen lisans çıkardılar. O zaman forvet oynuyordum ama ilk maçımda 30 kere ofsayta düşmüş olabilirim! Yine de iki gol attım! Yavaş yavaş ofsaytın ne olduğunu öğrendim ve her maçta mutlaka gol attım. İki yıl sonunda A takıma yükseldim.

semih-y-gs

Futbola başlayalı üç yıl olmuşken nasıl Galatasaray’a transfer oldunuz?
Bursaspor A takımında sol açık olarak oynamaya başlamıştım. Teknik direktörümüz Kemal Ömeragiç “Sol bek oynar mısın çocuğum?” dedi ve sol bek oldum. O dönem Galatasaray’ın başında Tomislav Iviç vardı ve onun oyun sistemine göre beklerin ileriye doğru gidip gelen oyuncular olması gerekirdi. “Tam aradığım futbolcu” demiş, beni aldılar.

Orada da gider gitmez kadroya girmeye başladınız mı?
Nerde! Iviç gitmiş, yerine Derwall gelmişti. Onu görünce korkudan ellerim ayaklarım buz tutuyordu. Derwall beni izleyince “Bu kazmayı nerden buldunuz?” demiş. Ali Uras beni zorla tutmuş, yoksa Derwall “Bunu satın, topçu mopçu değil!” diyormuş. Sonra antrenmanlarda ne kadar çok çalıştığımı görünce bana şans verdi.

Pişman etmemişsiniz ki, biyografisinde sizin için “Karşısında oynamak istemeyeceğim futbolculardan biri” yazmış…
Evet, görünce çok duygulandım. Öyle bir dönem geçirdik ki 14 yıl boyunca şampiyon olamayan takım şampiyon oldu, ikinci senemde namağlup ikinci olduk, sonra iki yıl üst üste şampiyon olduk. Avrupa’da şu an hâlâ kırılamayan bir rekorumuz var.

O döngüyü nasıl kırdınız?
Öyle bir takım kurulmuştu ki ezbere oynuyorduk. Maçlara giderken “Kaç atarız?” diye iddiaya giriyorduk. Derwall ne dediyse onu yaptık. Sadece esneyince kavga çıkıyordu. Biri karşısında esnedi mi bitti! Bir de kahvaltıda yedirdiği etleri meşhurdu. Etlerin sadece 10 saniye pişmesine izin verirdi. Bıçağı sürdün mü kan fışkırırdı! İğrenç!

Ekran Resmi 2016-02-05 14.14.04

Kayarak müdahaleleri kimden öğrenmiştiniz? Tamamen deneyimleriniz sonucunda mı oluştu?
Onu bize Bursaspor altyapısında öğretmişlerdi. A takıma çıktığımda Ömeragiç geliştirmemiz için çok çalıştırdı. Muşamba pantolon gibi bir şeyler giydirip, zemini bir gün öncesinden ıslattırırdı; her hafta bir gün ona özel idman yapardık.

Topu kayarak kazanmaya çalışmak biraz cesaret istemiyor mu?
Fenerbahçe’de oynadığımız Atalanta maçında gözüme 15 dikiş atıldı, az kalsın kör oluyordum! Zamanlamanızı doğru ayarlarsanız sorun yok. Faul de yapmış olmuyorsunuz çünkü rakiple işiniz yok. Sadece bir kere Metin Tekin’in elmacık kemiğini kırmıştım.

FourFourTwo’ya verdiği röportajda en çok sizden çekindiğini söylemişti…
Kramponun vidalarını gösterip, “Senin için hazırladım” derdim, kaçacak yer arardı. Çok kaliteli bir oyuncu olduğu için ancak öyle durdurabiliyordum, yoksa herkesi rezil eder.

Yıldıramadığınız kimse çıkmıyor muydu?
Lineker’le maceralarımız var. İzmir’deki maçımız 0-0 bitmişti, inanılmaz bir top oynadık. Mustafa Denizli, İngiltere’de teknik direktörlük eğitimi alırken görmüş, adam markajı anlatırlarken benim Lineker’i tuttuğum videoyu örnek olarak gösteriyorlarmış.

Ekran Resmi 2016-02-05 14.14.18

Wembley’deki maçta “İntikamı acı oldu” diyebilir miyiz?
İzmir’deki maçta onları dövmüştük. Lineker maçtan sonra çoraplarını bir sıyırdı, derileri kalkmış! “Normal” dedi, ne bağırdı ne çağırdı! Bana İngilizce bir şey söyledi, ne olduğunu anlamadım ama sonra öğrendim ki “Kerpeten” demiş. İngiltere’de de onu çok iyi tuttum ama o atmosfer başka. Wembley bana o kadar büyük geldi ki rakip kaleye nasıl gideceğimizi düşünüyordum. Bir de çok yağmur yağıyordu.

Kayarak müdahalede işinizi kolaylaştırdığı için yağmurlu havaları severmişsiniz…
Onlar benden daha çok seviyordu. 5’inci dakikada 3-0 oldu zaten. Bir adam vardı, skorboard olmadığı için elinde tabelayla 25 metre bir tarafa, 25 metre diğer tarafa koşuyordu. Bizim maçta hiç oturmadı! Fatih Uraz bir pozisyonda Lineker’le çarpıştı, namaz kılar gibi yere yattı, nefes alamıyor! Gözünü açınca “Ne oldu? Gol mü oldu?” dedi. Büyük Savaş da yanımızdaydı “Ulan *bne, hangisi gol olmadı ki!” dedi.

Maçtan sonra Türkiye’de vatan haini ilan edilmiştiniz. Mustafa Denizli ne tepki verdi?
Wembley’deki soyunma odasını görünce aklımızı kaybetmiştik. Deri koltuklar, dolaplar, kocaman havuz, küvetler… Fenerbahçe’nin soyunma odasında o dönem odun sobası vardı, düşün! Maç bittikten sonra küvetlere, havuza daldık! Nasıl eğleniyoruz belli değil, kıyamet kopuyor! Mustafa Denizli içeriye bir girince sinirlendi tabii.

semih-y-fb

Sizin yaptığınız aslında kayarak müdahale ile sınırlı değildi, top kazanmak için farklı bir yönteminiz vardı. Onu nasıl yapıyordunuz?
“Çengel atmak” diyordum ben ona. Topu kurtarıyordum ama taca gidiyordu. “Böyle olmamalı” dedim ve bunu buldum. Çengeli koyduğunuzda rakip gidiyor, top kalıyor. Önümden topla geçen kim olursa olsun o şekilde alırım.

Sizi sadece Rıdvan Dilmen zorluyormuş sanırım…
Rıdvan gibi küçük oyuncular çok rahat faul kazandıkları için şanslı oluyor, bir de zaten çok çabuk olduğu için tutulmuyordu. Tam bir şeytan! Saha dışında da öyle. Maça başlamadan önce “Geberiyorum, oynamak istemiyorum, hoca zorla oynatıyor” derdi, sonra maçta yanınızdan uçardı. Cüneyt Tanman’a da böyle yapıyormuş, “Ya bunun ağzını burnunu kıracağım bir gün, ağlıyor diye merhamet ediyoruz, her maçta rezil ediyor!” derdi.

Takım arkadaşı olduğunuzda işler değişti mi?
Sürekli sakat olduğu için birlikte çok oynayamadık. Antrenmandan nefret ettiği için hep sakatlanırdı. Bir insanın pazısı kopar mı ya! Bununki koptu! Bir baktım kol eklemine inmiş! Bir gördüm, midem bulandı!

Türkiye’ye “modern bek” kavramını sizin getirdiğiniz söylenir. Bu deneme-yanılma yöntemiyle olan bir şey miydi?
“Bek oynuyorum, tamam ama gücüm varsa neden gidip orta yapmayayım?” dedim. İsmail Demiriz de aynı benim gibi bir futbolcuydu. Yoksa bizim dönemimizde bekler orta sahayı geçmiyordu, İsmail’le biz getirdik bu anlayışı. Normalde sağ açığı benim tutmam gerekirken o beni tutuyordu.

Kariyerinizde iki kez kırmızı kart görüp iki hakeme düdük astırmışsınız. Nasıl olmuştu onlar?
Hayalim bir bek olarak futbolu kart görmeden bitirmekti. İlk kırmızı kartımda Engin İpekoğlu faul yaptı, kartı ben yedim. Olay yerinde bile değilim! Hakemle ağlayarak tartışmaya başladım. İnatlaşınca “Görüntüleri izleriz, doğru söylüyorsan hakemliği bırakırım” dedi. Sonra birlikte TRT’ye gittik, pozisyonu görünce hakemliği bıraktı. Cezam bitti, hemen ilk maçta yine aynı şey oldu. Televizyonda görüştük, o da hakemliği bıraktı.

Galatasaray’dan Fenerbahçe’ye transfer olduktan sonra iki takım taraftarından da tepki almadan kariyerinizi nasıl devam ettirdiniz?
Galatasaray paraya sıkışmış, iyi de bir bonservis bedelim olduğu için beni gözden çıkarmışlar. Görüşmede bana çok soğuk davrandılar, hiç oynamayan futbolcunun aldığı parayı teklif ettiler. “Ben gideyim, siz bir düşünün” dedim. “Çıkarsan bir daha gelemezsin” dediler. “Gelirsem şerefsizim!” deyip çıktım. Taraftarlar da durumu biliyordu.

Ekran Resmi 2016-02-05 14.13.45

Sonra hemen Fenerbahçe’nin teklifi mi geldi?
Tesisten çıktığımda arkamda bir gazeteci ordusu vardı ve ağlıyordum. Yoldan geçen kadınlar “Hangi kanala film çekiliyor?” diye soruyordu. O esnada Metin Aşık arayıp çağırdı. Ne istediysem kabul etti. Ben de nasıl olsa kabul etmezler diye uçuyorum!

Ne yapacaktınız ki? Galatasaray’dan umudunuzu kesmemiş miydiniz?
Bir şekilde dönerim diye düşünüyordum. Taraftar beni o kadar çok seviyordu ki, takım otobüsünü taşlıyorlardı. Fenerbahçeli yöneticiler sözü alınca beni paketleyip bir yatla kaçırdı. Şimdi Fenerbahçe Divan Kurulu üyesiyim.

Taraftarlarla aranız bozulmamış ama Galatasaraylı yöneticiler evinize haciz göndermiş. Kırgın mısınız?
Ligin son maçına çıkmadığım için ceza kesmişler ama bildirmedikleri için evime haciz geldi. Bir gün evi aradım, adamın biri telefonu açıp yüzüme kapattı. “Hırsız var!” diye feryat figan eve geldim. Bir baktım benim buzdolabı, televizyon, çamaşır makinesi binanın önünde duruyor! Herkese rezil olduk! Bankalar kapalı olduğu için para da bulamadım. Vefa Küçük gelip parayı yüzlerine attı. O günden beri Galatasaray’a çok kırgınım.

Ekran Resmi 2016-02-05 14.16.21

Fenerbahçe günleriniz nasıl geçti?
Galatasaray’da oynadığım altı sene 15 sene gibi geçti, Fenerbahçe’de oynadığım altı sene altı gün! Cadı kazanı gibiydi, her gün bir olay. Bir gün Hiddink bizi koştururken “Allah Allah!” sesleri duyduk. 60 kişi ellerinde çivili sopalarla üstümüze koşuyor! Aydınspor’a yenildik diye kızmışlar. Ben de o maçta oynamadığım için kaçmıyorum. Yaşar’a baktım, yanında bir çuval top, adamların kafalarına top atarak kurtulmaya çalışıyor! Bana biri saldırınca kaçmaya başladım, havada depar atıyorum! Dereağzı’ndaki spor salonunda kazan dairesine saklandım. Nasıl girdiysem sonra 15 dakika kapıyı aradım! Mağlup olduğumuzda polis evlere servis çekiyordu. “Kızıltoprak” diye bağırırlardı; Engin, Aykut, Oğuz, ben aynı arabaya binerdik.

Ekran Resmi 2016-02-05 14.15.27

Üçüz çocuk babası olacağınızı öğrendiğinizde ne yapmıştınız? Çocuklarınız şimdi neler yapıyor?
Hanımla kafayı yemiştik. Bir ara bellerinden ip bağladık! İpi bir çekiyordum, hepsi geliyordu! Şimdi günde altı öğün yemek yiyorlar. Hanım mutfaktan çıkamıyor, ben marketten! Üçü de Beylerbeyi’nde oynuyor. Utku A takımda ve milli takımda kaleci, Berkay santrfor, Alperen stoper.

Türkmenistan’da teknik direktörlük yapmaya nasıl başladınız? Neler yaptınız?
İlk olarak milli takımda Marmara Bölge Sorumlusu’ydum. Selçuk İnan’ı seçmelere gönderen bendim. Dört sene orada çalıştıktan sonra Gebzespor’u aldım. Sonra Denizlispor’da yardımcılık yaptım, Türkmenistan’ın FK Balkan takımını 12 puan geriden alıp şampiyon yaptım. Bu sezon da Düzcespor’u çalıştırıyorum.

Röportaj Hilal Gülyurt

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply