Juan Mata Röportajı

Juan Mata Röportajı

Çok sevdiği büyükbabasının ölümünün ardından Juan Mata, insanların yaşamını futbol aracılığıyla geliştirmeyi hedefleyen “Common Goal” isimli derneğin kurulmasına öncülük edenlerden biri oldu

FOURFOURTWO: Daha önce “Common Goal” diye bir şey duymamıştık. Bu fikir nereden çıktı?
Juan Mata: Her şey “Street Football World” adlı yardım derneğinin CEO’su Jurgen Griesbeck ile tanıştığımda başladı. Jurgen 15 yıldır dünyadaki toplumsal gelişmeleri iyileştirmek için futbolu aracı olarak kullanıyor. İki yıldan uzun zamandır futbolculukta kazandığım statüyü kullanarak topluma yardım etmeyi düşünüyordum. Aklımın bir köşesinde hep bir gün kendi derneğimi kurmak vardı. Ancak Jurgen’le konuştuktan sonra Common Goal ile çalışmaya başladım. Maaşımın yüzde 1’ini vermek ve diğer oyuncuları bu konuda teşvik etmek, yardım etmenin en kolay, direkt ve net yoluydu. Her şey gelişen dünyadaki insanlara yardım etmeyi istememle başladı.

Bu iş seni tahmin ettiğin kadar mutlu etti mi?
Yaşadıkça dünyada olan bitenle ilgili daha bilinçli hale geliyoruz. Futbol birçok insan için bir yaşam stili. Bu sporun bana ve aileme verdiklerinin farkındayım. Sevdiğim iş aracılığıyla başka insanların hayatını iyileştirmeye çalışmak güzel bir şey.

Bu işte ailenin, özellikle de dünyayı gezdikten sonra İzlanda’da yaşamaya başlayan kız kardeşinin payı var mıydı?
Paula tutkulu bir insan. Toplum dayanışması için yaptıkları benim için de referans noktası oldu. Elbette bunun temellerini bizi böyle yetiştiren ailemiz atmıştı. Bilemiyorum, hayatta bazı şeyler diğerlerinden daha önemli. Daha iyi olabileceğini bildiğim bir toplumun parçasıyım ve futbolun “daha iyi” için büyük bir rol oynayabileceğini düşünüyorum.

Büyükbaban Manuel’den “futbolcu olmanı sağlayan kişi” olarak bahsedebilir miyiz?
Kesinlikle! O benim için her zaman ilham kaynağı.

Juan Mata Röportajı

Juan Mata milli takım formasıyla

Şubat ayında büyükbabanı kaybetmiş olman Common Goal projesine dahil olmanda ne kadar etkili oldu? 
Evet, biraz o da var. Çocukken beni her antrenmana o götürürdü. Tüm maçlarıma gelir ve profesyonel futbolcu olmam için yapmam gereken ne varsa öğretirdi. Futbolu sadece bir spor olarak değil, aynı zamanda insanları bir araya getirebilen toplumsal bir birleşme olarak görürdü. Ölümü ailemiz için büyük bir darbe oldu.

Juventus savunmacısı Giorgio Chiellini desteğini sunmak için Common Goal’ün sitesine e-posta yolladığında ne hissettin?
Bu inanılmazdı. Jurgen beni aradı ve bir e-posta aldığını söyledi. “Bu gerçek mi yoksa bir şaka mı bilmiyorum, ama yarın FaceTime yapıp kim olduğunu öğreneceğim” demişti. Aradık ve Giorgio’ydu! İnanamamıştım. Bununla reklam yapmak istemiyordu ancak diğer futbolculara bize katılabileceklerini gösterebileceğimizi düşündüm. Onu çok az tanıyordum. Sahada yalnızca birkaç kez karşılıklı oynamıştık. Bu şekilde doğrudan iletişime geçmesi bana onur verdi.

Menajerlerin, basın mensuplarının ve taraftarların yarattığı kaotik dünyanın içinde bu projenin varlık gösterebilmiş olması seni şaşırttı mı?
Doğrusu bu hiç yaygın bir durum değil. Toplumsal meselelerle ilgili konuştuğum futbolcu arkadaşlarım olmuştu ama Giorgio’nun yanı sıra Mats Hummels’ı da tanımıyordum ve ilk gönüllülerden birisi o oldu. Toplumsal vicdanı onu bu işin bir parçası yaptı. Futboldaki tüm basmakalıp işlere rağmen, önceliğin insan olduğunu gösterdik. Bir baloncukta yaşamak kolay. Önemli olan dünyanın en yaygın sporunu toplumsal fayda için kullanabilmek.

Bu yaz Hindistan’a gitmiş olman hayata bakışında değişiklik yarattı mı?
Köşe yazılarında ya da belgesellerde sağlık hizmetlerinin eksikliği, temiz içme suyuna erişimle ilgili şeyler okur, görür ya da duyarsınız ancak orada tecrübe ettiğiniz şey çok daha farklı. Orada uçları görüyorsunuz; büyük bir ekonomik fırsatın yanında olağanüstü bir fakirliği… Beni en çok etkileyense zengin- yoksul ayrımı olmadan herkesin ruhsal zenginliğe sahip olmasıydı. Orada Street Football World’ün desteklediği kuruluşlardan birisini gördüm. The Oscar Foundation, Mumbai’ın varoşlarına futbolu getirmek ve sokaktaki çocukları eğitmek için sporu kullanmaya çalışıyor. Bir projeyi destekleyecek ve diğerlerinin de desteklemesini bekleyecekseniz, bunu bizzat tecrübe etmeniz önemli. Böylece çabanızı doğru noktaya odaklayabilirsiniz.

Oradan paylaştığın fotoğraflar da hiç fena değildi… Futbolcu olmasan fotoğrafçı olur muydun?
Fotoğrafçılık mı (gülüyor). Fotoğraf çekmeye bayılıyorum ama bu sadece bir hobi. Sevgilimle birlikte, ziyaretimizi kaydetmek ve Oscar Foundation’ın neler yaptığını göstermek için birçok fotoğraf çektik. Profesyonel fotoğrafçı olma gibi bir niyetim yok ama etrafınızdaki dünyayı göstermek için mükemmel bir yol.

Bu çalışman Ulusal Futbol Müzesi’nde sergilenecekti. Ne oldu?
Evet. Birkaç gün önce bitti. Yeni yılın ilk günlerinde Leica Store Manchester ve Tapeo & Wine isimli restoranda yer alacak.

Fotoğraflarının sergilenmesinden onur duyuyor olmalısın…
Bu farkındalık sağlamanın bir başka yolu. Böylelikle daha çok insan Common Goal’ü bilecek. Bunun için “Fotoğraflarıma bakan şu insanlara bakın, bu harika bir sanat eseri yarattım” demiyorum. Sadece Common Goal’e bir kez daha yardım etmek istedim.

Kendini özel ya da farklı görüyor musun? Ya da bir idol olarak?
Projede yer aldığım için mi?

Evet, birçok insan seni örnek alıyor…
Hayır hayır. Daima birilerinin ilk olması gerekir. Birisinin bunu başlatması önemliydi ve bu ben oldum. Bunu futbol için, Street World Football, Common Goal ve insanları birleştirmek için yaptım. İnanın gösteriş meraklısı değilim.

Juan Mata Röportajı

Hayır, Jose Mourinho ile arası kötü değil!

Futbolda hangisi daha önemli: Vücut mu yoksa akıl mı?
Güzel soru. Vücudunuz hareket eder ve aklınız düşüncelerinizin sınırlarıyla çalışır. Sahada lider olmak için aklınızın çalışması lazım. Tersi durumda da böyle. Aklınızda olan şeyler temelinizdir. Bir şeyler denemek için özgüvene ihtiyacınız var.

Futbolla ilgili ilk anın ne?
Oviedo’ya taşınmamızdan önce, babamın profesyonel futbolcu olduğu Salamanca’daki antrenmanına gitmemdi sanırım. Kız kardeşim de benim gibi Burgos yakınlarında doğdu. Evin etrafında hep büyük bir topla oynardım. Annem bundan nefret ederdi!

Seni evden çıkarıp, takıma vermekten memnun olduğuna eminiz!
Hiç şüphen olmasın! Daha sonra Oviedo’nun yerel ekibi La Fresneda’da oynamaya başladım, ardından da Juventud Estadio… Burada takım için oynamayı ve alacağım pozisyonları öğrendim. 12 yaşımda Real Oviedo’ya geçmem, aldığım en iyi kararlardan biriydi.

Birkaç yıl sonra Real Madrid’in seninle ilgilendiğini öğrendiğinde aklından neler geçti?
Şok olmuştum! Carlos Tartiere Stadyumu’nda oynamak benim için doruk noktasıydı. Real Oviedo, Asturias’ın en iyi takımıydı ve tüm arkadaşlarım onları destekliyordu. “Olabilecek en iyi şey bu” diye düşünüyordum. Ardından Real Madrid ve ülkedeki diğer takımlar benimle ilgilendi. İnanamıyordum. İspanya’nın dört bir yanındaki turnuvalarda onlara karşı oynamıştım ve oyuncularının daima benden iyi olduklarını düşünmüştüm. Daha yakışıklı ve kesinlikle daha uzun (gülüyor). Beyaz formayı girmek inanılmazdı. 15 yaşında ailenizden ve dostlarınızdan ayrılmak kolay değil, en başından itibaren zordu ancak Madrid’e transfer olmanın benim için en iyisi olduğunu biliyordum.

Neden 2007’de Valencia’ya gittin?
Real Madrid’le olan sözleşmem bitmişti. Valencia’dan aradılar, bana olan güvenlerinden ve as kadrolarında olacağımdan bahsettiler. Riskli bir karardı ancak orada dört harika sezon geçirdim. Mestella’da çok fazla geliştim ve Şampiyonlar Ligi’nde oynayarak profesyonel olmanın nasıl bir şey olduğunu anladım.

Chelsea de aynı şekilde. Mavilerle 2012’de Şampiyonlar Ligi’ni kazanmak kader miydi?
Şüphesiz. Chelsea’nin her bir saniyesini yaşadım ve keyif aldım. İlk yıl: Şampiyonlar Ligi ve FA Cup. İkinci yıl: Avrupa Ligi. Yılın oyuncusu seçilmiş ancak Şampiyonlar Ligi’ni kazanmak… Vay canına! Son 16’nın ilk maçında Napoli’ye 3-1 yenildiğimizde hepimiz elendiğimizi düşünmüştük ancak geri döndük.
Camp Nou’da ilk yarı bitmeden 2-0 gerideyken bir kez daha her şeyin bittiğini düşünmüştük. Finale çıkana kadar sanki önümüzde bir sürü engel varmış gibi hissederek üzerimizde bir baskı yaratmış olsak da sonunda kazanmayı başardık.

Gary Neville’ın, Fernando Torres’in uzatma dakikalarındaki golüne verdiği müthiş tepkiyi biliyor musun? Ofiste o videoyu defalarca izledik…
Biz de bunu çok duyduk. Fernando çok önemli bir gol atmıştı. Bir gol atmaları durumunda turu geçeceklerinden, Barça’nın tüm oyuncuları ilerideydi. Gerçekten de seyircilerin bağırışlarını duydum. Daha sonra Neville’ı duyunca da harika bir sesi olduğunu anladım (gülüyor)!

Peki ya final? 
Thomas Müller 83’üncü dakikada gol attığında kesinlikle kaybetmiştik! Bayern Münih’in kendi sahasında, top kaleye girmeden önce direğe çarptığındaki sesi asla unutmayacağım. Ancak böyle bitemezdi, kazanacaktık! Kader, Chelsea’nin şu ana kadarki ilk ve tek Şampiyonlar Ligi zaferine giden yolu gösteriyordu.

Penaltı atışlarında ilk penaltıyı kaçırdığında bile mi? 
O penaltıyı kaçırmak, maçı kazanacağımız anlamına geliyorsa, bin kez daha kaçırırdım! Tabii o an kazanacağımızdan emin değildim! Fırsatı kaçırdığımızı düşündüğüm anda beni bataktan çıkaran Petr Cech oldu.

FA Cup finali dahil, tüm o harika anılardan sonra Stamford Bridge’den ayrılmak zor oldu mu?
Evet. Yalan söyleyemem. Kulübün, oyuncuların ve taraftarların bana hep gösterdiği ilgiden ötürü karışık bir dönemdi. Önceki kadar fazla oynamıyordum, daha önce yaşamadığım bir durumdu. Bir kulüpte mutluysanız, ayrılma kararı almak zordur ancak herkes için en iyi çözüm olduğuna inanıyorum. Manchester United kulübe iyi bir teklif yaptı, ben de başka bir büyük kulübe imza attım.

Transferinin ardından herkes Jose Mourinho ile olan ilişkini konuşuyordu. Ardından United’ın başına geçti. Ne düşünüyordun?
Ne mi düşünüyordum? İlk olarak, basının dediğinin aksine onunla kişisel bir sorunum yoktu. Ayrıca takıma katabileceklerimi göstermek ve kendimi kanıtlamak istedim. Önemli olan konuşmanızı sahada yapmanız. Kariyerimde doğrudan hallettiğim için gurur duyduğum bir zorluktu.

2016’da Leicester ile oynadığınız Community Shield maçında takıma yedekten dahil olup, daha sonra oyundan alınmanın ardından aynı hikayenin ortaya çıkması sinirlerini bozdu mu?
Evet bozdu. Mourinho’nun o değişikliği yaparkenki düşüncesini anlamak için onu tanımanız gerekir. Bir saat geçtiğinde oyuna girmiştim ve kazanıyorduk. 6 değişiklik hakkından geriye bir tanesi kalmıştı. Zaman geçirip, oyunu dağıtmak istedi. O faydacı birisi. Bunu kendisi de söylüyor. “Topu alırlarsa ceza sahasına uzun oynayacaklar, o zaman en ufak adamımı çıkarayım” diye düşünüyordu. Bunu anladım çünkü değişikliği yapmadan önce bana böyle söylemişti. Ancak Chelsea’de olanlardan ötürü, medya geçmişi deşti. Kazandığımız için mutluydum. Değişikliği yapmak için nedenleri vardı ve bunu sorgulamam.

Bu sezona geçelim. Romelu Lukaku ile nasıl bir uyum yakaladınız?
Onu Chelsea’den tanıyorum ve ikimiz de Norwich ile içeride oynadığımız maçta ilk kez forma giymiştik. O günden bu yana uzun zaman geçti ve çok fazla gelişti. o, koca bir yüreğe sahip, harika bir adam ve bizimle olduğuna çok mutluyum. Soyunma odası için harika birisi ve sahada sadece golleri ile değil, iş ahlakı ile de bizlere yardım ediyor.

Juan Mata Röportajı

“Zlatan, futbol tarihinin büyük bir parçası”

Peki ya diğer santrafor Zlatan Ibrahimovic?
Ne diyebilirim ki? Futbol tarihinin büyük bir parçası. Göründüğü gibi birisi. Soyunma odasında daima şaka yapıyor. Hele şu kendisi hakkındaki ironik konuşmaları! Sakatlıktan geri dönüşüne bakın. Bunu yapmak için çok güçlü bir karakter lazım. Tamamen zinde olduğunda bize çok şey katacak.

Onunla ilgili bir anın var mı?
Transferi sezon arasında gerçekleşti, bu yüzden antrenman sahasında malzemecilerle tek başınaydı. Onunla daha tanışmamışlardı ve sırf yürüyüşünden ötürü doğrudan saygınızı kazanan birisi (göğsüne yumruk atıyor). Zlatan malzemecileri baştan aşağı süzüp: “Umarım Tanrı’nın geldiğini biliyorsunuzdur” demiş. Malzemeciler de buna ne cevap vereceklerini bilemeyip soğuk terler dökmüş. Ardından Zlatan gülmekten kırılmış. Bunu hep yapar.

Milan’dayken Gennaro Gattuso ona şişe kapağı atıyormuş. Zlatan da bunu kesmezse onu en yakın çöp kutusuna atacağını söylemiş. Gattuso da durmamış…
Onu çöp kutusuna mı atmış?

Aynen öyle!
İşte bu Zlatan (gülüyor)!

Biraz da İspanya’dan bahsedelim. 2010 Dünya Kupası ve Euro 2012’yi kazanan takımın bir parçasıydın ancak son Dünya Kupası’nı kaçırdın. Sence bu sene Dünya Kupası kadrosunda yer alacak mısın?
Kesinlikle. Rusya’ya gitme isteğimi ve güvenimi kaybetmedim. Hâlâ Dünya Kupası’nı ve Avrupa Şampiyonası’nı kazanan oyuncuyum. Ayrıca artık daha fazla tecrübeliyim. O dönemde, İspanya tarihinin en iyi jenerasyonuna sahiptik ve o takımın bir parçası olduğum için şanslıydım. Alttan gelen genç oyuncular da var ancak kariyerimde harika bir dönemde olduğumu hissediyorum ve Rusya’ya gitmek istiyorum. Julen’in (Lopetegui, İspanya Teknik Direktörü) beni alacağına eminim.

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply