Katar semalarında bir futbol dehası

Xavi artık Avrupa’da oynamıyor olabilir ancak bu, tarihin en iyi orta saha oyuncularından biri olarak kabul edilen İspanyol yıldızı takip etmememiz için geçerli bir sebep değil…


FourFourTwo ekibinin binlerce kilometre yol kat edip, Katar’da “emekliliğin” tadını çıkardığını söyleyen bir oyuncuyla röportaj yapmak için neden bu kadar çabaya girdiğini merak ediyor olabilirsiniz. Ne var ki karşımızdaki oyuncu, Şampiyonlar Ligi’nin son şampiyonunun kaptanı ve futbol tarihinin en yaratıcı orta saha oyuncularından biri olunca bizim için mesafelerin kısaldığını da anlamanızı bekleriz…

Xavi, son dönemde dünya futboluna damga vuran (ve vurmaya devam eden) ekolün en önemli temsilcilerinden biri. Yeteneklerini sadece Barcelona formasıyla kulüp bazında değil, İspanya Milli Takımı formasıyla uluslararası düzeyde de istikrarlı biçimde sergiledi. Oynadığı takımların bu kadar başarılı olmasının en büyük sebeplerinden biri, Xavi’nin orta sahada sergilediği futbol ve sahaya yansıttığı zeka.

Barcelona’daki 17 sezonunda 28 kupa kazanan ve tiki-taka anlayışının resmi temsilcisi haline gelen Xavi’nin yeşil sahalarda gördüğümüzden çok daha farklı bir karakteri olduğu aşikar. Yani işi gücü bırakıp Katar’a gitmemizin arkasındaki gerekçe tam da bu. O halde futbolun en büyük filozofunun şu sıralar neler yaptığını ve kafayı nelere yorduğunu merak ediyorsanız doğru yere geldiniz…

XAVİ-1

Xavi, hayatını sadece futbol oynamaya değil, bu oyun hakkında konuşmaya adamış biri. FourFourTwo ekibinin röportaj talebini duyduğunda da bir hayli sevindi çünkü futbol konuşmak için daha ideal bir fırsat olamayacağını o da biliyor! Kendisiyle buluşacağımız otelin lobisine girdiğinde yarım saat gecikmiş olduğunun farkında. Hiç vakit kaybetmeden yanımıza gelip antrenmanlarının uzadığını söylüyor ve hemen sohbete giriyor: “Dün akşam Riyad Mahrez’in attığı golü gördünüz mü? Leicester City bu sezonu şampiyon tamamlarsa bir mucizeyi gerçekleştirmiş olur. Umarım havaya girmeden sezon sonuna kadar böyle götürürler. Jamie Vardy şahane bir oyuncu. Mahrez çok yetenekli ve yaratıcı. Orta sahada N’Golo Kante gibi bir dinamoları var. Gerçekten çok iyi takımlar.”

Xavi’nin futbolla ne kadar ilgilendiğini buradan bile anlayabiliyorsunuz. Gerçi bunda şaşılacak bir şey yok; zira annesi Maria Merce ile babası Joaquim, 1970’lerin başında bir barda langırt oynarken tanışmış! “Evde sürekli futbol konuşulurdu” diyor 36 yaşındaki yıldız. “Kardeşlerimle birlikte futbolcu kartları toplardık. Özellikle büyük turnuvaların olduğu dönemde sabahtan akşama maç izlerdik. Futbola dair hatırladığım ilk anı, Camp Nou’ya ilk gidişimdi. Beş yaşındaydım. Maçı izlerken heyecandan kendimi kaybettiğimi hatırlıyorum!”

Xavi, abileri Oscar ve Alex’le birlikte bütün gün sokakta futbol oynarken, büyüyünce futbolcu olma hayalleri kurarmış. Bir gün babası Joaquim de beş yaşındaki oğluna göz kulak olmak için aralarına katılmış. “Bana hücuma çıkıp gol atmamı söyledi” diyor Xavi. “Ben de ‘İyi de o zaman savunmada kim kalacak?’ diye karşılık verdim. Yani daha o yaşlarda bile futbolun taktiksel tarafına kafa yoruyormuşum! Birlikte gittiğimiz maçlarda da sürekli taktik analiz yapıyormuşum. Mesela maç öncesi kadroyu gördüğümüzde ‘Neden bu oynuyor da şu oynamıyor?’ gibisinden şeyler söylüyormuşum. Hayatımız böyle geçiyordu.”

Bu tutku, evlerinin salonundaki koltukta pekişmeye devam etmiş. Xavi ile ailesi, buldukları her fırsatta televizyonun başına geçer, hangi maç yayınlanıyorsa onu izlermiş. Kısacası; Xavi’nin futbol becerileri, yeşil sahaya adım atmadan çok önce filizlenmeye başlamış…

“İSPANYOL BASINI ONA ‘SİLECEK’ LAKABINI TAKTI ÇÜNKÜ BİR SAĞA, BİR SOLA PAS ATIYORDU”
Xavi’nin ailesi, oğullarının ufak tefek olmasından çekinerek Temmuz 1991’e kadar onu herhangi bir kulübün altyapısına götürmedi. 11 yaşında Barcelona seçmeleri için yola çıktıklarında ise futbol tarihinin gidişatını değiştireceklerinden haberleri yoktu!

“Babamın beni denemelere götürmesini hayatım boyunca unutmayacağım” diyor Xavi. “Bana ‘Bu fırsat herkesin eline geçmez, kıymetini bil ve elinden geleni yap. Seni beğenirlerse takıma alacaklar’ dedi. Ne kadar heyecanlı olduğumu anlatamam. Beni önce forvet arkası, ardından da santrfor oynattılar. Kazandığımız penaltıyı kimse kullanmak istemeyince topun başına ben geçtim. O gün hat-trick yaptım. Maçın ardından babam her şeyi itiraf etti. Barcelona zaten beni alacakmış ama babam orada oynadığımı görmek istemiş!”

O gün rakip takım forması giyen bir orta saha oyuncusu, gördüklerinden bir hayli etkilendiğini yıllar sonra şöyle anlatıyor: “Topu ayağından alamıyorduk. Seçmelerdeki her oyuncu onun kadar iyiyse benim hiç şansım olamaz diye düşündüm!” Carles Puyol’un daha sonra stoper olarak dünyanın en iyileri arasına girdiği de kayıtlara geçsin!

Kazandığı ilk parayla (25 avro) annesine bir tost makinesi alan Xavi, 1997 itibarıyla Barcelona B takımının değişilmez oyuncusu haline geldi. Ertesi sezon Louis van Gaal yönetiminde A takımla ilk maçına çıktı ve İspanya Süper Kupası’nda Mallorca ağlarını havalandırdı. Sezona felaket başlamalarına rağmen La Liga şampiyonu olan Barcelona’da Xavi, yılın en iyi çıkış yapan genç oyuncusu seçilmeyi başardı. 1999’da Nijerya’da düzenlenen FIFA U-20 Dünya Kupası’nda altın madalyaya uzanırlarken, İspanya’nın yıldızı yine oydu.

xavi222

19 yaşında dünyanın en parlak yeteneklerinden biri olarak gösterilen Xavi, idolü Pep Guardiola’yla kıyaslanmasından ve onun yerine geçeceğinin söylenmesinden endişe duyuyordu. Nijerya’daki turnuvada gösterdiği performansından etkilenen Milan başkan yardımcısı Adriano Galliani, genç oyuncuyu transfer etmek işin kesenin ağzını açtı.

“Pep o dönem 27-28 yaşındaydı ve kariyerinin en iyi dönemini geçiriyordu” diyor Xavi. “Teklif gelince babam ‘Ayrılsan iyi olur çünkü burada takıma girmen kolay değil’ dedi. Galliani ise Milan orta sahasında Demetrio Albertini’yle birlikte oynayacağımı söylemişti. Abilerim de ayrılmamın daha doğru olacağını söyledi. Sadece annem kalmam gerektiğini düşünüyordu. Sonunda kalmaya karar verdim.”

Ne var ki Xavi’nin Camp Nou macerası daha da kötüye gitti. Van Gaal ona fazla forma şansı vermiyordu ve forma giyebilmesi için Guardiola’nın 2001’de Brescia’ya gitmesini beklemek zorundaydı. 1999’da kazanılan La Liga zaferinin ardından geçen altı yıllık süreçte tek bir kupa bile kazanamadılar.

“Şampiyonluk yarışına bile giremiyorduk ve medya da doğal olarak bir günah keçisi arıyordu” diyor Xavi. “En kolay hedef de bendim. Benim gibi fiziksel olarak zayıf bir oyuncu varken Barcelona’nın başarılı olamayacağını söylüyorlardı. Avrupa’da söz sahibi olmak isteniyorsa daha güçlü orta saha oyuncuları transfer edilmeliydi. Kulübün belli bir felsefesi vardı ama yıllardır kupa kazanamadığımız için bunun değişmesini istiyorlardı.”

İspanyol basını, Xavi’ye o kadar yükleniyordu ki ona “Silecek” lakabını taktı çünkü tek yaptığı bir sağa, bir sola pas atmaktı! Xavi’nin kendini Barcelona’nın bir parçası olarak hissetmesi için bir teknik direktör değişikliği gerekiyordu. 2003’te başkanlık seçimini kazanan Joan Laporta, Frank Rijkaard’la birlikte göreve geldiğinde Barcelona da geçmişiyle bağlarını sıkılaştırmaya karar verdi. “Johan Cruyff’un oynattığı pasa dayalı 4-3-3’e dönmüştük” diyor Xavi. “Deco, Ronaldinho, Samuel Eto’o gibi dünya çapında yıldız oyuncular transfer edilmeye başlandı. Bir anda dünyanın en iyi takımı olmuştuk!”

Rijkaard’ın ilk sezonunda Rafa Benitez’in Valencia’sı La Liga’yı şampiyon tamamlarken ikinci olundu ancak daha sonra üst üste kazanılan lig şampiyonluklarının yanı sıra, 2006’da Şampiyonlar Ligi kupasını gösterişli bir futbolla müzelerine götürdüler. Orta üçlüde Deco’yla birlikte oynuyorlar ve arkalarında Edmilson ya da Thiago Motta’nın verdiği savuma desteği sayesinde hücumu daha çok düşünebiliyorlardı. Xavi için artık daha özgür oynama ve asist yapma zamanıydı!

“ASİST YAPMAK, GOL ATMAKTAN ÇOK DAHA KEYİFLİ”
Oyuncu olarak ayrılmasından yedi sene sonra Camp Nou’ya teknik direktör olarak dönen Pep Guardiola, Xavi’nin hayatına yeniden dahil oldu. Rijkaard’ın son sezonunda takım, motive olmakta zorlanan yıldızlardan kurulu bir oyuncu grubu olarak nitelendiriliyordu ve bir değişime ihtiyaç duydukları aşikardı.

“Sezon öncesi hazırlık kampında onunla konuşma fırsatı bulduğumda ‘Bu sezon planlarında ben var mıyım?’ diye sordum.” Xavi’nin bunu sorma nedeni, Bayern Münih’ten aldığı transfer teklifiydi. “Bana ‘Bu takımı sensiz düşünemiyorum’ dedi. Başka bir şey söylemesine gerek yoktu. O an bizi aydınlık bir geleceğin beklediğini anlamıştım. Elbette ilk sezonda altı kupa biden kazanmayı beklemiyorduk ama yine de bundan şikayetçi değilim!”

xavi-33

Xavi, o meşhur 2008-09 sezonunda dokuz gol atıp 27 asist yaparken, Barcelona’nın La Liga, Şampiyonlar Ligi, Kral Kupası, İspanya Süper Kupası, UEFA Süper Kupası ve FIFA Dünya Kulüpler Kupası’nı kazanmasına yardımcı oldu. “Her maç yüzde 80 topla oynama oranı yakalıyor, 20-25 pozisyona giriyor, maçları ilk dakikadan itibaren domine ediyorduk. Dört sene önce Barcelona’nın en büyük sorunu bendim, şimdi takımın kilit oyuncusuyum! Ben mi değiştim? Tabii ki hayır. 11 yaşımdan bu yana aynı futbolu oynuyorum. Benim için asist yapmak, gol atmaktan çok daha keyifli. Pep yönetiminde oynamak çok keyifli!”

Xavi’nin Guardiola’yı bu şekilde övmesi sürpriz değil. Ancak onun da hocasına ne kadar yardım ettiğini tahmin etmek zor olmasa gerek! Xavi’nin üstün oyun zekası, Pep’in felsefesinin sahaya yansımasını kolaylaştıran etkenlerin başında geliyordu ve bunun en büyük nedeni bir başka teknik direktör, Luis Aragones.

“Kariyerim boyunca sadece Pep ve Luis’in takım toplantılarından etkilendim” diyor Xavi. “Aragones’in İspanya futbolu için yaptıklarını tarif edemem. Ben de bireysel olarak ondan çok şey öğrendim ve bunları her yerde kullandım.”

Pep’in Barcelona’yı doğru yola sokması gibi, Aragones de İspanya Milli Takımı’nın talihini değiştirmeyi başardı ve bunu tanıdık bir isimden faydalanarak yaptı. “Euro 2008 öncesi bir gece kampta odama gelip ‘Sahada topla daha fazla buluşmanı istiyorum’ dedi. Saat sabahın 2’siydi ama aklında sadece o turnuva vardı. Hayatı boyunca birçok futbolcu izlediğini ve benim en iyisi olduğumu söylüyordu.”

Almanya’yla oynanan finalde Fernando Torres’in tek golünü hazırlayıp İspanya’yı Avrupa şampiyonu yapan Xavi, o turnuvanın kariyerini ne kadar etkilediğini anlatıyor: “Avrupa futbolunda söz sahibi oyuncular arasına girmiştim. 28 yaşındaydım, Barcelona forması giyiyordum ancak herhangi bir başarım yoktu. O yaz herkes kim olduğumu gördü.”

Xavi, Aragones’te hissettiği güveni, 2010 Dünya Kupası’nda Vicente del Bosque’de de gördü. Açılış maçında İsviçre’ye 1-0 yenilen Matadorlar, bir önceki turnuvada elde ettikleri şampiyonluğun tesadüf olduğuna yönelik sinyaller vermişti. Herkes oynadıkları futbolu eleştiriyordu ancak Del Bosque herkes değildi!

“Ertesi sabah hocanın odasına gittim” diyor Xavi. “Daha ben konuşmadan söze başladı: ‘Dün gece maçın tekrarını defalarca izledim. Bence hiçbir şey değiştirmemeliyiz.’ Aynı şeyi düşünüyorduk. Ona ‘Bu maçı kaybetmemiz mucize! 100 kere oynasak 99’unu kazanırız! Şans yanımızda değildi’ dedim. Sonraki maçlarda bildiğimizden şaşmadık ve sonunda kupayı kazandık.”

İspanya, Euro 2012’de belki de tarihin en kolay şampiyonluklarından birini kazanırken, 2014 Dünya Kupası’nda işler değişti. Del Bosque’nin oyuncuları bu turnuvanın da favorisiydi ancak evdeki hesap çarşıya uymadı! “İlk maçta Hollanda’yla karşılaşmak kolay değildi çünkü dört sene öncesinin intikamını almak için sahaya çıkmışlardı” diyor Xavi. “Çok kötü oynadık, iyi pres yapamadık, topa sahip olamadık ve 5-1 kaybettik. Daha önce bu kadar felaket bir gece geçirdiğimizi hatırlamıyorum. Ertesi maçta Şili karşısında gidişatı değiştirebilirdik ama 2-0 kaybedince turnuvadan elendik. Psikolojik olarak kendimi çok çaresiz hissediyordum. Turnuva sonrası futbolu bırakma kararı almama ramak kalmıştı.”

Xavi, 17 sene önce aynı formayı terlettiği yeni teknik direktörü Luis Enrique’nin ısrarıyla bu kararından döndü. “Ona çok şey borçluyum. Bana ‘Bir sezon daha burada kal, sana ihtiyacımız var’ deyince içimde yeni bir umut ışığı belirdi.”

Ne var ki o ışık, Ocak 2015 itibarıyla sönmeye başladı; zira Barcelona, lig yarışında Real Madrid’in gerisinde kalmış, takım içinde kavgalar yaşandığı basına yansımaya başlamıştı. “Umudumu kaybediyordum. Kötüydük, kötü oynuyorduk ve üzerimizde büyük bir baskı vardı. Sezon sonu ayrılacaktım ama kupasız bir veda töreni düşünemiyordum. Bir an önce toparlanmalıydık!”

Sezonun bitimine üç-dört ay kala vites yükselttiler ve ligdeki son 14 maçın 12’sini kazanıp şampiyon oldular. Bu, Xavi’nin sekizinci La Liga zaferiydi. Kral Kupası ve Şampiyonlar Ligi de müzeye götürülünce unutulmaz bir veda töreni için her şey hazır hale gelmişti.

“Sezonun son maçında Camp Nou’daki taraftarların bana gösterdiği ilgili hayatım boyunca unutamam. Çok duygulanmıştım. Hatta bir ara gözümden yaş geldi ama kimse görmesin diye sürekli yere bakmaya çalıştım! Kral Kupası’nı da Camp Nou’da Andres Iniesta’yla birlikte kaldırmak büyük bir onurdu. Barcelona kaptanı olarak son hareketimin Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırmak olması, sanırım buradaki kariyerim için en ideal sondu. Ondan daha güzel bir veda düşünemem!”
xavi444

“EN BÜYÜK HAYALİM BİR GÜN BARCELONA’YI ÇALIŞTIRMAK”
Görkemli kariyerine bir bakış atan Xavi, gözlerinde gururlu bir ifadeyle karşımızda oturup içinde geçmişe dair herhangi bir pişmanlık olmadığını söylüyor. Peki ya gelecek? Kafasındaki bir sonraki hamle ne?

“Şu an için futbola odaklanmış durumdayım. Al Sadd’da topa sahip olmaya çalışan bir oyun anlayışı var ve bundan keyif alıyorum. Buraya futbol oynamaya geldim. Katar halkı 2022 Dünya Kupası’na hazırlanıyor ve ben de onlara elle tutulur bir miras bırakmak istiyorum. Ocak ayında kızım doğdu. Baba olmak, hayatımı baştan aşağı değiştirdi. Artık hayata çok daha farklı bir gözle bakıyorum.”

Aslında Xavi’nin hayatındaki yeni dönem başladı bile. Teknik direktörlük kurslarına giden 36 yaşındaki oyuncu, İspanya U-23 Milli Takımı’yla çalışıyor ve tecrübelerini gençlere aktarıyor. Yeni neslin onun zekasına ihtiyacı var.“Futbolun içinde kalmak, sahaya yakın olmak istiyorum. Masa başı görevler bana göre değil. En büyük hayalim bir gün Barcelona’yı çalıştırmak. Bu hedefimi hiçbir zaman gizlemedim. Orası benim evim ve bir gün oraya dönmenin özlemiyle yanıp tutuşuyorum!”

Xavi’nin aklında sadece Barcelona değil, genel olarak futbola katkı yapmak var. “Futbolu yöneten kişi olsam yapacağım ilk iş, saha zeminlerinin kalitesine yönelik kurallar getirmek. Size çok basit bir örnek vereyim… Novak Djokovic’le tenis oynasam kaybederim çünkü benden çok daha iyi bir oyuncu. Peki şansımı artırmak için ne yapabilirim? Onun sahasına geçip zemine çukur açabilirim mesela! İşte futbolda da buna izin veriliyor. Takımlar, daha iyi rakiplerle karşılaşacakları zaman saha koşullarını kasten kötüleştiriyor!”

Röportajın son kısmı, bize Xavi’nin futbola gerçekten de ne kadar kafa yorduğunu anlatıyor. Futbolculuk kariyeri boyunca arkasında bir miras bırakmaya niyetliydi ve emekli olduktan sonra da bu hayalinden vazgeçmeyecek gibi! Hayallerini kurduğu yer ister İspanya, ister Katar olsun; biz de bir şekilde onu takip etmekten vazgeçmeyeceğiz!

Yazı Andrew Murray

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply