Kaptanlık Sanatı

Görevleri zorluydu, sadece yeşil sahada 21 kişiyle birlikte top peşinde koşmaktan ibaret değildi. Takımlarına sahip çıkmak, arkadaşlarının liderliğini yapmak, yöneticilerle yüzleşmek, taraftarın karşısına çıkmak durumundaydılar. Onlar, futbol sanatının en incesini icra etmekle yükümlüydüler

Akşamın geceye döndüğü, karanlığın zifiri boyuta ulaştığı o saatlerde orta yaşlı adam, tel örgülerin arkasındaki kalabalığın arasından yana yakıla bağırıyordu: “Kaptaaannn!” O uğursuz kasım akşamı Beşiktaş, ilk devresini 3-0 önde kapattığı maçın sonucunda Norveç’in ismi cismi bilinmeyen temsilcisi Valerenga’yla beraber kalmış ve Kupa Galipleri Kupası’ndan elenmişti. Adamın seslenişine siyah beyazlıların kaptanı Şifo Mehmet kayıtsız kalamadı, tel örgünün diğer tarafındaki taraftarla yüzleşti.

BZPAU33199Adam ağlamaklı bir şekilde kaptana bir şeyler anlatma derdindeydi: “Kaptan” diyordu, “İlk devre bitti, oğluma ‘Bak nasıl olsa tur atladık. Sen git yat. Sabah erkenden okula gideceksin’ dedim ve çocuğu yatırdım. Sabah uyandığında ben bu çocuğa ne söyleyeceğim kaptan? Allah aşkına Beşiktaş’ın elendiğini nasıl söyleyeceğim?” Şifo’nun söyleyecek bir şeyi yoktu, birkaç teselli cümlesi ancak… Sözler sahada söylenmiş ve her şey kaybedilmişti. Aslında bir şey söylemek için de taraftarın yanına gitmemişti. O, Beşiktaş’ın kaptanıydı ve sorumlulukları vardı. Kaptanlık sadece kalbin hizasındaki pazıya takılan bir kumaş parçasını taşımak değildi; görevi ona orada, taraftarın ağlamaklı serzenişiyle yüzleşmesini şart koşuyordu. Şifo, maçtan sonra bile kaptanlık yapıyordu. O, kaptanlık sanatını layıkıyla icra edebileceği için Beşiktaş kaptanı olmuştu. “Kaptanlık sadece seremonide hakemle yazı tura atıp, topla kaleyi seçmek değildir. Kaptan semboldür. Takımını, camiasını temsil eder” diyor Ziya Şengül. Fenerbahçe’de beş yıl boyunca takım kaptanlığı yapmış bir isim olarak bu görevin ağırlığını gayet iyi biliyor. Mehmet Özdilek’in maçtan saatler sonra kızgın ve üzgün taraftarın karşısına çıkması da bir kişinin değil, tüm takımın onurunu korumaya yönelik bir davranıştı. Şengül, kaptanın bu ve benzeri ağır sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğini düşünüyor: “O işleri halledemezseniz ancak seremoni kaptanı olursunuz. Ben hiç seremoni kaptanı olmadım.”

Kaptanın saha içi ve dışı olmak üzere iki görev alanı vardır. Bu iki alanda görevini layıkıyla yapıp yapmaması onun takım arkadaşları, yöneticiler, medya ve en önemlisi taraftar gözündeki saygınlığı açısından son derece önemli. Fenerbahçe’de yedi yıl kaptanlık pazıbandını taşıyan Müjdat Yetkiner “Kaptan, saha içinde hocanın verdiği direktiflerin uygulanması için çalışır, oyuncuların hakeme itiraz etmesini ve rakip futbolcularla kavga etmesini engeller” diyor ve ekliyor: “Kaptan taktiksel açıdan oyunu değiştiremez, sadece saha içinde sevk ve idareyi sağlar.” Gol kaçıran futbolcuyu tekrar oyuna döndürmek, yenilen gol sonrasında takımı toparlamak, gereksiz kart görülmesini engellemek, oyuncuları teknik direktörün bir yardımcısı gibi taktik gereği uyarmak kaptanlığın gereklerindendir.

Kaptan tüm bunları büyük bir disiplin ve özveriyle yapar. Zira takımın o ağır ağabeyleri, şartlar ne olursa olsun her daim galibiyet ister. “Her maça ‘Mutlaka kazanırız’ diye çıkardım” diyen Ziya Kaptan yazı turayı kazandığında istisnasız topu aldığını söylüyor: “Topla bir kez olsun fazla oynama ve bir an önce gole gitme heyecanımdı bu. Maç öncesinde de çoğu kez Beşiktaş kaptanı arkadaşım Sanlı Sarıalioğlu’na takılırdım ‘Sanlıcım, bugün yine işiniz zor, fark atacağız’ derdim, ‘Nasıl böyle bir şey söylersin’ diye hemen kızardı.”

Bir kaptanın en temel özelliği budur işte: Liderlik. Takımına inanmalı ve takım arkadaşlarına da kendini inandırmalı. O galibiyete, takım arkadaşları ona inanır. “Kaptan, saha içindeki teknik direktördür” diyor Cüneyt Tanman. Uzun yıllar Galatasaray kaptanlığı yaptı, 14 yıllık şampiyonluk özlemi onun zamanında giderildi. Bu yüzde “Uğurlu Kaptan” olarak tanınıyor. “Kaptan her şeyi görmek zorunda, sadece kötü oynayanı değil, disiplin olarak da kötüye gideni görmeli, uyarmalı, düzeltmeli. Onu da yapabilmenin yolu sadece sürekli olarak oynamasında, iyi performans sergilemesindedir. Sadece tavır, yaş ve kariyerle saygı görmezsiniz.”

4.4.2-CÜNEYT

Cüneyt Tanman, Galatasaray’da 1984 yılında Fatih Terim’den sonra kaptan oldu. Kendisini bu göreve önceden hazırlamıştı; zaten Terim oynamadığında da kaptanlık pazıbandını takıyordu. Böyle günlerde daha sonra teknik direktörü olacak Mustafa Denizli’ye bile kaptanlık yapmıştı. “Kaptanlık verilmez, alınır” diyor Cüneyt Kaptan. “Galatasaray’da geçmişten beri oyuncunun takımdaki eskiliği, yaşı ve ağırlığı kaptan olması için önemlidir. Fatih Terim Adanademirspor’da oynarken ben Galatasaray’daydım. Eskilikse ondan daha eskiydim ama tabii onun yaşı ve kariyeri benden büyüktü. Ayrıca benden daha fazla forma buluyordu.” Kaptanın takımda sürekli oynaması arkadaşlarının ona saygı duymasını da beraberinde getiriyor. Kimi zaman kaptanın varlığı pek çok derdin üstesinden geliyor. Galatasaray taraftarının pek de hoş duygularla anmadığı teknik direktör Sigi Held bir keresinde sakat olan Cüneyt Tanman’ı kötü giden bir karşılaşmada oyun sokmak ister ve bu durumu şöyle açıklar: “Takım şu anda sensiz oynamaya alışık değil. Sen çık, orada dur. Senin orada durman önemli.”

Bir kaptanın saha içindeki en önemli rolleri takım arkadaşlarıyla hakem arasındaki diyoloğun zarar verici boyutta olmasını engellemek ve kötü giden bir maçta takımı toplu halde tutup, maçı bırakmamasını sağlamaktır. “Maç kötü giderken futbolcular durumu düzeltmesi için teknik direktöre değil, kaptana bakarlar. İcabında taktik değişiklik de yapar kaptan ve teknik direktörün haberi bile olmaz!” diyen Ziya Şengül’ün bu yönde bir de anısı var: “Cemil Turan’lı İstanbulspor’la karşılaşıyorduk. İlk devreyi 2-0 geride kapattık. Kaptanımız Can Bartu bana döndü ‘Bu maçı sen alacaksın’ dedi. Şaşırdım, ‘Nasıl?’ diye sorabildim. ‘Cemil’in üzerine oyna, yapış ona’ dedi. Maçı 3-2 kazandık!”

Aynı takımın yıllar sonraki kaptanı Müjdat Yetkiner de kaptanın teknik direktörü hiçe sayıp, soyunma odasında takımı nasıl motive ettiğine şahit olmuş. Sarıyer’le karşılaşan Fenerbahçe ilk devreyi 2-0 yenik kapatır. Soyunma odasında disiplinli tarzıyla tanınan teknik direktör Branko Stankoviç bağırır, çağırır. Kaptan Alpaslan Eratlı ayağa kalkar, Stankoviç’i dışarı çıkarır ve arkadaşlarına dönerek konuşur: “Hoca moca yok! Taktik tüktük yok! Çıkıp onun dediği gibi değil, bildiğimiz gibi oynayacağız. Aslanlar gibi mücadele edeceğiz. Çıkıcağız bu maçı alacağız. Çalım atmak isteyen atacak; kaptırırım diye korkmayacak. Kaptırırsak kaptıralım, icabında üçü, dördü yiyelim!” Maçı sarı lacivertliler 4-2 kazanır.

babaha8xyKaptanın soyunma odasında takımı silkelemesine ve galibiyeti getirmesine dair en unutulmaz örnekse çok eskilerdeki bir maça ve Türk futbolunun efsanelerinden Hakkı Yeten’e aittir. Milli Küme karşılaşmalarında 22 Nisan 1944 günü Beşiktaş, Ankara’da Harp Okulu ile oynar. Siyah beyazlılar ilk devre sonunda 3-0 yeniktir. Soyunma odasında eline trenle dönüş biletlerini alan Baba Hakkı gürler: “Arkadaşlar kendinize gelin, bu maçı kaybedersek, biletleri yırtarım ve İstanbul’a yürüyerek döneriz!” Bu uyarıyı kendi üzerine de alan Baba Hakkı, ikinci devrenin açılış ve kapanış gollerini atar ve Beşiktaş galibiyete ulaşır: 6-3!

Baba Hakkı’nın mirasını Beşiktaş’ta Rıza Çalımbay üstlendi. Dördü kaptanken altı şampiyonluk gördü, kulübün en çok forma giyen futbolcusu oldu. “Futbolun içindeysen galibiyete, beraberliğe, mağlubiyete alışacaksın. Maçı kaybetmemek için elinden geleni yapmalı, her şeyini ortaya koymalısın. Bir kaptan da saha içinde arkadaşlarına bunları aşılamalı” diyen Kaptan Rıza, kaptanın kötü giden maçta kaptanın tavrının çok önemli olduğunu söylüyor. “Takım gol yediği an hiçbir şeye bakmazdım. Hemen gider topu ağlardan çıkartır, santraya getirirdim. Maçı bırakmak olmaz. Golü unutup maça devam etmek zorundasın. Yediğin golle yaşarsan ikinciyi yemen kaçınılmazdır.”

Atom Karınca Rıza’nın söylediğinin canlı bir örneğiniyse Cüneyt Tanman, bir Denizlispor maçında yaşar. Takım 2-0 öndeyken rakip oyuncunun şutu kaleci Hayrettin Demirbaş’ı geçer, son anda müdahale yapan Cüneyt Tanman topa vursa da golü engelleyemez. Bu gol Hayrettin’in tüm konsantrasyonunu kaybetmesine sebep olur. “Santra yaptık hâlâ, ‘Ağabey dokunmasaydın gol olmayacaktı’ diye sayıklıyor. En sonunda dayanamadım avucumun içiyle, sert bir biçimde yüzünü ittirdim. Aslında tokat atmadım ama dışarıdan öyle göründü ki ben bunun farkında bile değildim. Daha sonra Hayrettin bana küskün davranınca gidip sordum, ‘Ağabeyler döver de sever de’ diye yanıt verince o müdahaleyi hatırladım. Kaptansanız gerektiğinde böyle bir müdahale bile yapmanız gerekiyor.”

Böyle bir müdahaleyi ancak takımını çok iyi tanıyan bir kaptan yapabilir. Hangi oyuncu, hangi reaksiyonu gösterir bunu bilmek, o kişiyi tribündeki on binler ve sahadaki futbolcular karşısında rencide etmeden gerektiğinde sertçe uyarabilmek kaptanlık sanatının en ince ayrıntılarında gizlidir. Zafere giden zorlu yollarda kaptan, keskin virajları dönebilmek adına her türlü sorumluluğu almaktan kaçınmaz.

alpaslann Yakın geçmişe kadar kaptanlar saha dışında da oldukça aktifti. Üstlendikleri görevler futbolla doğrudan alakalı değildi. Müjdat Yetkiner anlatıyor: “Ben iyi bir liderdim, ağabeydim, her şeyden evvel iyi bir aile reisiydim. Kaptanlığın ne olduğunu iyi analiz eden bir insandım. Tüm bunları benden önceki kaptanlarım Cemil Turan ve Alpaslan Eratlı’da öğrenmiştim. Kaptan saha içi görevlerinin dışında yönetimle takım arasında iyi bir köprü vazifesi görebilmeli.” Takımdaki arkadaşlığı sağlamak ve huzuru korumak isteyen Kaptan Müjdat maç sonlarında takım arkadaşları ve eşleriyle yemeğe gidiyordu. Yine arkadaşlarının doğum günlerini, evlilik yıldönümlerini bir kenara yazıyor, günü geldiğinde onlara hediyeler alıyordu. Bazılarına gece sürpriz ev ziyareti yapıyor, yeni doğan bebeği olanlara çiçek gönderiyordu. Sadece bu tarz arkadaşlık ilişkileriyle de yetinmedi Miço Müjdat. İcap etti kaptanlık bandını takıma transfer olan dünyaca ünlü kaleci Harald “Toni” Schumacher’in koluna taktı. “Fenerbahçe formasıyla rekor miktarda, tam 767 kez sahaya çıktım. İyi de kaptandım. Buna rağmen kaptan olmak isteyen Rıdvan’la, Oğuz’la, Schumacher’le uğraşmak istemediğim ve futbolu Fenerbahçeli Müjdat olarak bırakabilmek için kaptanlığı verdim. Doğrusunu yaptım; şu an ismimim baş harfi M’nin önünde FB var.”

Cüneyt Tanman’sa kaptanlığı bırakmak zorunda kalmasının, Galatasaray’dan ayrılmasını beraberinde getireceğini düşünüyor: “Bir kere takımın başında sahaya çıktıktan sonra, arkalarda çıkmak isteyemezsin. Kaptanlık içgüdüseldir. Kaptanlığı devretmek zorunda kalmak düşünülemez. Öyle bir şey olsaydı Galatasaray’da oynamaya devam edemezdim.” İki farklı yorum ama tek bir amaç: Gönül verilen renklerden ve sembolü olunan takımdan kopmama dürtüsü.

Birkaç farklı kaptan modeli vardır. Dediği dedik, disiplinli, icabında yöneticilerle ters düşmeyi bile göze alacak kaptanlardan biri Ziya Şengül’dü: “Ben tavırlı kaptandım. Aklımın ermediği şeye tavır koyardım. O yüzden Didi ile pek anlaşamazdık! Sabah 10 buçukta antrenman var ama Didi gelmiyordu. Atlıyordum arabaya, Caddebostan’a, onun evine gider ‘Maestro, haydi antrenman saati geldi’ diyerek onu yatağından kaldırarak tesislere getirirdim!”

Futbolcuların alacaklarının ödenmesinin sağlanması da o günlerde kaptanın görevlerinden biriydi. Bu yönde de tavrını her zaman arkadaşlarından yana koyan Ziya Kaptan, bir keresinde başkan Emin Cankurtaran, Alpaslan Eratlı ve Cemil Turan’ı Kadıköy’deki bir restoranda bir araya getirir ve arkadaşlarının geciken transfer taksitlerinin ödenmesini sağlar. O günlerde kulüpler kurumsallaşmış değildi, her şey yöneticilerin tavrına ve cebine bakıyordu. Kaptan futbolcuların maddi sorunlarını yönetime iletmek, yönetimin sıkıntılarını da oyunculara taşımak zorundaydı. Kaptan yönetimi savunursa futbolcular, arkadaşlarının hakkında diretirse yöneticiler nezdinde “hain” olarak görülebiliyordu. “Kötü adam” olmaları kaçınılmazdı.

can bartuBüyük kaptanların futbol aşkları bir başkaydı. Öyle ki emekli de olsalar, alabildiğine yaşlansalar da futboldan, toptan, topla sevişmekten uzak duramazlardı. Fenerbahçe taraftarı Kerim Peker, Fenerbahçe sokaklarında şahit olduğu büyülü bir futbol anını anlatıyor: “Pazar günleri amatör küme takımlarından birisiyle eski futbolcular kendi aralarında maç yaparlardı. O pazar her zamankinden fazla bir kalabalık dikkatimi çekti. Herkesten yaşlı olan eski bir futbolcu topu ayağına aldığında oynayanlar ve izleyenler adeta esas duruşa geçiyordu. Bir kişi dışında! O sürekli laf atıyor, top o futbolcuya gelince izleyenlere sesleniyordu: ‘İyi seyredin, çocuklarınıza anlatırsınız! İşte bu ordinaryus!’ Sahada kendisinden en az 25 yaş küçük futbolcuya aynı çalımı dört kez atan adam Lefter, onu büyük bir saygı ve coşkuyla seyredenlere takdim edense Can Bartu’ydu!”

Can Bartu, uzun yıllar yurt dışında futbol oynamış, büyük saygı görmüş bir kaptan olarak bazılarınca “snop” bir kişilik olarak kabul edildi. “Oysa olağanüstü cana yakın bir insandır” diyor onun için Ziya Şengül. “Yönetmendi ve onun için iyi bir kaptandı. Saha içinde oyunu ve futbolcuların mevkilerini değiştirirdi. Çocukken idolümdü ve ne mutlu ki onunla birlikte futbol oynadım” diyen Ziya Kaptan, söz kaptanlık olunca son noktayı koyuyor: “Yine de şunu söyleyebilirim benim kaptanlığım Can Ağabey’inkinden daha iyiydi! Burada tevazu göstermeye gerek yok. Ben kaptanlığı yaşıyordum.”

Bir başka modelse Turgay Şeren, Sanlı Sarıalioğlu, Oğuz Çetin, Rıza Çalımbay, Mehmet Özdilek, Cüneyt Tanman, Hami Mandıralı, Ümit Özat gibi isimler tarafından temsil edilen centilmen kaptan modelidir. Kavgacı değildi bu isimler, kibardılar; kart görmezler, hakemle hararetli tartışmaya girmezler, rakip futbolcuları bile sakinleştirirlerdi. “Fatih Terim’den sonra ben kaptan olunca ilk başta tribünler beni yadırgadı. Geçmişten gelen bir yargı vardır: Kaptan, hakemi etki altına almak için biraz sert davranmalıdır. Bu yüzden beni zayıf olarak görmüşlerdi” diyen Cüneyt Tanman, hakemlerle ilişkilerinde karşılıklı saygıyı esas almış ve bunun faydasını görmüştü. “Öyle ki bir maçta kırmızı kartlık bir faul yaptım ancak hakem sadece ve sadece ben Kaptan Cüneyt olduğum için o kartı bana göstermedi”

ziya&sanli

Son bir modelse tamamen kendine özgüdür, kişiye özeldir. Baba Hakkı modelidir bu. Gerektiğinde maçı kötü yöneten ve tribündekilerin atacağı dayağı hak eden hakemi arkasına alıp sahadan çıkartmıştır, gerektiğinde kırmızı kart gören futbolcu sahayı terk etmek için ondan izin almıştır. Gazeteci Hakan Dilek, o günlerdeki Beşiktaş amigolarından Kafa Sebahattin’in Hakkı Yeten’i şöyle tasvir ettiğini yazar: “Baba Hakkı dedin mi duracaksın kardeşim! Ondan hakemler bile korkardı. Otoriterdi. Aslandı, kaplandı; hem aslandı, hem kaplandı!”

2008-2009 SEZONUNA HAZIRLANAN BEfi›KTAfi'IN AVUSTURYA KAMPI.

Bir zamanlar Baba Hakkı’nın sol kolunda ve kalbinin hizasında taşıdığı kaptanlık bandı Beşiktaş’ta Arjantinli Mattias Delgado da taktı. Genç Arjantinli tsezon öncesi hazırlık kampında takımın iki kaptanı ve iki İbrahim’inin terlik kavgasının sonunda bu göreve getirilmişti. Rıza Çalımbay bunun yanlış olduğunu düşünüyor: “Yıllarca oynamış, kendini takıma kabul ettirmiş, sevdirmiş, saydırmış, çevresiyle iyi diyalog kurmuş, arkadaşlarının sorunlarını yönetime taşıyabilecek bir yabancı futbolcu kaptan olabilir. Delgado o düzeyde değildi.”

ALEX ITIRAZ (BURSA)Fenerbahçe’de de bir Brezilyalı, Alex de Souza kaptanlık görevini üstlendi. Alex hem rakamsal olarak hem de saha içindeki sorumluluk alma biçimiyle Delgado’dan oldukça öndeydi. “Alex, Fenerbahçe kaptanı gibi hareket ediyordu” diyor Ziya Şengül. “Bazen Roberto Carlos frikik için topun başına geliyor, Alex ‘Sen çekil’ diyebiliyordu. Roberto Carlos gibi bir futbolcuya bunu demek liderlik gösterisidir.” Alex’in sakatlıktan çıkan ve son derece moralsiz durumdaki takım arkadaşı Mateja Kezman’ın Ankaraspor maçında penaltıyı kullanmasına izin vermesi de aynı tavrın ürünüydü. Kaptan, arkadaşının gol atarak moralini düzeltmesini istiyordu ama olmadı. Ziya Kaptan “Risk, kazanılmak için alınır. Alex orada, Kezman’a izin vererek yanlış yaptı. Şampiyonluk kaybedildi” diyor.

Türk futbolunda son kaptanlık efsanesi, Galatasaray’ın 2006 ve 2008 şampiyonluklarında yazıldı. Endüstriyel futbol çağında Kaptan Hakan Şükür ve onun kadim takım arkadaşları Hasan Şaş ve Ergün Penbe’nin önce maddi sıkıntılar, ardından da teknik direktörsüzlük karşısında unutulmaz bir kaptanlık örneği sergilediler. Oyuncuları şampiyonluk yolunda birleştiler, zafer havası oluşturdular ve başardılar.

Mehmet Özdilek, Valeranga maçından sonra taraftara hesap vermişti vermesine ama en büyük Beşiktaşlı Baba Hakkı bunun tam tersini yapmış, gün gelmiş küfür eden, taşkınlık yapan seyirciyi kalaylamaktan geri kalmamıştı. Beşiktaş ile Karagümrük arasında 1946 yılında oynanan bir maçta sahaya yabancı maddeler atan, hakeme küfreden, dizginlenemeyen taraftarın karşısına dikilen, amigo Kafa Sebahattin’in esas duruşta dinlediği Baba Hakkı tribüne şöyle seslenmişti: “Çıkın dışarı! Susmayacaksanız boşaltın burayı!”

Kaptan icabında sert çıksa da en büyük gücün taraftar olduğunu gayet iyi bilir. Zira kaptanın ölümü de taraftar elinden olur. O gün taraftar Baba Hakkı’yı dinlemişti; yıllar sonra da o taraftarı dinler. Yıl 1948 olur ve taraftar bu sefer hakemi değil, onu ıslıklar. Devre arası Baba Hakkı bir daha sahaya geri dönmez; futbolu oracıkta, soyunma odasında bırakır. “Bana bu formayı taraftar giydirdi; şimdi onlar isteyince de çıkarıyorum” der ve futboldan elini ayağını ebediyen çeker. Kaptanın ölümü böyle olur.


KAPTANLAR TAKIMI

Konu kaptanlık olunca her şey değişir. Bu oyuncuların da kanıtladığı gibi…

TARAFTAR COŞTURAN
Takım arkadaşlarının onun için dağları deldiği bir kaptan tipi. Takımını “asla vazgeçme” anlayışıyla yönlendirir. Tipik bir lider ve yol gösterici.Taraftarın kalbini hırsıyla kazanır.
Örnekleri John Terry, Tony Adams, Roy Keane, Terry Butcher, Stuart Pearce, Charles Puyol

İLHAM PERİSİ
Davranışlarıyla ilham veren kaptan. Son dakika golü, galibiyet hırsı ve takım arkadaşlarına olan pozitif etkisi onun diğer özellikleri. Taraftarların kalbini takımın kazanması adına aldığı büyük sorumlulukla kazanır.
Örnekleri Steven Gerrard, Bryan Robson, David Beckham, Michael Ballack, Raul

EFSANE
Çok iyi bir oyuncu olduğu için sadece soyadıyla tanınır. Takım arkadaşları ona takımı ateşleyen oyuncu gözüyle bakar. Taraftarların kalbini mükemmel koşuları, harika golleri ve estetik hareketleriyle kazanır.
Örnekleri Maradona, Zidane, Platini, Figo

SAHADAKİ TEKNİK DİREKTÖR
Teknik direktörün sahadaki temsilcisi ve adeta bir taktik uzmanı. Sakin ve otoriter tavırlarıyla takımı bir arada tutabilme özelliğine sahiptir. Taraftarların kalbini istikrarı ve profesyonelliğiyle kazanır
Örnekleri Javier Zanetti, Paolo Maldini, Didier Deschamps, David Platt

TILSIM
Bir kaptan sayılmaz ama tam bir lider. Genellikle takım arkadaşlarına sahadaki etkili ve güzel oyunuyla ilham verir.Taraftarların kalbini galibiyet getiren oyunuyla kazanır.
Örnekleri Fernando Torres, Cristiano Ronaldo, Cesc Fabregas, Wayne Rooney, Frank Lampard

Yazı Erdem Kabadayı

Yorumlar

yorumlar

1 Yorum

  1. Alperen Gençosmanoğlu

    22 Mayıs 2017 at 14:28

    Güzel bir yazı olmuş elinize sağlık, ancak gönül ister ki sadece 3 büyük İstanbul takımı üzerinden gitmese bu tür yazılar… Türkiye’de kaptanlık denilince Dozer Cemil’in, Şenol Güneş’in es geçilmesi kabul edilemez diye düşünüyorum.

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply