Mert Günok: “Fenerbahçe’de sabretmeyi öğrendim”

Türk sanat müziği dinleyip tarih kitapları okuyor, seri katillerin ruh hallerini anlamaya çalışıyor. Mert Günok, Fenerbahçe’de geçen 14 yılda öğrendiklerini anlatıyor…

Baban seni en başından kaleci olarak mı yetiştirmek istemişti?
Kaleciliğim tamamen şans. Babam hayatımdaki hiçbir tercihime müdahale etmedi. Göztepe’deki bir halı sahada hafta sonları çocuklar için düzenlenen etkinliklerde kaleye geçerdim. Öylesine… Fenerbahçeli yöneticilerden biri de sahanın yanında arabasını yıkatırken beni izlemiş. Fenerbahçe altyapısı için yaptığı teklifi kabul ettik ve bir şort, bir eldiven, bir kramponla başladım.

Kalecilikten başka bir şey yapmış mıydın? 
Hayır, hep kaledeydim. Babam gibi uzundum. Okuduğum okulda basketbol oynuyordum. 14 yaşıma kadar basketbolla futbolu birlikte götürdüm. Sonra bir seçim yapmak zorunda kaldım. Ortaokul bitti. Fenerbahçe’de kalecilik yaparken Efes Pilsen’in seçmelerine gittim. Beni beğendiler. Takımla antrenmana çıkardılar ve lisans çıkarmak istediklerini söylediler. Yıldız takımda başlayacaktım. Evim uzak olduğu için özel bir kolejde burs vereceklerdi. 3 numara gibi oynuyordum.

Neden kabul etmedin? 
Fenerbahçe’deki hocam Yavuz Şimşek’in üzerimde çok emeği var. Sabahları özel çalışabilmemiz için beni akşam lisesine yazdırmak istediklerini söylemişti. Yani liseyi açıktan okuyacaktım. Kabul ettim. Üç sene boyunca özel idman yaptık.

Basketbolculuğun imkânları çok daha iyiyken neden kaleciliği seçtin?
Baba mesleği olduğu için belki. Ailemde herkes futbolla ilgileniyordu. Sabahları otobüsle idmana giderken arkadaşlarım liseye gidiyordu. Biraz zoruma gidiyordu ama değdi. Sonra acısını çıkarıp Marmara Üniversitesi’nde beden eğitimi okudum.

Basketbolla hâlâ ilgili misin? 
Eskiden geceleri NBA finallerini izlemek için saat kurardım ama artık denk geldikçe izliyorum. 18 yaşıma kadar da sokakta basketbol oynamaya devam ettim. O zaman basketbola bu kadar yatırım yapılmıyordu. Biraz da ondan çekinmiş olabilirim. Topla yapılan sporların tümüne yatkınım. Tenis oynarım, masa tenisi oynarım…

“Bir ara kafayı gerçek katillerin hayatlarıyla bozmuştum”

Futbol haricinde gündemi nasıl takip ediyorsun? Ne canını sıkıyor? Neye seviniyorsun? 
Aslında pek gazete okumuyorum, internet yeterli oluyor. Bazı gazetelerin aplikasyonlarını indirdim, oradan takip ediyorum.

Özgecan Aslan cinayetinden sonra canlı yayında tavrını koyup, “Bugün futbol konuşulacak gün değil” demiştin… 
Belki bilmediğimiz, görmediğimiz, kimsenin ismini duymadığı yüzlerce daha kadın var böyle ölen. Avrupa’da nasıl olduğunu merak ediyorum. Onlar nasıl çözüyor ona bakmak lazım belki. İnsanlık var olduğu sürece böyle psikopatlar çıkacak, tamamen yok olmayacaklarına eminim ama en az sayıda olmaları için ne yapılmalı bilmiyorum. Bir ara kafayı gerçek katillerin hayatlarıyla bozmuştum. Seri katilleri anlatan kitaplar okuyordum. Onları anlamak mümkün değil çünkü insan gibi hareket etmiyorlar. Yani hayatta futboldan çok daha önemli şeyler var ama bizde öncelikler genellikle eğlenceden yana oluyor. İnsanlar neyle eğleniyorsa gündeme o getiriliyor. Doğru olan bu değil. Bu yüzden Avrupa’da oynayan futbolcuları hep kıskanırım.

Hiç yurt dışından transfer teklifi aldın mı? 
Bursaspor’a attığım imza ikinci sözleşmemdi. Daha önce sadece altyapıdan A takıma çıkarken imza atmıştım. Sonra devam niteliğinde bir anlaşmam oldu. Takımda da sürekli yer bulamadığım için görünür olamadım. Avrupa takımları sürekli oynayan oyuncuları izleyip karar verdikleri için transfer teklifi de alamadım. Maalesef benim böyle bir serim olmadı.

Yıllarca bu seriyi yakalamanın hayalini kurmak ve beklemeye devam etmek seni yıpratmadı mı? 
Kalecilik sahada tek mevki olduğu için bu, mesleğin bir gereği. Son iki sezonumda sezona ben başlamıştım ama devamı kısmet değilmiş. Bu konuda biraz kaderciyim. Günü yaşamaya çalışıyorum. Hayatın her zaman başka bir kapı açtığına inanıyorum. Bursaspor’un bana geleceğim için daha çok kapı açacağını düşünüyorum.

Fenerbahçe’de kalecilik konusunda bir zincir var. Engin İpekoğlu, Rüştü Reçber, Volkan Demirel ve Volkan Babacan’ın da ayrılmasından sonra herkes senin kaleye geçeceğini düşünürken ayrılmayı tercih etmen herkesi çok şaşırttı…
Fenerbahçe’yle sözleşmem bittiğinde benimle yeniden bir görüşme yapılmayacağı söylendiği için ben de farklı bir yol çizdim.

Seninle aynı yaşta olup da Türk sanat müziği dinleyen başka birini tanıyor musun? 
Futbolcu olmayan arkadaşlarım dinliyor. Sakinleşiyorum, daha huzurlu hissediyorum. Aslında dinlediğim müzik ruh halime göre değişir. Mesela maça giderken Türk sanat müziği dinlemem.

Bursaspor’a transfer olduktan sonra da ruh halin değişti mi? Yıllardır süren bir durağanlıktan çıktın, farklı bir şehirde, farklı bir heyecan yaşıyorsun…
Takım değiştirmek beni değiştirmez. Ben yine aynı kişiyim. Şanslı olduğum bir konu da gezmeyi çok sevmemem. İstanbul’da Etiler’e, Bebek’e dair bir geçmişim olmadığı için Bursa bana güzel geliyor. En azından trafik çilem bitti. Odak noktam çalışma olduğu için evcimen bir insanım.

“Genelde sevindiğim değil, üzüldüğüm anlar hafızama kazınır”

İskender Pala’nın Mihmandar okuyormuşsun. En çok etkilendiğin tarih figürü kim?
Hiç düşünmedim, ilginç bir soru. İstanbul’un fethini anlatan bir kitap okuduktan sonra tarih kitaplarına ilgim artmıştı.

Türk sanat müziğinde tercihin kimlerdir? 
Altyapısında ud ve klarnet olan bütün şarkıları severim. İki enstrümanın da sesine bayılıyorum.

Sen hiç çalmayı denedin mi? 
Bugüne kadar sadece gitar çaldım ama amatörce. Bursa’da vaktim olursa klarnet ve ud çalmayı denemek istiyorum (Bu sırada havada uçan sineği sol eliyle tokatlıyor).

Edwin van der Sar’a olan hayranlığın devam ediyor mu? 
Eskisi gibi değil tabii ama ondan çok faydalandım. Görsel çalışma diye bir şey var. İzlediğiniz kalecinin yaptığı hareketlerden, topsuz alanda yaptıklarından, mimiklerinden kendinize dersler çıkarabilirsiniz. Görsel anlamda çabuk kavrayabiliyorum. Bu konuda şanslıyım. Gördüğümü unutmam.

Hayatının en unutulmaz görüntüleri hangileri? Seni çok sevindiren bir hediye, bir kupa, yaptığın önemli bir kurtarış… 
Genelde sevindiğim değil, üzüldüğüm anlar hafızama kazınır. O yüzden bunu hayat anlamında konuşmak hoşuma gitmiyor. Annemle ilgili hatırladığım şeyler var, konuşmak istemiyorum. Futbolla ilgili de unutulmaz anlarda başrolde olmadığım için bunu kariyerim bittiğinde konuşalım. Büyük hayallerim ve hedeflerim var, hayallerimden hiçbir zaman kısmadım.

Hayatını temelden değiştiren şeyler neler oldu? Bir söz, bir an, bir insan…
Hayatımın başlangıcı küçük yaşta aldığım kaleci olma kararıydı. Annemin vefatından sonra da hayata bakış açım değişti. İnsanlar kendi başlarına gelmeyince anlayamıyor ama kötü bir şey yaşadığınızda hayatın ne kadar boş bir şey olduğunu anlıyorsunuz. Öyle yaşamaya başladığınızda başkaları aynı kalmaya devam ediyor. Annemin kaybından sonra bu şekilde değiştim. Yarının ne olacağını bilmiyorsunuz, anı yaşamak en doğrusu.

Geçmişte pişman olduğun bir şey yaptın mı?
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.

2010-11 sezonunda şampiyonluk için yarıştığınız Trabzonspor’un penaltısını kurtardığın maç kariyerinin en önemli maçı olabilir mi? 
Her zaman daha iyisini yapabileceğimi düşündüğüm için eski günlerle kendimi avutmak istemiyorum. Aklımda hep olabileceğim en iyi yer var.

Neresi orası? 
Manuel Neuer’in olduğu yer. Dünyanın 1 numarası şu an o. Benimki belki uçuk bir hayal ama kaderimde o varsa yaşayacağım. Eğer olmazsa elimden gelen her şeyi yaptım demek isterim.

“Tanımadığım insanlar benimle futbol konuşmak istediğinde ‘Futboldan anlamam’ diyorum”

Kariyerinin en mutlu olduğun anı hangisiydi? 
Ben aslında mutlulukları çok yaşayamıyorum. Bilmiyorum, öyle bir yapım var. Bazen uyumadan önce takımımın Süper Lig kupasını, Dünya kupasını, Şampiyonlar Ligi kupasını penaltılarla kazandığını hayal ediyorum. Bir gün böyle bir şey yaşasam o anın huzuru bana yeter ve sevinç gösterisinde bulunmam diye düşünüyorum. Bugüne kadar sahadan galip ayrıldığımız her maçta böyle oldu en azından. Görevimi iyi yaptığımda yaşadığım huzurla tatmin oluyorum.

Bu, hayata bakış açının değişmesinin sonucu mu? Yoksa hep böyle miydin?
Küçükken belki anlayamadım ama şimdi geri dönüp baktıkça anlıyorum ki annem benim için çok fedakarlıklar yapmış. Yıllarca beni her sabah bıkmadan antrenmanlara götürmüş. Bir kere de şikayet ettiğini hatırlamıyorum. Şu anda Süper Lig’in bir parçasıysam bunu yağmurda, karda benden bıkmayan anneme borçluyum. Yıllarca kirada oturduk, aileme evi ben aldım. Annem bunu göremedi ama aslında bu onun emeğiydi. Onu 2011 yılında kaybettim.

Kulüp ve sahalar dışında futbol konuşmadığını söylemişsin. Ne konuşursun? 
İlkokuldan beri beraber olduğum iki arkadaşım var. Futbol konuşmak yasak gibi bir kuralımız yok ama zaten başka konularımız oluyor. Tanımadığım insanlar benimle futbol konuşmak istediğinde “Futboldan anlamam” diyorum.

Milli takıma seçilmeni Fenerbahçe’nin yerli kaleci kontenjanından girdiğini düşünerek eleştirenler oldu. Bu geleneğin işini kolaylaştırdığını düşünüyor musun? 
İstediklerini düşünebilirler. Milli takımda üç teknik direktör gördüm. Guus Hiddink zamanından beri gidiyorum. Üç hocanın da beni Fenerbahçe’de oynadığım için tercih ettiğini sanmıyorum. Bir şeyler göstermiş olmalıyım ki oraya gitmişim. Bu yüzden bunlara hiç takılmadım, takılmam da. Her şeye olumlu tarafından bakıp, alabildiklerimi almaya çalışıyorum. Mesela Fenerbahçe’ye 2001 yılında girdim. Yaşadığım her günün bana kattığı bir şey var. Fenerbahçe’de de sabretmeyi öğrendim.

Röportaj Hilal Gülyurt Fotoğraf Barış Tekin  FourFourTwo Arşiv

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply