Marcelo Bielsa | Orijinal El Loco (Deli) 1.KISIM

Brian Clough’un Leeds’teki döneminin çılgınlık olduğunu düşünüyorsanız daha hiçbir şey görmemişsiniz demektir. Elland Road’daki yeni teknik direktör Marcelo Bielsa, birçok üst düzey teknik direktörün birer kazanana dönüşmesine ilham verirken birçok kulüp sahibinin saçını başını yolmasına neden oldu!

Cuck Berry Rock and Roll’u yaratmasa da Elvis Presley ve Little Richard ile beraber gerekli şeyleri doğru yere oturttu. Berry; rakidal, takıntılı ve yaptığı her şeyde haklı olduğuna tamamen inanan biriydi. 1950’lerin başlarındaki gençlik yıllarında radyolarla uğraştığından nasıl ses çıkardıklarını biliyordu ve Rock and Roll’u nasıl adapte edebileceğinin de farkındaydı.

İşe de yaradı. Her ne kadar Beethoven’ın kemiklerini sızlatsa da meraklı gençlerin gitar çalmasını sağladı. “Chuck Berry’e dek neler yapabileceğimizin farkında değildim” diye hatırlıyor The Who’dan Pete Townshend. “Çaldığı her şeyi denerdim” demişti Rolling Stones’dan Keith Richards. “Onu ana ilham kaynağınız olarak söylemeyen bir rock gitarcı olsanız bile ilham aldığınız kişi büyük ihtimalle Chuck’tan ilham almıştır.”

Bu yaz Berry’nin futboldaki dengi olan ve taktikleri de oldukça karmaşık ve yorucu olan bir adam yıllar boyu istediği hedefe ulaştı. Marcelo Bielsa, Leeds’in başına geçti.

Neredeyse her büyük ligde ondan etkilenen teknik direktörler var, örneğin eski oyuncuları Mauricio Pochettino ve Diego Simeone. İkisi de “El Loco” yani Deli’nin geleneksel olmayan metotlarını adeta yaşayan iki teknik adam. Pep Guardiola, Arjantinli teknik adamın oyuncusu olmasa da uzun süredir Bielsa’yı takip ediyor. Tıpkı The Who, The Rolling Stones, The Beatles ve çok daha fazlasının Berry’den dolaylı olarak ilham aldığı gibi.

En üst ligler haricinde en çok para kazanan teknik direktör olan 63 yaşındaki çalıştırıcının kendine has özellikleri ve otokratik mizacı, Championship’e belli bir yıldız parıltısı getirecek. Kutlamalar ve ödevler olacak, parmaklar ağrıyacak ve gecenin 2’sinde taktiklerin konuşulduğu kasetleri dinlerken koşarak rahatlayan bu teknik adam tarafından birçok takım konuşması yapılacak. Marcelo Bielsa etrafınızdaysa hayat hiç de sıkıcı değil!

Birkaç sokak çocuğunun kahraman olmasına yardım etmek istedi

Annesinin “Bir gün adın ışıklarda olacak” dediği Johnny B Goode, gitar çalan mütevazı bir kasaba çocuğunun yarı-biyografik hikayesi…
Ancak Rosario’da büyüyen Marcelo Bielsa’ya mütevazı diyemeyiz, ailesi Arjantin’in en büyük hukuk hanedanlarından birisi; Marcelo’nun büyükbabası, babası, erkek ve kız kardeşleri ya hukukçu ya da politikacı. Annesi ise en küçük oğlunun seçtiği mesleğin en iyilerinden olacağı inancını ona aşılıyordu. Küçük yaşlarda da futbol ilgisini çekti.

“Hayatımda önemli bir yeri var” demişti Bielsa annesiyle alakalı. “Onun için hiçbir çaba yeterli değildi.” Lidia, bölgedeki gazeteciye gider ve gazetenin yanı sıra Arjantin’in en popüler haftalık spor dergisi El Grafico’yu alırdı. Oğlu da buna kutsalmışçasına çalışırdı.

Bielsa, ülkenin yasalarının büyük bir kısmını oluşturan büyükbabası Rafael’den bilginin güç olduğunu öğrendi. Evlerindeki 30.000’den fazla kitapta da fazlasıyla bilgi bulunuyordu. Günümüzde bile Bielsa, FFT dahil olmak üzere tüm dünyada 40’tan fazla spor dergisine abone.

Daima zıt bir karakter olan Bielsa, Newell’s Old Boys taraftarıydı. Bunun nedeni ise babasının şehrin ezeli rakibi Rosario Central’i tutması. Gençken Newell’s a seçilen Bielsa, topa hakimdi ancak yavaştı ve hava toplarında etkisizdi. As takımda 3 maça çıktıktan sonra asıl yeteneğinin topla neler yapabildiği değil, sahada yaşananların neden ve nasıl yaşandığını anlamak olduğunun farkına vardı. Bu yüzden 25 yaşında futbolu bıraktı ve beden eğitimi öğretmeni oldu. 2 sene sonra, 1982’de Buenos Aires Üniversitesi futbol takımının başına geçti.

Bielsa çoğu oyuncusundan en fazla 3 yaş büyüktü ancak iş etiği ve takıntılı profesyonelliği ona, kadronun saygısını kazandırdı. 3 bin oyuncuyu izledikten sonra 20 kişilik kadrosunu seçti ve onlara acımasız antrenmanlar yaptırdı. UBA bir hazırlık maçında Boca Juniors yedek takımıyla berabere kalınca Newell’s onu, altyapı antrenörü olarak işe aldı.

Arjantin’de birçok keşfedilmemiş yetenek olduğunu düşünen Bielsa, yardımcısı Jorge Griffa ile beraber, hurdaya dönmek üzere olan Fiat 147’si ile 70 farklı bölgeye gitti.

Bielsa ve Griffa, gecenin 2’sinde, 13 yaşındaki Mauricio Pochettino’nun evine gittiğinde Spurs’ün şimdiki teknik direktörü uyuyordu, Bielsa’ya göre “bir futbolcunun bacaklarına sahipti.” Pochettino, gözlemlediği düzinelerce oyuncudan yalnızca bir tanesi. Bir diğeri ise 1987’de keşfettiği, küçük bir kasaba olan Avellanada’da babası kasaplık yapan Gabriel Batistuta.

“O zamanlar şişmandım, bu kadar basit” diyor Batistuta. “Alfajores (geleneksel bir bisküvi) yemeyi çok severdim. Bielsa’nın yaptığı ilk şey bisküvileri bıraktırmak ve yağmurda antrenman yapmamı sağlamaktı. Bu yüzden ondan nefret ediyordum.”

“Biz bir avuç hayalperesttik ve ilk hayalperest Bielsa idi. Arrigo Sacchi olmayı hayal ederdi, onun Avrupa Kupaları’nı kazanmasını izlerdi. Bizim onlar olmamızı isterdi. Bir avuç sokak çocuğunun kahramana dönüşmesini isterdi.”

Pochettino ve orta saha oyuncusu Eduardo Berizzo, Batistuta’nın ardından As takıma çıktı. Bielsa’nın bizzat gözlemlediği bu genç ve aç oyuncular, Newell’s Old Boys’u Arjantin’in en çok gelecek vaat eden ekiplerinden birisi haline getirdi. Savunmacı Fernando Gamboa’ya parmağını kesmenin galibiyeti garantilemesi halinde, bunu hemen yapacağını söyleyen Bielsa “El Loco” etiketini çoktan almıştı. 1989’da yedek takımın teknik direktörü oldu ve metotları kulüpte iyiden iyiye fark edilmeye başlandı.

Ofansif orta saha Gerardo Martino, “Yedek takımla aynı soyunma odasını paylaşırdık” diyor. “Antrenman için geldiğimizde tahtada o kadar fazla ok olurdu ki kim nerede oynuyor anlayamazdık. Kızılderililerin geleceğini sanmıştım! Bir sene içerisinde o adam teknik direktörümüz oldu.”

Oyuncularım insan olmasa asla kaybetmezdim

Martino, 1990’da Bielsa’nın takımda kabul görmesi için önemliydi. Takımın en yetenekli ve yaratıcı oyuncusu olan oyun kurucu, çabalamaktan nefret ederdi. Bielsa da böyle bir oyuncudan tiksinirdi. “Göreve başlamadan önce konuştuk” diyor Martino. “Ve eğer oynamak istiyorsam koşmam gerektiğini söyledi. Takımdaki herkesi kendi sistemine ikna etti. Her antrenmanı farklıydı, hiçbir zaman bir diğerini tekrarlamadık. Milli görevden geldikten sonra direkt olarak Marcelo’nun antrenmanlarından birisine giderdim çünkü çok iyilerdi.” Savunma, hücum ve ikisi arasında korkunç derece hızdaki bir geçiş: plan buydu. Tüm sahada rakibe alan verme, topu olabildiğince ileride kazan ve fırsat yaratmak için hareketli oyna.

Bunları tekrarlamak artık alışkanlık haline gelmişti, yine de bağımsız bir düşünceye ihtiyaçları vardı. Bielsa, bu konuda çelişkiye düşmüştü ve “repentizacion” yani “bakarak yapma”, futbol için gerekliydi. Her ne kadar hücum pozisyonları farklı olsa da takım o geçişlere o kadar fazla çalışmıştı ki artık bu kökleşmişti. Tıpkı önceden çalışmadan bir müziği çalmak gibi.

Bielsa, stratejisini yerleştirmeye o kadar kararlıydı ki kaleci Norberto Scoponi’nin topları bilerek taca atmasını istemişti. Bunun nedeni ise orta saha ooyuncularının topu hızlıca geri kazanabileceği ve yapay bir top kapma yaratabileceklerini düşünmesiydi. Newell’s bir pres canavarına dönüşmüştü.

Bielsa’nın takımı 1 sene içinde, 1990’da Apertura’yı kazandı. Arjantin Ligi ikiye ayrılıyordu ve 2 ligin kazananı daha sonra aralarında play-off oynuyordu. “La Lepra” (Cüzzamlılar), Boca Juniours’u penaltılarla geçip şampiyonluğa da uzandı.

“Newell’s, carajo!” yani “Newell’s, sizi adiler!” kulübün savaş çığlığı olmuştu. İntikam isteyen Bombonera’da omuzlara alınan Bielsa, herkesle mücadele edebilirdi. El Loco, kaosun mimarı haline gelmişti.

Ancak 6 ay boyunca kulübün formu büyük derecede dibe vurdu ve oyuncular Bielsa’nın fiziksel ve zihinsel taleplerine cevap veremedi. “Oldukça tutkulu takım konuşmalarıydı” diyor orta saha oyuncusu Alfredo Berti. Berti, Bielsa’nın talimatlarını oyunculara ileten saha generaliydi.

İşkolik Bielsa ilk kez başkalarına yetki veriyordu. Kadrodaki genç oyunculara ödevler vermeye başladı. El Grafico, Solo Futbol ve Clarin’i alıp sıradaki rakibin nasıl oynadığını analiz edeceklerdi: Genelde kullandıkları diziliş, son 8 maçları, hangi oyuncular yedekten dahil oldu, duran topları kullananlar ve takımdaki tehlikeli isimler… Ardından buldukları şeyleri kadroya sunacak ve antrenman seansı bunun etrafında şekillenecekti. “Cevapları sahada bulmanızı sağlıyordu” diyor Pochettino. “Tüm bu ödevlerden keşke arkadaşlarım da benim yararlandığımın yüzde biri kadar yararlanabilseydi.”

Newell’s 1992’de Clausura’yı kazandı ve aynı sene Copa Libertadores’e çıktılar ancak Sao Paulo’ya Cafu’nun son penaltısıyla kaybettiler. Bielsa artık yılmıştı. Kendisinden 20 yıl sonra gelecek Guardiola gibi o da çocukken desteklediği takımı yönetmeyi çok ağır bulmuştu. Newell’s’tan istifa etti ve bir daha geri dönmedi. “Oyuncularım insan olmasaydı asla kaybetmezdim” diye iddia etmişti.

FFT Eylül

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş